Ali (as)

Yazar: beytül ahzan Tarih: 2 Mayıs 2010 Yazı ve Makale Yorum Yok



Hamd önde de sonda da Allah’adır…

imam ali resimleri

imam ali

Salât ve selam nebimiz, mevlamız, Allah Habibi Muhammed Mustafa ve onun tertemiz, pak, kullukta öne geçmiş Ehl-i Beytine olsun. Selamet Resul-u Ekrem’in sadık ashabına olsun.

Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız…

Bilinçli dostların ve âşık kardeşlerin sürekli bana etmiş olduğu ilham ile İmam Ali a.s hakkında birkaç söz etmeyi ve onu yâd etmeyi istedim bugün. Ne kadar da ben değerli üstatlarım ve âşık kardeşlerim gibi Ali a.s’ın muhabbetine mazhar olmamış olsam da, biz takipçilerin ve Yakin Ehli’nin kıblesi olan İmam Ali üzerine birkaç söz söyleme cüretimi siz değerli okuyucu mazur göreceksiniz sanırım.

Şair şöyle başlar Ali diyerek:

Suskun dudakların da büyük ayetiydi Allah’ın

Ben, senin veçhine tutkun sanırdım güneş ve ay

Bu dünyada musibet deryasında Ali a.s kadar maharetle ve dirayetle yüzen bir insan daha yazmamıştır tarih. Onun şecaati ve gücünden daha fazlasını, onun ilmi ve takvası üzerine yazar tarih sayfaları. O Kuran’ın “zikir ehli” olarak tanıttığı, Zikir’in yani Resul’ün nefsi olan kişidir. Onun Allah’a doğru yürüyüşü şüphesiz bir devrim yürüyüşüdür. Yirmi beş yıllık devrim hareketinin ilk günlerinden, hilafete geçip ilahi risaleti yüceltme, mutlak velayeti açık etme görevini alelade uygulamaya koyulduğu günlerde bile ilahi yürüyüşün ayak sesleri asla azalmadı. Ali yıkılmaz bir dağdı. O sarsılmaz bir kale ve Allah’ın konuşan Kuran’ıydı. Ancak bazılarının dediği gibi yirmi beş yıl susan bir Kuran değil. Ali bu sözlerin aksine, tarihin de şahitlik ettiği üzere büyük bir iştiyakla her an imameti ve valeyeti haykırmıştır. Onun Ebubekir’e bıraktığı sadece dünya makamı olan ve imametin bir parçası olan hilafet koltuğuydu. Oysa İmamet görevini yerine getirmekte bir an boşluk göstermemişti Ali a.s. Onun kendinden öncekilerin hilafetine dair sözleri tarihin tanıklığıyla sabittir.

Sen keskin kokularını yayınca cennetten dünyamıza

Kaç kişi kaldı ki sana âşık olmayan, münafıklardan başka

Bu Resul’ün sana sözü değil miydi Ey Sevgili

Seni lanetlikler sevmez, sevenlerse kavuşurlar aşka

Ali a.s yirmi beş yıllık devrim sürecinde mükemmel bir cemaat kurma yolunda adımlar atmıştı. Onun evi vahyin eviydi ve o vahyin gerçek kâtibiydi. Ali, Allah’ın ayetlerine dair sahip olduğu ilahi ilimle, çevresindeki bir avuç Şia’yı mükemmel bir cemaatin ilk örnekleri olarak yetiştirmeye koyuldu. Onun Şia’sı mükemmel bir cemaatin ilk tanımıydı. İmam Hasan a.s, İmam Huseyn a.s, Hz. Zeyneb a.s, Hz. Ebufezl Abbas a.s, Hz. Ebu-Zer, Hz. Selman, Hz. Miktad, Hz. Ammar, İbn-i Mesut, Malik-ul Eşter ve daha sonraki dönemlerde aralarına katılan, Kumeyl bin Ziyad, Ammar bin Yasir, Uveys-i Karanî gibi bir avuç Şia. Bunlar mükemmel bir cemaat olarak şekillenmeye koyuldular. Ali’nin yöntemi belliydi. Her an ve her dakika bitmek bilmez bir arzu ile Şia’ları Kuran’a çağırıyordu. Bu ilk dönem Şia’larının eğitimi yirmi beş yıllık sürecin peşine tarih sahnesinde Resul-u Ekrem’den sonra gerçekleşen en büyük ikici devrimin habercisiydi. Ali’nin a.s imamlık yöntemi ilk dönem Şialarını iki şeyde birleştirmekti: Adalet ve İmamet. Ali a.s mükemmel bir cemaat olarak Şia’yı bu iki temel üzerine kuruyordu.

Daha ilk gün bayrağı taşıyacağına yemin ederken

Anlamıştı zaman senin tarihe vuracağın şamarı

Sen ki, bir ömrü Kâbe misali dik yaşayan Sevgili

Bilirim ki, senin adaletindir bu âlemde Allah’ın âmânı

İlk dönem Şialarının eğitiminde ortak noktaları buydu. Onlar İmam Ali a.s ile gizli bir anlaşma ile bağlıydılar. Öte taraftan onların ayrıldıkları nokta sünnetlerdi. Her biri kendi fıtratlarına yakın bir sünnet ile Allah’ın yolunda cihat ediyordu. Onlar için Ali a.s her bir sünnetin bir tek kaynakta birleştiği, tüm zıtları kendi bünyesinde toplayan, Resul örneğiydi. Onlar kendi fıtratlarına ait bir iştiyakla Ali’de gördüklerini uygulamaya koydular. Selman, Ali a.s’dan sonra İslam’ın ilk abidi oldu. Ammar Ali’nin sadakat ve işkenceler karşında yılmayan yönüydü. Miktat, Ali a.s’ın siyasi dehasının örneğiydi. Zeyneb s.a, Ali a.s’ın hakikati bitmez tükenmez bir iştiyakla haykıran âşık tarafıydı. Malik, Ali’nin askeri dehasının şebihiydi. Ebu-Zer, Ali’nin adaletiydi. İmam Hasan a.s ve İmam Huseyn a.s ise, her şeyleriyle Ali’ydiler. Biri halim Ali, ötekisi ise şecaat timsali Ali. Ve diğerleri… Her biri Ali’den bir şeyi yaşattı hayatta. Böylece Resul’ün s.a.a ahlakı toplumda diri kaldı. Ve her birinin tek bir şiarı vardı: Velayet. Velayet yani imamet ve adalet.

Bir çöl fırtınasının karattığı gözlerim, Senin nuruna

Bir kez müptela olalı, artık başka bir âleme sürgün

Senin aşkın kalbime dert dolu hançeri vuralı

Bedenim kendi mahalimde, ruhum Necef’te mecnun

Ali’nin yaktığı bu velayet ateşi şüphesiz hilafet makamına oturduğu günden itibaren daha da büyüdü ve artık zulmün etrafını sarmaya başladı. Ali’nin adalet ve imamet söylemi ilk dönem Şialarının peşine gelen kuşakta da etki yaratmaya başladı. Ali a.s’ın manevi oğlu Muhammed bin Ebu-Bekir bu ikinci dönem Şialarının bayraktarı durumundadır şüphesiz. Onun Ali evine bağlılığı, onun vahye olan iştiyakını artırmış ve onu şahadete kadar yükselen bir yolun yolcusu haline getirmiştir. Bu Ali’nin devrimci sesinin yankısıdır. Ali’nin açtığı ilahi devrim bayrağı artık her yeri sarmış ve Şam kapılarına kadar dayanmıştır. Zulmün yıkılmasına ramak kala, imamet ve adalete dair bağlılığı olmayan tamahkâr bir kitle Ali devrimine çomak sokmuştur. Bunlar şüphesiz vahyi Ali a.s’dan daha iyi tanıdıklarını iddia etmiş ve Zikrin ehline karşı bayrak açmışlardır. Ve bu kitle kalpleri bulandıran fitne ateşini İslam toplumu arasında bir kez daha yakmıştır. İmam Ali a.s bu kitleyle savaşmış olsa da bu zihniyetin kökünün Resul’ün s.a.a öldüğü güne kadar dayandığını bildiğinden zihniyetin yok olmadığını da beyan etmiştir.

Mükemmel bir cemaat olarak Şia hareketi Ali a.s’ın Haricilerle savaşı sürecinde Ali a.s indinde olmasa da ilk dönem Şialarının şahadetleriyle artık büyük bir duraklama yaşasa da aslında Ali a.s tarihe vermek istediği mesajı vermiş ve namaz esnasında şehit olması ile de bu harekete en büyük noktayı koymuştur.

İmam Ali a.s’ın namaz esnasında şehit olmasında da şüphesiz Şia hareketi için büyük bir mesaj vardır. Bu mübarek harekete Allah’ın koyduğu bir noktadır. Ali a.s’ın mübarek kıyamı bizlere namazla başlayan risaletin peşine gelen velayettin de namazla bittiğine işaret ederek, mükemmel bir cemaat olarak Şia’nın velayete bağlılığının her dönemde en büyük şiarının namaz olduğunu göstermesi açısından da önemlidir.

Cümle şeytan sana hücum etti, Leyletül Mebit gibi

Sen gülümsedin onlara, Kerbela’ya selam dedin

Elinde senin bayrağın, düştü çöllere Abbas

Huseyn son nefesinde vuslat yakın, şükür dedi

Hayatının her safhası birçok ilahi işaretle dolu olan bir insan İmam Ali a.s. Onun hareketi ve onun ölümü her şeyiyle bizlere örnek teşkil edecek nitelikte. Ve batının akıl almaz saldırılarını ve İslam nizamına karşı açılmış bayrakların sayısının gün be gün arttığını gördüğümüz bu günlerde Ali a.s’ın hareketine, aşkına ve şiarına büyük bir ihtiyaç duymaktayız. Onun mükemmel bir cemaat olarak tasarladığı Şia’yı anlamak şüphesiz geleceğe Ali timsali bir cemaati bırakmak olacaktır.

Şair sözlerini şöyle tamamlıyor, Ali diyerek:

Kızgın bir çöldü Kerbela, dillerde senin öğrettiklerin

Şahitler yola çıktıktan sonra, Hayberdeki sendin Zeynebin

Sallandı senin sesinle zalimin tahtı, Ali sandı şeytanlar

Zeyneb senin gibi vurdu batılın ortasına,

Karanlıktan çıktı aydınlıklar…

Hüseyin BEHEŞTÎ

Yorum Bırak