Antuan Bara ile Röportaj

Yazar: beytül ahzan Tarih: 10 Nisan 2010 2.5K kez okundu Genel 1 Yorum

Antuan Bara

1943 yılında dünyaya geldi. Evli ve dört çocuk babasıdır. Hıristiyan Arap, Fransız Üniversitesinden doktora almıştır. Arap ve İslam edebiyatına dair yazılmış eserleri bulunmaktadır.

Kuveyt’te basılan el-Sahife adlı gazetede 1966 yılında yazılar yazmaya başlamış, o günden buyana yazı yazmaya devam etmiş ve aynı gazetenin yazı işleri müdürü olmuştur. Bazı Arap radyolarında da hala konuşmalar yapmaktadır. Arap yazarlar birliği başkan yardımcısıdır. Birçok konuda kitaplar yazmıştır.” On Sıcak Gün, Efendiler, Önce Hayaller Ölür, Dağdaki Duman” bunlardan birkaçıdır.

Şii müctehitleri ile tanıştıktan sonra ona Hz. Hüseyin ile ilgili kitaplar hediye edilmiş ve bunun neticesinde de “Hıristiyanlıkta İmam Hüseyin” adlı eseri yazmıştır. Şuanda da yazmakta olduğu kitabın adı “Zeynep, Yolu Tamamlayan Son Taş”tır. Meşhur “İslam Muhammed ile başladı, Hüseyin ile devam etti” sözünün sahibidir. Hıristiyan olmasına rağmen kendisini şii olarak tanımlamakta ve “Sizler Hüseyin’in kıymetini bilmiyorsunuz” demektedir. Üstat Antuan Bara ile tanışmadan evvel Hıristiyan olduğu halde ben de şiiyim diyebilecek birini bulacağımızı sanmıyorduk. O Hz. Hüseyin’den ve onun devriminden o kadar etkilenmişti ki Hıristiyan Düşünceye göre İmam Hüseyin adlı kitabı yazmıştır. İmam Hüseyin’in adını her andığında aleyhisselam der ve onun Şiilere ya da İslam’a ait değil, bütün dinlerin kalbinde yatan gerçeğin ta kendisi olduğunu vurgular. Şiiliğin İlahi aşkın zirvesi olduğunu ve bu yüzden herkesin Ehlibeyt aşkına ulaşabileceğini söylemekte ve Ehlibeyt’in güzelliklerine uymanın insana büyük haz verdiğini belirtmektedir. “Siz Şiiler ve Müslümanlar İmam Hüseyin’in değerlini bilmiyorsunuz, Aşura sizin elinizde bir emanettir ve onu doğru bir şekilde dünyaya tanıtmalısınız, bu emanetin bütün boyutlarını en iyi şekilde tanımalı ve tanıtmalısınız.” diyordu. Biz bunları duyunca o yüce İmamımızın hadisesini nasıl da zayi ettiğimizi anımsadık. Daha sonra Üstat Bara büyük şii mercileri ile tanışmasını ve özgürlerin efendisinin kendisini, ne kadar etkilediğini anlatmaya başladı. Şöyle devam etti: “ Efendimiz Hüseyin, mal ve evlatların fayda etmediği kıyamet gününde mutlaka bana da yardım edecektir.” Şimdi Üstat Bara ile yaptığımız röportajı sizinle paylaşıyoruz.

Röportaj:

Soru: Üstat Antuan! Hıristiyan felsefesinde İmam Hüseyin adlı kitabı yazmanızın nedenini açıklar mısınız?

Cevap: Ben daha önceden İmam Hüseyin ile ilgili pek bir şey bilmiyordum. Sadece kanlı Kerbela’ya Hüseyin’in gidişini ve Yezid’e karşı ayaklanıp öldürüldüğünü genel anlamda duymuştum. Çünkü derslerimizde bu gibi olayları hızla okuyup geçiyorduk. Ancak 35 yıl önce büyük İmam Şirazi ile tanıştığımda bana İmam Hüseyin ile ilgili bazı eserler verdi. Okuduğumda gördüm ki maalesef ihmal edilmiş bir olaydır. Ehli Sünnet de genelde bu olaya alelade tarihi bir vakıa gibi bakılıyor ve hatta kendi inançlarıyla çelişmeyen yönlerine dahi değinmiyorlar. Şiilikte ise genelde olayın duygusal boyutu ele alınmış. Oryantalistlerin kitaplarına baktım, oralarda da kayda değer bir şeyler bulamadım. Ben bir Hıristiyan olarak Müslüman bir toplumda yaşadığım için ve İslam kültürünü iyi tanıyan bir insan olarak Hz. Hüseyin’in olayının bütün insanlara hitap edebileceğini anladım. Belki de herkesten daha iyi anladım diyebilirim. Bizler Hıristiyan Araplar olarak Müslümanlarla iç içeyiz ve Müslüman kültürü benimsemiş insanlar olarak diğer batılı oryantalistler gibi olamazdık. İmam Hüseyin’in şahsiyetini biz daha iyi tanıyorduk. Yanlış anlaşılmasın ama inanın ki İmam Hüseyin aleyhisselamın hakkında bu kitabı yazarken onun naçizane bana özel bir ilhamı olduğunu ve kitabı tamamlamam gerektiğini anladım. Mesela kafamda şu sorular vardı. Neden İmam Hüseyin? Acaba dünyevi bir hedef mi arzuluyordu? Sözlerindeki ve sloganlarındaki sır nedir? Kadın ve çocuklarını neden yanında götürdü? Olayın detaylarını araştırmaya başladım. O zamanlar evli olmadığım halde kitabın üzerinde 5 yıl çalıştım ve 2 yıl kitabı yazmam sürdü. Bu benim için uzun bir süre idi. 7 yılımı bu kitaba verdim. Hâlbuki diğer kitaplarımı yaklaşık 2 yılda bitirirdim. Daha sonra Kuveyt’teki taklit mercilerinden İmam Şirazi’ye kitabı gönderdim, o da hemen bastırmamı söyledi. Böylece bu kitap yüce Tanrı’nın bereketi ve efendimiz Hüseyin aleyhisselamın lütfu nazarı ile bitmiş oldu.

Soru: Kitabınıza tepkiler oldu mu? Ne gibi tepkiler aldınız?

Cevap: Tabi çok tepkiler aldım ve şunu söyleyeyim. Özellikle Şiiler ve genelde de Müslümanlar arasında çok tutulmasına rağmen hem Müslüman hem de Hıristiyanlar arasında tepki gösterenler oldu. Özellikle bir grup ”Bu adam Şiileşmiş bir Hıristiyandır.” dediler. Beni kötülemek isterken daha da övmüş ve yüceltmiş oldular. Lübnan’dan birisi benim kitabıma cevap yazmıştı. Ancak gördüm ki olayı sırf bir saltanat kavgası olarak değerlendirmiş. Yazık böyle Müslümanlara. Pakistan’dan Müştak Esad adlı bir üniversiteli kitabı çevirmek istediğini söyledi. Ben de hiçbir şey talep etmeden tercüme edebileceğini söyledim. Çünkü ben bu kitabı kâr amaçlı değil sırf İmam Hüseyin aleyhisselamın kişiliğine olan saygımdan dolayı yazdım. Çek Cumhuriyetinden Rıza Reşid adlı bir Iraklı bir doktor da kitabı Çek ve Rus dillerine çevirmek istediğini söyledi. Allah’a hamdolsun ki bu eserin 17 dile çevirisi yapıldı. Bir gün Kuveyt’te iken hakkımda dava açılmış ve Müslümanların halifelerine hakaret ettiğim söylenmişti. Mahkemede şunları söyledim. “ Ben bir Hıristiyanım ve yazdıklarımın tümü Müslüman kaynaklarındandır. Sadece Halife Osman bin Affan’ın yönetimde yetersiz olduğunu yazmıştım. Dedim ki baştan sona 499 sayfa boyunca İslam dinini, Muhammed’i, Ali’yi, Fatıma’yı, Hasan ve Hüseyin’i övmüşüm. Bir yerde ufak bir tespiti neden kaldıramıyorsunuz? Buna rağmen 50 dinar ceza aldım ve kitabın her baskısında o sayfayı kaldırmak zorunda kaldım.

Soru: Kitabı bilimsel verilerle mi yoksa duygusal olarak mı yazdınız?

Cevap: Kitabımı her iki boyutla ele aldım. Bu kitapta önce bilimsel davrandım. Ancak ilerledikçe duygusal boyutlar arttı. Örneğin İslam dininin ve risaletin devamı için Hüseyin kıyam etmiştir dedim. Ancak bu halkı o zaman da öyle etkilemişti ki Şam’da Yezid’in askerlerini halk taşlamış ve onlara su bile vermemişti. Çünkü onlar İmam Hüseyin’in esir evlatlarından dahi suyu men etmişlerdi. Tüm bu telif sırasında İmam Hüseyin’in bereketini gördüm. Kitap 20 kez basıldı. Ben sadece 3 kez bastım. Ancak benim dışımda 17 kez izin almadan basıldı kitap. Önemli değil. Sonuçta kâr amaçlı değil efendimiz Hüseyin’e olan saygı beni bu noktaya getirdi.

Soru: Siz bu kitabı yazdıktan sonra İmam Hüseyin hakkında neler söyleyeceksiniz. Onu bize tanımlar mısınız?

Cevap: Özellikle şunu söyleyeyim: İmam Hüseyin bütün dinlerin kalbidir. Eğer o olmasa idi hiçbir semavi din yaşayamazdı. İslam dini Muhammed ile başladı ve Hüseyin ile baki kaldı. Zeyneb de bu yolu tamamlayan cihadın en kahramanı idi. Allah bu yeni dinin korunması için Muhammed’e Hüseyin’i şahadet kumaşı giydirerek göndermiş ve mekân Kerbela olmuştur. Eğer Hüseyin olmasaydı tevhid de olmayacaktı ve sadece zalim halifelerin dini ortaya konulacaktı. Siz Müslümanlar şiisiyle sünnisiyle İmam Hüseyin’in kadirini bilmiyorsunuz. Onun Kerbela’da vermek istediği mesajı tüm dünyaya yaymalısınız. Mesela hakkı söylemek, mazluma yardım etmek, toplumu ıslah etmek, adalet ve özgürlüğün tahakkuk bulması gibi mesajlarını ulaştırmanız gerekir. Aşura gününden elinize bir emanet ulaşmış ve emaneti insanlara ulaştırmak durumundasınız.

Soru: Hindistan’ın önderi Gandi diyor ki: “Mazlum durumda nasıl zafere ulaşılması gerektiğini Hüseyin’den öğrendim.” Bu cümleyi nasıl yorumluyorsunuz?

Cevap: Lider Gandi en büyük lider olan Hüseyin’den etkilenmiştir. İmam Hüseyin’in olayı kanlı idi ama aynı zamanda barışçıldı. Anarşist bir devrim de değildi. İşte Gandi bu noktada teröre başvurmadan direk mazlumca zalim İngilizlere galip geldi. İmam Hüseyin’in de mazlumluğunu tarihin akışına bırakıp galip gelmesi gibi. Maddiyattan sıyrılarak galip gelmektir. Gandi işte bunu yapıp İngilizlere galip geldi tıpkı İmam Hüseyin’in Emevilere galip geldiği gibi. Galip geldi derken mesela İmam Hüseyin’in türbesine bir bakın. Bir de dönüp bulabilirseniz Yezid’in mezarına göz atın. Birisi halkın kalbine kıble olurken öteki en rezil çöplüğe dönüşmüştür.

Soru:”Hz. İsa önceden İmam Hüseyin’in olayını haber vermiştir” adlı yazınız bomba gibi gündeme oturmuştu. Bu konuyu açıklar mısınız?

Cevap: Ben İncil’deki müeyyid (onaylayıcı) kelimesini açıklamak durumundayım. İncil Muhammed’in adını yazdığı gibi Hüseyin’in de adını yazmıştır. Büyük ve kapsamlı din diye müjdelenen ki adı da zannımca İslam’dır. İşte bakın Hz. İsa ne buyuruyor: “Ben artık beni gönderene gidiyorum. Kimse bana nereye gidiyorsun diye sormasın. Yalnız ben size hakkı söylüyorum. Gitmem daha hayırlıdır. Eğer ben gitmezsem müeyyid (onaylayıcı) gelmez. Ben gittikten sonra onu size göndereceğim. O geldiği zaman…” Hıristiyan dünyası onaylayıcının kutsal ruh olduğunu söyler. Ancak ben bunun Ya Resulallah, ya da İmam Hüseyin’in hayatı ve makamına daha uygun olduğunu düşünüyorum. Bence Hz. İsa bir peygamber gönderemez ancak insanlığa bir şehit sunabilirdi. Yani İncil’deki bu mana İmam Hüseyin’i anlatmak istiyor. Bu konuda daha fazla tartışmanın lüzumu da yoktur. İsteyenler kitabımızın üçüncü basımına bakabilirler. Lübnanlı patriklerden birisi bana dedi ki: Bizler Hz. İsa’nın gelecekteki bir şehitten haber verdiklerini biliyorduk ancak onun kim olduğu konusunda tereddütlerimiz vardı. Şimdi anladık ki o İmam Hüseyin’dir. Bu tesbiti yapan da taassubu olmayan bir Hıristiyan din adamıdır. Ben diyorum ki hepimiz şu taassup elbisesini bir kenara bırakalım. Bakın İsa’nın haber verdiği Hz. Muhammed ve Ehlibeyt’i hep tevhidi anlatmışlardır. Hatta Müslümanların İsa göğe yükseldi yönündeki hadisleri dahi bence Hıristiyanların İsa çarmıha gerildi ve daha sonra tekrar dirilip yeryüzüne geldi sözünden daha doğrudur.

Soru: Siz kitabınızda şunu demişsiniz: “Eğer Hüseyin bizden olsaydı her köye bir minber yapar halkı İmam Hüseyin’in olayını anlatarak Hıristiyanlığa davet ederdik.” Nedir bunun özü?

Cevap: Bu benim sözüm değil ki. Bunu İmam Hüseyin’in zamanında yaşamış olan bir Hıristiyan din adamı söylemiştir. Zamanında Hz. İsa’nın bindiği eşeğin nalına Hıristiyanlar tavaf ederlermiş. Siz de ise kalplerin kâbesi Hüseyin’in türbesi var. Bazı Müslümanlar hala Hüseyin’in hareketinin manasını çözememişler. İmam Hüseyin özgürlüklerin sembolü ve bayrağıdır. Onun adı dünyanın her yerinde bayrak olmalıdır.

Soru: Hıristiyanlık, İslam, Şiilik… bunlardan ne anlıyoruz?

Cevap: Hıristiyanlık Yahudilikten sonra gelmiştir ve İslam da tüm dinlerin tamamlayıcısıdır. Yahudilik sadece bir teori dini gibi duruyor. Hıristiyanlık ise sadece ruha hitap ediyor. İslam ise bu eksiklikleri tamamlamaya gelmiştir. Sonuçta hepimiz İslamız. Aynı Allah’a ve Tevrat’a ve İncil’e ve Kur’an’a inanıyoruz. Şiilik ise ilahi aşkın en yücesidir. Ehlibeyt’i ve Muhammed’in neslini seven herkesin doğal hakkıdır. Bu insanlığın bir iftiharıdır. Suçta her kim hangi dinden olursa olsun her an Şii olabilir. Çünkü Ehlibeyt’e bağlılık sağlam inanca ulaşmak için çok azametli bir hadisedir.

Soru: Hz. Hüseyin’in sizi en çok etkileyen yönü hangisi olmuştur?

Cevap: Kutsal ve yüce bir kişiliği ile birlikte onun tevazusu beni çok etkiledi. Özellikle aşura günü feryat ettiği “Yok mu biz Ehlibeyt’ yardım eden” sesi sanki hala kulaklarımda. Çünkü o anda peygamberlerin zahmetlerini düşünüyorsun ve maalesef halkın kişisel çıkarlarının arkasına sığındığını görüyorsun. Halk bu uruştan çok etkilenip sonradan kıyam etti ama maalesef artık çok geç olmuştu. İnsanlık İmam Hüseyin’in tarafında durmamakla çok şey kaybetti.

Soru: Hz. Hüseyin’in anlatıldığı ve anıldığı toplantılar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevap: İnsanlar iman ruhunu yeniliyorlar adeta. Hatta Kerbela faciasının kınanmasıyla birlikte bir şuur veriyor insana. Mazlumun yanında durma şuuru ve bilinci.

Soru: Sayın üstat İmam Hüseyin’in yas törenleri ve gözyaşları ve sinelere vurma konusundaki görüşünüzü açıkça beyan eder misiniz?

Cevap: İnsanlara iman veriyor. Mesela göğsüne vuran insan olarak sen o gün Kerbela’da yoktun ama sonuçta bu hareketinle diyorsun ki “Ya Hüseyin eğer o gün seninle olsaydım elimden gelen fedakârlığı yapardım. Bugün de senin yolundayım, Yezid’in yolunda değil.” Ben hatta Hinduların bile aşura günü efendimiz Hüseyin’e yas tuttuklarına dair haberler alınca şaşırmıyorum. Bu bütün insanların kalbinin Hüseyin’den yana olduğunun belirtisidir.

Soru: Hz. Hüseyin taraftarlarına bir mesajınız var mı?

Cevap: Dediğim gibi sizler İmam Hüseyin’in mesajını ve feryadını dünyaya duyurmak emanetini üstlenmişsiniz. Kerbela olayını her yıl anarken bunu normal bir olaymış gibi geçiştirmeyin. Sizler mescit ve Hüseyniyelerdeki toplantılarla bu sesi dünyaya duyuruyorsunuz ancak İslami düşünürler ve aydınlar bu sesi duyurmakta ihmalkâr davranışlar. Birçok insanın şu zayıf aklı bu manalara ulaşamıyor ve anlamıyor. Ben şuna inanıyorum; bu manayı bir gün bütün Batı dünyası kabul edecek ve İmam Hüseyin’e uyacaktır.

Soru: Hz. Hüseyin’den kişisel bir beklentiniz var mı?

Cevap: Olmaz olur mu? Mal ve paranın fayda etmediği ahirette efendimiz Hüseyin’in mutlaka bana yardım eli uzatacağına inanıyorum. Hiçbir kişisel fayda beklemediğin kitabımı yazarak zahmete katlandım ve sırf ona ve davasına olan saygımdan dolayı kendime göre onun haklı davasının bilinmeyen yönlerini gün yüzüne çıkarmaya çalıştım.

Soru: Bize son bir sözünüz var mı?

Cevap: Zahmet edip bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. Bütün dünyaya şunu söylüyorum; gelin hep birlikte İmam Hüseyin’e uyalım. Onun öğretilerini ve duruşunu hayatımızda kendimize örnek alalım.

Yorum Bırak

  1. fatima dedi ki:

    s.a
    Antuan Bara ile ilgili arastirmayi önceden de okumustum. Ama sunu söylemeliyimki buraya reportajini koymakla cok iyi is cikardiginizi düsünüyorum. Bizler Hz huseyne asigiz, ama bir yabancinin da asik oldugnu dinlemek cok daha mutlu ediyor insani..
    Sitenizi begenerek takip ediyorum, dinletiler kolay yüklemeli, bilhassa sevdigim cok seyi bulabiliyorum. Basarilarinizin ilerlemesini temenni ederim. Allah sizleri inseallah muvaffak kilar. SAYGILAR VESSELAM