Âşığın Gam Kokan Gözleri

Yazar: beytül ahzan Tarih: 7 Şubat 2010 2.4K kez okundu Genç Kalemler 6 Yorum


Bismillahirrahmanirrahim

Şemin yakıcı sıcaklığı sadece bedeni eritir…

Gözlerine hakim olan sessizlik onu uzaklara götürüyordu yavaşça esen titrek rüzgarla. O güzel gözleri dışarıya gam ile bakıyordu. Bakışları artık onu ele verir bir hâle gelmişti. Saklanılır mı gamın ağıtları? O saklamak istiyordu belki de… Pencere önünde oturup yağan karı izliyordu, diğer yandan da düşünceler zihnini meşgul etmekteydi. Kimseyle paylaşamazdı hüznünü. Eğer onu açığa vurursa, kaybolmasından korkuyordu. Bu yüzden hislerini içinde tutmayı tercih ederdi. Yanan sobanın verdiği sıcaklık odasını ısıtırken…

Pencere önünden kalkıp seccadesini serdi. Secdeye doğru eğildiğinde yüreğinde ki gam dolup taşarak aktı gözlerinden. Uzun uzun secde de durup ağladı. Hüznünü paylaşamadığından, bu gözyaşlarının sebebi başta anlaşılamıyordu. Lâkin biraz geçtikten sonra ne için ağladığı halinden ve söylediği sözlerden okunabiliniyordu. Yavaşça çabalayan dudaklarından yağan hüzün yağmuru içinde kırık kalan o ağıdı fısıldıyordu.

Hasret ise yeni bir sayfa açmıştı yüreğinde. Yakarışla geçen geceler, o kıvılcımı sönmez bir alev haline getirmişti. Yanmanın tadını almış olsa dahi gönül bedeni yine de o aşktan vazgeçemiyordu. Çünkü yanmak hasreti hissedilir yapandır.

Hâlâ ağlıyordu, pencerenin perdesini çekerek karın süslemiş olduğu manzara’nın üstünü örtmüş oldu. Odada ki karanlık ise ayıpların üstüne bir örtü çekmişti. Işığı kaplayan bu dört duvar gece’nin ilk saatleriyle birlikte zulmetin sancılı elemi inmişti yüreğine.

Sırtını duvara yaslayıp mahcup bir şekilde dışarıda ki manzarayı seyretti bir müddet. Sonra başını önüne eğerek bir “ah” çekti. Aslında geceleri ağlamayı çok özlemişti. Münacat ederek hacetini yakararak söylemeyi…

Garip bir hali vardı bu gece. Yalnızlık değildi, başka bir şeydi bu. Sanki daha önce ne için ağladığını unutmuş… Ya da o akan gözyaşları anlamını yitirmişti bu hâli karşısında. Usulca yerinden doğrularak kalktı. Üzeri örtülmüş seccadesinin yanına gidip, seccadesinin üstünü açtı. İki rekât namaz kıldıktan sonra ellerini açtı semaya doğru. Şükürle başladı sözlerine daha sonra yardım istedi O’na gönül verenler adına. Derdini en sona sakladı ve hasret vuslatın etrafında pervane olup dönüyordu.

Bir süre durakladı yorgun bedeni. Ama âşığın gönlü sevgili için nağmeler okumaktan yorulmaz. Gözlerini kapatıp en içli nağmelerini okumaya koyuldu gönlü.

Ağlayan gözleri sessizlik ile bir beyit oluşturmuştu adeta.

“Kim aşkın elinden yanmamış,

Bedeni vuslat uğruna erimemiş.”

Okuduğu nameler onu benliğinden geçirmişti… Bedeni bu oda da değil, karanlık bir zindana tutsak düşmüş gibiydi. Peki ya ruhu? O edilmiş miydi âzad? Gözleri kapalıydı ama kapalı olan gözleri ağlamasına engel değildi. Ne görüyordu o kapalı gözler? Neydi onu böylesine ağlatan şey?

Eğer hisleri tek bir kelimeyle özetlenirse adı “hasret”tir. Hasret vardı, ama hicran hasrete yetişememişti henüz. O arzuladığı vuslat bir gün gerçekleşebilecek miydi?

Gözlerini açabilme cesareti yoktu. İçi huzurla dolu verdi bir anda. Yürüyordu, O’nun yürüdüğü sokaklarda. Diğer taraftan ise gam kalbini sıkıştırmaktaydı. Hüzün belirmişti bir anda kapalı olan gözlerinde. Düşler sürüklüyordu onu vuslat yolculuğuna doğru. Yürüyordu ama bedeni yerinde duruyordu. Yürüyordu, çünkü ruhu âzad edilmişti. Yaralı bir güvercin gibi özgürlüğe doğru uçuyordu kanat çırpan yüreği.

İşte vuslat yolunun sonu… Hâlâ inanamıyordu gördüklerine. Bedeni zindandayken, ruhu vuslatına doğru koşmaya koyuldu. Selam verdi önce, sonra oturdu ve yanık gönlü mersiye okumaya başladı Beynel Haremeyn’de. Bir Abbas’a, bir Hüseyin’e bakıyordu yaşlı gözleri. Öylesine içliydi ki okuduğu mersiye kanat çırpan pervane’nin kanatları kül oluncaya dek şemin etrafında dönmeye yemin etmiş bir hâli vardı. Belki Sevgili ona bir nazar ederde derdi devâ bulur ümidiyle. Âşığın gönlü devâ bulacak mı? O yanmaktan şikâyetçi olmadı hiç. Hasreti benimsedi… Ve anladı ki “hasret” olmazsa aşkın bir değeri kalmaz.

Usulca açtı kapalı olan gözlerini. Ruhu beden zindanına geri dönmüştü. Gözleri yaşlar, alnı ise terler içerisinde kalmıştı. Bekliyordu, Sevgili’nin bir gün ona bakıp kanadı kırık güvercine şifa vermesini…

“Hasretin bastığı topraklar nasıl da belli oluyor. Bak nice gözyaşı dökülmüş senin uğruna. Hepsi aşk kokuyor. Yorgun bakışlar ardına saklanan küçük tebessümler yitirilmek üzereler. Bir bakışın yeter. Duamıza âmin de, gönül devasına kavuşsun. Kavuşsun ki bitsin bu intizar.”

Merve Yavnik


Yorum Bırak

  1. dilşad dedi ki:

    hakıkaten merve arkadasa tsk cok guzel cok etkıleyıcı olmus elıne gönlüne saglık olsun allah razı olsun kendısınden

  2. Merve dedi ki:

    Begenmen beni mutlu etti Kübracim… Allah senin de kalemine güç versin.

    Daha gidilecek çok yol var, önemli olan ne için yazdığımızı unutmamak…

  3. Kübra dedi ki:

    Merve, hakikaten harika olmuş ALLAH her daim kalemine güç versin …

  4. beytül ahzan dedi ki:

    Ben teşekkür ederim canım güzel yazın için, yazılarının devamını bekliyorum 😉

    Evet, kesinlikle değdi…

  5. Merve dedi ki:

    canimm yorumun için çok tesekkür ederim.

    Inan bu kadar çok begenecegini bilmemistim.
    O kadar harcadigim zamana degdi galiba 🙂

  6. beytül ahzan dedi ki:

    Selamun Aleykum can bacım,

    Yazına ne yorum yapacağımı bilemiyorum, kelimeler yok oldu sanki yazını okuduktan sonra.

    Yüreğimin derinliklerinden yanağıma süzülen; içimdeki hasreti daha da alevleyen, bu  gözyaşlarımı yorum olarak kabul eder misin?