Aşk Ayeti

Yazar: beytül ahzan Tarih: 27 Mart 2011 3.916 kez okundu Genç Kalemler 2 Yorum

Bismillah…

“Aşk ayetini tefsir edebilmek için önce âşık olmak lâzım.”

Zulmete doğan hafif bir ışık hiç birşeyin kalıcı olmadığını anlatıyordu. Gece’nin gelmesiyle birlikte hicran meşalesini yaktım. Vuslatı tatmadan hicranla tanışmak nasıldır? Benim tek bildiğim aşkı tanıyabilmek için hicranın şart oluşudur.
Minarelerden yükselen aşk ezanını sadece âşık olanlar duyup anlayabilirler. Zira aşığın gönlü her türlü acı ve çileye razılık göstererek vuslata erişebilmeyi dile getirmemiştir. Geceler boyu akıtılan gözyaşlardan üzerinde senin ismin yazılı beyaz incili bir tesbih oluştu. Her ismin yâd edildiğinde ardına “ve accil ferechum” deyip hasrete teselli vermeye çalışıyor umutla açılan eller.

Hicranın yanık hırkasını giyindim bu gece. Hiç bir söz pervaneyi teselli edemez şemin aşk beyitlerini yakması karşısında. Sırtımda ki yanık izlerini kimse görmesin diye üzerine hasretin örtüsünü çektim. Gece’nin gamı elinden saklayamadığım gözyaşlarım avuçlarıma akarak hâlimi beyan ediyor. Avuçlarıma dolan gözyaşlarım dolup taşarak dizlerim üzerine damlıyor. Ve aşk namazının vakti gelip çattı. Üzerine gül kokusu dökülmüş seccademi serip duruyorum vuslatın arkasında. İntizarla birlikte aşk namazının tekbirini alıp başlıyorum namazıma. Secdeye varan alnıma kederin izi çıkmış. Dakikalar geçti ama alnım hâlâ secdeden kalkmadı. Sırtımda ki yanık izlerin üzerine koyulan veballerim beni derin bir sükûta yitti. Üzerime örtülen kapıların zincirini kıramadığımı sandığım anda vuslat cesaret verdi bana. Böylece avuçlarımda yanan merhamete muhtaç gül, baharın sunmuş olduğu serinlik ile tanıştı. Kunut için açılan ellerim aşk ayetini okuyor yüksek sesle. Aşkın elinden içtiğim kadeh beni sarhoş edemedi. Gönlüm aşkın kadehini içtikçe şemin etrafında gamla dönüp intizar dolu bir öykünün sırrını açtı sana. Hicranın içli türküsüyle yoğrulan dilimin gücü yetmiyor ismindeki gizemi tefsir etmeye. Senin adını ancak aşk tefsir edebilir. Çünkü sen aşk ayetisin…

Sevi namazının ardından yapılan her dua’da senin ismin yâd ediliyor. Vuslatın okuduğu dualar, baharın getireceği gülün kokusuyla süslenmekte. Bülbülün gagasından çıkan nağmeler ferec için bir kandil yaktı. Yakubun arzuhâlini görmüyor musun ey Yusuf? Yakubun kalemi sadece hicran ve intizar sözleriyle süsledi sana yazdığı şiirleri. Gönül kıblesinin kılavuzu olan velayet aynası bizim yüzümüze bakar mı? Cehalet aynasından yüz çevirip yönümüzü sana doğru çevirdik. Gönlüme mütercim oldu pervane’nin şem için yaktığı kanatları. Pervane’nin kül olan kanatları şemin üzerine dökülerek aşkın rengine bürünüyor nakış nakış işlediği hüzünle. Her gece çaldığım bu kapıyı ne zaman yüzüme açacaksın? Zincirle bağladım yüreğimi kapına sen o kapıyı açıp Yakubun gözlerine şifa verinceye dek. Sükûta karışıyor okuduğum şiirler. Bir avare gibi yürüyorum mecnunun dolaştığı çöllerde. Dilime doladığım aşk ehlinin söylediği zikir, beni visali bekleyenlerin meclisine götürdü ve kendimi tevessül duasını okurken buldum.

Tefsir edilemeyen bir ayetsin sen. Karanlığın hicabını yırtıp aşk ayetini bizlere yeniden okuduğunda cehalet zinciri kırılacaktır.
İsa’nın nefesiyle üfleyerek hayat sunacaksın ölü ruhlara. Dirilteceksin Meryemin suskunluğuna gömülen ağıtlarımızı. Böylece mücerred kalan umudun toprağa serptiği ilham topumları, Fırat’ın suyuyla yeşererek mürekkep damlaları olup akıcak kâğıda.
Biliyorum, bir nazar eylesen karanlığa boğulmuş bu gece gül bahçesine dönüşecek. Ve daha önce yeşeremeyen çiçekler zuhur seslerini duyup Kerbelâ’nın kuraklığını lâlezara çevirecektir.
Okunmayı beklenen bir ayetsin sen. Zuhur iftarının vakti yakın mıdır? Bilmelisin ki Züleyha sana ulaşabilmek için herşeyini feda etti. Maşuk için çekilen dert ve sıkıntı arasında ümidin vuslata olan özlemi oluştu.
Takatsiz düşen kalemim, seni her andığında vecd’e gelip söndürüyor şemin elemli ateşini. Söyle ey gönlümün Leylası intizar ne zaman huzura kavuşacak? Eğer intizar sana âşık olmasaydı, pervane gibi kavuşmanın o’nun yok olması anlamına geldiğini bildiği hâlde yine de maşuğunu ister miydi?

Tüm asırlara hâkim olan bir ayet, adı “aşk”… Gördüklerim bir serap mı? Yoksa Ali’nin yerine Kufe kuyularına derdini anlatan sen misin?…
Söyle ey Yusuf gördüğüm bu gam rüyasının tabiri nedir? Hasretin lisanı yine en anlaşılmaz söyleriyle aşk dolu bir şiir yazdı sana. Karanlığın sessiz tonları eşliğinde geceyi süsledi yanık rengi. Âşık olabilmek için önce kederle tanışıp, elem ve sancı dolu geceler geçirmek gerekir. Sonra gece’nin en hüzünlü saatinde “aşk ayet”ini okuyarak ilahî cevheri görüp tefsir edebilir…
Eşitilmeyi beklenen bir sessin sen. Ruhum o ses’e muhtaç… Çünkü sen pâksın, bir nurdan yaratıldın.
Karanlık çöktü ama gündüzleri bile yüreğim gece’nin zulmetine bakıyor. Mezarı gizli olana söyle yitirdiğim o mâneviyatı yeniden bulmak istiyorum.

Ey kayıp Yusuf, bir Cuma daha geçti. Kanat çırpmak isteyen yaralı güvercinler arkanda namaz kılabilmek için, sen gelinceye dek her salavatın ardında “ve accil ferecehum” demeye devam edicektir. Tıpkı Züleyha’nın Sevgiliyi intizar edip kavuşma gününü çileyle beklediği gibi.

“Birgün gelip bu garip âşığına baktığında, ben ferecin için hasretle birlikte vuslat namazını kılabilmek için senin tekbir getiren sesini bekliyor olacağım…”

Biliyorum bu yazdıklarımdan haberdarsın ve mektubuma vereceğin cevap zuhur ezanıdır.

Yüreğimden sana ve ceddine selâm olsun…

Merve Yavnik

Yorum Bırak

  1. ESAT KIRTAY dedi ki:

    DUYUN SİTEMİMİ DUYUN DOSTLARIM YARINA MİRASTIR BENİM FERYADIM NE DÜNÜ UNUTTUM NE BU GÜN GÜLDÜM ZALİM ZINDANLARDA DERİM ÜZÜLDÜM KENDİMİ UNUTTUM DAVAM UĞRUNA YAKTIM BEDENİMİ DOSTTUN YOLUNA AHIM KALSIN SİZDE UNUTULURSAM KÖHNE ZAMANLARDA SUSTURULSAM VURULDUM EY HALKIM UNUTMA BENİ ÇAMIĞA GERİLDİM İSA MİSALİ KARA BULUTLARI DAĞITAN BENDİM KARINLIĞA IŞIK SAÇTIRAN BEN DÜŞMANLIĞA DÜŞMAN KADEŞLİĞE EŞ MEÇUL ÖLÜMLERE YAR EDİLEN BEN

  2. ESAT KIRTAY dedi ki:

    ARTIK KURTAR BENİ KURTAR BENİ BU KÜSTAKLIKTAN IŞIK ANTER ŞAŞMAZ NEFER OLMAK İSTİYORUM SENİN EMRİNDE SARAYLARA DALMAK BU GÜNÜN NALETİ VE UTANCIYLA HESAPLAŞMAK İSTİYORUM KURTAR BENİ