Şeyh Muhammed Hasan Mevlevî Kandaharî şöyle anlatır: Elli yıl önce Muharrem ayının on dördüncü gününde, Meşhed İmam Rıza Türbesi sorumlusu Zabıt Bey’in evinde yapılan mersiye merasiminde merhum Şeyh Muhammed Bakır, şöyle bir olay anlattı: Bir Muharrem ayında Paris’te ikamet eden bir grup İranlı, İmam Hüseyin’e mersiye okumam için beni davet etmiş, ben de kabul etmiştim. Birinci akşam Fransalı bir mücevher satıcısı, ailesiyle birlikte bu meclise katılmıştı....
Bismillah Dün gece farklıydı biliyor musun? Dün gece melekler yeryüzü ile gökyüzü arasında gidip gelmekteydiler. Gökyüzü diğer gecelere nazaran daha göz alıcıydı dün gece. Ay, güneşten aldığı yardımla daha parlaktı. Yıldızlar, safları oluşturan cemaat gibi kalabalıktı. Dün gece rahmet kapılarının anahtarlarına sahip kimse, ziyarete gelmişti bizi. Tüm âlem dün gecenin farklı olduğunun farkındaydı. Ama biz davetimize icabet eden o nura karşı...
Seni seviyorum diyebilmek gerekir yürekten Ateşte olan İbrahim diliyle Oysa ateş serin oldu İbrahim’e Ya bana?… Hüzünler büyüdü peşi sıra Bir şeyler sakladım secdelerimde ve adına gözyaşlarımı yükledim Adı oldu: teslimiyyet… Feda olmak mıdır Huseyn yolunda Ya da sahte sevgisi midir Huseyn’in Riyakar sevdası değildir bu biliyorum Eğer olsaydı böyle yürekten gelmezdi bu sevda… Seviyorum diyenler çoktur Kıyama gelince nedense kimse...
Bir önceki bölümde insanın kemal derecesini ortaya koyan ölçülerden birinin, onun ölümü karşılama tarzı olduğunu belirtmiştik. Çünkü ölüm düşüncesi, ölümden duyulan korku ve dehşet, insanın en büyük zaaflarından biridir; insanoğlunun uğradığı bela ve çektiği bedbahtlıkların çoğu, onun ölümden korkmasından kaynaklanır, ölüm karşısında dehşete kapılmasından neşet bulur. Nice kötülüklere, nice alçaklıklara boyun eğmenin ya da mümessili olmanın...
Kur’an-ı Kerim ve hadisler, bu iki temel konuyu beyan etmiştir. Kur’an, mu’minler hakkında şöyle buyuruyor: “İnsanlardan bazıları, Allah’tan başkasını Allah’a denk ilahlar edinir de onları Allah’ı sever gibi severler, mu’minler ise Allah’ı her şeyden daha güçlü bir sevgiyle severler.” (Bakara / 165) Ayet-i celilede yalan ve batıl sevgiyi de beyan buyuruyor; onlar putları Allah’ı sever gibi sever ve putlara...
Evet Kur’an-ı Kerim’i okumak. Allah’ın kelamını, Peygamber Efendimizin (saa) en büyük mücizesi olan Kur’an’ı okumak. Allah dostlarının okumaya doyamadığı o ilahi mesajı okumak! İnsanın tüm sıkıntısını, kederini gideren, ruhunu yücelten o yüce kitabı okumak… Hiçbir kitap yoktur ki insan okuduktan sonra tekrar okumaya başlasın da sıkılmasın. En harika kitap bile ikinci veya üçüncü kez okunduğunda insanı sıkar. Ama Allah kelamı olan o kitap öyle...
Bismillahirrahmanirrahim Kur’an, insanın hidayeti için gönderilen bir nur olduğundan, tekamülünde gerekli öğretileri ve zaruri ahkamı beyan buyurmuştur. İnsan, iradesiyle hareket eden bir varlık olduğundan Kur’an, insanın tekamül yolunu tayin edebilmesi için iradenin var oluş temellerini tanzim edip düzenlemelidir ki insan, neyi irade etmesi gerektiğini ve neden kerahet etmesi, kaçınması gerektiğini bilebilsin ve irade ettiği şeye karşı yapması gerekenler...
Dedin sen ya Ali, can veren herkes İlla beni görüp öyle ölecek Kafirin azabı artacak, lakin Mu’min beni görüp yüzü gülecek Keşke ölseydim ben her gün bin defa Cemâlin seyredip sürseydim sefâ Sana kavuşanlar cenneti neyler? Bu aşkın sahibi serveti neyler? Musa Aydın / 1999 Devamını Oku →
Ayetullah Seyit Şahabuddin Maraşî şöyle nakleder: Doğruluğundan ve takvasından şüphe edilmeyen ilim ehli bir seyit, Hz. Seyit Muhammed’in (ra) türbesini ziyaret etmek amacıyla yaya olarak Samerra’dan yola çıkar. Ne var ki yolculuk sırasında yolunu kaybeder. Bir yandan aşırı açlık ve susuzluk, bir yandan da şiddetli çöl rüzgarları derken hayattan iyice ümidini keserek kendini kızgın çöl kumlarına bırakır. Bir süre baygın yatar. Gözlerini açtığında başucunda...
Selamun Aleykum Ehlibeyt Dostları “Bu Yola Baş Koyan Gelsin” İslami Davet’in çok güzel bir çalışmasıdır. Mutlaka dinleyin… Devamını Oku →








