24- Nur Suresi

Yazar: beytül ahzan Tarih: 23 Aralık 2009 3.812 kez okundu Kur'an-ı Kerim Meali Yorum Yok

kuran

[Medenîdir, altmış dört âyettir.]

(Sûrenin 35. âyetinde nurdan bahsedildiği için bu adı almıştır ve bâzı âyetler gibi bu âyetin de adı vardır ve nur âyeti denir.)

Rahman ve Rahîm Allah Adıyla

1- Bir sûredir ki onu indirdik ve hükümlerini farzettik ve anıp ibret alın diye onda nice apaçık deliller de gösterdik.

2- Zinâ eden kadınla zinâ eden erkeğin herbirine yüzer sopa vurun ve Allah dinindeki bu hüküm husûsunda onları esirgemeniz tutmasın ve azaplarını da inananların bir bölüğü görsün.215

3- Zinâ eden erkek, ancak zinâ eden kadını, yahut şirk koşan kadını nikâhlayabilir ve zinâ eden kadın da ancak zinâ eden erkekle, yahut şirk koşanla nikâhlanabilir ve bu, inananlara harâm edilmiştir. [1]

4- Hür namuslu kadınlara iftirâ edip de sonra dört tanık getiremeyenlere de seksen sopa vurun ve tanıklıklarını ebedîyen kabûl etmeyin ve onlardır buyruktan çıkanların ta kendileri.

5- Ancak bundan sonra tövbe ederler ve düzgün bir hâle gelirlerse artık şüphe yok ki Allah, suçları örter rahîmdir.

6- Eşlerinin zinâ ettiğini söyleyenlere gelince: Kendilerinden başka tanık yoksa, gerçekten de doğru söyleyenlerden olduklarına dâir herbirinin, dört kere tanıklık etmesi gerektir.

7- Beşincide, yalancılardansam Allah’ın lâneti yalancıya diye tanıklık eder.

8- Kadının, Allah adına dört kere tanıklık edip kocasının, gerçekten de yalancılardan olduğunu söylemesi, cezâyı, kendisinden giderir.

9- Beşincide, kocam doğru söyleyenlerdense gerçekten de Allah’ın gazabı bana der.

10- Allah’ın, size lütfü ve rahmeti olmasaydı ve şüphesiz bir sûrette Allah, tövbeleri kabûl etmeseydi, hüküm ve hikmet sâhibi bulunmasaydı ne yapardınız?

11- O uydurma haberi size getiren sizden bir tâifedir; onu şer sanmayın kendinize, hattâ o, hayırdır size. Onlardan herbirinin kazandığı günah, kendisine âittir, içlerinden, suçun en büyüğünü yüklenene gelince: Onundur en büyük azap.216

12- Bunu duydukları zaman inanan erkeklerle kadınlar, kendilerine nasıl hüsnü zanda bulunuyorlarsa öylece hüsnü zanda bulunsalardı da bu, apaçık bir iftirâ deselerdi.

13- Bu işe âit dört tanık getirselerdi ya. Tanık getiremeyince de onlar, Allah katında yalancıların ta kendileridir.

14- Dünyâda ve âhirette Allah’ın, size lütfü ve rahmeti olmasaydı daldığınız o dedikodu yüzünden mutlaka pek büyük bir azâba uğrardınız.

15- O zaman siz, onu ağızdan ağıza naklediyor ve hiçbir bilginiz olmayan o şeyi ağızlarınızla söyleyip duruyordunuz ve sanıyordunuz ki o, kolay bir şey, halbuki o, Allah katında pek büyük birşeydi.

16- Duyduğunuz vakit, buna dair bir söz söylemek, bize düşmez; hâşâ, bu, pek büyük bir iftirâ deseydiniz.

17- Eğer inanmışsanız Allah size öğüt vermededir bir daha ebedîyen buna benzer birşeye dönmemeniz hakkında.

18- Ve Allah, size delillerini apaçık bildirmededir ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.[2]

19- İnananlar arasında kötü şeylerin yayılmasını sevenleredir dünyâda ve âhirette elemli azap ve Allah, her şeyi bilir, sizse bilmezsiniz.

20- Allah’ın, size lütfü ve merhameti olmasaydı ve şüphesiz bir sûrette Allah, esirgeyici ve rahîm bulunmasaydı ne yapardınız?

21- Ey inananlar, Şeytan’ın izini izlemeyin ve kim, Şeytan’ın izini izlerse bilsin ki hiç şüphe yok o, çirkin ve kötü şeyleri buyurur ve Allah’ın, size lütfü ve rahmeti olmasaydı içinizden hiçbiriniz, ebedîyen temiz bir hâle gelemezdi, fakat Allah dilediğini temizler ve Allah, her şeyi duyar, bilir.

22- Üstün ve geçimi geniş olanlarınız, akRabâya, yoksullara ve Allah yolunda yurtlarından göçenlere vermekten çekinmesinler ve iyilik etmeyi terketmesinler ve bağışlasınlar ve suçtan geçsinler. Allah’ın, sizi yarlıgamasını sevmez, istemez misiniz? Ve Allah suçları örter, rahîmdir. [3]

23- Hiçbir şeyden haberi olmayan hür, nâmuslu, inanmış kadınlara iftirâ edenlere, dünyâda da lânet edilmiştir, âhirette de ve onlaradır pek büyük azap.

24- O günde ki kendi dilleri, elleri ve ayakları, yaptıkları şeylere dâir kendilerinin aleyhinde tanıklık eder.

25- O gün Allah, onların gerçek cezâlarını tam olarak verir ve bilirler ki Allah, şüphesiz olarak apaçık gerçek mâbuttur.

26- Pis kadınlar, pis erkeklerindir ve pis erkekler, pis kadınların ve temiz kadınlar, temiz erkeklerindir ve temiz erkekler, temiz kadınların; onlar, öbürlerinin söyledikleri sözlerden uzaktır, onlarındır yarlıganma ve güzelim bir rızık.

27- Ey inananlar, kendi evlerinizden başka evlere, sâhipleriyle tanışmadan ve onlara selâm vermeden girmeyin, düşünüp öğüt almanız için daha hayırlıdır bu size.

28- Orada kimseyi bulamazsanız size izin verilmedikçe girmeyin ve eğer, geri dönün denirse size dönün artık, bu, sizin için daha temiz bir harekettir ve Allah, ne yaparsanız hepsini bilir.

29- Orada bir menfaatiniz varsa içinde kimse oturmayan eve girmenizde bir suç yok size ve Allah, açığa vurduğunuzu da bilir, gizlediğinizi de.

30- İnananlara söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, bu, daha temiz bir harekettir size. Şüphe yok ki Allah, ne işlerseniz hepsinden de haberdardır.

31- İnanan kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar ve açığa çıkanlardan, görünenlerden başka ziynetlerini göstermesinler ve örtülerini, göğüslerini örtecek bir tarzda omuzlarından aşağıya doğru salsınlar; kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babasından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut Müslüman kadınlardan, yahut kendi malları olan kölelerden, yahut erkeklikten kesilmiş veya kudreti olmayan erkek hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların gizli hallerine vâkıf olmayan erkek çocuklardan başka erkeklere ziynetlerini göstermesinler; gizledikleri ziynetler, bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar ve tövbe edin hepiniz Allah’a ey inananlar da kurtulun, erin murâdınıza.[4]

32- Sizden bekâr olanları ve kölelerinizden, câriyelerinizden temiz olanları nikâhlayıp evlendirin; yoksulsalar Allah, lûtfuyla zengin eder onları ve Allah’ın lütfü boldur ve o, her şeyi bilir.

33- Evlenmeye güçleri yetmeyenler de Allah, onları lûtfuyla zengin edinceye dek ırzlarını korusunlar. Köle ve câriyelerinizden, bir müddet içinde birden veya taksitle bir mal veya para karşılığı azât olmak isteyenlerin dileklerini de, bunda bir hayır olduğunu bilirseniz kabûl edin ve onlara, Allah’ın size verdiği maldan verin. Câriyelerinizi, onlar da namuslu yaşamayı istedikleri halde, geçici dünyâ malı için kötülük yapmaya mecbûr etmeyin. Zorla kötülüğe sevkedildikten sonra da şüphe yok ki Allah, onların suçlarını örter, rahîmdir.

34- Andolsun ki biz, size apaçık deliller, sizden önce gelip geçenlere ait örnekler ve çekinenlere öğütler indirdik. [5]

35- Allah ışığıdır göklerin ve yeryüzünün. Işığının örneği, kandil konan bir yere benzer, orada bir kandil var, kandil, bir sırça içinde, sırça da parıl-parıl parlayan bir yıldız sanki; doğuda da olmayan, batıda da olmayan kutlu zeytin ağacından yakılmış; ateş dokunmadan da yağı, hemen ışık verecek; nûr üstüne nûr. Allah, doğru yolu gösterir nûruyla dilediğine ve Allah, örnekler getirir insanlara ve Allah, her şeyi bilir.221

36- Bu ışık, o evlerdedir ki Allah, oralarda adının yüceltilmesine ve anılmasına izin vermiştir ve oralarda, sabah-akşam onu tenzîh edenler vardır.

37- Öyle erler vardır ki onları ne ticâret, ne alım-satım, Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz, gönüllerin ve gözlerin döneceği günden korkar onlar.

38- Allah’ın onları, yaptıkları işlerin daha da güzeliyle mükâfatlandırması ve haklarında, lûtfunu arttırması için ve Allah, dilediğini hesapsız olarak rızıklandırır.

39- Kâfir olanlarsa, onların yaptıkları, çöldeki serâba benzer, susamış kimse, su sanır onu, fakat oraya gidince suya

âit hiçbir şey bulamaz da kendi yanında bulur Allah’ı ve o, kâfirin hesâbını tamâmıyla görüp karşılığını öder ve Allah, pek tez hesap görür.

40- Yahut da derin bir denizi kaplayan karanlıklara benzer; onu bir dalgadır, sarmıştır, üstüne bir dalga daha gelir, daha üste de bulut çökmüştür, karanlıklar, karanlıklar üstüne yığılmıştır, öylesine ki elini çıkarsa onu bile nerdeyse göremez ve Allah, kime nur vermemişse artık bir nur yoktur ona.

41- Görmez misin ki şüphesiz olarak Allah’ı tenzîh eder göklerde bulunanlar da, yeryüzünde bulunanlar da ve kanatlarını çarpıp katar-katar uçan kuşlar da. Hepsi, duâlarını da bilmede, onu tenzîh etmeyi de ve Allah, ne yaparlarsa hepsini bilir.

42- Ve Allah’ındır göklerin ve yeryüzünün saltanatı ve tedbîri ve her şey, dönüp Allah tapısına varır.

43- Görmez misin ki Allah, bulutları sürmede, sonra onları birbirine katıp birleştirmede, sonra yığın haline getirmededir. Görürsün ki bulutlardan yağmur yağmadadır ve gökte dağ gibi yığılmış bulutlarda dolu var, bunları yağdırmadadır da dilediğine âfetler vermededir, dilediğine de isâbet ettirmemede. Şimşeğinin parıltısıysa neredeyse gözleri alacak.

44- Ve Allah, geceyle gündüzü, uzatıp kısaltmada, getirip götürmededir. Şüphe yok bunda, can gözü açık olanlara ibret var.

45- Ve Allah, her hayvanı sudan yaratmıştır onlardan, karnı üstünde sürünen var, onlardan, iki ayakla yürüyen var ve onlardan, dört ayakla yürüyen var. Allah, dilediğini yaratır; şüphe yok ki Allah’ın, her şeye gücü yeter.

46- Andolsun ki biz, her şeyi açıklayan deliller indirdik; ve Allah, dilediğini doğru yola sevk eder.

47- Ve derler ki: İnandık Allah’a ve Peygambere ve itâat ettik, sonra da onların bir kısmı bu sözün ardından yüz çevirir ve onlar inanmış kişiler değildir.

48- Onlar, aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Peygamberine çağrıldıkları zaman içlerinden bir kısmı, derhâl yüzlerini döndürür.

49- Fakat hak kendilerindeyse ona koşa-koşa gelirler.

50- Gönüllerinde hastalık mı var, yoksa şüphe mi ediyorlar, yoksa Allah’ın ve Peygamberinin, onlara bir haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, onlardır zâlimlerin ta kendileri.

51- Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Peygamberine çağrıldıkları zaman inananların sözü, ancak duyduk ve itâat ettik sözüdür, böyle der onlar ve onlardır kurtulanların, muratlarına erenlerin ta kendileri.

52- Ve kim Allah’a ve Peygamberine itâat eder, Allah’tan korkar ve ondan çekinirse o çeşit kişilerdir muratlarına erenlerin, kurtulup nusret bulanların ta kendileri.

53- Emredersen onlara, savaşa çıkacaklarına dâir olanca kuvvetleriyle yemin ederler elbette Allah’a de ki: Yemin etmeyin, bu, zâten âdet olan, gerekli bulunan bir itâatten ibâret; şüphe yok ki Allah, ne yaparsanız hepsinden haberdardır.

54- De ki: İtâat edin Allah’a ve itâat edin Peygambere. Gene de yüz çevirirlerse ona düşen, ancak kendisine yüklenen vazîfedir ve size düşen de, size yüklenen ve eğer ona itâat ederseniz doğru yolu bulursunuz ve Peygambere, apaçık tebliğden başka bir şey düşmez.

55- Allah, sizden inanıp iyi işlerde bulunanlara, onlardan önce gelip geçenleri nasıl yeryüzüne sâhip ve hâkim kıldıysa onları da mutlaka yeryüzüne sâhip ve hâkim kılmayı ve onlara, râzı ve hoşnût oldukları dîni nasîp edip o dini,

bütün dinlerden üstün etmeyi, korkularını emniyete tebdîl eylemeyi vaad-etmiştir; bana kulluk etsinler ve hiçbir şeyi eş tutmasınlar bana; ve bundan sonra kim kâfir olursa o çeşit adamlardır, buyruktan çıkanların ta kendileri.

56- Ve namaz kılın, zekât verin ve Peygambere itâat edin de acınmışlardan olun.

57- Kâfir olanlar, hiç ummasınlar ki yeryüzünde Allah’ı âciz bırakacaklar ve yurtları ateştir onların ve dönüp varılacak ne de kötü yerdir orası.

58- Ey inananlar, malınız olan köle ve câriyelerle sizden olup henüz ergenlik çağına girmemiş çocuklar, yanınıza gelirlerken üç vakitte, izin alsınlar sizden: Sabah namazından önce, öğle sıcağında elbisenizi soyduğunuz zaman ve yatsı namazından sonra; bu üç vakit, halvet vaktidir size. Bu vakitlerden başka zamanlarda yanınıza izinsiz girerlerse ne size suç var, ne onlara ve birbirinizi de dolaşabilirsiniz. Allah, delillerini böyle apaçık bildirmede size ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.[6]

59- Çocuklarınız ergenlik çağına girince de evvelce nasıl izinle yanınıza geliyorlarsa gene öylece izin alsınlar. Allah, delillerini böylece açıklamadadır size ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.

60- Nikâh ümidi kalmamış, kadınlık halinden kesilmiş kadınlar, ziynetlerini göstermemek şartıyla dış elbiselerini çıkarırlarsa suç yok onlara; fakat giyerlerse bu, daha da hayırlıdır onlara ve Allah, her şeyi duyar, bilir.

61- Köre vebâl yok, topala vebâl yok, hastaya vebâl yok size de vebâl yok evlerinizde, yahut babalarınızın evlerinde. Yahut analarınızın evlerinde, yahut erkek kardeşlerinizin evlerinde, yahut kız kardeşlerinizin evlerinde, yahut amcalarınızın evlerinde, yahut halalarınızın evlerinde, yahut dayılarınızın evlerinde, yahut teyzelerinizin evlerinde, yahut anahtarlarına sâhib olduğunuz evlerde, yahut da dostunuzun evlerinde yemek yemenizde; toplu olarak, yahut ayrı-ayrı yemek yemenizde de bir vebâl yok. Evlere girince, Allah tarafından kutlu ve temiz bir sağlık, esenlik vesîlesi olmak üzere selâm verin ev halkına. İşte Allah, aklınız ersin, düşünüp anlayın diye delillerini böyle açıklar size.

62- İnananlar, ancak Allah’a ve Peygamberine inanırlar ve onunla berâber, topluluğu icâb ettiren bir işte bulunurlarsa izin almadan bırakıp gitmezler. Şüphe yok ki senden izin isteyenlerdir Allah’a ve Resûlüne inananlar. Bâzı işlerini görmek için izin istediler mi senden, sen de onlardan dilediğine izin ver ve onlar için Allah’tan yarlıganma dile; şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahîmdir.

63- Aranızda, birbirinizi çağırdığınız gibi çağırmayın Peygamberi. İçinizden, birbirini siper ederek gizlice gidenleri, gerçekten de bilir Allah; artık onun emrine aykırı hareket edenler, bir sınanmaya uğramaktan, yahut da elemli bir azâba düşmekten sakınsınlar. [7][8]

64- Bilin ki Allah’ındır ne varsa göklerde ve yeryüzünde. Neyle oyalandığınızı mutlaka bilir ve dönüp tapısına vardığınız gün, ne yaptıklarını mutlaka haber verecek ve Allah, her şeyi bilir.

——————————————————————————–

[1]) Dayakta, üsteki palto, kürk gibi şeyler çıkarılır, diğer elbise çıkarılmaz. Sopanın, yalnız deriyi incitmesi, ete tesir etmemesi şarttır. (Devamı, sonnot No:44)

[2]) Mustalak oğullarıyla savaşa gidilirken Ayişe de vardı. Savaştan Medine’ye dönülürken bir yerde konaklanmıştı. Ayişe orada deveden inmiş, biraz eğlenmişti. Bu sırada gerdanlığını kaybetmişti. Onu ararken kafile, Ayişe hevdiçtedir sanarak hareket etmişti. Ayişe, gerdanlığını bulduktan sonra kafilenin konduğu yere gelmiş, kafilenin göçtüğünü anlayınca orada oturmuş, birisinin gelip götürmesini beklemeye başlamış, bu sırada uykusu gelmiş, uyumuştu. Kafilenin ardından gelen Safvan, Ayişe’yi görünce devesine bindirmiş, kervana ulaştırmıştı. (Devamı, sonnot No:45)

[3]) Bkz. Dipnot 216

[4]) Bu âyet de yukarda anlatılan olay üzerine vahyedilmiştir. “Hicab âyeti” diye anılır.

[5]) Işık, doğru yolu göstermekten kinayedir, bu, İbn-i Abbas’ın kavlidir. Hasen, Ebül-Aliye ve Dahhâk, Allah, gökleri ve yeryüzünü, güneşle, ayla, yıldızlarla ışıtır diye tefsir etmişlerdir. Kâ’b oğlu Ubeyy, Allah, gökleri meleklerle, yeryüzünü peygamberler ve bilginlerle süsler, bezer demiştir. “Işığının örneği” sözündeki ışığı iman ve Kur’ân, yahut Hz. Muhammed (s.a.a)’in nuru diye tefsir etmişlerdir. Tanrıya itaat etmektir diyenler de olmuştur. Kandil konan yeri, Hz. Muhammed (s.a.a)’in göğsü, kandili peygamberliği, “doğuda ve …(Devamı, sonnot No:46)

[6]) Bu üç vakit, sabahleyin ve öğleyin uykudan uyanıp kalkmak ve geceleyin soyunup yatmak zamanlarıdır.

[7]) Hutbeyi bırakıp gidenler hakkındadır.

[8]) Yâ Muhammed, ey Abdullah oğlu Muhammed diye çağırmayın, ey Allah elçisi deyin anlamınadır.

Yorum Bırak