Amel Defteri

Yazar: beytül ahzan Tarih: 8 Mart 2010 3.487 kez okundu Usul-i Din 1 Yorum


İsrafil (as) suru çalacak ve şöyle feryat edecektir:

“Ey bedenlerden çıkan ruhlar! Ey dağılmış bedenler! Ey çürümüş etler, kemikler! Ey dağılmış tüyler! Hepiniz geri dönün ve birleşin! Hesap için koşun!”[1]

Herkes kalkarak şaşkın bakışlarla birbirlerine bakar ve akılları karışmış bir halde;

“Burası neresidir?

Şu ilginç sesler!

Bu sesler de nedir?” diye sormaya başlarlar.

Ve sen, onların içerisinde şaşkın bakışlarla, hayretler içerisinde ne olacağından meçhul bir halde! Acaba benim sonum ne olacak? diye düşünürken…

Bu sırada bir ses seni kendine doğru çekerek şöyle diyecektir:

“Gel, gel! Al da kendin oku! Bak amel defterine!”

Bu sesi duyunca şaşkınlığın bir kat daha artacak ve bu ses de kimindir? diye daha kendine sormaya fırsat kalmadan…

Yine bir ses:

“Kitabı’nı oku! Bugün kendi nefsin hesap görücü olarak sana yeter”[2] diye sana hitap eder.

Bu sırada amel defterini alıp okumak için ilerlediğinde, amel defterin sol eline verilir ve okuman için kendi haline bırakılırsın.

İşte amel defterin elinde artık kendi muhasebeni kendin yapacaksın.

Her yerden umudu kesilmiş bir halde amel defterine bakarak şöyle dersin:

“Bu da nasıl bir kitaptır? Küçük büyük demeden tüm yaptıklarımı kaydetmiş.”[3]

Keşke bu amel defterimi bana hiç vermeselerdi de ben de hiç görmeseydim! Dediğinde…

“Keşke yalnız ölüm olsaydı da başka bir şey olmasaydı.”[4] (derler)

Acı ve hüzün tüm vücudunu sarmış, düşüncelerin seni senden alıp gitmiş, seni bekleyen azaptan dolayı korku ve ıstırap içerisinde beklemeğe koyulmuşsundur.

“… Rablerinden çekinir, kötü sorgulamadan korkarlar.”[5]

Tüm bedenin kan ter içerisinde, yeryüzünün titremesi tüm vücudunu sarmış, kendi kendine şöyle söylenmeğe başlarsın:

“Eyvah! Günahlarımı sürekli saklayabileceğimi sanıyordum. Hiçbir sorgu ve sualin olmayacağını zannediyor ve insanların ilahi bir anlam ve hedef doğrultusunda yaratıldıklarını sanmazdım.”

Dünyada şu ayetleri duyduğumda:

“Kim bir zerre ağırlığınca iyilik yaparsa, onu görür. Kim de bir zerre ağırlığınca kötülük yaparsa, onu görür.”[6]

Ben bu sözleri boş ve anlamsız bulurdum.

Allah’ım! Allah’ım! Beni affet! diye yakaracaksın. Fakat sana şöyle cevap verilir:

“Ayetlerim size okunmuyor muydu ki siz büyüklendiğiniz ve günahkâr bir topluluk oldunuz?”[7]

“Ben bugün sizin aranızda adaletle hükmederim. Benim mahkememde hiç kimseye haksızlık yapılmaz.

Bugün güçsüzün hakkını güçlüden alır mazlumun lehine, zalimi hesaba çekerim.”[8]

Sen! Evet, senin amel defterinde Allah’a isyandan başka bir şey yoktur ve acılar içerisinde kıvranır dururken seni dikkatle sorguya çekmelerini beklersin.

“Göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır. İçinizde olanları, açığa vursanız da gizlerseniz de, Allah onlarla sizleri sorguya çeker.”[9]

Vakit artık senin için çok zor geçiyor ve mahzun bir halde, acaba ne olacak? Acaba benim için bir kurtuluş yolu var mı? diye kendini yiyip bitirmektesindir.

Acaba bana şefaat edecek birileri var mıdır? Acaba Allah’ın beni affetmesi mümkün müdür? diye ümitlenirsin.

Bu sorular aklından hızlıca gelir geçer, ancak vakit geçtikçe senin korkun ve ıstırabın artar, vücudun kan ter içerisindedir ve sen bütün endişelerin ile baş başa kalmışsındır.

Sonunda vakit gelip çatar. Sen endişe içinde adalet mahkemesinde yargılanmaya hazır bir vaziyette beklersin.

Tüm şahitler hazır bir halde. İlk soru sorulur:

Namaz kıldın mı?

Evet! Senin dünyada namaz kıldığın yoktu…

“Namaz, kıyamet günü kullardan ilk sorulacak şeydir.”[10]

Şöyle dersin:

“Allah’ım! Bazen namaz kılıyor ve yine bazı iyi işler yapıyordum.

Fakat hepsi nafile sözlerden başka bir şey değildir.

Hz. Ali (as)’ın namaz hakkındaki hadisi bir an gözünün önünden geçiverir:

“Namaz, her takvalı kulun Allah’a yakınlaşma vesilesidir.”[11]

Ancak senin ne takvan vardı ne de namazın.

Tekrar senden sorulur:

Ömrünü nerde harcadın?

Gençliğini nelerle geçirdin?

Malvarlığını nereden kazandın ve nerede harcadın?

Acaba velayet nimetinden yararlandın mı?

Kulaklarınla duyduklarından, gözlerinle gördüklerinden, kalp ve düşüncelerin ve tüm inançların hakkında sorgulanmaya başlanırsın. [12]

Bu sorular karşısında vücut ve azalarının verdiği cevaplar hep senin aleyhinde olur.

Çünkü seni kötülükten başka bir şey yapmamışsındır!

Sorular son bulur, artık hiç vakit kalmamış ve senin cehenneme doğru harekete koyulman gerekir!

Ama nasıl?!

Allah’ım! Nasıl senin azabına dayanabilirim? Allah’ım! Yanlış yaptım pişmanım, kurtar beni!

“Ey benim kulum! Dünyada Hz. Ali sana şöyle demedi mi?:

“Kıyamet yakındır, dünya ise çok kısa bir güzergâhtır.” [13]

Buna rağmen neden yanlış yolu seçtin ve kötü işlerden el çekmedin?”

Bu soruya karşılık vereceğin hiçbir sevabın yoktur. Yalnız kendi kendine şöyle yakınırsın:

“Evet, bana kıyamet vardır ve çok yakındır diye söylemişlerdi, fakat ben bu denilenleri hiç dikkate almadım!”

İşte o anda Allah’ın emriyle hak ettiğin ve kendi elinle hazırladığın cehenneme doğru hareket edersin.

Bir anda seni sürekli hakka davet eden, fakat onun davetine asla aldırmadığın Allah’ın Salih kullarından birini amel defteri sağ elinde gülümseyerek:

“Ey insanlar benim amel defterimi alın okuyun, benim saadetimi görün”[14] diye sana şöyle seslendiğini görürsün.

Sen bu sahneyi gördüğünde bitkin bir haldesindir. Fakat o salih kul devamlı kıyamet sahnelerini düşünenlerdendi. Bundan dolayı üzüntün daha da artmakta, mahzun bir halde seni cehenneme götürecek memurlara doğru ilerlersin.

———————–

1-Mead (Ayetullah Destğayb), s.164

2-İsra, 14

3-Kehf, 49

4-Hakka, 25-26

5-Rad, 21

6-Zilzal, 7-8

7-Casiye, 31

8-Biharu-l Envar, c.7, s.268

9-Bakara, 284

10-Biharu-l Envar, c.3

11-Nehcü’l Belaga, hikmetli sözler, 136

12-Tefsir-i Safi (İsra suresi, 36. ayetin tefsiri)

13-Nehcü’l Belağa, hikmetli sözler bölümü, s.168

14-Hakka, 19

———————–

“Kıyamet Yakındır” kitabından alıntıdır.

Yazar: Ali Şirazî  Sayfa:24

Yorum Bırak

  1. bahar dıgan dedi ki:

    🙂