3- Âl-i İmran Suresi

Yazar: beytül ahzan Tarih: 18 Temmuz 2009 Kur'an-ı Kerim Meali 1 Yorum



kuran

[İki yüz âyettir, bütün müfessirlerce Medenîdir.]

(İçinde İmran soyundan bahsedildiği için İmran soyu anlamına gelen Al-i İmran adıyla adlanmıştır.)

Rahman ve Rahîm Allah Adıyla

1- Elif lâm mîm.

2- Öyle bir Allah’tır ki yoktur ondan başka tapacak; diridir, daimî olarak mahlûkatının işlerini tedbîr ve her şeyi tasarruf eder.

3- Kitabı, sana gerçek ve ellerinde bulunanı gerçekleyici olarak indirdi, Tevrat ve İncil’i de indirdi

4- Evvelce, insanlara hidâyet olarak, gerçekle bâtılı ayırt eden kitabı da indirdi. Tanrı âyetlerine inanmayanlardır çetin azap ve Allah öyle üstün bir kudret sahibidir ki aman vermez.

5- Şüphe yok ki ne yeryüzünde bir şey Allah’a gizli kalır, ne gökyüzünde.

6- O, size, daha analarınızın karnındayken dilediği gibi şekil verir. Yoktur ondan başka üstün, hüküm ve hikmet sahibi tapacak. [1]

7- Öyle bir Tanrı’dır ki sana kitap indirdi. Onun bir kısmı, mânası-apaçık âyetlerdir ve bunlar, kitabın temelidir. Diğer kısmıysa çeşitli mânalara benzerlik gösterir âyetlerdir. Yüreklerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onları tevil etmek için mânaları açık olmayan âyetlere uyarlar. Halbuki onların tevilini ancak Allah bilir. Bilgide şüpheleri olmayacak kadar kuvvetli olanlarsa derler ki: Biz inandık ona, hepsi de Rabbimizdendir; bunu aklı tam olanlardan başkaları düşünemez.

8- Rabbimiz, bizi doğru yola sevk ettikten sonra kalplerimizi saptırma ve kendi katından bize rahmet bağışla, şüphe yok ki sen, fazlasıyla bağışlayansın.

9- Rabbimiz, muhakkak sen, geleceğinde şüphe bulunmayan günde insanları toplayansın. Şüphe yok ki Allah, vaadinden dönmez.

10- Kâfir olanları, Allah katında, ne malları birşeyden kurtaRabilir, ne evlâtları. Onlardır ateşin yakacağı kişiler.

11- Firavun soyu ve ondan öncekiler gibi hani. Âyetlerimizi yalanladılar, Allah da onları suçlarıyla alıverdi ve Allah’ın cezası çetindir.

12- Kâfirlere de ki; Yakında alt olacaksınız, cehennemde toplanacaksınız ve orası ne kötü bir yatılacak yerdir.

13- İbretti size birbirleriyle karşılaşan o iki bölüğün hali. Bir bölük, Allah yolunda savaşmadaydı, öbürüyse kâfirdi ve inananları, gözleriyle iki misli görmedeydiler. Allah, dilediğini yardımıyla kuvvetlendirir ve şüphe yok ki bunda, görenlere kesin bir ibret var.[2]

14- Kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşlere, güzel ve cins atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı insanların aşırı sevgisi vardır ve bu sevgi, insanlar için bezetilmiş bir sevgidir. Fakat bunlar, dünya yaşayışına ait birer matahtan ibarettir. Sonucu varılıp gidilecek yerin güzelliğiyse ancak Tanrı katındadır.

15- De ki: Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi: O da, sakınanlar için, ebedî olan ve kıyılarından ırmaklar akan, içinde tertemiz eşler bulunan bahçelerdir ve Allah’ın sizden râzı oluşudur. Allah, kullarını görür.

16- Onlar öyle kişilerdir ki Rabbimiz derler, inandık, suçlarımızı yarlıga ve bizi koru ateşin azâbından.

17- Onlar, sabredenler, gerçekler, itaat eyleyenler, mallarını yoksullara harcayanlar ve seher çağlarında, suçlarının yarlıganmasını dileyenlerdir.

18- Allah, kesin olarak bildirdi ki kendisinden başka yoktur tapacak. Meleklerle bilgi sahipleri de tam bir doğrulukla bunu bildiler, bildirdiler. O üstün Tanrıdan, o hüküm ve hikmet sahibinden başka yoktur tapacak.

19- Allah katında din, ancak İslâm dinidir. Kendilerine kitap verilenler, bunu adamakıllı bildikten sonra aralarındaki azgınlık ve haddini aşma yüzünden ihtilâfa düştüler ve kim Allah’ın âyetlerine inanmazsa bilsin ki Allah, pek tez hesap görür.

20- Seninle çekişirlerse hemen de ki: Ben ve bana uyanlar, özümüzü Allah’a teslîm ettik. Kendilerine kitap verilenlerle analarından doğdukları gibi kalanlara de ki: Siz de teslîm oldunuz mu? Özlerini Allah’a tapşırırlar, İslâm dinini kabul ederlerse şüphe yok ki doğru yolu bulmuş olurlar. Yüz çevirirlerse sana düşen ancak bildirmedir ve Allah, kullarını görür.[3]

21- Allah’ın âyetlerini inkâr edip haksız yere peygamberleri öldürenlere, insanlardan, doğruluğu emredenlerin canlarına kıyanlara gelince: Onları elemli bir azapla müjdele.

22- Onlardır bütün yaptıkları, dünyada da boşa gidenler, âhirette de. Bir tek yardımcıları bile yoktur onların.

23- Görmez misin kitaptan, kendilerine bir pay verilenleri; aralarında hakemlik etsin diye Allah’ın kitabına çağrılırlar da sonra onların bir kısmı arkalarını çevirir; onlar zâten bunu âdet edinmiştir.

24- Bu da, sayılı günlerden başka ateşte kalmayız demelerindendir. Kendi uydurmaları olan bu kanaat, onları dinlerinde de aldatmıştır.

25- Onları toplayıverdiğimiz gün ne olacak halleri? O günün geleceğinde hiç şüphe yok ve o gün herkese kazancının karşılığı verilecek, zulmedilmeyecek onlara.

26- De ki: Allah’ım, mülkün sahibi sensin, mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden alırsın. Dilediğini yükseltirsin, dilediğini alçaltırsın. Senin elindedir hayır, sensin her şeye gücü yeten.

27- Geceyi uzatırsın, gündüzün bir kısmı gece olur. Gündüzü uzatırsın, gecenin bir kısmı gündüz olur. Ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü izhar edersin ve dilediğini sayısız rızıklandırır-sın sen.

28- İnananlar iman edenleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesinler. Bu işi yapan, Allah’tan bir şey beklemesin, fakat kâfirlerden çekinmeniz gerekse o başka. Allah, kendisinden sakınmanızı emretmektedir ve dönüp varılacak yer de Allah tapısıdır.

29- De ki: Gönlünüzdekini gizleseniz de Allah bilir, açığa vursanız da. Göklerde ve yeryüzünde ne varsa bilir ve Allah’ın her şeye gücü yeter.

30- O gün bir gündür ki herkes, yaptığı hayrı hazırlanmış bir halde karşısında bulacak, işlediği kötülükle de arasında pek uzun bir mesafe olmasını arzulayacak. Tanrı, kendinden korunmanızı buyurur ve Allah, kullarını pek esirgeyicidir.

31- De ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyun da Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı yarlıgasın. Allah yarlıgayıcıdır ve rahîmdir.

32- De ki: Allah’a ve Peygambere itaat edin. Fakat yüz çevirirlerse Allah da kâfirleri sevmez.

33- Şüphe yok ki Allah, Âdem’i, Nûh’u, İbrahîm soyunu ve İmrân soyunu seçti, âlemlere üstün etti.[4]

34- Birbirlerinden türemiş bir soydur onlar ve Allah duyar, bilir.

35- An o zamanı ki İmrân’ın zevcesi, yâ Rabbi demişti, karnımdakini, azatlı bir kul olmak üzere sana adadım, kabul et. Şüphe yok ki sen duyarsın, bilirsin.[5]

36- Doğurunca da yâ Rabbi demişti kız doğurdum; zâten Tanrı, onun ne doğurduğunu biliyordu; erkek kıza benzemez, ona Meryem adını verdim, onu da, soyunu da sana ısmarladım, taşlanmış Şeytan’dan sen koru demişti.

37- Rabbi, onu iyi bir sûrette kabul etti, bir nebat yetiştirir gibi onu yetiştirdi, geliştirdi, Zekeriyya’yı da onun hizmetine memûr etti. Zekeriyya, ne vakit mihRaba girse yanında bir yiyecek bulurdu. Yâ Meryem demişti, bunlar nereden geliyor sana? Meryem, Allah’tan demişti, şüphe yok ki Allah dilediğini sayısız rızıklarla rızıklandırır.

38- Zekeriyya, orada Rabbine dua etmiş, yâ Rabbi demişti, sen katından tertemiz bir soy ver bana, muhakkak ki duaları duyansın sen.

39- Mihrapta durmuş, namaz kılıyordu ki melekler, gerçekten de Allah, sana Yahya’yı müjdelemededir. O, Tanrıdan gelen sözü tasdik eden bir erdir, uludur, kötülüklerden tamamıyla çekinmiştir, iyilerden ve doğrulardan bir peygamberdir o diye nida etmişti.

40- Zekeriyya, Rabbim demişti, benim nasıl oğlum olabilir ki ihtiyarlık, üstüme çökmüştür, karım da kısır. Böyle de olsa demişti, Allah dilediğini yapar.

41- Zekeriyya demişti ki: Rabbim, bana bir delil ver. Allah da, insanlarla işaretleşmen ayrı, tam üç gün, konuşmaman onlarla, delildir sana. Çok an Rabbini, akşam ve sabah çağlarında, onun noksan sıfatlardan arı olduğunu söyle demişti.

42- An o zamanı da, hani melekler Meryem’e, yâ Meryem, Allah gerçekten de seni seçti, arıttı ve âlemlerdeki kadınlara üstün etti.

43- Yâ Meryem, Rabbine itaat et, secdeye kapan, rükû edenlerle rükû et demişti.

44- Bunlar, gaibe ait haberler ki sana vahyetmekteyiz. Meryem’i yetiştirmeyi tekeffül edecek kimdir diye kura çekmek için kâlemlerini attıkları zaman da yanlarında değildin, bu hususta çekiştikleri zaman da.

45- Hani melekler, yâ Meryem, gerçekten de Allah seni, kendisinin bir kelimesiyle müjdelemektedir adı da Meryemoğlu Mesîh İsa’dır onun ve o, dünyada da kadri yüce bir erdir, âhirette de ve yakınlardandır o.[6]

46- Beşikteyken de, olgunluk çağındayken de insanlarla konuşacaktır ve o, temiz kişilerdendir demişti de.

47- Meryem, yâ Rabbi demişti, benim nasıl çocuğum olabilir? Bana hiçbir insan dokunmadı. Allah, öyledir ama demişti, dilediğini yapar Allah ve bir işin olmasını diledi mi hemencecik ol der ona ve o oluverir.[7]

48- Tanrı ona bilgiyi, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i öğretir. [8] [9]

49- İsrailoğullarına peygamber olarak gönderir, o da onlara der ki: Ben, Rabbinizden delille geldim size. Balçığı yoğurur, kuş şekline sokar, ona üflerim, Allah’ın izniyle kuş olur. Anadan doğma körü körlükten kurtarırım, abraş illetine tutulmuşu, Allah’ın izniyle iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüyü diriltirim, evlerinizde yediklerinizi, sakladıklarınızı size bildiririm. İnanmışsanız şüphe yok ki, bunlar size delildir.51

50- Tevrat’ın gerçekliğini söylemekte, size haram edilen bâzı şeyleri helâl etmekteyim, Rabbinizden delillerle geldim. Sakının Tanrıdan da bana itaat edin.

51- Şüphe yok ki Allah, benim de Rabbimdir, sizin de Rabbiniz; ona kulluk edin, budur doğru yol.

52- İsa, onların küfrünü duyunca dedi ki: Kimlerdir Allah uğrunda yardımcılarım? Havârîler, biziz Allah için yardım edenler dediler, Allah’a inandık, sen de tanık ol ki, biz, ona teslîm olanlarız.52

53- Rabbimiz, inandık indirdiğine, uyduk Peygambere, bizi buna tanık olanlarla haşret.

54- Düzene koyuldular, Allah da düzenlerine karşılık cezalarını verdi. Allah, düzencilere ceza verenlerin hayırlısıdır.

55- Hani o zaman Allah yâ İsa demişti, seni öldürecek de benim, kendime yüceltecek de, kâfirlerden kurtarıp arıtacak da. Sana uyanları kıyamete dek kâfirlere üst edeceğim. Sonra, dönüp geleceğiniz yer, benim tapımdır, aranızda, aykırılığa düştüğünüz şeylerin hükmünü de ben vereceğim.53

56- Kâfir olanlara gelince: Onları dünyada da çetin bir azapla azaplandıracağım, âhirette de ve onlara hiçbir yardımcı yoktur. [10]

57- İnananlar ve iyi işlerde bulunanlarsa ecirlerini tam olarak alırlar. Allah zulmedenleri sevmez.

58- Bunları, sana âyetlerimizden ve doğrulukla hükmeden Kur’ân’dan okuyoruz.

59- Gerçekten de Allah katında İsa, Âdem’in örneğidir, onu topraktan yarattı da sonra ol dedi, oluverdi.

60- Gerçek, Rabbindendir, şüphe edenlerden olma artık.

61- Sana iyice bildirildikten sonra da gene bu hususta seninle tartışan olursa de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım, biz bizzat gelelim, siz de gelin. Ondan sonra da dua edelim ve Allah’ın lânetini yalancılara havale edelim.[11]

62- İşte budur gerçek söz: Allah’tan başka yoktur tapacak ve şüphe yok ki Allah, üstündür, hikmet sahibidir.

63- Gene yüz çevirirlerse muhakkak ki Allah bozguncuları bilir.

64- De ki: Ey kitap ehli, gelin aramızda eşit olan tek söze: Ancak Allah’a kulluk edelim, ona hiçbir şeyi eş ve ortak etmeyelim, Allah’ı bırakıp da bâzılarımız, bâzılarımızı Tanrı tanımayalım. Gene de yüz döndürürlerse deyin ki tanık olun, özümüzü Tanrıya teslîm edenleriz biz.

65- Ey kitap ehli, ne diye İbrahîm hakkında çekişip tartışırsınız? Tevrat da ondan sonra inmiştir, İncil de. Akıl etmiyor musunuz ki?

66- Şöyle-böyle bilginiz olan şeye dair tartışıp duruyorsunuz ama hiç bilginiz olmayan şeyde de ne diye tartışmaya kalkışırsınız? Allah bilir, siz bilmezsiniz.

67- İbrahîm ne Yahûdi’ydi, ne Nasrânî. Dosdoğru Müslüman’dı ve müşriklerden değildi.

68- İbrahîm’e gerçekten de en yakın olanlar, ona inananlarla bu Peygamberdir ve iman edenlerdir. Allah, inananların dostu ve yardımcısıdır.

69- Kitap ehlinin bir bölüğü, yolunuzu sapıtmak ister. Halbuki sizi değil, ancak kendilerini yoldan çıkarırlar, kendileri sapıklığa düşerler de farkında değillerdir.

70- Ey kitap ehli, Allah’ın âyetlerini neden inkâr edersiniz, halbuki onları görüp duruyorsunuz da.

71- Ey kitap ehli, ne diye hakkı bâtılla karıştırıyor, gerçeği gizliyorsunuz? Halbuki biliyorsunuz da.

72- Kitap ehlinin bir bölüğü de dedi ki: İman edenlere indirilene gündüzün inanın, akşam üstü inanmayın, kâfir olun, belki iman edenler de inançlarından dönerler.

73- Ve dininize uyan kişiden başkasına inanmayın. De ki: Doğru yol, ancak Allah yoludur. Size verilenin başkalarına da verildiğine ve onların, Rabbiniz katında deliller göstererek sizinle tartışacaklarına inanmayın dediler mi de, de ki: Lütuf ve ihsân ancak Allah’ın elindedir, dilediğine lütfeder ve Allah’ın lütfü boldur ve her şeyi bilir o.

74- Dilediğini rahmetiyle tahsis eder ve Allah, büyük bir lütuf ve ihsân sahibidir.

75- Kitap ehlinin içinde öylesi vardır ki ona bir kantar altın emânet etsen onu, olduğu gibi öder. Öylesi de vardır ki bir altın emânet etsen ayak direyip ısrar etmedikçe geri vermez. Bu da, okuma-yazma bilmeyenlerin mallarını almada bir vebal yok bize demelerindendir. Bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.

76- Yok, öyle değil iş. Kim ahdine vefa eder ve ondan sakınırsa bilsin ki gerçekten de Allah sakınanları sever.

77- Allah’a verdikleri sözü ve onun adına, etmiş oldukları yeminleri, değeri az bir mataha değişenler yok mu, onlardır âhirette nasîbi olmayanlar ve Allah, kıyamet gününde onlarla konuşmaz, yüzlerine bile bakmaz, onları arıtmaz ve onlar içindir elemli bir azap.

78- Kitap ehlinin bir bölüğü de kitaptan bir şey okuyorlarmış zannına kapılmanız için dillerini oynatıp dururlar, halbuki okudukları, kitapta yoktur. Bu, Allah katındandır derler, değildir Allah katından ve bile bile Tanrıya bühtan ederler.

79- Hiçbir insana yakışmaz ki Allah, ona kitap, hüküm ve peygamberlik versin de sonra o, insanlara, Tanrıyı bırakın da bana kul olun desin. Ancak öğretmekte, okumakta ve okumakta olduğunuz kitaba uyup Rabbânî olun der.[12]

80- Meleklerle peygamberleri Tanrı tanıyın diye de emretmez. Artık siz Müslüman olduktan sonra küfrü emreder mi size?

81- An o zamanı ki Allah, peygamberlerden, size kitap ve hikmet verdim, sonra da sizdeki kitabı gerçekleyen bir peygamber göndereceğim, ona mutlaka inanacaksınız, mutlaka yardım edeceksiniz diye söz almıştı ve ikrar ettiniz mi, size yüklediğim bu ağır yükü aldınız, yüklendiniz mi demişti. İkrar ettik demişlerdi de o da öyleyse tanık olun demişti, ben de sizinle berâber tanıklık edenlerdenim.

82- Bundan sonra kim dönerse o çeşit kişilerdir kötülükte bulunanlar.

83- Artık Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Göklerde ve yeryüzündekiler, istekleriyle ve zorla ona teslîm olmuşlardır ve her şey de, sonucu, gerisin geriye, dönüp onun tapısına varacaktır.

84- De ki: İnandık Allah’a ve bize indirilene, İbrahîm’e, İsmâîl’e, İshak’a, Yakup’a, torunlarına indirilene. Mûsâ’ya, İsa’ya ve peygamberlere, Rablerinden verilene; aralarından hiçbirini ayırt etmeyiz ve biz, ona teslîm olmuşuz.

85- Kim Müslümanlıktan başka bir din arar, dilerse arayıp bulduğu din, aslâ makbule geçmez ve o, âhirette ziyana uğrayanlardandır.

86- Allah, o kavme nasıl doğru yolu gösterir ki inandıktan sonra kâfir olmuştur. Halbuki onlar, Peygamberin gerçek olduğuna da tanıklık etmişlerdi, onlara apaçık deliller de gelmişti ve Allah, zâlim kavmi doğru yola sevk etmez ki.

87- Onlar, o kişilerdir ki şüphesiz yaptıklarına karşılık Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onlaradır.

88- Ve bu lânette ebedî kalırlar, ne azapları hafifletilir, ne de yüzlerine bakılır.

89- Ancak bundan sonra tövbe edenler ve düzgün bir hale gelenler müstesna. Çünkü Allah, suçları örter ve rahîmdir.

90- İnandıktan sonra kâfir olanlara, sonra da kâfirliklerini arttıranlara gelince: Tövbeleri hiç kabul edilmez ve onlardır sapıklar.

91- Gerçekten de, kâfir olanlar ve kâfir olarak ölenler yok mu, kurtulmak için dünya dolusu altın feda etseler makbule geçmez, hiçbiri kurtulmaz, onlaradır elemli bir azap ve onlara bir tek yardımcı bile yoktur.

92- Kesin olarak hayır ve ihsan mertebesine erişmezsiniz sevdiğiniz şeyleri harcamadıkça ve şüphe yok ki Allah, harcadığınız şeyleri bilir.

93- İsrail, Tevrat inmeden kendisine neleri haram ettiyse onlardan başka her çeşit yiyecek, İsrailoğullarına helâldi. De ki: Sözünüz doğruysa getirin Tevrat’ı da okuyun bakalım.[13]

94- Bundan sonra da kim Allah’a yalan isnat ederse artık o çeşit adamlardır zâlimler.

95- De ki: Allah doğru söylemiştir, siz de artık doğru yolu tutan İbrahîm’in dinine uyun ve o, şirk koşanlardan değildi.

96- Şüphe yok ki ilk kurulan ev, Mekke’deki evdir. Kutludur ve âlemlere doğru yolu gösterir.[14]

97- Oradadır apaçık deliller ve İbrahîm’in durağı ve kim oraya girerse emin olur. İnsanlardan, oraya gitmeye gücü yetene, Allah için gidip o evi ziyaret ederek haccetmesi farzdır. İnkâr eden eder, Allah şüphe yok ki bütün âlemlerden müstağnîdir.

98- De ki: Ey kitap ehli, ne diye Allah’ın delillerini inkâr eder, kâfir olursunuz? Halbuki Allah, bütün yaptıklarınızı görür.

99- De ki: Ey kitap ehli, kendiniz de tanıksınız, öyle olduğu halde gene zor zoruna ne diye bir eğrilik bulmaya yeltenir de inananları, Allah yolundan döndürmeye çalışırsınız? Allah’sa yaptıklarınızdan gafil değildir ki.

100- Ey inananlar, kendilerine kitap verilenlerin herhangi bir kısmına uyarsanız sizi döndürür, inancınızdan sonra kâfir yapar.

101- Fakat siz nasıl kâfir olabilirsiniz ki Allah’ın âyetleri size okunmada, Allah’ın Resûlü de içinizde. Kim Allah’a sımsıkı yapışırsa şüphe yok ki o, dosdoğru yola sevk edilmiştir.

102- Ey inananlar, Allah’tan nasıl sakınmak lâzımsa öyle sakının ve ancak Müslüman olarak can verin.

103- Hep birden Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, bölük bölük olmayın ve anın Allah’ın size verdiği nîmeti, anın o zamanı ki düşmandınız birbirinize, kalplerinizi uzlaştırdı, nîmetiyle kardeş oldunuz. İçinde ateş dolu bir çukurun tam kenarındaydınız, sizi kurtardı oradan. Allah, doğru yolu bulursunuz diye delillerini böyle açıklar işte.[15]

104- İçinizde öyle kişiler bulunmalı ki onlar, sizi hayra çağırsın, size iyiliği emretsin, sizi kötülükten vazgeçirmeye çalışsın ve onlardır kurtulanlar, muratlarına erenler.

105- Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra da gene bölük bölük olanlara, gene ayrılığa düşenlere benzemeyin. Öyle kişilerdir onlar ki onlaradır pek büyük azap.

106- Bir gündür o gün ki yüzler ağarır, yüzler kararır. Yüzleri kararanlara, inandıktan sonra denir, kâfir mi oldunuz? Kâfir olmanıza karşılık tadın azâbı.

107- Yüzleri ağaranlara gelince onlar, Allah’ın rahmetindedir, onlar, o rahmette ebedî olarak kalırlar.

108- İşte bunlar, Allah’ın âyetleridir. Gerçek olarak onları sana okumadayız ve Allah, âlemlere zulmetmeyi istemez.

109- Allah’ındır ne varsa göklerde ve yeryüzünde ve işler, dönüp ona varır.

110- Siz insanlar için meydana çıkarılan en hayırlı ümmetsiniz; insanlara iyiliği emredersiniz, kötülükte bulunmamalarını söylersiniz ve Allah’a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı hayırlı olurdu kendilerine. Onlardan inananlar da var, fakat çoğu dinden çıkmıştır.

111- Onlar size hiçbir sûretle zarar veremezler, ancak incitirler sizi. Onlara bir tek yardımcı bile bulunmaz.

112- Nerede bulunurlarsa bulunsunlar, aşağılık bir hâle getirilmiştir onlar; ancak Allah’ın ipine ve insanların yapıştıkları ipe yapışanlar müstesna. Allah’ın gazabına uğradılar ve üstlerine miskinlik çullandı. Bu da Allah’ın delillerini inkâr ettikleri ve haksız yere peygamberleri öldürdükleri için, bu da isyan ettikleri ve hadlerini aştıkları için.

113- Ama hepsi bir değil. Kitap ehlinden dosdoğru hareket edip ibadetten vazgeçmeyen, geceleri secdeye kapanarak Allah’ın âyetlerini okuyan bir bölük de var.

114- Allah’a ve âhiret gününe inanırlar, insanlara iyiliği emrederler, onları kötülükten nehyederler ve onlar iyi kişilerdendir.

115- Hayra ait ne yaparlarsa mutlaka mükâfatını görecekler ve Allah, kendisinden sakınanları pek iyi bilir.

116- Gerçekten de o kâfirlerin ne malları Allah azâbından onları koruyabilir, ne evlâtları ve onlardır ateş ehli olanlar, orada ebedî kalırlar.

117- Onların şu dünya hayatında harcadıkları, tıpkı kendilerine zulmeden bir kavmin tarlalarına vuran zemheri yeline benzer, eser, ekinleri mahvedip gider. Onlara Allah zulmetmez, onlar, kendi kendilerine zulmederler.

118- Ey inananlar, birbirinizi bırakıp da başkalarını dost edinmeye kalkışmayın. Onlar, size zarar vermekten, kötülükte bulunmaktan geri kalmazlar, sizin zahmete düşmenizi dilerler. Düşmanlıkları, ağızlarından dökülen sözlerden açıkça belli olur, yüreklerinde gizledikleri düşmanlıksa daha da büyüktür. İşte, aklınızı başınıza almanız için size bu delilleri açıkladık.

119- İşte siz o kişilersiniz ki onları seversiniz, fakat onlar sizi sevmez. Siz, kitabın hepsine inanırsınız, onlarsa sizinle buluştular mı inandık derler, yalnız kaldılar mı size karşı besledikleri kin yüzünden parmaklarını ısırırlar. De ki: Geberin kininizle. Şüphe yok Allah, gönüllerde ne varsa hepsini bilir.

120- Size bir iyilik gelse tasalanırlar, kötülük gelse ferahlanırlar. Sabreder ve sakınırsanız düzenleri size hiçbir hususta zarar vermez ve Allah, şüphe yok ki ne yaparlarsa hepsini de kavramıştır.

121- An o zamanı, hani insanları savaş yerlerine yerleştirmek için sabahleyin erkenden âilenden ayrılmıştın ve Allah duyuyordu, biliyordu bunu.

122- Hani içinizden iki bölük, korkup geri dönmek üzereydi, halbuki Allah, onların yardımcısıydı ve ancak Allah’a dayanmalı inananlar.[16]

123- Siz zayıf olduğunuz halde Allah size Bedir’de yardım etmişti, artık siz de Allah’tan sakının da şükredenlerden olun.

124- Hani sen o zaman inananlara demiştin ki: Rabbiniz, size yardım için üç bin melek indirecek, yetmez mi size?

125- Evet, sabreder de çekinirseniz düşmanlar, size ansızın saldırsa bile Rabbiniz, alâmetleri besbelli tam beş bin melekle yardım eder size.

126- Allah, bunu ancak size bir müjde olsun da yürekleriniz yatışsın diye yapmıştır ve yardım, ancak hüküm ve hikmet sahibi Allah’tandır.

127- O, kâfirlerin ileri gelenlerinden bir kısmını öldürmek, bir kısmını da baş aşağı edip ümitsiz bir hale getirerek döndürmek için yardım etti size.

128- Senin bu işle ilgin yok bile; o, dilerse tövbelerini kabul eder, dilerse zâlim olduklarından dolayı onları azaplandırır.

129- Allah’ındır göklerde ne varsa ve yeryüzünde ne varsa. Dilediğini yarlı-gar, dilediğine azâp eder ve Allah yarlı-gayıcıdır, rahîmdir.

130- Ey inananlar, faizi kat kat arttırarak yemeyin, Allah’tan sakının da kurtulun.

131- Sakının o ateşten ki hazırlanmıştır kâfirlere.

132- Ve Allah’a ve Peygambere itaat edin de acınmışlardan olun.

133- Yarış edercesine koşun Rabbi-nizin yarlıgamasına, sakınanlar için hazırlanmış bulunan ve eni, göklerle yerler kadar olan cennete.

134- O sakınanlar, ferahlıkta, darlıkta mallarını yoksullara harcayanlar, öfkelerini yenenler ve insanları affedenlerdir ve Allah, ihsânda bulunanları sever.

135- Onlar, kötü bir iş işlediler mi, yahut nefislerine bir zulümde bulundular mı Allah’ı anıp suçlarının yarlıgan-masını dileyenlerdir ve Allah’tan başka kimdir günahları yarlıgayan? Onlar, işledikleri suçta, bile bile ısrar da etmezler.

136- Onlar, öyle kişilerdir ki yaptıklarının karşılığı, Rablerinin yarlıga-ması ve kıyılarından ırmaklar akan cennetlerdir, ebedî olarak kalırlar orada ve iyi işlerde bulunanların mükâfatı, ne de güzeldir.

137- Sizden önce nice dinler gelip geçti. Yeryüzünü gezin, dolaşın da yalanlayanların sonucu ne olmuş, bakın, görün.

138- Bu, insanlara açıklamadır ve sakınanları doğru yola sevk etmedir, öğüttür onlara.

139- Ve gevşeklik etmeyin, mahzun olmayın, inanmışsanız mutlaka üstünsünüz siz.

140- Size bir yara deydiyse o kavim de tıpkı sizin gibi yaralandı. Bu günler, öyle günler ki onları insanlar arasında nöbetle döndürür, dururuz. Böylece de Allah, bilgisini, inananlara açıklar, içinizden şahitler edinir ve Allah zâlimleri sevmez.

141- Ve Allah, inananları arıtır, tertemiz bir hale getirir, kâfirleri de helâk eder.

142- Yoksa Allah, içinizden savaşanları belli etmeden, sabredenleri bildirmeden cennete girivereceğinizi mi sanıyorsunuz?

143- Andolsun, ölümle karşılaşmadan önce arzulamıştınız ölümü. İşte onu gördünüz, bakıp duruyordunuz ona.

144- Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce nice peygamberler geldi geçti. Ölürse, yahut öldürülürse gerisin-geriye mi döneceksiniz? Kim dönerse bilsin ki Allah’a hiçbir sûretle zarar vermez ve Allah şükredenlerin karşılığını yakında verecektir.

145- Allah’ın izni olmadıkça hiçbir kimse ölmez. Ölüm, vakti tâyin edilmiş bir yazıdır. Kim dünya nîmetlerini isterse ona dünyadan nîmetler veririz ve kim âhiret mükâfatını dilerse ona ahirete ait mükâfatlar ihsân ederiz ve biz, şükredenleri yakında mükâfatlandıracağız.

146- Nice peygamberler gelip geçti ki onlarla berâber birçok bilginler, savaşa girişti. Onlar, Allah yolunda başlarına gelenlere dayandılar, ne gevşediler, ne zayıflık gösterdiler, ne de boyun eğdiler ve Allah, sabredenleri sever.

147- Sözleri ancak şuydu: Rabbimiz, yarlıga suçlarımızı, bağışla işlerimizde taşkınlık göstermemizi ve diret ayaklarımızı, yardım et bize kâfir kavme karşı.

148- Allah da onlara dünya nîmetlerini ve âhiretin güzelim mükâfatını verdi ve Allah, iyilik edenleri sever.

149- Ey inananlar, kâfirlere itaat ederseniz sizi döndürür onlar ve ziyan edersiniz.

150- Yok yok, sizin yardımcınız, dostunuz Allah’tır ve o, yardımcıların en hayırlısıdır.

151- Hiçbir şeye dayanmaksızın Allah’a şirk koştuklarından dolayı kâfirlerin yüreklerine yakında bir korkudur salacağız. Ateştir yurtları onların ve zâlimlerin barınacağı yer, ne de kötüdür.

152- Andolsun ki Allah, size ettiği vaadi doğruladı; izniyle onları bozup öldürdünüz de sonra gevşeklik gösterdiniz, verilen buyruk hakkında çekiştiniz ve sevdiğiniz şeyi size gösterdikten sonra tuttunuz, isyan ettiniz. Sizden dünyayı dileyen olduğu gibi âhireti dileyen de vardı. Sonra sizi sınamak için onlardan geri çevirdi ve gerçekten de bağışladı sizi ve Allah, inananlara karşı lütuf ve ihsân sahibidir.[17]

153- O anda boyuna uzaklaşıyor, hiç kimseye bakmıyordunuz bile. Peygamberse arkanızdan sizi çağırıp durmadaydı. Tanrı, elinizden çıkana hayıflanmayasınız, gelip çatan felâketlerden mahzun olmayasınız diye sizi, gam üstüne gam vererek cezalandırdı ve Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

154- Bu gamdan sonra size emniyetle bir uyku verdi ki içinizden bir bölüğü sarıp kapladı. Bir bölükse can kaygısına düşmüştü. Allah hakkında, Müslümanlıktan önceki bilgisizlik çağında olduğu gibi haksız zanlara kapıldılar. Diyorlar ki: Bu işte nemiz var bizim? De ki: Bütün işler Allah’ındır. Onlar, sana açıklamadıklarını yüreklerinde gizliyorlar ve bu işte payımız olsaydı burada öldürülmezdik diyorlar. De ki: Evlerinizde de olsanız, öldürmeleri yazılanlar, gene çıkarlar, öldürülüp yatacakları yerlere giderlerdi ve Allah, gönüllerinizde olanları yoklamak, yüreklerinizdekini artırmak için yaptı bunu ve Allah, yüreklerinizde ne varsa hepsini bilir.

155- İki topluluğun karşılaştığı gün içinizden yüz çevirenler, şüphe yok ki bâzı hareketleri yüzünden Şeytan’a kapılmışlardı, fakat andolsun ki Allah onları bağışladı ve şüphe yok ki Allah, suçları örter ve ceza vermede acele etmez.

156- Ey inananlar, sakın kâfir olup da sefere çıkan, yahut savaşa giden kardeşlerine, bizim yanımızda olsalardı ölmezlerdi, öldürülmezlerdi diyenlere benzemeyin. Allah, bunu, onların yüreklerine bir hasret olarak yerleştirdi. Halbuki dirilten de Allah’tır, öldüren de ve Allah, bütün yaptıklarınızı görür.

157- Andolsun ki Allah yolunda öldürülmeniz, yahut ölmeniz, Allah’ın yarlıgaması ve rahmeti, onların topladıklarından hayırlıdır.

158- Andolsun ki ölseniz de mutlaka Allah tapısında toplanacaksınız, öldürülseniz de.

159- Allah’ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandın, yoksa kaba ve katı yürekli olsaydın mutlaka yanından ayrılıp giderlerdi. Bağışla onları, yarlıgan-malarını dile onların, iş hususunda danış onlarla. Fakat işe girişmeyi de kurdun mu dayan Allah’a. Şüphe yok ki Allah, dayananları sever.

160- Allah size yardım ederse üst olacak yoktur size. Fakat o sizi yardımsız bırakırsa kimdir ondan başka yardım edecek size? Mutlaka Allah’a dayanmalı inananlar.

161- Bir peygamber, emânete hıyânet edemez ve kim hıyânet ederse kıyâmet günü, hıyânet ettiği neyse onunla haşrolur, sonra herkese kazandığının karşılığı verilir ve onlara zulmedilmez.[18]

162- Allah rızâsına uyanla Allah’ın hışmına uğrayıp yurdu cehennem olan bir olur mu hiç? Ve orası, dönülüp varılan ne kötü bir yerdir.

163- Onlara Allah katında dereceler var ve Allah ne yapıyorlarsa hepsini görür.[19]

164- Andolsun ki Allah, müminlere büyük bir lütufta bulundu onların içinden bir Peygamber gönderdiği zaman; o Peygamber, müminlere Tanrı âyetlerini okumada, onları arıtmada, onlara kitap ve hikmet öğretmede ve onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.

165- Başlarına iki misli olarak gelen felâkete siz de uğrayınca, bu da nereden dediniz. De ki: Bu, sizin katınızdan geldi ve Allah’ın, şüphe yok ki her şeye gücü yeter.

166- İki topluluğun karşılaştığı gün size gelip çatan musîbet, Allah’ın izniyle gelip çatmıştı. Böylece de inananları bildirmeyi.

167- Münafıklık edenleri de açığa vurmayı murad etmişti. Onlara, gelin, Allah yolunda savaşın, yahut da onları defedin deyince, savaşmayı bilseydik elbette size uyardık dediler. Halbuki onlar, o gün imandan ziyade küfre yakındılar. Özlerinde olmayan söze getiriyorlardı. Onların bütün gizlediklerini Allah bilir.

168- Onlar öyle kişilerdir ki otururlar da kardeşlerine, eğer derler, bizi dinleselerdi öldürülmeyeceklerdi. De ki: Ölümü çevirin kendinizden sözünüz doğruysa.

169- Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma. Onlar diridir ve Rableri katında rızıklanırlar.

170- Ferah-fahûr bir halde Allah’ın onlara ettiği lütuf ve ihsânlarla ve onlar, henüz kendilerine katılmayanlara, fakat artlarından gelmekte olanlara da bilin ki ne korku vardır onlara, ne de mahzun olurlar diye müjde vermeyi isterler.

171- Allah’ın nîmet ve ihsânına nâil olduklarından dolayı sevinç içindedir onlar ve Allah, inananların ecrini zâyi etmez.

172- Yaralandıktan sonra bile Allah’ın ve Peygamberin davetine icabet edenlere, hele onların içinden iyiliklerde bulunup sakınanlara pek büyük bir ecir var.

173- Öyle kişilerdir onlar ki halk, kendilerine, bütün insanlar, aleyhinizde birleşti, korkun onlardan dedi de bu söz, onların inancını arttırdı ve Allah yeter bize, ne de güzel vekildir o dediler.

174- Kendilerine hiçbir kötülük erişmeksizin Allah’ın nîmetlerine ve ihsânına nâil olarak geri döndüler ve Allah rızâsına da uymuş oldular; Allah, pek büyük lütuf ve ihsân sahibidir.

175- Şüphe yok ki Tanrı dostlarını korkutan ancak ve ancak Şeytan’dır. Onlardan korkmayın, benden korkun inanmışsanız.

176- Ve o, küfre doğru koşa-koşa, yarışarak gidenler, seni mahzun etmesin, onlar Allah’ı hiçbir sûretle zararlan-dıramazlar. Allah, onlara âhiretten hiçbir pay vermeyi murad etmemiştir ki ve onlaradır pek büyük azap.

177- İmanı satıp da küfrü alanlar, Allah’ı zararlandıramazlar, onlaradır elemli azap.

178- Küfredenler, kendilerine mühlet ve fırsat vermemizi, kendileri için hayırlı sanmasınlar. Onlara mühlet ve fırsat verişimiz, suçlarını arttırmaları içindir ve onlaradır horhakir edici azap.

179- Allah, inananları, şu bulunduğunuz halde bırakmayacak, sonucu, pisi temizden mutlaka ayırt edecek. Ve Allah size gaybı da bildirecek değil, fakat peygamberlerinden dilediğini seçer, gaybı bildirir ona. İnanır ve sakınırsanız hiç şüphe yok ki size büyük bir ecir var.

180- Allah’ın ihsân ettiğini vermekten sakınanlar, bunu kendileri için hayırlı sanmasınlar. Hattâ bu, onlar için şerdir de. Sakındıkları şey, kıyâmet günü, boyunlarına dolanacak ve Allah’ındır göklerin ve yeryüzünün mîrası ve Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

181- Andolsun ki Allah yoksuldur, biz zenginiz ama diyenin sözünü işitmiştir Allah. Ne söyledilerse onu da yazacağız, peygamberleri haksız yere öldürmelerini de ve diyeceğiz ki: Tadın yakıcı kavurucu azâbı.

182- Bu da, ancak elleriyle kazandıklarının cezası ve Allah, şüphe yok ki kullarına zulmetmez.

183- Kurban ettiğini, bir yıldırım düşüp yakmadıkça inanmayız hiçbir peygambere, bize böyle emretti Allah gerçekten de dediler. De ki: Benden önce apaçık mûcizelerle ve söylediğiniz mûcizeyle birçok peygamberler gelip geçti, doğruysa sözünüz ne diye öldürdünüz onları?

184- Seni yalan sayarlarsa senden önce apaçık delillerle, sahîfelerle ve aydınlatıcı kitapla gelen peygamberler de yalan sayılmıştır.

185- Herkes ölümü tadacak ve hiç şüphe yok ki cennete giren, gerçekten de kurtulmuştur, muradına ermiştir. Dünya yaşayışı, zâten aldatıcı bir matahtan ibaret.

186- Andolsun ki mallarınızla, canlarınızla sınanacaksınız, sizden önce kendilerine kitap verilenlerle Tanrıya şirk koşanlardan kötü sözler işiteceksiniz, birçok eziyetlere, zahmetlere uğrayacaksınız. Sabreder ve sakınırsanız şüphe yok ki bu, hâdiselere karşı gösterilen metanetten sayılır.

187- An o zamanı ki Allah, kendilerine kitap verilenlerden, o kitabı insanlara mutlaka açıklayacaksınız, gizlemeyeceksiniz onu diye söz almıştı; onlarsa o sözü artlarına attılar, azcık bir menfaat karşılığında sattılar onu, ama o aldıkları şey, ne de kötü nesne.

188- Sakın sanma yaptıklarıyla sevinenlerin, yapmadıkları işlerden dolayı övülmeyi arzulayanların azaptan kurtulacakları bir yer olabileceğini, sakın sanma onların azaptan kurtulacağını. Onlar içindir elemli bir azap.

189- Allah’ındır göklerin ve yeryüzünün saltanatı ve Allah’ın her şeye gücü yeter.

190- Gerçekten de göklerin ve yeryüzünün yaratılışında, geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde aklı tam olanlara deliller var.

191- Onlar, Allah’ı ayaktayken, otururken ve yan üstü yatarken anarlar ve göklerle yeryüzünün yaratılışını düşünürler de Rabbimiz derler, bunları boş yere yaratmadın, noksan sıfatlardan arısın sen, koru bizi ateşin azâbından.

192- Rabbimiz, gerçekten de sen kimi ateşe atarsan şüphe yok ki onu horhakir bir hale sokarsın ve zâlimlere hiçbir yardımcı yoktur.

193- Rabbimiz, gerçekten de biz, bir seslenen duyduk, inanç için sesleniyor, Rabbinize inanın, diyordu, hemencecik inandık. Rabbimiz, yarlıga suçlarımızı, ört kötülüklerimizi, iyilere kat bizi, onlarla al rûhumuzu.

194- Rabbimiz, bize ver peygamberlerine vaadettiklerini ve aşağılık bir hale getirme bizi kıyâmet gününde, gerçekten de sen vaadinden dönmezsin.

195- Gerçekten de Rableri, dualarını kabul etti, ben, erkek olsun, kadın olsun, içinizden iyilik yapanın iyiliğini boşa çıkarmam, bâzınız bâzınızdan meydana gelmedir ve hepiniz birsiniz bence. Ama benim yolumda göçenlerin, yurtlarından çıkarılanların, eziyete uğrayanların, savaşıp vuruşanların, vurulup ölenlerin kusurlarını, andolsun ki mutlaka örteceğim ve onları, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım, Allah katından mükâfattır bu, daha güzel mükâfat da gene Allah katında.

196- Kâfir olanların şehirlerde gezip dolaşmaları, aldatmasın seni sakın.

197- Bu, azıcık bir faydalanmadan ibaret, sonra sığınacakları yer cehennemdir ve orası, ne kötü bir yurttur, ne kötü bir yatak.

198- Fakat Rablerinden çekinenleredir kıyılarından ırmaklar akan cennetler, orada ebedî kalış, Allah katından ziyâfetler ve Allah katında, iyi kişilere daha da hayırlı şeyler var.

199- Şüphe yok ki kitap ehlinden, Allah’a içten bir saygı besleyerek, Allah’a inananlar ve size indirilene de, kendilerine indirilene de, iman edenler var. Allah âyetlerini değersiz bir menfaate satmaz onlar. Onların karşılığı, Rableri katındadır. Şüphe yok ki Allah, pek tez hesap görür.

200- Ey inananlar, sabredin, sebât edin, karşı durun ve Allah’tan sakının, ancak bu sâyede kurtulur, bu sâyede üst olursunuz.

——————————————————————————–

[1]) Muhkem, mânası apaçık demektir. Müteşabih, çeşitli mânalara gelen anlamınadır.

[2]) Bu âyet, Müslümanların ilk savaşı olan ve Hz. Muhammed (s.a.a)’in en büyük düşmanlarından bulunan Ebû-Cehl’in öldürülmesiyle sonuçlanan Bedir savaşını anlatmaktadır.

[3]) Çekişenler, Necran Hıristiyanlarıdır.

[4]) İmran, Mûsâ ile Hârûn’un babasıdır. Bu takdîrde buradaki İmran soyu sözüyle Mûsâ ve Hârûn kastedilir. İmran’a Meryem’in babası diyenler olduğu gibi bu hususta başka rivâyetler de vardır.

[5]) Bu âyetlerin meâli, aşağı yukarı Luka İncili’nin I. bölümünde mevcuttur.

[6]) “Kelime”, burada Tanrıyı birleyiş sözü, yahut Tanrı kitabı, yahut da İsa’dır. İsa, Tanrının ol sözüyle var olduğundan kelime diye anılmıştır. Peygamber olduğu cihetle Tanrı kelimesi denmiştir, nitekim Hz. Muhammed (s.a.a)’e de “Zikr” denmiştir diyenler de vardır (al-Müfredât, s. 455). Mesîh kelimesinin Süryaniciden Arapça’ya geçtiğini söyleyenler olduğu gibi bir yere el sürmek anlamına gelen mesh’ten geldiğini söyleyenler de vardır. Yeryüzünde fazla gezdiğinden, yağla meshedilmiş olarak doğduğundan, suyla vaftiz edildiğinden bu lâkapla lâkaplanmıştır diyenler ve… (Devamı, sonnot No: 9)

[7]) Bu âyetlerin meâli, aşağı yukarı Luka İlcili’nin I. bölümünde mevcuttur.

[8]) İsa Peygamberin ölüyü diriltmesi, körlerin gözlerini açması, hastaları iyileştirmesi, Ahd-i Cedit’te de vardır. (Matyus. 9, 12, Markus, 1. 40-41, 2, 3-11, 3, 1-5, 5, 25-43, 10, 46-52. Diğer İncil’lerde de bu çeşit mûcizelerden bahsedilmektedir). Ancak topraktan kuş şeklinde bir şey yapıp üfürdüğü ve o şeklin kuş olduğu hakkında bir şey yoktur.

[9]) Havâriyyun, İsa’ya inanan ve onun adına dinini tebliğ eden on iki kişidir. Bunların adları, Matyus İncil’inde vardır (10, 1-4). Hıristiyanların inancına göre On ikilerden Yuda, İsa’yı ele verdiği için lânetlenmiş, bunun yerine Mityas seçilmiştir (A’mâk-i Rüsül, 1, 15-26). Bunlara, elbiseleri temiz olduğundan, elbise yıkamakla, avlanmakla, balık avıyla geçindiklerinden bu adla adlanmışlardır diyenler vardır. (Devamı, sonnot No: 9)

[10]) Bu âyete dayanarak İsa’nın, maneviyat bakımından diri olup, madde bakımından ölmüş bulunduğunu söyleyenler olmuştur ki Sımavna Kadısıoğlu Bedreddin bunlardandır ve “Vâridât” ında bunu açıkça söyler (Mehmet Şerefeddin Yaltkaya: Sımavna Kadısoğlu Şeyh Bedreddin, İst. 1925-1341, s. 38-39).

[11]) Hicretin onuncu yılında Necran Hıristiyanlarının bir kısmı, mescide gelmişler, Hz. Peygamberle İsa hakkında görüşmüşler, bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.a), onları mübaheleye, yani yalancıyı Tanrı lânetine havale ederek lânetleşmeye çağırmış, onlar o gün izin istemişlerdi. Hz. Muhammed (s.a.a), ertesi günü, Ali’nin elinden tutmuş, Hasan ve Hüseyin’i önüne katmış olarak yola çıkmıştı. Fâtıma da arkalarından geliyordu. (Devamı, sonnot No: 11)

[12]) Rabbâni, Ali, İbn-i Abbas ve Hasen’e göre fıkıh, yani İslâm hukuku bilgisini bilen ve Kur’ân’dan hüküm çıkarmaya gücü yeten bilgine derler. Hikmet sahibi, bilgin, Tanrıdan çekinen hakim, idarede, halkın işlerini güzellikle tedbîr eden, bilgilerini halka öğreten; helâli haramı, emri nehyi bilen anlamlarını verenler de vardır. Ali oğlu Muhammed-ibn-il-Hanefiyye’nin öldüğü gün İbn-i Abbas’ın, bu ümmetin Rabbânisi öldü dediği rivâyet edilmiştir. Bu sözün iştikakı hakkında birçok sözler söylenmiş, hattâ Süryanice’den geldiğini söyleyenler bulunmuştur (Mecma’ül-Beyan, 1. s.199).

[13]) Bu âyet, Musevilerin itirazlarına cevaptır, çünkü onların dininde deve haramdır (Tesniye, 14, 6).

[14]) Buhârî, Ebu-Zerr’den rivâyet edilen şöyle bir hadis tahric eder: Yâ Resulâllah dedim, yeryüzünde ilk kurulan mescit, hangi mesciddir? Mescid-i Harâm dedi. Sonra hangi mescid diye sordum. Mescid-i Aksâ dedi. İkisinin kuruluşu arasında dedim ne kadar zaman var? Kırk yıl buyurdu (al-Tecrid, c. 2, s. 41. Kitâbu Bed’il-halk).

[15]) Allah ipi, Ebû-Said-i-Hûdri, Abdullah ve Katâde’ye göre Kur’ân’dır. İbn-i Abbas ve Ebû-Zeyd’e göre Müslümanlıktır. İmam Ca’fer-üs-Sâdık (a.s)’ın, biz, Tanrının Allah ipine yapışın diye emrettiği kişileriz, Allah ipiyiz dediği rivâyet edilir. Hz. Muhammed (s.a.a)’in, “Ben, sizin aranızda iki halife bırakıyorum; gökle yer arasında, uzatılmış bir ip olan Allah kitabı ve soyum, Ehl-i Beyt’im; ikisi, havuz kıyısında bana ulaşıncaya dek birbirinden ayrılmaz” dediğini Ahmed-ibn-i Hanbel, “Müsned”inde, Tabarâni, “Kebir” inde rivâyet ederler (al-Câmi’üs-Sagıyr, 1. s.87). Bu hadis, daha başka tarzlarla ve eklentilerle Tirmizi, Hâkim, Zehebi tarafından da tahric edilmiştir (Seyyid Abd-ül Huseyn Şerefüddin: al-Murâcaât, Bağdat, Miktebet-ül-Câmia, 1946 -1365. s. 20-21). Aynı meâlde bir hadis, Ebû-Hureyre’den tahric edilir (al-Cami, 2, s. 4).

[16]) Uhud savaşı. Bu iki bölük, askerin iki kanadını meydana getiren Selme ile Harise oğullarıdır.

[17]) Sevdikleri, istedikleri şey ganîmetti. Uhud savaşında bir yeri beklemeye memûr olanlar, muzafferiyeti görünce ganîmetten mahrum kalmamak için, yerlerini bırakmışlar ve düşman oradan saldırarak Müslümanları bozmuştu. Bundan önceki ve sonraki âyetler, 160. âyete kadar hep Uhud savaşına aittir.

[18]) Bedir ganîmetleri arasında bir kadife kaybolmuştu. Münafıklar, bunu Hz. Muhammed (s.a.a) almıştır diye ortaya bir söz attılar. Buna işaret edilmektedir.

[19]) Ahd-i Atıyk’te, Âdem Peygamberin oğulları Kaabil’le Hâbil’den bahsedilirken “Ve bir vakitten sonra Kayın, yerin mahsulünden Rabbe takdime getirdi ve Hâbil, kendisi dahi sürüsünün ilk doğanları ile semizlerinden getirdi ve Rab, Hâbil ile takdimesine nazar eyledi, lâkin Kayın ile takdimesine nazar etmedi” deniyor “Tekvin, 4, 3-5).

Yorum Bırak

  1. beytül ahzan dedi ki:

    Selamun Aleykum.

    Rüyada Âl-i İmran Suresini okumanın tabiri:

    *İmam Cafer Sadık (a.s): Rüyada Âl-i İmran suresini okumak; iman gücünüzün artacağına, dünya ve ahiret saadeti elde edeceğinize, dinî konularda parmakla gösterilen biri olacağınıza ve hacetlerinizin reva olacağına…

    *İbn-i Sîrîn: Kötülüklerden arınacağınıza ve insanların yanında beğenilir bir kişi olacağınıza…

    *Kirmanî: Akıbetinizin iyi olacağına…

    Aynı surede “Gulillâhumme…” ayetini okuduğunuzu görmek; izzet ve makam bulacağınıza ve arzu ettiğiniz şeylere ulaşacağınıza işarettir.