Ali’nin (a.s) Elleri

Yazar: beytül ahzan Tarih: 14 Kasım 2009 1.761 kez okundu Yazı ve Makale Yorum Yok

Yorucu bir günün ardından, ateşin önünde oturmuş, ısınmaya çalışıyordum. Kılıçtan da keskin oluyor gece çölün soğuğu… Bir an, ateşin sıcaklığına sarılıp uyumayı düşündüm. Seferden dönüyormuşum sevinci kapladı içimi. Gecenin karanlığına atılan yalazdan okları takip etmeye başladım; varmak istedikleri hedefi aradım. Bir hayalden diğerine uzanırken çölün kumları dar bir boğazdan akıp gidiyordu. Derken, O geldi. Esenlik getirdi selamıyla. Bir kaç dakika hiçbirşey söylemedi. Öylece oturuyordu aramızda. Koskoca bir İslam Tarihi’ni taşıyordu şaşmaz, temiz belleğinde; rüyalardan güzel anıları, tarifsiz acıları. Bir ara tebessüm etti… Bu zarif gülüşün kaynağını biliyordum. Sevinç dalgası uzun sürmedi. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu şimdi. Yüzüne bakmaya devam ettim. Sessizliği bile büyük bir heyecan yaşatıyordu bana. Kumların üzerine şunu yazdım:

Ali, sessizliğinde bile bir devrim yaşatandır.

Çölün belleğinde olan birşeydi bu. Çöl bizden iyi bilir Ali’yi. Bu yüzden de tabanlarını öpmüştür hep, Mekke’den Medineye. Cennette bir kumsal olabilmek aşkıyla yapmıştır bunu belki. Çölün duası budur: Ali’nin aştığı kumlar, cennette kumsal olur.

Sessizliğinin enginliğinde yüzerken birşeyin daha farkına vardım: ateşin kendisine uzanan o mübarek ellerden ne kadar uzak olacağı! Şimdi bir anlam verebiliyordum. Ateş telaşlıydı, biliyordu… Sadece, bu dünyada yaklaşabilirdi O’na, en fazla da bu kadar. Sonrası yoktu…

Yaslanırlar orada tahtlara; orada ne güneş görürler, ne zemheri. Ağaçların gölgeleri, yakındır onlara ve meyveleri, adamakıllı ram olmuştur onlara. (İnsan,13/14)

Sanki ilk kez o gece görüyordum Ali’nin ellerini.

Belki günlerin telaşından belki de bakışımın sığlığından fark edememiştim, avuçları daima göklere bakan bu elleri.

Şimdi bakıyor ve görüyorum:

Kabe içinin en aydınlık gününde, Peygamber’in elini sıkıp geleceği adına biat ediyor bu eller.

Cevaplandıramadığı soruların çölünde kaybolan bir hakikat aşığını, Ebuzer’i, karanlıktan çekip alıyor.

Kurtuluş Gecesi’nde başının altına yastık oluyor.

Savaşlarda Allah Rasulü’nün sancağını taşıyor.

Yevmül Furkan’dan Nehrevan’a bir destan yazıyor.

Süheyl Küstahlığı’nda yazmayı unuturken Ali’nin de portresini çiziyor.

Birinde Hasan’ı diğerinde Hüseyin’i tutuyor; Dede’lerine Huzur ve Sevinç taşıyor.

‘Yoksula, yetime, ve esire…’ seve seve veriyor.

Bu eller ‘O Gün’ ne güzel bir şahitlik yapacak, yeri göğü aydınlatacaktır.

U.Ali Birkardeşler

Yorum Bırak