Allah’tan Korkmak

Yazar: beytül ahzan Tarih: 29 Temmuz 2011 4.628 kez okundu Ahlak ve İrfan Yorum Yok

ALLAH’TAN KORKMAK

Nefsin işlediği günahlar, ilahi emirlere karşı gelmeler karşısında Allah’ın azabından korkmasından dolayı acı duymasıdır. Evliyanın, Allah dostlarının özelliklerinden biri, muttakilerin ayırıcı karakteridir. İnsanı doğruluğa ve yapıcılığa iten bir etkendir. Kötülüklere ve günahlara karşı güçlü bir kalkandır.

Bu yüzden şeriat, bu özelliğe bir öncelik vermiş, söylemi içinde ona seçkin bir yer ayırmıştır. Bu özelliğe sahip olanlardan övgüyle söz etmiş, onur bahşetmiştir.

Bu meyanda Yüce Allah şöyle buyurur:

“Kulları içinde ancak bilginler, Allah’tan korkar.” [Fatır, 28]

“Görmeden Rablerinden korkanlar varya, işte onlar için bağışlama ve büyük bir ödül vardır.” [Mülk, 12]

“Ama kim Rabbinin makamından korkar ve nefsi kötü heveslerden menederse, onun için gidilecek yer cennettir.” [Naziat, 40-41]

İmam Sadık (as) şöyle buyurur: “Allah’tan, O’nu görür gibi kork. Her ne kadar sen O’nu görmesen de şüphesiz O, seni görür. Eğer O’nun seni görmediğini düşünürsen kafir olursun. Şayet O’nun seni gördüğünü bilmene rağmen, günah işlemek suretiyle O’na karşı çıkarsan, hiç kuşkusuz, O’nu seni görenlerin en önemsizi konumuna indirgemiş olursun.” [1]

Bir keresinde de şöyle buyurmuştur: “Mü’min iki korku arasında yaşar: Geçmişte işlediği günahlar vardır ve yüce Allah’ın bu günahlardan dolayı kendisine ne yapacağını bilmemektedir. Geride yaşayacağı bir ömür vardır ve bu ömür boyunca hangi helak edici davranışları sergileyeceğini kestirememektedir. Bu yüzden o hep korku ve endişe içindedir. Zaten korkudan başkası da ona yaraşmaz.” [2]

Başka bir yerde de şöyle buyurmuştur: “Bir mü’min, korkan ve uman olmadıkça mü’min olmaz; korktuğu ve umduğu şeyleri göz önünde bulundurarak amel eden biri olmadıkça da, azabından korkan ve cenneti uman biri olmaz.” [3]

“Bir kimseye hayasızlık ya da şehvete dönük bir öneride bulunulsa ve o da bunu Allah’tan korktuğu için reddetse, Allah ateşi ona haram kılar, onu büyük korkudan korur ve kitabında va’dettiği ödülü ona bahşeder: “Rabbimin makamından korkan kimseye iki cennet vardır.” [Rahman, 46][4]

Hikmet ehlinden biri şöyle demiştir: “Ademoğlunun miskini, eğer yoksulluktan korktuğu kadar ateşten korksaydı, ikisinden de kurtulurdu. Eğer açıktan kullardan korktuğu kadar batında Allah’tan korksaydı, dünyada ve ahirette mutluluğa kavuşurdu. Dünyayı istediği gibi cenneti de isteseydi, ikisini de elde ederdi.”

Hikmet ehlinden biri Abbasi halifelerinden el-Mehdi’nin yanına gider. El-Mehdi ona, “Bana öğüt ver” der. O, “Bu mecliste daha önce baban ve amcan oturmadı mı?” diye sorar. El-Mehdi, “Evet” cevabını verir. O, “Peki kurtuluşlarına vesile olacağını umduğun amelleri yok muydu?” der. El-Mehdi, “Evet” der. O, “Helaklarına vesile olacağından korktuğun amelleri de yok mudu?” der. El-Mehdi, “Evet” der. O, “Şu halde, onların kurutluşlarına vesile olacağını umduğun amelleri işle, helak olmalarına neden olacağından endişelendiğin amellerden de uzak dur” der.

GEL-GİT ARASINDA KORKU

Ayet-i kerimeler ve rivayetler Allah korkusunun önemini, insanın kişiliğini biçimlendirme, onu iyiliğe ve yapıcılığa yöneltme ve onu Allah’ın hoşnutluğuna ve nimetlerine erişme onuruna iletmesi hususundaki rolümü önemle vurgulamışlardır.

Ne var ki, her saygın karakter gibi korku da ancak orta yol ve ılımlılık niteliğine sahip olduğu zaman övgüyü ve saygıyı hakeder. İfrat ve tefrit aşırılıklarından uzak olması gerekir.

Korkuda ifrat nefsi çoraklaştırır; umut kırıntılarından, aydınlık bahşedici nurdan yoksun bırakır. Kişiyi karamsar, mütsiz ve huzursuz kılar. Sapıklık ve azgınlık çöllerinde yitip gitmesine neden olur. Kendini ibadete zorlar. Bir süre sonra bu ağır ibadet tarzı kendine ağır gelir ve usanmaya başlar.

Tefrit ise, ibadette ihmale ve kusura neden olur. İnsanın Allah’a itaat etmeye ve O’nun şeriatine tabi olmaya karşı çıkmasına yol açar.

Korku ve ümidin dengelenmesi ile nefis canlanır. Vicdan arınır. Ruhi enerjiler dinamizm kazanır. Yapıcı hareketler şeklinde hayata yansır.

İmam Sadık (as) der ki: “Allah’a seni günaha karşı cüretkâr kılmayacak şekilde bağışlanma umuduyla yönel. Ve seni rahmete karşı umutsuzluğa düşürmeyecek şekilde O’ndan kork.” [5]

ALLAH’TAN KORKMANIN GÜZELLİKLERİ

Saygın karakterlerin değeri, kişide gerçekleştirdikleri üstün insanî kavramlarla, hayır ve yapıcılık değerleriyle ölçülür. Kişiyi mutluluğa ve huzura eriştirmeleri ile bilinir. Bu değerlendirme ile Allah korkusu, saygın ahlakî karakterlerin odak noktası haline gelir. Bunun inanç ve akîde dünyasında da önemli bir yeri vardır. İnsanı uyaran, Allah’a itaate yönelten ve Allah’a başkaldırmaktan alıkoyan bu merkezî katakterdir. Bu sayede insan, iyi niteliklere sahip muttakîlerin menzillerine yükselir.

Nefiste korku ve ürperme duyguları yankı buldukça, onu parlatır. Yüksek melekûtî zirveye yükseltir. İnsan o ideal güzelliği ile bir melek halini alır. Melek, insan ve hayvanı karşılaştırırken Emîru’l-Mü’minin şöyle der: “Yüce Allah, meleklere şehvetsiz akıl yüklemiştir. Hayvanlara da akılsız şehvet yüklemiştir. Ademoğluna ise, her ikisini de yüklemiştir. Kimin aklı şehvetine üstünlük sağlarsa, o meleklerden daha hayırlıdır. Kimin de şehveti aklına galip gelirse, o hayvanlardan daha kötüdür.” [6]

Bu yüzden, Allah’tan korkan kimsenin, Allah için yaptığı ibadetlerin zorluklarını küçümsediğini, bu uğurda çektiği acıları tatlı gördüğünü, günahların verdiği hazzı acı olarak algıladığını görürsün. Kuşkusuz, bunun nedeni onun Allah’ın öfkesinden ürkmesi ve azabından korkmasıdır.

Bu sayede insan mutlu olur, maddi ve manevi hayatı güzelleşir. Tıpkı evrendeki düzen gibi. Gök ve yer unsurlarının ahenk içinde hareket etmesi gibi. Yüce Allah’a boyun eğerek, O’nun düzeni ve yasaları uyarınca seyrine devam etmesi gibi. Yüce Allah’a boyun eğerek, O’nun düzeni ve yasaları uyarınca seyrine devam etmesi gibi. “Erkek ve kadından her kim inanmış olarak iyi bir iş yaparsa, onu hoş bir hayatla yaşatırız. Onların ücretini yaptıklarının en güzeliyle veririz.” [Nahl, 97]

Bugün insanlığın içinde yaşadığı kaos hali, stres, bunalım, anarşik ortam ve yüksek suç oranının tek nedeni yüce Allah’tan yüz çevirmeleri, O’nun ilkelerine ve şeriatına tabi olmamalarıdır.

“Ülkelerin halkı inanıp sakınsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık; fakat yalanladılar, biz de onları kazandıklarıyla yakaladık.” [A’raf, 96]

ALLAH KORKUSU BİLİNCİNE NASIL VARIRIZ?

İçindeki Allah korkusu duygusu zayıflamış kimsenin aşağıdaki öğütlere uyması yerinde bir davranış olur:

1-İnanç sistemini esas almak, Allah’a iman, ahiret, sevap, azab, cennet ve ateş kavramları üzerinde düşünmek. Çünkü Allah korkusu, imanın bir meyvesi ve nefsin üzerine düşmüş bir yansımadır.

“Mü’minler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğu zaman, onların imanlarını artırır ve Rablerine tevekkül ederler.” [Enfal, 2]

2-Korku ve iç ürpetisi uyandıran etkili vaazlar ve hikmetli sözler dinlemek.

3-Allah’tan korkan kimselerin halini, yüce Allah’a  yakarışlarını, içli içli ürperişlerini, Allah’ın azabından çekinmelerini düşünmek, onlardan ibret dersleri çıkarmak.

Kuşkusuz İmam Zeynulâbidin’in (as) şu duası korku ve yakarışın en etkileyici örneğidir:

“Ne oluyor bana, neden ağlamıyorum? Sonum nereye varacak bilmiyorum. Nefsimin beni aldattığını, günlerimin beni kandırdığını görüyorum. Başımın üstünde ölümün kanat sesleri geliyor. Neden hala ağlamıyorum? Nefsimin isyanından, kabrimin karanlığından ve sınırlarımın darlığından dolayı ağlamalıyım. Münker-Nekir’in sualinden dolayı, kabrimden çıplak ve zelil olarak çıkacağımdan dolayı ağlamalıyım. Günahlarımı, amellerimi sırtımda taşıyacağım. Bir sağıma, bir de soluma bakacağım. Çünkü insanların durumu o gün bambaşla bir durum olacaktır: “ O gün, onlardan her kişinin, kendisine yeter derece işi vardır. Yüzer var ki o gün parıl parıl. Güleç, sevinçli. Yüzler de var ki o gün tozlanmış, onları karanlıkları bürümüş.” [Abese, 37-41]

ALLAH KORKUSUNA İLİŞKİN BAZI KISSALAR

İmam Bakır’ın (as) şöyle dediği rivayet edilir: İsrailoğullarından bir fahişe, gençleri baştan çıkarmak için bir gün sokağa çıktığında, gençlerden biri şöyle der: “Eğer falan abid bu kadını görseydi, mutlaka cazibesine kapılır baştan çıkardı.” Kadın bunu duyar ve “Vallahi, evime geri döneceğim ve onu baştan çıkaracağım.” Der. Gecenin karanlığında, adı geçen abidin evine gider ve kapısını çalar: “Yanında kalabilir miyim?” Abid bunu reddeder. Bunun üzerine kadın şöyle der: “Bazı gençler benden yararlanmak istediler. Eğer beni içeri almazsan korkarım ki, beni yakalayıp lekeleyecekler.” Adam bunları duyunca kapıyı açar. Kadın içeri girdiğinde giysisini açar. Adam kadının güzelliğini ve çekiciliğini görünce etkilenir ve ona dokunur. Sonra kendini tutar ve vazgeçer. O sırada kazanın dibinde ateş yanmaktadır. Adem geri döner ve elini ateşin üstüne koyar. Kadın, “Ne yapıyorsun?” der. Adam, “Onu yakıyorum, çünkü o bir amel işledi.” der. Bunun üzerine kadın oradan çıkar ve İsrailoğullarından bir grubun yanına gelip şöyle der: “Falan adama gidiniz. O, elini ateşin üzerine koymuş, onu yakıyor.” Adamlar gittiklerinde adamın elini yakmış olduğunu görürler.” [7]

İmam Sadık (as) şöyle der: “İsrailoğullarından bir abide, bir kadın misafir olur. Adam kadına ilgi duyar. Kadına  her yaklaştığında parmaklarından birini ateşe koyar. Bunu sabaha kadar sürdürür. Sabah olunca da kadına, “Çık evimden, ne kötü misafir oldun benim için” der. [8]

—————-

1-el-Kafi, c.3, s.57

2- el-Kafi, c.3, s.57

3- el-Kafi, c.3, s.57

4-el-Bihar, md.15, c.2, s.113

5- el-Bihar, md.15, c.2, s.118

6-İleluş-Şerai.

7- el-Bihar, md.5

8- el-Bihar, md.5

—————-

“Ehl-i Beyt Ahlakı” isimli kitaptan alıntıdır.

Yazar: Mehdi Sadr

Sayfa:167

Yorum Bırak