İmam Humeyni’den (ra) İrfani Nasihatler

Yazar: beytül ahzan Tarih: 18 Şubat 2010 4.5K kez okundu Ahlak ve İrfan 1 Yorum
İmam Humeyni’den (ra) İrfani Nasihatler
Bu yazıyı değerlendirin


Bismillahirrahmanirrahim.

İrfani ve Manevi Nasihat ve Destur-ul Ameller

1.Nasihat: Tefekkür
Ey şaki nefis! Uzun yıllar boyunca ömrünü nefsanî şehvetler peşinde harcadın ve hasretten başka bir şey nasibin olmadı. Biraz kendi haline acısan, malik-ul muluk’tan hayâ etsen, biraz asli maksat yolunda yürüsen ki o,ebedi hayat ve daimi saadetin sebebidir. Ve daimi saadeti birkaç günlük fani şehvetler uğruna satma ki, o, büyük zahmetler neticesinde bile elde edilmiyor.

2.Nasihat: Kesb-i irade
Ey aziz!
Azim ve irade sahibi olmak için çalış ki Allah muhafaza, eğer azimsiz bir şekilde bu dünyadan hicret edersen, şekil itibariyle insan, ama beyinsiz biri olursun ki, o âlemde insan suretinde haşr olunmazsın, zira o âlem, bâtının açığa çıktığı ve siretlerin zuhur ettiği bir yerdir. Ve günahlara karşı cüretli olmak, insanı yavaş yavaş azimsiz kılar ve bu değerli cevheri insandan çalar…
Öyleyse ey birader!
Günahlardan uzaklaş ve azimle Allah’a doğru hicret et ve zahirini insan zahiri kıl ve kendini şeriat erbabının sülukunda karar kıl. Ve bu yolda seninle beraber olması için Allah Tebarek ve Teala’dan gizlice yardım iste, Resulü Ekrem ve Ehli beytini şafi karar kıl ki, Allah sana Tevfik inayet etsin ve senin elinden tutsun.

3. Nasihat: Tazarru
Öyleyse ey aziz!
Düşün ve bir çare ara, kendi kurtuluşun için bir vesile bul. Rahman ve Rahim olan Allah a sığın. Ve karanlık gecelerde, tazarru ve yalvarmalarla o zat-ı mukaddesten, sana bu nefisle cihat yolunda, inayet de bulunmasını iste ki, İnşallah galip gelesin ve nefis memleketini rahmani edebilesin. Ve şeytanın askerlerini dışarı atıp, evi gerçek sahibine veresin ki, ilahi saadet, behcet ve rahmetler sana eta edilsin.

4.Nasihat: Yol tanıma
Dikkat et ey aziz!
Kulağını ve kalbini aç ve himmet et ve kendi bedbahtlığına acı. Belki kendini insan suretine getirebilir ve bu âlemden insan suretinde gidebilesin. Ancak o zaman kurtuluş ve saadet ehli olursun. Sanma ki bunlar sadece nasihat ve hitabelerdir, bunların hepsi, büyük filozofların delilleri, riyazet ehlinin keşifleri, sadıkların ve masumların haberlerinin neticesidir.

5.Nasihat: Dünyevi lezzetler
Ve ey aziz!
Her an Allah Tebarek ve Teala dan, onun dergâhında, güç iste, yardım iste.
…ben acilen âli cenap için hayalimde farz ediyorum_ki bir mayası da yoktur_yüz elli senelik bir ömür, şehvet gazap ve şeytanet vesilelerinin tamamı hazır ve farz ediyorum ki, senin için hiçbir olumsuzluk da söz konusu olmasın ve hiç bir şey senin maksadının aksine olmasın. Acaba rüzgâr kadar çabuk geçen bu kısacık zamandan sonra senin akıbetin ne olacak? Acaba bu lezzetlerden ebedi hayatın için ne biriktirdin?
Çaresizlik, fakirlik ve yalnızlığın için, kıyamet ve berzahın için, Allah ın melekleri evliya ve enbiyalarıyla mülakat için, neyin var, birtakım çirkin ve münker amellerden başka? Ki onların asli suretini berzah ve kıyamette sana verecekler ve o suretlerin ne olduğunu Allah Tebarek ve Teala’dan başka kim bilebilir?

6.Nasihat: İlahi azap
Ey aziz!
Ulum-u âliye de sabit olunduğuna göre “şiddetin mertebeleri sınırsızdır.” Sen ve bütün akıl sahipleri, azabın şiddetini ne kadar tasavvur ederseniz edin ondan daha şiddetlisi de mümkündür. Filozofların delillerini görmemiş ve riyazet ehlinin de keşfine inanmıyor olabilirisin. Ama hamt olsun ki sen müminsin ve enbiyaları sadık bilirsin. Sen ki, bizim muteber kitaplarımızda yer alan ve bütün imamiye ulemasının kabul ettiği rivayetleri doğru buluyorsun. Sen ki, muttakilerin mevlası, müminlerin emiri Hz. Ali’nin münacatını gördün, sen ki, sacitler seyidinin münacatını Ebu Hamza duasında gördün. Birazcık onların mazmunu hakkında düşün, onlar üzerinde biraz tefekkür et. Uzun bir duayı manasına dikkat etmeden, tefekkür etmeden aceleyle okuman gerekmiyor. Ben ve sizler seyyid-us-sacidin’in haline sahip değiliz ki, o uzun duayı tam bir maneviyatla okuyalım. Bir gecede o duanın dörtte birini, üçte birini, hal ile oku mazmununda tefekkür et, şayet maneviyat bulabilesin. Bunların hepsinden öte, kuranı kerim üzerinde tefekkür et ve nasıl bir azap vaat ettiğini gör, öyle ki cehennem ehli azabın şiddetinden malikten kendilerini öldürmelerini isterler. Heyhat ki işin içinde ölüm yoktur.

7.Nasihat:İlahi ayetlerin manasına teveccüh
Azizim, doğru tefekkür et! Kuran_Allah muhafaza_hikâye kitabı değil. Sizinle şaka etmiyor. Bak ne söylüyor? Bu nasıl bir azaptır ki, sevdiklerimizi bize unutturuyor, hamilelere düşük yaptırıyor? Acaba bu nasıl bir azaptır ki, Allah Tebarek ve Teala, o azametiyle, onu şiddetle, bir başka yerde azametle vasf’ediyor. Azametinde had ve sınır olmayan, izzet ve saltanatında intiha olmayan Allah Tebarek ve Teala onu şiddetle vasfederse, acaba nasıl bir şeydir? Allah bilir senin ve benim aklım ve beşerin tamamının aklı, tasavvurundan acizdir.

8.Nasihat: Gaflet etmek
Eyvah bize!
Ve bizim gafletimize! Eyvah bize ve ölüm sekeratımızın şiddetine. Eyvah bizim berzahtaki halimize ve onun zorluklarına, kıyamette ve onun karanlıklarına, eyvah bizim cehennemdeki halimize ve onun azaplarına.

9.Nasihat: Cehennemin ispatı
Ey aziz!
Cehennemin varlığı ve onun elim azabı, bütün dinlerin zaruretlerinden ve açık delillerdendir, keşif ehli ve kalp erbabı bu âlemde onun numunelerini görmüşlerdir. Doğru bir şekilde tasavvur ve tedebbürde bulun…
Eğer sıhhatine ihtimal versen bile, deliler gibi kendini çöllere atmamalısın. Ne oldu da biz bu kadar cehalet ve gaflet uykusundayız? Masum imam, Ali bin Hüseyin’in(as) ağlama ve sızlamaları, münacat ve feryatları insanın kalbini paramparça ediyor. Bize ne oluyor da hiç utanmadan, rububiyet huzurunda, ilahi hürmet ve sınırları çiğniyoruz?

10.Nasihat: Nefsin ıslahı
Bil ki ey aziz!
Uykudan uyan. Gafletinden kurtul ve himmet kemeri kuşan. ve vaktin olduğu sürece fırsatları ganimet bil, ve ömrün olduğu sürece, senin gücün senin tasarrufun altında olduğu sürece, ve gençliğin var olduğu sürece, kötü ahlaklar sana galip gelmeden ve rezil melekeler sana galip gelmeden bir çare ara ve fasit ve kötü ahlaklarını yok etmek için bir ilaç bul. Şehvet ve gazabını itfa etmek için bir yol bul
.

11.Nasihat: Allah’a müteveccih olmak
Öyleyse ey aziz!
Batıl bir hayal için, zayıf kulların cüz’i bir sevgisi için, zavallı kişilerin ufacık bir ilgisi uğruna kendini ilahi hışmın ve gazabın muhatabı kılma. Ve o ilahi muhabbetleri, o sınırsız kerametleri, rububiyetin o,lütuf ve kerametlerini, hiçbir eseri olmayan ve hasret ve pişmanlıktan başka hiçbir meyvesi olmayan, insanların nezdinde ki bir sevgi uğruna satma. Kesp âlemi olan bu âlemden elin kesilip amel defterin kapandığında, artık pişmanlığın bir neticesi ve dönüşün bir faydası yoktur… Ey zavallı! Sen ki nefsinin kulusun, senin kalbinde şeytan ve cehalet tasarruf etmekte ve hakkın tasarruf elini kalbinden kestiğine göre nasıl bir imana sahipsin ki mutlak saltanat ve hakkın tecellisine şamil olasın? Öyleyse bil ki, bu halde olduğun sürece ve bu kendini ön plana çıkarma rezilliği sende olduğu sürece sen Allah a kâfirsin ve münafıkların yolunda sayılırsın. Her ne kadar kendini Allah a karşı Müslüman ve Mü’min saysan da.

12.Nasihat: İhlâslı olmak
Öyleyse ey aziz!
İyi ismi Allah’tan iste. İnsanların kalbinin seninle olmasını kalplerin sahibinden iste. Sen işini Allah için yap. Allah uhrevi kerametler ve o âlemin nimetlerine ilaveten bu dünyada da sana kerametler ihsan edecektir. Seni sevgili kılacaktır. Senin kalplerdeki yerini ziyadeleştirecektir. Seni her iki dünya dada yüceltir. Ama eğer yapabilirsen, zahmet ve mücadeleyle, kalbini bu sevgiden de tamamen temizle. Batını sefalaştır ki, amelin bu cihetten halis olsun ve kalbin hakka yönelsin. Ruhun arınıp, nefsin kudreti bertaraf olabilsin. Zayıf insanların sevgi ve düşmanlığının ve onların yanında isim ve şöhret sahibi olmanın ne faydası var? Farz edelim faydası olsa bile, birkaç günlük naçiz ve cüzi bir faydadır. Hatta bu sevgi, insanın akıbetini riyaya götürebilir ve Allah muhafaza, insanı müşrik, kâfir ve münafık edebilir. Eğer bu âlemde rezil olmasa da, o âlemde, ilahi adalet, huzurunda, Salih kulların, büyük enbiyaların ve mukarrep meleklerin yanında rezil olur, başı önünde ve zavallılaşır. O günün rezilliğinin nasıl bir rezillik olduğunu bilmiyorsun. Öyle bir huzurda, yenik durumda olmanın nice zulmetleri ardından getirdiğini Allah bilir. İşte öyle bir günde, Allah kelamı kâfirin sözünü şöyle açıklar: “Keşke toprak olsaydım”ama artık faydası yoktur.
Ey zavallı! Sen insanların nezdinde ki cüzi bir muhabbet, faydasız bir şöhret için, o kerametlerden vazgeçtin. Allah rızasını elden verdin ve kendini ilahi gazabın muhatabı karar kıldın…

13.Nasihat: Nefsin amellerine dikkat
Ey aziz!
Uyan! Gaflet ve sarhoşluğu kendinden uzaklaştır, öbür âlemde senin amellerini tartmadan önce, sen akıl mizanında amellerini tart. Senden hesap sormadan önce, sen kendini hesaba çek. Ve kalp aynanı şirkten, nifaktan ve iki yüzlülükten temizle. Onu, öbür âlemin ateşlerinin dahi temizleyemeyeceği, şirk ve küfür zengarlarının sarmasına izin verme. Fıtrat nurunun küfür zulmetine dönüşmesine izin verme. “Allah’ın insanları üzerine yarattığı fıtrat” (2)Bu fıtratın zayi olmasına izin verme. Bu ilahi emanete bu kadar ihanet etme. Kalp aynanı temizle ki, hak cemalin nuru onda tecelli etsin ve seni âlem ve âlemdeki her şeyden biniyaz kılsın. Ve kalbinde alevlendirdiğin ilahi muhabbet ateşi, bütün muhabbetleri yaksın, öyle ki onun bir anını dahi bütün âlemlere değişmeyesin ve öylesine bir lezzet alasın ki, onu yâd edip zikretmekle bütün hayvani lezzetleri oyuncak bilesin. Eğer bu makamın ehli değilsen ve bu mana sana ilginç geliyorsa, en azından Kur’an-ı Kerim’de geçen ve masumlarında kendisinden haber verdiği o ilahi nimetlerden kendini mahrum etme. Kaç günlük evhamınla, insanların kalplerini celp etmek vasıtasıyla o kadar sevapları zayi etme. O kerametlerin hepsinden kendini mahrum etme. Ve ebedi saadeti daimi şekavet’e satma.

14.Nasihat: Amellerde dikkat
Ey aziz!
Uyan ve gaflet pamuğunu kulaklarından çıkar ve gaflet uykusunu gözlerine haram kıl ve bil ki Allah seni kendisi için yaratmıştır. Kutsi hadis de buyrulduğu gibi: “Ey insanoğlu varlıkları senin için senide kendim için yarattım.” Yani ey insanoğlu her şeyi senin için yarattım ve senide kendim için yarattım. Senin kalbini kendi menzilim kıldım, sen ve senin kalbin, ilahi namuslardan biridir. Hak Teala namusuna karşı gayretlidir. Hak Teala’nın namus perdesini bu kadar yırtma. El uzatmayı reva görme. Hak Teala’nın gayretinden kork ki, seni bu âlemde öyle bir rezil eder ki, ne kadar istesen bile düzeltemezsin. Evliyanın, onlar vasıtasıyla hakka benzediği ahlaki faziletleri haktan başkasına teslim ediyorsun, kalbini hakkın düşmanına teslim ediyorsun ve kendi melekût batınında şirk koşuyorsun. Hak Teala’nın, senin memleket namusunu yırtmasına ilaveten, seni büyük nebiler ve mukarrep meleklerin yanında da rüsva ve rezil etmesinden de kork. Seni bu âlemde muftezeh edebilir seni asla telafi edilmeyecek fezihete müptela eder ve asla yamanmayacak bir şekilde ismetini yırtabilir. Hak Teala “set tar”dır ama “ğuyur”durda. “erhemurrehimin”dir ama “eşeddul muagibindir”de. Örter ama haddini aşmadığın sürece. Allah muhafaza bu büyük iş ve nahencar rezillik, gayreti sitr e galebe ettirebilir. Hadiste de duyduğumuz gibi. Öyleyse, biraz kendine gel ve Allah’a dön, ona dönüş yap ki Allah rahimdir ve bağışlamak için bahane arıyor. Eğer dönüş yaparsan, geçmiş ayıplarını bağışlayıcılığıyla örter ve kimsenin ondan haberdar olmasına izin vermez, seni fazilet sahibi kılar ve kerime ahlakları sende mütecelli eder. Seni kendi sıfatlarının aynası kılar ve senin iradeni o âlemde işler hale getirir. Onun kendi iradesinin bütün âlemlerde nafiz olması gibi. Hadiste nakledildiği gibi: Cennet ehli karar kılındığı zaman, Allah tarafından onlara bir mektup gelir ki mazmunu şöyledir: Ölümsüz ve ebedi yaşam sahibinden, ölümsüz ve ebedi yaşam sahibi olana. Ben her neyi olması için irade etsem ona derim ki ol, oda olur. Senide bu gün öyle karar kıldım ki, her neyi irade edersen emret, olur. Bu kadar bencil olma, sen iradeni hakka teslim et ki zat-ı mukaddeste seni kendi iradesinin mazharı kılsın. Seni bütün işlerde mutasarrıf kılsın. Ahirette icat memleketini senin kudretin altında karar kılar. Ve bu batılın gayri tefvizidir. Kendi yerinde malum olduğu gibi.
Bil ki ey aziz! Sen bilirsin, ister bu yolu seçersin ister öbürünü, Allah bizden ve bütün mahlûkattan niyazsızdır. Bizim ve bütün âlemi mahlûkatın ihlâsından niyazsızdır.

15.Nasihat: Nefsin muhasebesi
Öyleyse ey aziz!
İşlerinde dakik ol, her amelinde nefsini hesaba çek ve onu bütün işlerinde istintak et ki, acaba attığı adımlar hayır ve şerefli işler için ne ölçüdedir? Gece namazı hakkında sormasının sebebi nedir? Yâda onun izkarını tahvil etmek? Allah için mi bir meseleyi anlamak yâda anlatmak istiyor? Yâda kendini bu işin ehli olarak mı göstermeye çalışıyor? Neden gittiği ziyaret seferini her fırsatta millete anlatmaya çalışıyor? Hatta sayısına kadar. Neden gizlice verdiği sadakalardan kimsenin haberdar olmamasına razı olmuyor? Her hangi bir sohbet anında bir yolunu bulup mutlaka bahsediyor? Eğer Allah içinse ve onu izhar etmekle, insanların kendisine teessi etmelerini, “iyiliğe emretmek o işi yapan gibidir” amaçlıyorsa, açıklamak iyidir. Böylesine temiz bir fıtrata ve temiz bir kalbe sahip olduğu için Allah a şükretmelidir. Ama nefis münazarasın da şeytanın onu kandırmamasına, riya amelini mukaddes bir surette ona yedirmemesine dikkat etmelidir. Eğer Allah için değilse, bu izharı terk etmelidir, bu “sum’e” dir ve riyanın melun şeceresindendir ve Allah u Mennan onun bu amelini kabul etmeyecek ve onu siccine atmalarını emredecektir. Nefsin hilelerinden Allah a sığınmalıyız ki onun hileleri çok dakiktir. Ama icmalen bilmeliyiz ki, bizim amellerimiz halis değil.

16.Nasihat: Nefsi kınama
Vay o kimselerin haline ki, itaat, ibadet, Cuma ve cemaat, ilim ve diyanet ehlidirler de, Ahiret sultanı çadır kurduğu zaman göz açtıklarında, kendilerini büyük günahların ehli, hatta küfür ve şirk ehlinden daha kötü görürler ve amel defterleri daha siyah olabilir.
Vay o kimseye ki, namaz ve ibadetleriyle cehenneme girsin. Vay o kimseye ki, onun sadaka, zekât, oruç ve namazı öyle suretlerde olsun ki onlardan daha kötüsü tasavvur dahi edilemesin. Zavallı sen müşriksin. Allah kendi fazlıyla, muvahhid ama günahkâr isyancıları bağışlar inşallah, amma ve lakin eğer tövbe etmeden ölürlerse müşrikleri bağışlamayacağını buyuruyor.

17.Nasihat: Muhlis muvahhit
Şimdi ey aziz:
Düşün ve kendin için bir çare bul ve bil ki, bu fakir halkın yanında şöhret sahibi olmanın hiçbir değeri yoktur. Serçe bile yese doymayacak kadar küçük olan, bu insanların kalbinin hiçbir değeri ve kabiliyeti yoktur. Güç sadece rububiyetin kutsal dergâhında bulunur. Ve mutlak fail ve musebbibil esbap o zatı mukaddestir. Mahlûkatın tamamı, bir sinek yaratmak için sırt sırta verseler, gene de başaramazlar. Eğer sinek onlardan herhangi bir şey çalacak olsa, geri alamazlar bile. Güç Allah katındadır. O bütün mevcudat üzerinde müessirdir. Her türlü riyazet ve zahmetle, akıl kalemiyle, kalbine şöyle nakşetmelisin: La müessire filvucud illa Allah “ Vücut âleminde Allah an başka müessir yoktur.”

18. Nasihat: Dua ve iltica
Her halukar da, bütün vakitlerde, özellikle yalnız olduğun zamanlarda, tezerru ve istikanet, acz ve mezellet ile bağışlayıcı olan Allah dan, seni tevhit nuruna hidayet etmesini iste. Ve senin kalbini, barigei gaybi, yek bini yek perestiyle münevver kılsın ki bütün âlemlerden halas olup her şeyi bir hiç bilesin. Ve tazarru ile o zatı mukaddesten, seni, halis kılmasını ve hulus ve iradet yoluna hidayet etmesini iste.
…Bir müddet kalbine dikkat et, amel davranış, hareket ve sekenatlarını, dikkate alıp, kalbinin gizliliklerini teftiş et. Ve onu ciddi bir şekilde hesaba çek, dünya ehlinin, kendi ortaklarından hesap sorduğu gibi.

19.Nasihat: Ucb
Ey zavallı mümkün!
Kendinden ve kendinle yaratanın arasındaki nisbetten bi haber! Ey malikul muluka karşı olan vazifesinden gafil olan bedbaht mümin! Bu kadar bedbahtlığımıza sebep olan ve bizi bu kadar karanlık ve zulmetlere mubtela eden şey, bizim cehalet ve bilgisizliğimizdendir. İşin bozukluğu başlangıç noktasından, suyun bulanıklığı kaynağındandır. Bizim marifet gözümüz körleşmiş ve kalbimiz ölmüştür. Bu bütün musibetlerin sebebidir ve ıslah etmeye de yanaşmıyoruz. Allah muhafaza, eğer Allah adaletiyle insanlarla muamele etmeye kalkarsa, varlığın evvelinden ahirine kadar, kimse kurtuluşa eremez… Mümkün-ul vucudun, kendisinden kaynaklanan ne gibi bir kemali var ki, kemal furuşluk eder? Ne kadar gücü var ki amel furuşluk eder? Biz zavallılarızki, cehalet, bilgisizlik, gaflet ve kendini beğenmişlik perdesi, kalp ve kalıbımızın günah perdesi, göz ve kulağımızı, aklımız ve fikrimizi ve sair azalarımızı, öyle bir şekilde sarmış ki, hakkın kahır saltanatı karşısında arzı endam edip, kendimiz için istiklal ve şey’iyyetliğe kail oluyoruz!

20.Nasihat: Nefse tapma
Ey zavallı!
İlahi marifetlerden habersiz, şehvet ve gazabının iradesinden başka bir şey anlamıyorsun. Sen, Zikir ve virde, müstehap ve vacibatlara, dikkat eden, mekruhat ve haramları terk eden ve iyi ahlakla ahlaklanan ve kötü ahlaklardan içtinap eden mukaddes! Yaptığın işleri insaf terazisine koy, nefsanî şehvetlerine ulaşmak, zümrüt tahtlara oturmak, cennetin güzel dilberleriyle beraber olmak, altından ve ipekten yapılmış cennet elbiseleri giyinmek ve güzel manzaralı cennet köşklerinde oturmak ve nefsanî arzulara ulaşmak için yaptığın işleri insaf terazisine koy! Acaba bencillik ve nefis perestlikten başka bir şey olmayan bunların tamamını, Allah a nispet edip, hak perestlik diyebilir miyiz? Acaba senin, ücret karşılığında çalışan işçiden ne farkın var ki o işçi, bu işi sırf iş sahibinin menfaati için yapıyorum dese yalanlanmaz mı? Acaba sen, Allah a yakınlık için namaz kılıyorum demekle yalancı olmuyor musun? Acaba senin bu namazın Allah a yakınlaşmak için mi, yoksa cennet kadınlarına yaklaşmak ve nefsanî arzularına ulaşmak için mi? Açıkça söyleyeyim, Allah arifleri ve Allah velileri katında, bizim bu ibadetlerimizin tamamı büyük günahlardandır. Zavallı! Hak celle celalin ve onun bütün mukarrep meleklerin huzurunda, Allah rızasına aykırı hareket ediyorsun ve hakka yakınlığın miracı olan ibadeti, nefsi emmare ve şeytan için yapıyorsun. İşte o zaman birde hayâ etmeden, ibadetinde, rububiyet ve mukarrep meleklerin mahzarında bir sürü yalan söylüyor, iftiralar ediyor ve birde minnet koyuyorsun. Ucb ve tedellulda bulunuyorsun, üstelikte utanmıyorsun… Öyleyse şu neticeye varıyoruzki, bizim bütün işlerimiz, nefsanî lezzetler ve şehvetler içindir. Biz karın perest ve şehvet perestiz. Lezzetleri, daha büyük lezzetlere kavuşmak için terk ediyoruz. Vech-i nazar ve kıbleyi amalimiz, şehvetimizin genişliğini yola koymak içindir. İlahi yakınlığın miracı olan namazı, cennet kadınlarına yakınlığı elde etmek için kılmak istiyoruz. Allah a yakınlıkla bir alakası yoktur. Emre itaatten değildir. Allah rızasından binlerce fersah uzaktadır.

21.Nasihat: Halis ubudiyet
Ey aziz!
Kadın arzusuyla kılınan namaz(ister dünyevi kadınlar olsun ister uhrevi)Allah için değildir. Dünya yâda ahiret amaline kavuşmak için kılınan namazın Allah ile bir alakası yoktur. Öyleyse neden bu kadar nazlanıp işveleşiyor, Edalaşıyorsun ve Allah kullarına hakaret gözüyle bakıyorsun? Ve kendini hak dergâhın haslarından sayıyorsun? Ey zavallı, sen bu namazınla, azaba ve yetmiş zera lık zincire müstehaksın. Öyleyse neden kendini talep kar görüyorsun ve bu talep karlık, tedellul ve ucbun için başka bir azap hazırlıyorsun? Sen memur olduğun amelleri yap ve bil ki Allah için değil. Ve bil ki Allah tafazzul ve tarahhumu ile seni cennete götürecektir. Allah u Teala şirkin bir kısmını, kullarının zaafından dolayı, onlar için hafifletecektir. Gufran ve rahmetiyle, settarlık perdesini onların üzerlerine örtmüştür. Bırak da bu perde yırtılmasın, hakkın gufran hicabı adını ibadet koyduğumuz bu kötülüklerin üzerini örtsün. Allah muhafaza eğer bu sayfa kalkarda adalet sayfası öne çıkarsa, bizim ibadetlerimizin kötü kokusu, günah ehlinin işlediği büyük günahların kötü kokusundan daha az değil.

22. Nasihat: İlahi muhabbet
Ey zavallı!
Sevgililerin halinden habersiz! Ey sevgililerin halinden ve onların kalbinin ateşinden habersiz bedbaht! Ey muhlislerin yangınından ve amellerinin nurundan habersiz gafil bi neva! Sen onlarında amellerinin bizimki gibimi olduğunu sanıyorsun? Sen, müminlerin emirinin namazıyla bizim namazımız arasındaki farkın ‘valazzallin’in meddini biraz daha uzatmak olduğunu mu sanıyorsun! Yâda kıraatinin daha düzgün olması, secde ve rukularının uzun olması, zikir ve vird lerinin daha fazla olması mıdır? Yâda o yüce insanın bir gecede yüzlerce rekât namaz kılması mıdır? Yâ da seyyid-us-sacidinin münacatını senin ve benim münacatımız gibimi sanırsın? O da huriler için armut ve nar için mi bu kadar yanıp tutuşuyordu? Kendilerine yemin dir ‘ ve ennehu le gesemun ezim’ ki eğer sırt sırta verip müminlerin emirinin bir ‘Lailahe illalah’ ını demek isteseler gene de başaramazlar. Vilayet makamına olan şu marifetimden dolayı toprak başıma olsun. Ali bin Ebu Talib’in makamına ant olsun ki, eğer bütün mukarrep melekler ve mürsel nebiler ‘ Hatemul Enbiya hariç, çünkü o Ali ve diğer herkesin mevlasıdır’ eğer onun bir tekbirini demek isteseler gene de başaramazlar. Onların kalplerindeki hali onlardan başka kimse bilemez.

23. Nasihat: Allah’ı dilde istemek
Ey aziz!
Bu kadar Allah’tan dem vurma. Bu kadar ilahi aşk iddiasında bulunma. Ey arif, ey sufi, ey hekim, ey mücahit, ey murtaz, ey fakih, ey mumin ey mukaddes, ey çaresiz giriftar, ey nefsin hilelerine duçar olmuş bedbahtlar, ey nefis sevgisinin amal va amaniylerine giriftar çaresizler! Hepiniz zavallısınız.. Hepiniz ihlâs’tan ve Allah’ı istemekten fersah fersah uzaklardasınız. Kendinize karşı bu kadar hüsnü zanda bulunmayın. Bu kadar işve ve tedellulda bulunmayın. Kendi kalplerinize bir sorun acaba Allah’ımı arıyor yoksa kendi nefsanî isteklerini mi? Muvahhit ve yek talep mi yoksa müşrik mi? Öyleyse bu ucb’lar da neyin nesi? Amellerle bu kadar övünmenin manası da ne? Acaba siz Müslüman ve de şirkten arı mısınız? Acaba namaz ve ibadetlerininiz, ölüm ve yaşamınız Allah için mi? Acaba namazda ‘elhamdulillahi rabbil âlemin’ derken utanman gerekmez mi? Acaba sen bütün hamdları haktan mı biliyorsun yoksa kullardan mı? Hatta onun düşmanları için mi sitayişlerde bulunuyorsun? Senin ‘ya rabbel âlemin’ deyişin yalan değil mi, hâlbuki sen bu âlemde rububiyeti başkası için sabit kılmışsın. Acaba tevbe etmen, utanman gerekmez mi ‘iyyake na’budu ve iyyake nestein’ derken? Acaba sen Allah’a mı ibadet ediyorsun yoksa kendi karın ve heveslerine mi? (ferec) Acaba senin istediğin Allah mı yoksa huril-eyn mi? Acaba sen yalnız Allah’tan mı yardım istiyorsun, yoksa işlerinde nazara almadığın tek şey Allah mı? Ey birader nefsin ve şeytanın tuzaklarına karşı dikkatli ol. Bil ki bırakmaz sen zavallı bir tek halis amel işleyesin. Ve Allahın kendi fazlıyla kabul ettiği bu halis olmayan amellerin dahi bırakmazlar menzile ulaşsın.

24. Nasihat: Gösteriş
Ey aziz!
Sendeki gurur başkalarında da var. Eğer sen alçak gönüllü olursan, muhakkak insanlarda sana saygı duyacaklar büyük sayacaklardır. Ama eğer tekebbür edersen devamı gelmez. Eğer becerebilirlerse seni rezil ve rüsva ederler ve sana itina etmezler, eğer edemezlerse de kalplerinde rezil, gözlerinde zelilsin zelil sin demektir. Sen tevazu etmek suretiyle insanların kalplerini fethet… Ve eğer Allah bir kişiyi zelil ederse ona ne eder, neye mubtela eder bilemiyorum? Zira ki ahiret işleri dünya işlerinden farklıdır. Ahiretteki zillet dünyadaki zilletten gayridir. Aynı şekilde oranın nimet ve azapları da buradan tamamen farklıdır. Nimetleri bizim tasavvurumuzun üstünde, azabı da bizim sabrımızın dışındadır. Kerameti, bizim hayal ettiğimizden çok daha yücedir. Zillet ve rezillikleri de bizim hayal ettiklerimizden gayridir. Mütekkebbirin sonu da cehennemdir.

25.Nasihat:Nefsin halleri
Ey aziz!
Senin deyiminle arifi billahlar, kalbi, esma ve sıfatın tecelligahı, hakiki sultanın giriş mahalli kılar ki mahv-ı asar eder, televvunu kaldırıp taayyunu siler, “ “hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar onurlu kimseleri aşağılık yaparla.” (neml-34) kalbi ehedi ahmedi yapar.
Öyleyse kalbini neden kendi cemalinin mahv-ı kıldın, televvunu neden artırdın, teeyyunatı neden ziyadeleştirdin ki seni Hak Teala ve esmasının tecellilerinden gafil eyledi, senin kalbini şeytanın menzilgahı kıldı. Allah kulları ve hak dergâhının haslarını ve mahbubun cemalinin cilvelerini tahkir ediyor aşağılık görüyorsun! Ve sen ey arif yazıklar olsun sana ki halin herkesten daha kötü ve hüccet sana herkesten daha çok tamamlanmıştır. Sen hakka tekebbür ediyorsun Hz. Esma ve sıfata, zatın tecellilerine firavunluk ediyorsun!

26.Nasihat: Amelsiz Alim
Ey mefhumların talebesi!
Ey hakikatlerden sapkın, biraz düşün, hangi marifetlere sahip olduğuna bir bak, kendinde hak ve sıfatının hangi eserlerini görmektesin? Belki musiki ilmi ile senin ilminden daha dakiktir, mekanik, matematik ve diğer tabii ilimler ıstılahat ve dikkat yönünden senini ilminle omuz omuzadır. Nasıl ki o ilimler irfan-ı billaha götürmüyorsa, senin ilminde ıstılahların hicabıyla örtülü olduğu sürece, ondan ne keyfiyyet hasıl olur nede maneviyat… Kalbin karalığını artıran ilimler, ilim değildir.

27.Nasihat: İlmin hicabı
Vay marifetlere!
Vay bu marifetlere ki, bu marifetler sahibinin akibetini şeytana varis kılsın. Kibir şeytanın en has ahlakıdır. O baban Adem’e kibir eyledi de dergahtan kovuldu. Sende bütün adem ve ademoğullarına kibirlendiğin için ilahi dergahtan kovulmuş durumdasın. Sen öğrendiğin birkaç mana ve ıstılahdan dolayı havalara giriyorsun insanlara kibirleniyorsun, bu senin zarfiyatının azlığından, havsalanın darlığından ve kabiliyetinin eksikliğindendir… Ama mana ve ıstılahlara talip bu zavallı hikmetin bunlar olduğunu zannediyor.

28.Nasihat: İnsani hayaller
Bütün bunlardan daha aşağılık!
Bütün bunlardan daha aşağılık ve küçük olan, mal mülk ve kabilecilik gibi dış etkenler sebebiyle tekebbür eden kimsedir. Bu zavallı bütün insani ahlak ve edeplerden uzak ve eli bütün ilim ve marifetlerden yana bomboştur. Ama elbisesi koyun yününden olduğu için, babası filan kes olduğu için insanlara karşı kibirlenmektedir. Böyle bir insanın fikri ne kadar küçük, kalbi ne kadar dar ve karanlıktır ki, bütün kemalatların karşısında güzel bir elbiseye, bütün güzellikler karşısında güzel bir sarık ve abaya kanaat eder. Zavallı hayvaniyyet makamıyla uyumlu yaşayıp hayvani lezzetlere dalmış ve bütün insani makamlardan hakikatlerden uzak ve boş bir beyine kanaat edip bu vasıfla kendisini makam sahibi sanıyor. O kadar aşağılık ve liyakatsız dır ki eğer bir kimse dünyevi bir makamda ondan üstün olursa, tıpkı kölenin sahibiyle olan rabıtası gibi davranır.

29.Nasihat: İnsanın hakikati
Azizim kendinden başkasını görmedin, ve gördüğün şeyi de ölçüp itibara almadın.kendini hayatın şunları ve dünyanın zuhruflarıyla kıyasla; şehrinle, şehrini memleketinle, memleketini dünyadaki diğer yüzlerce memleketle, ve bütün memleketleri yeryüzüyle ve yeryüzünü güneş sistemi ve onun etrafındaki gezegenlerle, bizim akıl ve fikrimizin çok çok ötesinde olan güneş sistemini de diğer güneş sistemleriyle ki bizim güneş sistemimiz onların yanında sıradan bir yıldız misali gibidir kıyaslanamaz bile… Bunlar vucut aleminden senin ve benim hayatımızın şuunları ve huzuzlarıdır. Allah seni bu dünyadan götürmeyi irade ettiği zaman, senin bütün kuvvelerine zayıf düşmelerini emreder ve bütün idrakatine işten düşmelerini emreder. Vücut fabrikanı muhtal kılar. Görme ve duymanı, gücünü ve kuvvetini alır ve sen bir cemaddan başka bir şey olmazsın ki, birkaç gün içinde insanlar pis kokundan duramaz hale gelir ve görüntünden kaçarlar, bir müddet sonra bütün ecza ve uzuvların çürüyüp birbirinden ayrılır. Bunlar senin cisminin malının ve haşmetinin durumu. Ama berzahına gelince; Allah muhafaza eğer ıslah etmemişsen, Allah bilir ne halde ve ne surette gideceksin. Bu alemin idraki, o alemi görme duyma ve tatmaktan acizdir. Sen o alemin karanlık ve vahşetini, kabir sıkmasını ne kadar duysan da bu alemin karanlık vahşet ve sıkıntılarıyla kıyaslıyorsun oysa kıyas batıldır. Kendi elimizle kendimiz için hazırladığımız şeylerden yana Allah bizlere yardım etsin.kabir azabı Ahiret azaplarından bir azaptır ve rivayete göre orada şefaatçilerde olmayacak, Allah bilir nasıl bir azaptır?! Bizim ahirette ki durumumuz bütün hallerimizden daha kötü ve daha karanlıktır. Hakikatlerin açığa çıktığı gündür, sırların açıklandığı gündür, amellerin ve ahlakın tecessüm ettiği gündür, Hesapların sorulduğu gündür. Duraklardaki zillet günüdür. Bu kıyametin durumu.
Lakin kıyametten sonra gelen cehennemin durumu da belli, cehennem hakkında da haberler var, cehennem azabı zadece ateşi değil ki, oradan bir kapı açılır gözlerine, eğer o kapı bu dünyada açılırsa dünya ehli korkudan helak olur. Ve aynı şekilde oradan bir kapı kulaklarına, bir kapıda burnuna açılır ki eğer o kapılar bu alemin ehline açılırsa insanlar onun azabının şiddetinden helak olurlar.
Öyleyse evveli tamamen yokluk olan, ve vucut alemine ayak bastıktan sonrada her şeyiyle çirkin ve kendisine arız olan her şey utanç, dünya, berzah ve ahiretinin her biri birbirinden daha feci olan bu insan neye tekebbür ediyor? Hangi cemal ve kemaliyle iftihar etmektedir? Öyleyse tekebbür sonsuz bir cehaletten kaynaklanmaktadır. Kimin cehli fazlaysa aklı bir o kadar nakıs, kibri de bir o kadar fazladır. Kiminde ilmi fazlaysa ruhu bir o kadar büyük, kalbi bir o kadar geniş ve tevazusuda bir o kadar fazladır.
Bu cehalet ve insanlara yukardan bakma utancını kendinden uzaklaştır ve enbiyaların sıfatlarıyla sıfatlan. Şeytanın sıfatlarını bir yana at. Ve kibriyayı ilahi ile niza etme ki, hakla niza etmek onun azabına makhur eder ve seni ateşe atar.

30.Nasihat: Tekebbürün ıslahı

Eğer nefsini ıslah etmeye karar verirsen onu amele dökme yolunda biraz dikkatli olursan işin kolaylaşacaktır. Ve bu yolda merdane bir himmet, özgür bir fikir ve geniş bir ufukla hiçbir tehlikeyle karşılaşmayacaksın. Nefsi emmare ve şeytana galip olup kurtuluşa ermenin tek yolu onların isteklerinin hilafına amel etmektir. Nefsi yenmek için hiçbir yol mütevazi insanların sıfatıyla sıfatlanıp, onların davranışlarına uygun bir şekilde davranmaktan daha etkili değildir. Tekebbürün hangi mertebesindeysen, ve ilim ve amelin hangi derecesindeysen, nefsinin isteklerinin aksine olacak birkaç şeye amel et, dünya ve ahiretin neticeleri üzerinde ilmi tenbih ve tefekkürlerle yolun kolaylaşıp olumlu neticeler alman ümid edilir. Eğer nefsin senden meclisin başında oturmanı ve beraberindekilere karşı üstünlük kurmanı isterse sen onun meylinin aksine davran. Eğer fakir ve yoksullarla oturmaktan kaçınıyorsa onun burnunu yere sürterek fakirlerle otur onlarla beraber yemek ye, yolculuk yap, onlarla şakalaş. Nefis senle bahse girebilir; senin makamın var sen bu makamını dinin yayılması için korumalısın, fakirlerle oturmak senin ağırlığını kalplerden silebilir, onlarla şakalaşmak seni hafif gösterebilir, meclisin aşağısında oturmak seni makamından aşağı düşürebilir ve o zamanda şer-i vazifene amel edemezsin vb.. diyebilir. Bil ki bunların hepsi şeytanın tuzakları ve nefsin hileleridir. Resulullahın dünyadaki makamı senden daha fazlaydı oysa gidişatını gördün nasıldı… Mücahedeye girildiğinde niyet halis kılınmalıdır. İşte o zaman nefis ıslah olur. Bütün nefsani sıfatlar ıslah edilebilir mahiyettedir, ancak işin başında biraz zahmet vardır, oda ıslaha başladıktan sonra kolaylaşır. Ekseriyet tasfiye ıslah ve gafletten uyanmayı düşünür. İnsanlığın ilk menzili “yegzufu” dur. Yani insanın gaflet uykusundan uyanması, tabiat sarhoşluğundan ayılması,ve insanın bu alemde misafir olduğunu anlamasıdır. Ve her misafirin azık ve bineğe ihtiyacı vardır. İnsanın azık ve bineği ise kendi ahlaki hasletleridir. İşte bu korkunç ve tehlikeli, karanlık ve ince. kılıçtan keskin ve saç telinden ince yolun yolcusuna mertçe himmet bir gerek….

31. Nasihat: Ahiret seferi
Ey aziz!
Himmet eyle, cehalet ve bilgisizliğin perdesini yırt ve bu helaket çukurundan kendini kurtar. Muttakilerin mevlası ve bu yolun tek saliki ve hakiki rehberi olan hz. Ali mescitte öyle bir feryat ediyordu ki mescidin komşuları bile duyuyorlardı. “Hazırlanın! Allah sizlere rahmet etsin, muhakkak ki gitmek için çağırılmış bulunmaktasınız.” Ahiret seferinde hiçbir teçhizat sizin için, nefsani kemalat, takvalı kalp, salih ameller ve batıni sefadan daha faydalı değildir. Ayıpsız ihanetsiz kinsiz olmak. Farz edelim ki ehli iman ancak noksanları olan birisin, her halukarda bu kirliliklerden halas bulmalısın. Ki said ve salihlerin zümresinde yer alabilesin. Bu kirlilikleri yok etmenin yolu, tövbe ve inabet ateşiyle, nefsi kınama ve melamet küresine koyup pişmanlık ateşiyle yakarak Allah a dönüş yapmak suretiyle gerçekleşir. Bunu bu alemde iken kendin gerçekleştir yoksa ilahi azap küresinde kalbini öyle bir yakarlar ki Allah bilir ahiret asırlarıyla kaç asır çeker bu ıslah. Bu alemde temizlenmek çok kolay ve rahattır. Bu alemdeki değişim ve tebdilat çok çabuk gerçekleşir. Ama öteki alemde değişim başka türlüdür ve nefsani melekelerden bir melekenin değişimi asırlarca sürebilir.

32.Nasihat: Ömrün kıymeti
Öyleyse ey birader!
Ömrün ve gençliğin, kuvvet ve iraden baki olduğu müddetçe nefsini ıslah et. Bu makam ve mevkilere itibar etme. Bu itibarları ayakların altına al. Sen âdemoğlusun, şeytanın sıfatını kendinden uzaklaştır. Şeytan bu rezil sıfata diğer rezil sıfatlardan daha çok ehemmiyet verebilir. Çünkü bu sıfat onun en bariz sıfatı ve bu sıfat yüzünden ilahi dergâhtan kovulmuştur. Arif, umum, alim, cahil herkesi kendi yoluna çekmek istiyor. O alem de bu rezil sıfatınla onunla karşılaştığında birde ondan melamet işiteceksin. Diyecek ey âdemoğlu! Enbiyalar sana haber vermediler mi baban ademe tekebbür etmemden dolayı ilahi dergah dan kovulduğumu? Adem’in makamını tahkir ve kendi makamımı tazim den dolayı lanetlendim. Sen niye kendini bu rezilliğe giriftar eyledin? İşte o zaman sen ey zavallı, azaplarına, giriftarlıklarına, pişmanlık ve hasretine ilaveten, birde varlık aleminin en aşağılık mahlukunun serzenişiyle de karşı karşıya kalacaksın! Şeytan rabbine tekebbür etmemişti. Hakkın mahluku olan Adem’e tekebbür etmiş ve demişti ki: “ beni ateşten onu topraktan yarattın” kendisini büyük ademi küçük gördü. Oysa sen âdemoğullarını küçümseyip kendini büyük görüyorsun. Öyleyse sende Allahın emirlerinden sapıyorsun. Buyuruyor; alçak gönüllü ol, mitecazi ol Allah kullarına karşı. Tekebbür edip büyüklük taslıyorsun da neden sadece şeytanı lanetliyorsun? Habis nefsini de ortak kıl bu lanete. Nasılsa sen bu rezil sıfatta ona ortaksın. Sen şeytanın mezahirlerindensin, onun tecessüm etmiş halisin, belki de senin berzah ve kıyamet teki suretin şeytandır. Ahiret suretinde ölçü, nefsani melekelerdir. Şeytani bir surete de bürünebilirsin, küçük bir karınca suretine de. Ahiret ölçüleri buradan farklıdır.

İMAM HUMEYNİ


Yorum Bırak

  1. huseyin dedi ki:

    allah razı olsun