Ayet ve Hadislerde Ahlak – 2

Yazar: beytül ahzan Tarih: 10 Haziran 2010 2.6K kez okundu Ahlak ve İrfan Yorum Yok

Gönül Genişliği, Tahammül ve Görmezlikten Gelmek

Gönül genişliği, bakış açıklığı ve gerekli kapasiteye sahip olmak, diğer güzel ahlaklardandır. Bazı insanlar çok sabırsızdırlar. Bir yerden veya bir şeyden rahatsız olduklarında, bir zarar veya eziyet gördüklerinde, bir baskı veya sıkıntı altında kaldıklarında ya da beklentileri çok fazla olduğundan hemen sinirlenirler, kaba konuşmaya başlarlar ve…

Sabırlı, geniş ve dayanıklı olan kimse, insanlarla geçinebilir. İslam’ın sabır mektebinde, sözlere, kabalıklara ve kötü ahlâklara tahammül edebilen kimseler, insanlarla ilişkilerinde, saygın, şerefli ve izzetli bir şekilde hizmet ve huzurlarına devam edebilirler.

Tahammül ve mukavemetin bizzat kendisi, insan için taraftar meydana getirir. Sinirlenmemek, dayanıklılık göstermek, kızmamak, bu kapasiteye sahip olmanın ürünüdür.
Bu ahlâkî özelliğe sahip olan biri, başkasının sempati ve yardımına da doğal olarak sahip olacaktır.

Yine Hz. Ali (a.s)’ın sözlerinden dinleyelim:
“Hilimle yardımcılar çoğalır.”[55]

Bu nuranî söz de yine o hazretindir:
“Tahammül ve hilimle insanlar sana yardımcı ve destek olular.”[56]

Her iki sözün manası aynıdır. Yani; sabır, hilm ve tahammül sayesinde taraftarlar çoğalır, halk sana arka çıkar ve seni korurlar.

Bu haslet, özellikle halkla çok irtibat ve temasta bulunan, halkın sorun, ihtiyaç ve beklentilerine maruz kalan kimseler için çok gerekli ve sorumlular için de en önemli ve değerli sıfatlardandır.
Müminlerin Emiri Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz akıllı kimsenin yarısı tahammül, yarısı ise kendini gaflete vurmaktır.”[57]

Hakeza: “Yüce insanın en şerefli ahlakı, bildiği şeyler hususunda kendini gaflete vurmasıdır.”[58]

Hakeza: “Kendini bilmezliğe vurmak gibi bir akıl ve kendini gaflete vurmak gibi de bir hilim yoktur.”[59]

Bağış ve Sevgi

İnsanoğlu, ihsan ve iyiliklerin kölesidir. Kime iyilik yaparsan onu kendine ram ve itaatkâr kılarsın; gönül kalesini fethedersin. Sadî’nin dediği gibi:

Kulağı küpeli köleyi okşamasan kaçar,
Lütfet lütfet ki, yabancı küpeli köle olur sana.

Bu, İslam Peygamberi’nin talimatıdır: “Ey insanlar! Mallarınızla bütün insanları memnun edemeyeceğinizi biliyorum. Ancak, açık ve güler bir yüzle ve hoş bir ahlâkla bu yapabilirsiniz.”[60]

Mevlamız Hz. Ali (a.s)’ın sözü de şöyledir: “Fedakârlıkla, hür insanlar kul ve köle olurlar.”[61]

Elbette, ahlâkî iyiliklerin ve değerlerin kul ve kölesi olurlar. Bu da, beşeri toplumda; kalpleri cezbeden, muhabbet oluşturan, samimi bağları pekiştiren diğer bir adımdır.

Tevazu ve Sade Olma

Yine biz, halkı gözetme ruhunun örneklerini açıklamanın peşindeyiz. Alçakgönüllülük, tevazu ve sadelik; bu özelliklerden biridir. Öyle ki, kimileri insanları kendi varlık mumunun etrafında toplayabilirler. Hz. Muhammed (s.a.a)’in yaptığı gibi.

Tekebbür (büyüklük taslamak), insanların arkasını boşalttığı gibi ayaklarının altını da boşaltır. Halk; gururlu, kibirli ve bencil insanların etrafından dağılır. Tersine tevazu; halkı muhabbete, yardımlaşmaya ve himayeye çeker.

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Üç şey başkalarının sevgisine yol açar: Dindarlık, tevazu ve cömertlik.”[62]

Gururlu ve kendini büyük gören insanlar, asla bir toplumla iş yapamazlar ve onları kendi etraflarında sürekli tutamazlar. Her ne kadar insanlar birkaç gün onların arsında görünseler de, tedricen onları terk ederler.
Eğer öyle değil diyorsanız, etrafınıza ve dostlarınıza bakınız; onlardan ellerinde bir iş bulunanlara dikkat ediniz. Halkın sevip saydığı kişiler kibirli insanlar mıdır yoksa mütevazı insanlar mı?

Sormak ve Araştırmak

İnsanlar, özellikle sıkıntılı ve dertli olan kimseler; sorulmaya, yetişilmeye, bakılmaya ve tek bir kelimeyle “sorulup araştırılmaya” daha çok muhtaçtırlar.
Bazen, bir hal hatır sorma ve selam, (her iki taraf için) bir ruhî şadlık ve mutlu yaşam icat etmektedir.
Bazen akraba ve tanıdığa yazılan bir mektup ve edilen bir telefon, güzel bir samimiyet ve sevinç meydana getirir.

Bazen bir komşuya uğramak, bir hastayı ziyaret etmek, bir taziye ya da düğün merasimine iştirak etmek birçok kalıcı dostlukların başlangıcı olur.
Aile içerisindeki görüşmeler ve gidip gelişler de, gönülleri ve yaşamları birbirine bağlar.
Başkalarının sorunlarını ve sıkıntılarını sormak, bertaraf edilmeleri ve çözülmeleri için çalışıp çabalamak, gönüllerin kapılarını insanın yüzüne açar.

Peki, ne yapmalı? Cevabı gayet açıktır: Halkla beraber yaşamak, komşularla, hemşerilerle, iş arkadaşlarıyla, çevredekilerle ve hemcinslerle kaynaşmak, sıcak bağlar kurmak, başkalarının sıkıntı ve sevinçlerini paylaşmak, başkalarıyla aramızda mevcut olan mesafeyi kısaltmak, kesilen irtibatları barışa döndürmek, ihtilaf ve kırgınlıkları ortadan kaldırmak ve…

Bütün bunlar salih ameldir. Allah-u Teâla böyle iyi iş yapanları sever.
Edebildiğin kadar muhtaçlara hizmet et dünyada,
Bir kan, bir kuruş, bir kalem ya da bir adımla.

Halkçılık, İslam mektebinin değerlerinden ve dinî örneklerden ilham almak ve İslamî bir yaşama sahip olmak isteyen bir müslümana yakışır ahlâktır.
Başkalarını amel ile etkilemek gerek, sözle değil. “Amelsiz söyleyiş, sahte bir çektir” ve halkçılık, enbiya ve evliyaların ahlâkıdır.

Kötü Ahlak

Resulullah (s.a.a) ve masum İmamlar (Allah’ın rahmeti onların hepsinin üzerine olsun) kötü ahlak hakkında şöyle buyurmuşlardır:
Resulullah (s.a.a): “Kötü ahlak bağışlanmaz bir günahtır.”[63]

Resulullah (s.a.a): “Şüphesiz kul, kötü ahlakı sebebiyle cehennemin en alt katına düşer.”[64]

Resulullah (s.a.a) kendisine, “Falan şahıs gündüzleri oruçla ve geceleri ibadetle geçiriyor ama aynı zamanda kötü ahlaklı biridir. Komşularına diliyle eziyet etmektedir” diye söylenince şöyle buyurmuştur: “Onda hayır yoktur, o ateş ehlindendir.”[65]

İmam Ali (a.s): “Kötü ahlak hayatın kararma ve nefsin azap görme sebebidir.”[66]

İmam Sadık (a.s): “Şüphesiz kötü ahlak, sirkenin balı bozduğu gibi ameli bozar.”[67]

Kötü Ahlakın Akıbeti

İmam Ali (a.s): “Ahlakı kötü olanın ailesi kendisinden utanır.”[68]

İmam Ali (a.s): “Tahammülü az olanın rahatlığı da az olur.”[69]

İmam Ali (a.s): “Ahlakı kötü olanın rızkı daralır.”[70]

İmam Sadık (a.s): “Et, et bitirir. Her kim kırk gün et yemezse ahlakı kötü olur.”[71]

Gazap ve Öfke

Müminlerin Emiri Ali (a.s) hikmetli sözlerinde, gazap ve öfke hakkında şöyle buyurmuştur: “Gazap öyle bir kötülüktür ki onu serbest bıraktığın takdirde helak eder.”[72]

Hakeza: “Gazap beyinsizlerin merkebidir.”[73]

Hakeza: “Gazap kinin gizli ateşlerini körükler.”[74]

İmam Sadık (a.s): “Gazap her kötülüğün anahtarıdır.”[75]

Allah Resulü (s.a.a): “Gazap şeytandan bir közdür.”[76]

Müminlerin Emiri Ali (a.s): “Gazap akılları bozar ve insanı doğruluktan uzaklaştırır.”[77]

Hz. Ali (a.s) bu şeytani halete şiddetli bir saldırıda bulunarak şöyle buyurmuştur: “Öfkesine hakim olamayan kimse bizden değildir.”[78]

İmam Bakır (a.s): “Her kim öfkesini boşaltmaya gücü yettiği halde öfkesini yenerse Allah da kalbini kıyamet günü güvenlik ve iman ile doldurur.”[79]

İmam Ali (a.s): “Her kim gazabının önünü alırsa, Allah da ayıplarını örter.”[80]

Hz. Ali (a.s) vefalı dostu Harisi Hemdani’ye şöyle yazmıştır: “Öfkeni yut, kudretin olduğunda bağışla, gazaplandığın zaman yumuşak davran, gücün olduğu halde bağışla ki, senin için hayırlı bir akıbet olsun.”[81]

Hz. Mesih (a.s) ise kendisine gazabın sebebi sorulunca şöyle buyurmuştur: “Kibir, zorbalık ve insanları küçük görmek.”[82]

Üstünlük Taslamak

Kötü ahlaklardan biri de üstünlük taslamak ve böbürlenmektir. Allah Teala bu konuda şöyle buyurmaktadır:

“Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.”[83]

Müminlerin Emiri Ali (a.s), üstünlük taslamak ve böbürlenmek hakkında şöyle buyurmuştur: “Böbürlenmekten daha büyük ahmaklık yoktur.”[84]

Hz. Ali (a.s) başka bir hikmetli sözünde ise şöyle buyurmuştur: “Böbürlenmeni bırak, kibri terk et ve mezarını hatırla.”[85]

Hz Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Âdemoğluna böbürlenmek yakışır mı hiç! ilki nutfe, sonu ise leştir. Kendine rızık verememekte ve ölümünü def edememektedir.”[86]

İmam Seccad (a.s) Sahife-i Seccadiye’nin on dokuzuncu duasında Hak Teala’nın huzuruna şöyle arz etmektedir: “Beni üstünlük taslamaktan koru.”

———————

[55] – Mizan’ul-Hikme, c. 6, s. 329-335
[56] – a. g. e
[57] – Mizan’ul-Hikmet, c. 7, s. 268
[58] – a.g.e
[59] – a.g.e
[60] Vesail’uş-Şia, c. 2, s. 83
[61] – Gurer’ul-Hikem, c. 1, s. 329
[62] – a. g. e, 360
[63] – Meheccet’ul-Beyza, 5/93
[64] – a.g.e
[65] – Bihar, 71/394
[66] – Gurer’ul-Hikem, 5639. H.
[67] – Kafi, 2/321
[68] – Gurer’ul-Hikem, 8595. H.
[69] – a.g.e 9192. H.
[70] – a.g.e 8023. H.
[71] – Kafi, 6/309
[72] – Mizan’ul-Hikmet, c. 7, s. 231
[73] – a.g.e c. 7, s. 230-231
[74] – a.g.e
[75] – a.g.e
[76] – a.g.e
[77] – a.g.e
[78] – a.g.e
[79] – Kafi, c. 2, s. 110
[80] – Mizan’ul-Hikmet, c. 7, s. 236
[81] – a.g.e
[82] – a.g.e
[83] – Lokman/18
[84] – Mizan’ul-Hikmet, c. 7, s. 414
[85] – a.g.e
[86] – Bihar’ul-Envar, c. 73, s. 294

Yorum Bırak