Ali Şeriati’den Bir Dua

Yazar: beytül ahzan Tarih: 7 Ağustos 2010 6.1K kez okundu Dua Yorum Yok


Ey Allah!

İnsanoğluna yücelik veren sensin.

Kendi özel “emanet”ini insanoğlunun sırtına yükleyen sensin.

Bütün Peygamberleri kitabın öğretilip, adaletin gerçekleşmesi, için gönderen sensin!

Yüceliğin; kendinin, Peygamberinin ve inananların olduğunu söyleyen sensin…

Biz insanız.

Sana ve Resullerinin çağrılarına inanıyoruz.

Özgürlük, bilinç, adalet ve yüceliği senden isteriz!

Ver ki ona çok muhtacız.

Bütün dönemlerden daha acı bir biçimde tutsaklık, bilgisizlik ile alçaklığa kurban gidiyoruz.

Ey Mustazafların Rabbi!

Yeryüzü mustazaflarına iyilikte bulunmayı isteyen,

Tarihin tutsakları, çağların zulüm ve soygunlarının kurbanları,

Yeryüzü cehenneminin ateşlikleri olan,

Güçsüz bırakılarak yaşamdan mahrum edilenleri,

İnsanların öncüleri yaparak,

Yeryüzünün varisleri kılmayı isteyen sensin!

Şimdi vakit gelmiştir.

Yeryüzü Mustazafları,

Verdiğin sözün gerçekleşmesini beklemektedir.

Ey yüceliğin sembolü olan Allah!

Bu dönemde

Yeryüzü Mustazafları yalnız sana kulluk etmektedir.

Ey Allah!

Bütün meleklerini Adem’e boyun eğdiren sensin.

Şimdi görmüyor musun?

İnsanoğlunu devlere boyun eğdirmişlerdir?

Onları, çağın -kendi ellerimizle yaptığımız- putlarının kulluğundan,

Kendi özgürce kulluğuna iletip özgürleştir.

Ey Allah!

Ayetlerini yalanlayarak, Peygamberini haksız yere öldürüp,

İnsanlardan adalet ve eşitliğe çağıran kimseleri de yok edenler dünyaya egemendir!

Ey Allah!

Bilginlerimize sorumluluk,

Halkımıza bilgi,

İnananlarımıza aydınlık,

Aydınlarımıza iman,

Tutucularımıza anlayış,

Anlayanlarımıza tutuculuk,

Kadınlarımıza bilinç,

Erkeklerimize onur,

Yaşlılarımıza bilinç,

Gençlerimize asalet,

Fakülte öğretmenlerimize inanç,

Öğrencilerimize de inanç,

Uyuşmuşlarımıza uyanıklık,

Uyanıklarımıza irade,

Uyarıcılarımıza hakikat,

Dindarlarımıza din,

Yazarlarımıza bağlılık,

Sanatçılarımıza acı,

Şairlerimize duygu,

Araştırmacılarımıza hedef,

Karamsarlarımıza umut,

Güçsüzlerimize güç,

Muhafazakarlarımıza kıyam (ayaklanış),

Durgunlarımıza hareket,

Ölülerimize hayat,

Görmeyenlerimize görme,

Sönüklerimize çığlık,

Müslümanlarımıza Kur’an,

Şiilerimize Ali,

Kıskançlarımıza iyileşme,

Bencillerimize insaf,

Sevenlerimize edep,

Mücahitlerimize sabır,

Halkımıza bilinç,

Milletimize de;

Özveri,

Kurtuluş ve yüceliğe yaraşırlık ver!

Ey Kabe’nin Rabbi!

Yaşamları boyunca,

Her sabah ve her akşam,

Dünyanın neresinde olursa olsun,

Evine yönelen şu insanları;

Evine yönelerek yaşayıp,

Evine yönelerek ölen şu insanları;

İbrahim’in evinin çevresini tavaf eden şu insanları;

Şirke kurban olup,

Nemrud’un zulüm zincirleriyle tutsak edilmekten kurtar!

Sen ey Muhammed!

Ey güç, bilinç ile özgürlük Peygamberi,

Evinden ateş saçan bir yangın çıkmış!

Ülkeni batıdan gelen yıkıcı bir sel basmış.

Ailen de çoktandır zilletin siyah yatağına uzanıp,

Derin bir uykuya dalmıştır!

Başlarına geç ve seslen;

Kalk ve uyar! Kalk ve uyar!

Onları uyandır!

Sen ey Ali!

Ey Arslan! Ey Allah ve halkın eri,

Ey aşk ve kılıç sahibi kişi!

Biz seni tanıma yaraşırlığını yitirdik.

Seni tanımayı beyinlerimizden sildir.

Ancak aşkını, ne çağlar geçtiyse,

Kendi vicdanlarımızın derinliğinde,

Kendi gönül perdelerimizin arkasında olduğu gibi; yanık tut.

Nasıl olur da sen aşıklarını aşağılık bir durumda bırakırsın?

Sen,  -yönetiminde yaşayan- Yahudi bir kadına yapılan zulme dayanamadın,

Şimdi Yahudilerin yönetimindeki Müslümanları görmüyor musun?

Başlarına getirilenlere baksana ey bir darbesinin her iki dünya ibadetlerine denk kollu adam!

Bir darbe daha!

Ve siz ikiniz!

Ey bacı!Ey kardeş!

Ey insan olmaya anlam veren sizler!

Özgürlüğe can,

İman ve ümide, iman ve ümid,

Ve kendi görkemli ölümünüzle,

Hayata yaşam veren sizler,

Evet siz ikiniz!

-Düşlerin düşlemekten korkup gönüllerin acısından parçalandığı-

O acı günden beri ,

Bu milletin gözyaşları dinmemiştir.

Kitlemiz,

Çağlardır sizin için aşkınızla ağlıyor,

Gözyaşlarıyla, aşktan başka konuşabilen var mı?

Bir millet bir tarih boyu sizin acınızla inliyor.

Bu aşk için,

Sırtlarına kırbaçlar inmiş,

Katliamlara uğramış,

İşkenceler tatmıştır.

Ancak bir an olsun,

İkinizin adını dilinden atmamış,

Sizi asla unutmamıştır.

Gönlünde yanmakta olan,

Aşkınızın sönmez ateşini,

Asla söndürememiştir.

Sırtlarına cellatlarca vurulan,

Her kırbaç, sırt ve yanlarında

Sevginizin izlerini bırakmıştır.

Sen ey Zeyneb!

Ey Ali’nin dili!

Kendi milletinle konuş!

Ey kadın!

Ey erkekliğin, dizlerinde cömertliği öğrendiği kadın.

Milletimizin kadınları,

Adının canlarına,

Aşk ve acı ateşini düşürdüğü şu kadınlar sana muhtaçtır.

Her zamankinden daha çok.

Bir yandan bilgisizlik,

Gizli tutsaklık ile yeni bir zillete çekip

Kendine de sana da yabancılaştırmaktadır.

Onları eski ve yeni sömürüden,

Çürümüş geleneklerle küfürlenmiş çağrılardan,

Eski tutuculukla, yeni modernleşmenin oyuncağı olmaktan;

Kurtarıp bir kentin acımasızlık ve yırtıcılık kentinin üstüne,

Haykırarak bir sarayın güç, hiyanet sarayının temellerini,

Sarstığın çığlıklarının gücüyle coştur!

Kendi içlerinde coşsunlar,

Kandırıcı örümcek ağlarını,

Yırtsınlar diye…!

Ve esmeye başlayan,

Şu savurucu tufana karşı koymayı öğrensinler diye.

“Yeni bir sömürü”,

“Yeni bir oyun”,

Boş zamanları doldurma,

Kapitalizmin satışa çıkardığı malların,

Büyük bir istekle kısa bir süre de yutulması,

Burjuvanın kirli isteklerine tat katmak,

“Yeni soyluluğun” ruhsuz coşkusuz

Yalnızlık ve büyükçe tören salonlarının coşturulması

“Refahlı topluluklarının” hedefsiz ve soğuk

Boş yaşantılarını yönlendirmek için

Ondan yeni bir kukla oluşturan

Şu korkunç mekanizmayı yok ederek

Senin önderliğinde

Kendini eski tutsaklık haremleriyle

Yeni saygısızlık pazarlarından kurtarsın diye!

Ey Ali’nin dili!

Ey Hüseyin’in risaletini omuzlanmış kadın,

Ey Kerbela’dan gelen!

Şehitlerin çağrısını,

Zorba ve cellatların gürültüleri arasından,

Tarihin kulağına haykırıp ulaştırıyorsun Zeyneb!

Konuş, bizimle.

Söyleme, başlarınıza gelenleri.

Söyleme o kızıl çölde görüklerini.

Söyleme ona cinayetinin nasıl bir cinayet olduğunu.

Söyleme o gün Allah’ın yaratmış olduğu en değerli,

En görkemli yüceliklerin,

Tümünü sıcak çölün o sımsıcak çatlaklarının üzerine nasıl serdiğini!

Bunu meleklerine gösterdi;

Adem’e neden secde etmeleri gerektiğini öğrensinler diye…

Evet, Zeyneb!

Söyleme orada başlarınızdan geçenleri,

Söyleme düşmanlarınızın ne yaptığını,

Söyleme dostlarınızın ne yaptığını.

Evet, Ey Hüseyni devrimin peygamberi!

Biliyoruz.

Biz de her şeyi duyduk.

Sen  Kerbela çağrısını,

Şehitlerin çağrısını,

Dosdoğru yazmışsın,

Sen kendi kanlarından sözcük yapan bir şehitsin!

Tıpkı kanının damlalarıyla,

Konuşan kardeşin gibi!

Ancak söyle ey bacı!

Söyle biz ne yapalım?!!!

Bir an olsun bize bak, çektiklerimizi gör.

Bir an olsun bize bak,

Çektiklerimizi gör.

Bir an olsun dinle bizi,

Başımıza gelenleri sana anlatalım.

Sana ey sevgili bacı!

Bize ağlaması gereken sensin.

Ey kardeşin güvenilir elçisi,

Kerbela’dan gelerek, tarih boyunca

Bütün kuşaklara uğrayıp,

Şehitlerin çağrısını ulaştırıyorsun.

Ey kızıl şahadet bahçesinden gelen,

O ülkenin yeni açmış güllerinin

Kokusunu giysisinde taşıyan

Ey Ali’nin kızı,

Ey bacı!

Ey tutsaklar kervanının öncüsü!

Bizi de bu kervana kat!

Ve Sen Ey Huseyn!

Ne desem sana?

“Karanlığın korkusu, çöl ve sımsıcak dalgalar”

Sen ey yol ışığı!

Ey kurtuluş gemisi!

Ey çölün o noktasında akan kan,

Sürekli coşkun akarsın;

Tüm kuşaklara uğrarsın.

Bütün verimli toprakları kanla sulayıp,

Yaraşır hep tohumu toprağa

Ekerek, yeşertirsin.

Susuz her fidanı sulayıp diriltirsin.

Ey Şehadet’in büyük öğretmeni!

Şu kara ve karamsarca gecenin

Üzerine o ışıktan bir şimşek gönder.

Kuru, ölmek üzere olan yatağımıza.

O kandan bir damla olsun akıt,

Bu soğuk ateş saçan ateşinden,

Bir kıvılcım gönder.

Ey aşıklarını kara ölümden kurtarmak için,

Kızıl ölümü dişleriyle ısıran sen!

Kanının her damlasıyla,

Bir ulus dirilten,

Bir tarih vareden.

Bir çağın ölü ve don tutmuş,

Vücudunu ısıtıp;

Ona coşku, heyecan, aşk ve umut veren sen!

İmanımız, milletimiz,

Yarınki tarihimiz,

Zamanımızın bedeni,

“Sana, kanına gereksinim duymaktadır.!”

Selam…

ALİ ŞERİATİ

———————-

“Şehadet” isimli kitabından alıntıdır.

Sayfa:72

Etiketler:,

Yorum Bırak