
Vaktiyle abit bir kul dağa çıktı Lübnan’da
Rakîm ashabı gibi çekildi inzivaya
Dünyadan yüz çevirdi, Allah’ına yöneldi
İzzet hazinesini buralarda keşfetti
Rabbi için aç kaldı, günlerce oruç tuttu
İftarlarda kendini hep ekmekle avuttu
Yarısını akşam yer, yarısını saklardı
Onu da sahurda yer, kanaatle yaşardı
Bir süre böyle geçti, inmedi hiç köyüne
İnmek de istemedi, dönmedi hiç evine
Nihayet bir gün ekmek kalmamıştı bohçada
Açlıktan bitkin düştü, zayıfladı bir anda
İlk akşamı aç kaldı, yatsıya zor dayandı
Karnı aç olduğu çun fikri hep taamdaydı
Ne takati kalmıştı, ne de derman açlıktan
O gece yatamadı, mahrum kaldı namazdan
Sabah olunca artık dedi şehre ineyim
İnip de bir çırpıda yemek falan yiyeyim
Bir şehre girdi ki, sakini ehl-i zarar
Yarısı ateşperest, yarısı da sahtekâr
Ne var ki abit açtı, dayandı bir kapıya
İki ekmek kopardı, ateşperest de olsa
Aldı ekmeği abit, teşekkür edip çıktı
Ekmeği görünce sanki tekrar gönlü açıldı
Geri dönüp giderken yine hiç korkmuyordu
İki ekmekle o gün iftarı düşlüyordu
Ateşperest adamın bir köpeği var idi
Zavallı da açlıktan bir deri-bir kemikti
Yanında top çizilse, onu ekmek sanırdı
Biri de “etmek” dese, onu ekmek anlardı
Görünce abitte’kmek, koştu hemen ardından
Kuyruğunu sallayıp ekmek istedi ondan
Köpeği gören abit birini ona verdi
Biri de bana yeter deyip geri çekildi
Ne var ki köpek açtı, yine kuyruk salladı
Bir ekmek daha deyip hemen yanına vardı
Abir ise gönülsüz, onu da verdi naçar
Korkmuştu çünkü ondan, biri etmemişti kâr
Aç köpek iştahlıydı, onu da yedi ama
Bir kez daha takıldı abitin arkasına
Gölge gibi izledi, onu hiç kaybetmeden
Havlamakla kalmayıp yapıştı giysisinden
Şaşırmıştı bir anda, durum olunca ciddi
Senin gibi hayâsız var mı bir köpek, dedi
Elimde avucumda ne varsa yedirdim ya
Daha ne istersin ki, git başkasına havla
İki ekmeğim vardı, onları da sen yedin
Bir de yetmezmiş gibi üstümü pençeledin
Köpek dile gelerek dedi; ey kemal ehli
Ben hayâsız değilim, ne de celal ehli
Küçüklüğümden beri hep burada yaşadım
Bu evi ben kendime ebedi yuva yaptım
Koyunları ben güder, evini gözetirdim
Sahibim de lütfetse bir lokma ekmek yerim
Bazen bol kemik verir, bazen de aç bırakır
Günlerce yanar ağzım, post kemiğe yapışır
Bazen bu ateşperest kendi de tok dolaşmaz
Hele sen beni boş ver, kendine nan bulamaz
İşte duydun gerçeği, ben bu halde yaşadım
Yine de ondan başka kimseye el açmadım
Yaşlı ateşpereste ben, hep bekçilik eyledim
Verdiğine şükrettim, vermeyince sabrettim
Ama sen böyle misin, olmayınca bir akşam
Sabır direğin çöktü, yüz çevirdin Allah’tan
Bir anda yardan geçip iniverdin bayıra
Ateşperest demeyip yapıştın kapısına
İki lokma ekmek için reva mı dosttan geçmek?
Düşmanıyla barışmak, hele post değiştirmek?
Yüzün varsa sen hak ver, ey yüzsüz seçkin adam
Hayâsız bir ben miyim, yoksa sen misin, inan
Hakkı duyunca abit şaşırdı sessiz kaldı
Köpekten aldı dersi oracıkta bayıldı
Köpek nefsli Bahaî, duydun mu itin sözün
Git de kanaati sen, o itten öğren özün
Sabırla açılmazsa yüzüne hak kapısı
Seni de geçer elbet o köpeğin pahası
Şeyh Bahaî