16- Nahl Suresi

Yazar: beytül ahzan Tarih: 9 Ekim 2009 6K kez okundu Kur'an-ı Kerim Meali Yorum Yok

kuran

[Mekkîdir, yüzyirmi sekiz âyettir.]

(Baştan kırk âyeti Mekkîdir, diğerleri Medenîdir. İçinde arıdan bahsedildiği için bu adla adlanmıştır.)

Rahman ve Rahîm Allah Adıyla

1- Allah’ın emri gelip çatmada, sakın hemencecik gelmesini istemeyin. O, müşriklerin şirk koştuklarından münezzehtir ve yücedir.

2- Benden başka yoktur tapacak o halde çekinin benden, hükmünü bildirip insanları korkutun diye, kullarından dilediğine melekleri indirerek vahyeder.

3- Göklerle yeryüzünü abes değil, hak ve gerçek olarak yaratmıştır, yücedir müşriklerin şirk koştuklarından.

4- İnsanı bir damla sudan yarattı, böyleyken bir de bakarsın o, apaçık bir düşman kesilmiş.

5- Davarları da o çeşit halketmiştir; onlardan giyiminizi temin edersiniz ve size faydalar var onlardan ve bir kısmını da yersiniz.

6- Akşamleyin yayımdan getirir, sabahleyin yayıma götürürken de güzellikleri var, zevk alırsınız onlardan.

7- Kendinize meşakkatler vererek ancak vaRabileceğiniz şehirlere de yüklerinizi taşırlar; şüphe yok ki Rabbiniz mutlaka esirgeyicidir, rahîmdir.

8- Binmeniz için ve ziynet için atları, katırları, merkepleri yaratmıştır, daha da bilmediğiniz neler yaratır.

9- Doğru yolu bildirmek, Allah’a âittir, yolların eğrisi de var ve dileseydi hepinizi de doğru yola sevk ederdi.

10- Öyle bir mabuttur ki size gökten yağmur yağdırır da suyunu içersiniz, hayvanlarınızı otlattığınız ağaçlar ve otlar da onunla biter, yeşerir.

11- Onunla size, ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve çeşit-çeşit meyveler bitirir. Şüphe yok ki bunda, düşünen topluluğa bir delil var.

12- Ve râm etmiştir size geceyle gündüzü, güneşle ayı; yıldızlar da râm olmuştur emriyle. Şüphe yok ki bunda, akıl eden topluluk için deliller var.

13- Ve yeryüzünde sizin için yarattığı, ayrı-ayrı, çeşitli renklerde ne varsa hepsi râm olmuştur size. Şüphe yok ki bunda da ibret alacak topluluk için bir delil var.

14- Öyle bir mabuttur ki râm etmiştir size denizi ondan çıkan terü-tâze balıkları yemeniz, çıkardığınız ziynet eşyâsını takınmanız için ve görürsün ki gemi, denizde, suları yara-yara gitmede; râm etmiştir size denizi, nasîbinizi onun lûtfundan arayıp bularak şükredesiniz diye.

15- Sizinle berâber sallanmaması, çalkalanmaması için yeryüzünde muhkem ve metin dağlar yaratmıştır, ırmaklar halketmiştir ve gideceğiniz yeri bulmanız için yollar meydana getirmiştir.

16- Ve alâmetler halktemiştir ve yıldızla yollarını bulur onlar.

17- Yaratan, yaratmayana benzer mi? Hâlâ mı düşünmeyeceksiniz?

18- Ve Allah nîmetlerini saymaya kalkışsanız imkân yok, sayamazsınız; şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahîmdir.

19- Ve Allah gizlediğinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da.

20- Allah’tan başka tapıp çağırdıkları putlar, hiçbir şey yaratamaz, kendileri yaratılmıştır onların.

21- Ölülerdir onlar, diriler değil, ne vakit diriltilecekler, ondan da haberleri yok.

22- Mabudunuz, tek mabuttur, âhirete inanmayanlarınsa gönülleri inkâr eder bunu ve onlar, ululanmayı dileyen kişilerdir.

23- Gerçekten de şüphe yok ki Allah, gizlenen şeyleri de bilir, açığa vurulanları da; şüphe yok ki o, ululananları sevmez.

24- Onlara, Rabbiniz ne indirdi size dense derler ki: Geçmişlere âit masallar.

25- Bu da, kıyâmet günü kendi günahlarını tamamıyla yüklendikten başka bilgisizlikle doğru yoldan çıkarıp saptırdıkları kişilerin suçlarının bir kısmını da yüklenmeleri içindir. Bilin ki yüklendikleri yük, ne de kötü yüktür.

26- Gerçekten, onlardan önce gelip geçenler de düzenler kurdular, Allah, yapılarını temellerinden yıktı da tavan, başlarına yıkılıverdi ve hem de bu azap, anlayamadıkları bir yerden gelip çattı onlara.

27- Sonra kıyâmet gününde de onları hor-hakir bir hâle getirecek de Nerede diyecek, onların yüzünden inananlara düşman kesildiğiniz ortaklarım? Bilgiye sâhib olanlarsa bugün diyecekler, gerçekten de horluk ve kötülük kâfirlere.

28- Melekler, kendi kendilerine zulmedenlerin canlarını alırken onlar, biz hiçbir kötülük yapmadık diye-diye can verirler. Evet, şüphe yok ki Allah, sizin yaptıklarınızı tamamıyla bilir.

29- Artık girin cehennem kapılarından, ebedî kalacaksınız orada. Ululuk satanların yurtları, ne de kötüdür.

30- Çekinenlere, Rabbiniz ne indirdi size denince hayır indirdi derler. Bu dünyâda güzel hareket edenlere güzel bir mükâfat var, âhiret eviyse elbette daha da hayırlı ve çekinenlerin evleri, gerçekten de ne güzeldir.

31- Ebedî Adn cennetleridir yurtları, oraya girerler, kıyılarından ırmaklar akar, âhiret eviyse elbette daha da hayırlı ve çekinenleri böyle mükâfatlandırır.

32- Öyle kişilerdir onlar ki melekler, tertemiz olarak canlarını alır onların ve onlara, esenlik size derler, yaptığınız işlere karşılık girin cennete.

33- Kâfirler, meleklerin gelip çatmasından, yahut Rabbinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi beklerler? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı ve onlara Allah zulmetmedi, fakat onlar, kendi kendilerine zulmettiler.

34- Yaptıkları kötülüğe uğradılar ve alay ettiklerinin cezâsını çektiler.

35- Şirk koşanlar, Allah dileseydi dediler, ne biz ondan başka birşeye tapardık, ne atalarımız taparlardı; ne de emri olmadan birşeyi haram sayardık. İşte onlardan öncekiler de tıpkı böyle hareket ettiler. Peygamberlere apaçık tebliğden başka ne vazîfe var ki?

36- Andolsun ki biz her ümmete, Allah’a kulluk edin ve Şeytan’dan uzaklaşın diye bir peygamber gönderdik; içlerinde, Allah’ın doğru yola sevkettiği de var, sapıklığı hakedeni de. Gezin yeryüzünde de bakın, görün, yalanlayanların sonuçları ne olmuş.

37- Onları doğru yola sevketmek için üstlerine düştükçe düşsen de şüphe yok ki Allah, sapıklığı kabul edeni doğru yola getirmez ve onlara bir tek yardımcı da yoktur.

38- Onlar, Allah’a kesin olarak ant içtiler de Allah dediler, ölen kişiyi tekrar diriltmez. Evet, diriltecek, bir vaittir bu ki gerçektir ve yerine getirecektir onu, fakat insanların çoğu bilmez.

39- İhtilâf ettikleri şeylerin kendilerince apaçık anlaşılması için ve kâfir olanların, yalancı olduklarını bilmeleri için diriltecek onları.

40- Sözümüz budur ancak, birşeyin olmasını diledik mi ona ol deriz, derhal olur.

41- Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda yurtlarından göçenlere mutlaka dünyâda güzel yurtlar vereceğiz ve âhiret mükâfâtıysa elbette bundan da büyüktür bilseler.

42- Onlar öyle kişilerdir ki sabrettiler ve Rablerine dayandılar.

43- Andolsun ki senden önce de gönderdiğimiz ve kendilerine vahyetti-ğimiz kimseler, insandı. Sorun bilmiyorsanız bilenlere.

44- Onları, delillerle, kitaplarla gönderdik ve sana da, onlara ne indirildiğini açıkça anlatman, düşünmelerini sağlaman için Kur’ân’ı indirdik.

45- Kötülük düzenleri kuranlar emin mi oldular Allah’ın, onları yere batırmayacağından, yahut hiç anlamadıkları bir yerden başlarına bir azap gelmeyeceğinden.

46- Yahut onu âciz bırakamayacaklarına göre dönüp dolaşırlarken tutup onları helâk etmeyeceğinden.

47- Yahut da yavaş-yavaş azaltarak onları mahvetmeyeceğinden? Şüphe yok ki Rabbiniz, esirgeyicidir, rahîmdir.

48- Allah’ın halkettiği şeyleri görmezler mi? Hepsinin de gölgesi, sağdan, soldan, alçalarak Allah’a secde etmededir.

49- Ve Allah’a secde etmededir göklerde ne varsa ve yeryüzünde yürüyen ne varsa ve melekler de ululanmadan Allah’a secde etmededir.

50- Her şeye gücü yeten Rablerinden korkarlar da emredileni yaparlar.

51- Allah, iki mabut tanımayın dedi, o, ancak bir mabuttur ve artık benden korkun.

52- Onundur ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde, ibâdet ve itâat de dâimâ onadır, hâlâ mı Allah’tan başka birinden çekinmede, korkmadasınız?

53- Size bir nîmet gelse o, mutlaka Allah’tandır, sonra bir zarara uğrasanız gene ona yalvarırsınız.

54- Sonra da sizden o zararı defetti mi o vakit içinizden bir kısmı, Rablerine şirk koşar.

55- Kendilerine verdiğimiz nîmetlere nankörlük etmek için. Geçine durun, yakında bilir, anlarsınız.

56- Kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden, mâhiyetlerini bilmedikleri putlara bir hisse ayırırlar; andolsun Allah’a ki iftirâ ettikleri şeyler yüzünden sorguya çekilecek onlar.

57- Hâşâ, münezzehtir o, kızları olduğunu söylerler Allah’ın, hoşlarına gidenlerse kendilerinindir onlarca.

58- Onların birine kızı olduğu müjdelenirse pek ziyâde kızar da yüzü simsiyah olur.

59- Müjdelendiği kötü şey yüzünden, kavminden gizlenir; onu horlukla yaşatacak mı, yoksa toprağa mı gömecek, buna dalar. Bilin ki hükmettikleri şey, ne de kötüdür.[1]

60- Âhirete inanmayanlar, kötü sıfatlara sâhiptir, en yüce sıfatsa Allah’ındır ve o üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.

61- Allah, insanları zulümleri yüzünden helâk etseydi yeryüzünde yürür bir tek mahlûk kalmazdı, fakat onlara azâp etmeyi mukadder bir zamâna tehîr etti; vakitleri gelince de ne bir an geri kalırlar, ne bir an önce gelip-çatar o mukadder vakit.

62- Allah’a, kendilerinin bile hoşlanmadıkları şeyleri atfederler ve dilleri de güzel ve hayırlı sonucun kendilerine mukadder olduğunu yalan yere söyler durur. Hiç şüphe yok ki onlarındır ateş ve tezcek, herkesten önce onlar girerler ateşe.

63- Andolsun Allah’a ki senden önce de ümmetlere peygamberler göndermiştik de Şeytan, onların yaptıkları şeyleri bezemiş, hoş göstermişti onlara ve o, bugün de dostudur onların ve onlara elemli bir azap var.

64- Biz sana kitabı, ancak hakkında ayrılığa düştükleri nesneleri onlara apaçık bildirmen için indirdik ve inanan topluluğa da hidâyettir ve rahmettir.

65- Ve Allah, gökten yağmur yağdırır da yeryüzünü, ölümünden sonra diriltir onunla; şüphe yok ki duyan topluluğa bunda bir delil var.

66- Davarlarda da ibret alacağınız şeyler var. Karınlarındaki fışkıyla kan arasındaki hâlis sütü içirmedeyiz size ve süt, içenlerin boğazlarından kayıp gitmede.

67- Hurma ağacının meyveleriyle üzümlerden de şarap yaparsınız, güzel bir rızk elde edersiniz; şüphe yok ki bunda da akıl eden topluluğa bir delil var.

68- Ve Rabbin, bal arısına, dağlarda, ağaçlarda ve çardak kurulan yerlerde kovan yapın diye vahyetti.

69- Sonra dedi, bütün meyvelerden bal toplayın ve gönül alçaklığıyla Rabbinizin yollarını tutun. Karınlarından çeşitli renkte ballar çıkar, onlarda şifâ var insanlara. Şüphe yok ki bunda da düşünen topluluk için bir delil var.

70- Ve Allah sizi halketti, sonra öldürür ve içinizden yaşayışın en aşağılık çağına, kocalığa kadar ömür sürdürülenler de vardır ki bildikleri şeyleri bilmez olurlar; şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, her şeye gücü yeter.

71- Ve Allah, rızık bakımından bir kısmınızı, bir kısmınızdan üstün etmiştir. Geçimi üstün olanlar, rızıklarını, elleri altında bulunanlara verip onları da geçim bakımından kendilerine eşit etmezler, Allah’ın nîmetini bile-bile inkâr mı ederler?

72- Ve Allah size, kendi cinsinizden eşler halketti, eşlerinizden de size oğullar, torunlar verdi ve tertemiz şeylerle rızıklandırdı sizi. Hâlâ bâtıla inanırlar da Allah’ın nîmetine karşı nankörlükle mi bulunurlar?

73- Allah’ı bırakırlar da ne göklerde, ne yeryüzünde hiçbir şeye sâhip olmayan ve hiçbir şeye gücü yetmeyen putlara kulluk ederler.

74- Artık Allah’a eşit varlıklar tanımayın; şüphe yok ki Allah bilir her şeyi ve siz bilmezsiniz.

75- Allah bir örnek getirmiştir: Bir köle olsa ve hiçbir şeye gücü yetmese ve bir de güzel bir sûrette rızıklandırdı-ğımız birisi bulunsa da rızıklandırdığı-mız şeylerin bir kısmını, gizli, açık yoksullara harcasa, onları geçindirse bunlar

eşit ve denk olur mu hiç? Hamd Allah’a, eşit değildir bunlar, fakat çoğu bilmez.

76- Ve Allah, gene iki kişiyi örnek getirir: Biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez, sâhibine bir yüktür, nereye yollasa hayırlı bir iş becerip gelemez. O, hiç adâletle emreden ve doğru yolu tutmuş olan adamla eşit olur mu?

77- Ve göklerin ve yeryüzünün gizli şeyleri Allah’ındır ve kıyâmetin kopması da göz kırpıp açacak bir ân içinde olup biter, belki ondan daha da çabuk bir ân içinde. Şüphe yok ki Allah’ın her şeye gücü yeter.

78- Ve Allah sizi, analarınızın karnından çıkardı, hiçbir şey bilmezdiniz ve size, şükredesiniz diye kulak verdi, gözler verdi, gönüller verdi.

79- Gökle yer arasında uçup duran kuşları görmezler mi? Onları boşlukta tutan, ancak Allah’tır. Şüphe yok ki bunda da inanan topluluğa deliller var.

80- Ve Allah, evlerinizi oturma ve dinlenme yeri yaptı ve davarların derilerinden, göç gününüzde de, konak gününüzde de taşıyabileceğiniz çadırlar yapmanızı sağladı ve yünlerinden, yapağılarından, tüylerinden bir zamâna dek kullanacağınız ve alıp satacağınız eşyâlar meydana getirmenizi temîn etti.

81- Ve Allah, yarattığı şeylerden gölgeler halketti size ve dağlarda kovuklar, mağaralar meydana getirdi sizin için, sizi sıcaktan, soğuktan koruyacak elbiseler, savaşta zarardan koruyacak zırhlar yapmanızı da sağladı. Ona teslîm olmanız için nîmetlerini böylece tamamlar size.

82- Bütün bunlara rağmen yüz çevirirlerse şüphe yok ki sana düşen vâzîfe, açıkça tebliğden ibârettir.

83- Onlar, Allah’ın nîmetini tanırlar da sonra inkâr ederler ve çoğu kâfirdir onların.

84- Ve o gün her ümmete bir tanık getiririz de sonra kâfirlere, ağız açıp özür dilemeye bile izin verilmez ve yaptıkları kötülüklerden vazgeçeceklerine dâir verdikleri söz de kabûl edilmez.

85- Zulmedenler azâbı görmeye başladılar mı hafifletilmez azapları ve mühlet de verilmez onlara.

86- Şirk koşanlar, Tanrıya eş olarak kabûl ettikleri şeyleri görünce Rabbimiz derler, seni bırakıp kulluk ettiğimiz eşlerimiz bunlar işte. Sözleri reddedilir de şüphe yok ki denir, yalancılarsınız siz.

87- O gün Allah’a teslîm olurlar ve uydurdukları şeyler, önlerinden kaybolup gider.

88- Kâfir olup halkı Allah yolundan menedenleri, yaptıkları bozgunculuk yüzünden azâp üstüne azap katarak cezâlandırırız.

89- Her ümmete, kendi cinsinden bir tanık getireceğiz ve seni de bunlara tanık tutacağız ve biz, sana her şeyi açıklayıp anlatan ve Müslümanlara hidâyet, rahmet ve müjde olan kitabı indirdik.

90- Şüphe yok ki Allah, adâleti, lütuf ve keremde bulunmayı ve yakınlara ihtiyaçları olan şeyleri vermeyi emreder ve çirkin olan, kötü görünen şeylerle haksızlığı nehyeder; öğüt alasınız diye de size öğüt vermededir.

91- Karşılıklı bir ahde girişince Allah ahdine vefâ edin ve Allah’ı kefil göstererek ettiğiniz yeminleri, bu sûretle pekiştirdikten sonra bozmayın; şüphe yok ki Allah, ne yaparsanız hepsini de bilir.

92- İpliğini iyice büktükten sonra onu söken kadına benzemeyin. Bir topluluk diğer bir topluluktan daha çok ve üstün diye yeminlerinizi bir düzen haline koymayın; Allah sizi bununla sınar ancak ve hakkında ayrılığa düşdüğünüz şeyi de kıyâmet günü, size açıklar, bildirir.

93- Allah dileseydi sizi bir tek ümmet olarak halk ederdi, fakat o, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola sevk eder ve yaptıklarınızdan dolayı mutlaka sorguya çekileceksiniz.

94- Yeminlerinizi, birbirinizi aldatmaya vâsıta edinmeyin, sonra ayağınız adamakıllı pekişip yerleştikten sonra kayıverir ve halkı, Allah yolundan menetmenize karşılık kötülüğe uğrarsınız ve hakkınız olur pek büyük azap.

95- Allah’la giriştiğiniz ahdi, az bir menfaat karşılığında satmayın ve Allah’ın katındaki yok mu, bilirseniz o, daha da hayırlıdır size.

96- Sizde ne varsa bitip tükenir, Allah’ın katındakiyse kalır. Sabredenlerin mükâfâtını, yaptıkları en güzel işlere karşılık olarak mutlaka vereceğiz.

97- Erkek olsun, kadın olsun, inanarak iyi işlerde bulunanı tertemiz bir yaşayışa mazhar ederiz ve mükâfâtını, yaptığı en güzel işlere karşılık olarak mutlaka vereceğiz.[2]

98- Kur’ân okuyacağın vakit Allah’a sığın taşlanmış Şeytan’dan.

99- Şüphe yok ki inanan ve Rablerine dayanan kimselere karşı gücü-kuvveti yoktur, hükmü yürümez onun.

100- Onun kudreti, ancak ona dost olup itâat edenlere yeter ve onlar da Tanrıya şirk koşanlardır.

101- Bir âyeti, başka bir âyetin yerine koyup hükmünü değiştirdik mi, Allah neyi indireceğini daha iyi bildiği halde, sen derler, ancak bir iftirâcısın; halbuki onların çoğu bilmez.

102- De ki: Onu, inananların inançlarını sağlamlaştırmak için Müslümanlara hidâyet ve müjde olarak Rûh-ül-Kudüs, Rabbinden hak ve gerçek olarak indirmiştir.

103- Andolsun ki biz biliyoruz, onlar, bunu ona ancak birisi öğretmede diyorlar. Bellettiğini sandıkları adam, yabancıdır, Arapçayı doğru düzen konuşamaz, bu Kur’ân’sa, apaçık Arap diliyle.

104- Allah’ın âyetlerine inanmayanları Allah, doğru yola sevketmez; onlara elemli bir azap var.

105- Allah’ın âyetlerine inanmayanlar, yalan söylerler, iftirâda bulunurlar, onlardır yalancıların tâ kendileri.

106- Canla, gönülle inanmışken ve yüreği, inançla yatışmışken zorla, cebirle, istemediği halde dininden döndüğünü söyleyenden başka inandıktan sonra Allah’ı inkâr eden, hattâ kâfirlikle yüreği genişleyen, hoşlanan kişi yok mu, bu çeşit kişileredir Allah’ın gazabı ve onlara pek büyük bir azap var. [3][4]

107- Bu da, dünyâ yaşayışını sevip âhiretten üstün tutmalarındandır ve şüphe yok ki Allah, kâfir olan topluluğu doğru yola sevketmez.

108- Onlar, öyle kişilerdir ki Allah, onların kalplerini, kulaklarını, gözlerini mühürlemiştir ve onlardır gaflet edenlerin tâ kendileri.

109- Hiç şüphe yok ki onlar, âhirette de ziyana uğrayanlardır.

110- Sonra şüphe yok ki Rabbin, mihnetlere uğradıktan sonra yurtlarından göçenleri ve sabredenleri yarlıgar; zorla dine aykırı söz söyledikten sonra da Rabbin, şüphe yok ki onların suçlarını örter, rahîmdir.

111- Bir gün gelir ki herkes, ancak canıyla uğraşır ve herkese, ne yaptıysa karşılığı tastamam verilir ve onlar, zulüm görmezler.

112- Allah bir örnek getirir, bir şehir var meselâ ahâlisi, emniyet içinde yaşamada, gönülleri rahat, rızıkları, her yandan bol bol gelmede; derken Allah’ın nîmetlerine nankörlük ederler de Allah onları açlık ve korku elbisesine bürür, onlara açlığı ve korkuyu tattırır işledikleri işler yüzünden.[5]

113- Andolsun ki onlara, kendi cinslerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar, onları helâk ediverdi azap ve onlardır zulmedenler.

114- Ancak ona kulluk ediyorsanız Allah’ın size verdiği helâl ve temiz rızıkları yiyin ve Allah’ın nîmetine şükredin.

115- Allah size ancak ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası için kesilmiş hayvanı haram etmiştir. Zorada kalan, isyân etmek niyetini gütmeden ve fazla olmamak şartıyla yiyebilir, şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahîmdir.

116- Yalanlar uydurup dile getirerek Allah’a iftirâ etmeyin şu helâldir, bu haram diye; şüphe yok ki yalan söyleyip Allah’a iftirâ edenler, kurtulmazlar, muratlarına ermezler.

117- Elde ettikleri pek az bir geçimden ibârettir ve onlara elemli bir azap var.

118- Yahûdi olanlara da daha önce sana anlattığımız şeyleri harâm etmiştik. Onlar, bize zulmetmediler, kendilerine zulmettiler.

119- Sonra şüphe yok ki Rabbin, bilgisizlikle kötü işler yapıp da tövbe ederek hallerini düzeltenleri, yaptıkları kötü işlerden sonra da yarlıgar muhakkak, suçları örter, rahîmdir.

120- Şüphe yok ki İbrâhim, tek başına bir ümmetti, Allah’a itâat ederdi dâimâ, doğruydu ve müşriklerden değildi.

121- Onun nîmetlerine şükrederdi. Tanrı onu seçmiş ve doğru yola sevketmişti.

122- Ve dünyâda ona iyilik vermiştik, âhirette de gerçekten, sâlih kişilerdendi.

123- Sonra sana da, doğru hareket eden İbrâhim’in dînine uy diye vahyettik ve o, müşriklerden değildi.

124- Cumartesi gününün hürmeti, ancak o gün hakkında ihtilâfa düşenlere farzedilmiştir ve şüphe yok ki Rabbin, kıyâmet günü, ihtilâfa düştükleri şeyler hususunda aralarında hükmeder onların.

125- Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir tarzda münakaşa ve mübahasede bulun. Şüphe yok ki Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir ve o, daha iyi bilir doğru yolu tutanları.

126- Mücâzatta bulunacaksanız sizi cezâlandırdıkları gibi ve o kadar cezâlandırın onları, fakat sabrederseniz elbette bu hareket, sabredenlere daha da hayırlıdır.

127- Sabret, sabretmen, ancak Allah’ın vereceği başarıyla mümkündür. Sana düzen kurduklarından dolayı da daralma, sıkıntıya düşme.

128- Şüphe yok ki Allah, çekinenlerle ve iyilik eden kişilerledir.

——————————————————————————–

[1]) Müslümanlıktan önce Araplar, ilk çocukları kız olursa onu diri diri gömerlerdi. Bu âdete işaret edilmektedir.

[2]) 2. sûrenin 87. âyetinin izahına bakınız.

[3]) Müşriklerin, Hz. Muhammed (s.a.a)’e, Ahd-i Atıyk ve Ahd-i Cedid’deki olayları söyleyip bellettiğini sandıkları adam hakkında çeşitli rivâyetler vardır. İbn-i Abbas’a göre Mekke’de demircilikle geçinen Bel’âm adlı bir Rum Hıristiyandır. (Devamı, sonnot No:33)

[4]) Kureyş, Ammâr’ın babası Yâsir’i Müslümanlıktan döndürmek için işkencelerle öldürdüler. Annesi Sümeyye’yi de iki deveye bağladılar, develeri muhalif taraflara sürerek parçaladılar. Müslümanlıkta ilk şehit bunlardır. Ammâr, işkenceye dayanamadı, kâfir olduğunu söyledi, kurtuldu. Bunu Hz. Muhammed (s.a.a)’e haber verdiler, Ammâr dinden döndü, kâfir oldu dediler. Hz. Muhammed (s.a.a), kat’iyen olamaz, o, tepesinden tırnağına kadar imanla doludur buyurdu. Ammâr, ağlıya ağlıya… (Devamı, sonnot No:34)

[5]) Mekke’deki kıtlığa işarettir.


Yorum Bırak