Aşura’nın Kanı Aşure’den Beridir…

Yazar: beytül ahzan Tarih: 12 Aralık 2010 3.713 kez okundu Yazı ve Makale 1 Yorum

Şehitlerin Rabbinin Adıyla

Yaşamın o acımasız hızı içerisinde bir kez daha nail olduk Huseyni günlere…

Son sevgilinin “olacakları önceden bilgisi” dahilindeki sözüne (Huseyn bendendir…) itibar etmeyenlerin onun katline ortak olduktan sonra Yezidin Şam’daki sarayında Zeyneb’in haykırışı karşındaki suskunluk ve pişmanlıkları maalesef bir anlam ifade etmedi.

Olması gerekenlerin olmadığı yerde, sonradan yakınmaların kıymeti harbiyesi yoktur elbet.

Huseyn… O ciğerpare, O Zehra goncası. Kufe’nin sahte imanının mağduru olurken taa günümüze değin bu dinin furkanı oldu aslında.

Kur’an’ın “Zıbh-i azim”i, Rabbimizin “sarallah”ı oldu.

O, gecenin karanlığını kendi beyanına şahid tutarak etrafındakilere “Yezid’in sorununun kendisiyle olduğunu”; dolayısıyla yanında gelenlerin geri de  gidebilecekleri yolunu açarken tarihe de bizler açısından ölümsüz mücadeleleri ancak “hür” insanların verebilecekleri notunu da düşüyordu.

Kerbela bir yönüyle de özgürlerle kölelerin savaşıdır aslında.

O gün İmam Huseyn(as) ve Yezid(la) şahsında yapılan mücadelenin aslında izzet ve özgürlük ile ihanet ve istikbar mücadelesi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Kerbela’da yaşanan bu olay klasik bir savaştan ziyade İslam dünyası içerisinde”kitabın kavli üzre” olanlarla “topukları üzere dönenler” arasındaki mücadelenin müşahhas örneğiydi.

Bu yüzdendir ki Aşura günü yaşananlarla birlikte aslında ondan sonra gelişen olaylar daha bir anlamlıydı. İmam’ı verdiği mücadeleden geri koyma adına büyük çaba sarf edenler, bu konuda bin bir entrika çevirenler buna kadir olamayınca bu sefer de o “çağlara çağrı” olan kanı örtmek istediler.

Zeyneb’in haykırışı kardeşi Huseynin kanını gökyüzüne taşımasaydı o kan döküldüğü yerde kalacak; kanın mesajı tarihin karanlık dehlizlerinde çürütülecekti.

O dini dirilten kan, bulutlardan boşalan bir yağmur, enginlerden süzülen esinti misali önündeki engelleri bir bir aşarak bugün hak için ölenlerin de yaşayanların da ne denli sonsuz olduğunu öğretti bizlere.

“Ya Zeynep gibi yaşamak, ya da Huseyn gibi ölmek…” diyen söylemden kastedilen de buydu.

Hayat ve ölüm her insan için vardır ancak onları anlamlandırmak yine her insan için kendincedir.

Huseyn (as), kendi imtihanı çerçevesinde mücadelesini en müstesna şekilde ortaya koyarken Fırat’ın suyunu avucundan geri bırakan vefa dağının özgür güneşi Abbas “yara yaren” olma anlamında hala eşsizse eğer, bu günün Ümeyye oğulları için her yıl Hicretin 61. yılıdır elbet. Ve onlar kendisi olamayan ancak misyonu sonsuz olan varlığının da karşısındadırlar.

Buradan günümüze geldiğimizde iki tarafın mücadelesinin hala diri bir şekilde aynen devam ettiğine tanıklık etmekteyiz.

“Hüseyin efendimiz cennet gençlerinin efendisidir” diyen bakış açısına “amenna” dedikten sonra “Onun kanında eli olanlardan beri olma” düsturu hatırlatılınca bu sefer de “sahabenin gökteki yıldızlar olduğu” duvarı örülmekte Muaviye’nin sarayına…

O tarihin eşsiz kıyamı; İslam’ın, Peygamberin, Rabbimizin mücadelesiyken…

Aslında her gün Aşura iken…

Aşura’yı aşure eylediler. (a)’nın yerine (e) koyarak kanın mukaddes mesajını, içinde Huseyn olmayan binbir türlü hadiseye gark eyleyerek şöyle dediler:

“Bu günün faziletleri cümlesinden olarak, Allah’ın, Âdem -aleyhisselâm-ın tevbesini bu günde kabul ettiği ve Âdem’in bu günde ‘Safiyyullah’ olduğu, İdris -aleyhisselâm-ın yüce bir mekâna bu günde ref olunduğu, Nuh’u gemiden bu günde çıkardığı, İbrahim’i ateşten bu günde kurtardığı, Tevrat’ı Musa -aleyhisselâm-a bu günde indirdiği, Yûsuf’u zindandan bu günde kurtardığı, Ya’kub’un gözlerinin bu günde iade olunduğu, Eyyûb’un bu günde şifâya ka-vuşduğu, Yûnus’un balığın karnından bu günde kurtulduğu, Kızıldeniz’in Benî İsrail’e bu günde yarılıp geçtikleri ve kurtuldukları, Dâvûd -aleyhisselâm-ın bu günde mağfiret olunduğu, Süleyman’a bu günde mülk ve saltanat verildiği ve Muhammed -aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm-ın geçmiş ve gelecek günâhlarının bu günde mağfiret olunduğu rivayet olunur. Dünyânın yaradılmağa ilk başlandığı, yeryüzüne yağmurun ilk yağdığı gün âşûre günüdür, diye de rivâyet olunmuştur. “

İşte böyle bir dönemde bir kez daha Muharrem ayı matemi içerisindeyiz.

Mücadele Hüseyn’in Peygamber torunu olduğunu tanıtmaktan çıkmıştır. Bu konuda din hanesi dışındakilerle de alınıp verilemeyecek bir şey yoktur.

Biz Şiilerin yapılan “Ümeyye saldırıları karşısındaki sorumluluğu” örtülmek istenen bir tarihi gerçeklik karşısında topluca bir duruş sergileyerek Kerbelai safı sıklaştırmak olmalıdır.

Kimimiz ilmi platformlarda tarihsel deliller ışığında Kerbela’da İmam Huseyn’nin boğazına saplanan ok’un yayının kimler tarafından çekildiğini ortaya koyarken,

Kimimiz de mersiye meclisleri düzenleyerek gözlerimize Huseyn’e ağlama bahtiyarlığı yaşatmamız gerek…

Kimimiz eza meclisleri düzenlemenin Huseyn’e yaran olmayla, Resulullah’ın gözlerine “izleyici” olmakla bir olduğunu anlatırken,

Kimimiz de siyah gömleklerimizle “en sevgilimize özlemle…” olduğumuzu anlatmamız gerek.

Muhammed Ak

Yorum Bırak

  1. beytül ahzan dedi ki:

    Şeyh Saduk kendi senediyle İlelu’ş-Şerayi ve Emali kitaplarında Cibille-i Mekkiye’den şöyle nakleder:
    “Hz. Ali (a.s)’ın sır dostlarından olan Meysem Temmar’dan şöyle nakleder: Allah’a yemin olsun ki bu ümmet kendi peygamberlerinin torununu Muharrem ayının onuncu günü öldürecekler ve Allah’ın düşmanları o günü bereket günü yapacaklar. Bu iş Allah’ın ilminde geçmiş kesin kazalardandır. Hz. Ali’nin bana öğrettiği ilim üzere ben bundan haberdar oldum.
    Hz. Ali bana bildirdi ki tüm yaratıklar hatta çölün yırtıcı hayvanları, denizdeki balıklar ve gökte uçan kuşlar bile Peygamber’in torununa ağlayacaktır.
    Güneş, ay, yıldızlar, gök, yer, insan ve cinlerin mü’min olanları göklerdeki tüm melekler Rıdvan meleği (cennetin koruyucusu melek) ve cehennemle görevli olan Malik, tüm koruyucu melekler, gök ve arşı koruyan meleklerin hepsi Hüseyin’e ağlayacaklar.
    Sonra Meysem şöyle dedi: Allah’a ortak koşanlara, Yahudi, Hıristiyan ve Mecusilere Allah’ın laneti gerekli olduğu gibi Hz. Hüseyin’i öldürenlere de bu lanet gerekli olmuştur.
    Cibille diyor ki Meysem’e “Nasıl halk Hz. Hüseyin’in şahadet gününü bereket günü bileceklerdir?” diye sordum.
    Meysem bu soruya karşılık ağlayarak şöyle dedi:
    “KENDİLERİ UYDURDUKLARI BİR HADİS GEREĞİNCE AŞURA GÜNÜNÜN HZ. ADEM’İN TÖVBESİNİN KABUL OLDUĞU GÜN OLDUĞUNU SÖYLEYECEKLER; OYSA HZ. ADEM’İN TÖVBESİ ZİLHİCCE AYINDA KABUL OLUNMUŞTUR. YİNE ONLAR AŞURA GÜNÜNDE YÜCE ALLAH’IN HZ. DAVUD’UN TÖVBESİNİ KABUL ETTİĞİNİ SÖYLEYECEKLER; OYSA DAVUD’UN TÖVBESİ DE ZİLHİCCE AYINDA KABUL OLMUŞTUR. ONLAR BU GÜNDE ALLAH’IN HZ. YUNUS’U BALIĞIN KARNINDAN KURTARDIĞINI SÖYLEYECEKLER; OYSA ALLAH-U TEALA HZ. YUNUS’U ZİLKAADE AYINDA BALIĞIN KARNINDAN ÇIKARMIŞTIR. ONLAR AŞURA GÜNÜNDE HZ. NUH’UN GEMİSİNİN SAHİLE YANAŞTIĞINI SÖYLEYECEKLER; OYSA BU ZİLHİCCE AYININ 18. GÜNÜ VUKU BULMUŞTUR. ONLAR BU GÜNDE BENİ İSRAİL’İN KURTULMASI İÇİN DENİZİN ALLAH TARAFINDAN HZ. MUSA (A.S) İÇİN YARILDIĞINI SÖYLEYECEKLER; OYSA BU REBİULEVVEL AYINDA GERÇEKLEŞMİŞTİR….””