Aşura

Yazar: beytül ahzan Tarih: 12 Aralık 2010 3.3K kez okundu Şiir Yorum Yok

Sıcak bir Âşûrâ

Aç, susuz ve uykusuz

Bebekler süte

Analar suya doymamış

Ve doyamadan

Ağlayan gözler

Ve ağlamaktan halsiz kalmış bedenler

Suya muhtaç dudaklar

Babalar kederde, gamda ve imtihanda


Bugün Âşûrâ

Bildiğim tek

Ağladığım tek

Bu yaşıma değip de ağladığım ilk Âşûrâ

2000′e üç kalanın Âşûrâ’sı

Gökyüzü, Hüseyn’e ağlamakta

Gökler lânet olası Yezid’e homurdanmakta

Yezid ve yezidilere lânetler, beddûalar yağmakta

Evet gökyüzü ağlıyor;

Bardaktan boşanırcasına

Ve şimşekler öfkeyle çakıyor

Hepsi Hüseyn’e ağlıyor, yas tutuyor

Her şey siyaha bürünmüş

İnsanların göremediği siyaha


Bugün mâtem günü

Ve kâinât mâtemde, biz göremesek de

Sormayın niçin diye

Peygamber’imizin yâdigarı, göz nuru, torunu şehid edilmiştir

Hani şu bilmediğimiz

Veya tanıdığımızı zannedip tanıyamadığımız torunu

O yalnız, o meçhûl, o mazlûm

Asırlar boyu ve hâlâ, evet hâlâ!!


İşte o arslan şehid edilmiştir

Kimler tarafından?

Nûrdan kaçan yarasalar

Nübüvvet ve velâyetin

Hak ve hakikatın

Yeminli düşmanları

Bedir ve Uhudların

Hendek, Hayber ve Hüneynlerin

İntikamı hırsıyla kavrulan

“Tulekâ” hizbi tarafından

Hem de İslâm adına

Peygamber adına

Ve hilâfet sancağı altında


Evet bugün Âşûrâ’dır

Ve ben ilk defa Âşûrâ’yla tanışıyorum

İlk defa Hüseyn’e ağlıyorum

Resulullah’ın, daha ilk dünyaya geldiği sırada

Göz yaşlarına boğduğu Hüseyn’e

Omuzlarında büyütüp:

“Hüseyn bendendir, ben de Hüseyn’den”

Dediği Hüseyn’e

Evet ben Hüseyn’e ağlıyorum

Mazlûmiyete ağlıyorum

Yanlızlığa ağlıyorum

Faziletlerin yanlızlığına

Hak ve hakikatın yanlızlığına

İslâm’ın, Kur’an’ın

Resûlullâh’ın yanlızlığına

Ehl-i Beyt’inin, evlatlarının yanlızlığına ağlıyorum

Aslanların, yiğitlerin alkanlar içinde yatmasına

Zincirlere vurulmasına

Çakalların, çapulcuların baş tacı edilmesine ağlıyorum

Ben Hüseyn’e ağlıyorum, ama ilk defa

İlk Âşurâ!

On sekiz yaşındayım ben, ya siz?

Yirmi mi, kırk mı, altmış mı?

Sahi siz kaç defa ağladınız Hüseyn’e?

Siz ne kadar Âşûrâ’yı tanıyorsunuz?

Neden böyle oldu; neden böyledir hâlâ?!

Baba, neden anlatmadın bana Hüseyn’i?

Anneciğim, neden bahsetmedin bana Zeynep’ten?

Neden koklatmadın Peygamber güllerini bana?

Neden mestetmedin beni “Kevser” şarabından?

Neden karanlıklarla boğuşurken,

“Emân Yıldızları”yla tanıştırmadınız beni?

Yanlışlıklar  deryasında çırpınırken,

Neden “Nûh’un Gemi”sine bindirmediniz beni?

Cehâlet vâdisinde şaşkın şaşkın dolaşırken

İlim şehrinin kapısını neden göstermediniz bana?

Ama sizin de bir suçunuz yoktur biliyorum.

Size de anlatan, öğreten olmadı ki

Ya siz ey ehil kalemler, neden durdunuz?

Ey konuşan diller, kürsüler, neden sustunuz?

Ey ümmetin eminleri

Emânete riâyet böyle mi olmalıydı?

Hem de peygamber emanetlerine


Evet Âşûrâ’dır bugün

Ve ben, ilk defa Hüseyn’e ağlıyorum

Kerbelâ’yla, Zeynep’le tanışıyorum

Ah! Ne mutlu onlara ki

Henüz beşikteyken kulakları

Hüseyn’in güzel adıyla çınlıyor

Bağrı nübüvvet güllerine yanan bir candan

Süt emiyor, can alıyor, büyüyor

Gözleri Hüseyn’e yaşaran gözlere bakıyor

Merhameti, sevgiyi tadıyor

Hakkı, batılı, zulmü adaleti kavrıyor ve öyle büyüyor

Ya Rab! Bize Hüseyn aşkını tattırdığın

Âşûrâ ile tanıştırdığın için

Hüseyin’ce ölerek

Veya Zeyneb’ce yaşayarak

Sana şükretmeyi nasib eyle

Âmin!


Umran İldeniz


Yorum Bırak