Dünya Ehli ve Ahiret Ehli

Yazar: beytül ahzan Tarih: 1 Haziran 2010 3.6K kez okundu Ahlak ve İrfan Yorum Yok
Bu yazıyı değerlendirin

 /></p> <p style=

Bismillehirrahmenirrahim

Bu yazıda “Rabbani Öğütler”  (Musa Aydın) kitabındaki “Allah’ın Hz. Peygamber’e (saa) öğütleri” bölümünde Allah’ın Peygamber’e (saa)  dünya ehli ile ahiret ehli hakkında söylediği sözleri aktaracağım:

“Ya Ahmed, dünya ve onun ehline buğzet, ahiret ve onun ehlini de sev.”

Resulullah (saa) “Ya Rabbi, kim” dedi, “bu dünya ehliyle ahiret ehli?” Allah-u Teâlâ buyurdu ki:

Dünya ehli, yemesi, gülmesi uykusu ve gazabı çok, rızası ise az olan kimsedir. Birine kötülük yaptığında özür dilemez, özür dileyenlerin de mazeretini kabul etmez. İtaatte tembel, masiyet zamanı ise cesurdur. Arzusu uzun, ölümü yakındır. Kendisini hesaba çekmez, (halka) yararı az olur, çok konuşur. Allah’tan korkusu az olur, yemek zamanında çok sevinir. İşte dünya ehli zorluklarda bana şükretmez, belalarda sabretmezler. Halkın çok olan şeylerini küçük-az sayarlar, yapmadıkları şeylerle kendilerini överler. Kendilerine ait olmayan bir takım şeylerle iddiada bulunur, arzu ettikleri şeyleri dile getirirler. Ve de onlar halkın kötülüklerini söyler, iyiliklerini gizlerler.”

Resulullah (saa) “Ya Rabbi” dedi, “dünya ehlinde bundan başka kusurlar da var mı?” Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu:

“Ya Ahmed, dünya ehlinin kusuru çoktur; cahillik ve ahmaklığı onlarda bulursun. Onlar ilim aldıkları kimselere karşı tevazu göstermezler. Kendilerini akıllı sanırlar ama ariflerin yanında ahmak işte onlardır.

**

“Ya Ahmed, hayır ve ahiret ehlinin (şa’nına gelince), onların yüzü ince ve hafif olur. (Allah’a karşı) hayâları çok, ahmaklıkları ise az olur. Faydaları çok, hileleri azdır. Halk onların elinden rahatlıktadırlar ama onlar halkın elinden birçok zorluğa katlanmaktadırlar. Sözleri ölçü üzeredir. Kendilerini hesaba çeker, nefislerini zahmete düşürürler. Gözleri uyusa da kalpleri uyumaz. Gözleri ağlar, kalpleri zikreder. Halk gafillerden yazıldıklarında onlar zakirlerden (zikredenlerden) yazılırlar.

Nimetin başında hamd, sonunda ise şükrederler. Duaları Allah’ın indinde yücedir, sözleri işitilir. Melekler onlarla övünürler. Onların duası (nuranî) hicapların altında dönüp dolaşır. Anne evladını sevdiği gibi Rabb’leri de onların sözünü duymayı sever. Bir an bile bir şey onları Allah’tan alıkoymaz. Yemeğin, sözün ve elbisenin fazlasına ilgi göstermezler. Halk onların gözünde ölüdür ancak Allah’ı Hayy (sağ, diri), Kayyum (koruyan, tutan, gözetleyen) ve Kerim bilirler. Onlara yüz çevirenleri lütuf ile çağırırlar, onlara yönelenlere ise birçok ihsan ve iyilikte bulunurlar. Artık dünya ve ahiret, onların yanında eşit duruma gelmiştir. Halk bir defa ölür ama onların her biri nefisleriyle cihad ettiklerinden, her gün yetmiş defa ölürler. Bir rüzgar estiğinde onları şiddetle ırgalar sarsar; ama benim huzurumda durduklarında sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibidirler. Onların kalbini hiçbir yaratığa meşgul olmuş şekilde görmem.

Kendi izzet ve celalime andolsun ki, ruhları bedenlerinden çıktığında onları güzel ve pak bir hayatla diriltirim; ölüm meleğini onlara musallat kılmam; onların ruhunu ancak kendim alırım; göğün bütün kapılarını onların ruhu için açarım; cennetlere süslenmelerini, hurilere bezenmelerini, meleklere dua etmelerini, ağaçlara meyve vermelerini ve cennet meyvelerine eğilmelerini emrederim. Sonra Arş’ın altında bulunan rüzgârlardan birine kâfur ve keskin kokulu miskten olan dağları taşımalarını, onların da ateşsiz yakıt olmalarını ve o kulumun huzuruna varmalarını emrederim. Benimle onun ruhu arasında hiçbir perde kalmaz. Ruhunu aldığımda ona “Merhabalar olsun sana, hoş geldin.” derim. “İzzetli, müjdelenmiş, rahmet ve rızvana erişmiş olarak yücel.” Onlar için, içinde tükenmez nimet bulunan cennetler vardır. Onlar cennetlerde ebedi olarak kalıcıdırlar. Muhakkak ki, en büyük mükâfat Allah katında olandır. Keşke meleklerin onun ruhunu nasıl birinin alıp diğerline verdiğini görseydin.”

“Ya Ahmed, ahiret ehli Rabb’lerini tanıdıklarından beri yemek onlara lezzet vermemiş, hatalarını tanıdıklarından beri hiçbir müsibet onları kendine meşgul etmemiştir. Hatalarını ağlar, (hayır işleri yapmak için) kendilerini zahmete düşürürler ve nefislerine dinlenme fırsatı vermezler. Cennet ehlinin gerçek rahatlığı ölümdedir; abidlerin dinlenme yeri ancak ahirettir. Yanaklarına dökülen gözyaşlarıyla üns kurar; sağlarında ve sollarında bulunan meleklerle oturup, dururlar ve Arşın üstünde olan Celil Allah ile raz-u niyaz ederler. Gerçekten ahiret ehlinin kalplerinin içinde şu yara yerleşmiştir ki: “Ne zaman fenâ evinden kurtulup bekâ evine kavuşmakla rahatlayacağız.”


Yorum Bırak