Ayetullah Bahauddin (ra)

Yazar: beytül ahzan Tarih: 29 Mayıs 2011 1.914 kez okundu Yakın Tarih Yorum Yok

[Ö.H/1418, M/1997]

DOĞUMU VE ÇOCUKLUĞU

Tarih 1287 yılını göstermekteydi. Mümin ve maneviyat dolu bir ev sabaha doğru ilahi bir nur ile aydınlandı. Gadir-i Hum Bayramı’na tekabül eden o doğum iki bayramın bir arada yaşanmasına neden oldu. Babası oğlunun ismini Rıza koydu. Bu ismin bereketiyle gelecekte Bahauddin olarak meşhur olacaktı.

Babaları soy ve nesep olarak İmam Seccad’a (Aleyhis-selam) dayanmaktadır. Bu hanedanın bazı mümin erkekleri de Hz. Masume’nin (Selamullahi aleyha) türbesinin muhlis hizmetkârlarındandı. Babası Seyfuddin de mukaddes türbenin hizmetçilerinden olma iftiharına nail olmuş müminlerdendi.
Seyyid Rıza’nın (r.a) babası Kurân’a olan alaka ve aşinalığıyla âlimler arasında ün yapmıştı. Annesi Fatıma Sultan Merhum Molla Sadra’nın (r.a) torunlarından ve döneminin tanınmış mümine ve zahide hanımlarındandı.

Daha çocukluğunun ilk çağlarından itibaren Seyyid Rıza’da (r.a) zekâ ve deha belirtileri açık bir şekilde göze çarpmaktaydı. Yakın çevresi bunu pekâlâ görüp anlayabiliyordu.
Kendisi şöyle diyor: “Daha çocukken mümin ve temiz insanlara kalben bir ilgi ve yakınlık duyuyordum. Kötü ve günahkârlardan nefret ederdim; hatta etrafımdakilerin iyi ve kötü olduklarını anlayabiliyordum.”

Seyyid Rıza (r.a) iki yaşında ezan ve Fatiha suresini öğrendi, ardından da okuma ve yazmaya başladı. Altı yaşında mektep hane derslerini bitirerek bir üst okula gitti.
Seyyid Rıza’nın (r.a) bu dehalığı etrafta duyulmaya başlanmıştı. Ayetullah Seyyid Ebul Kasım Kummî (r.a) bu haber duyunca Seyyid Rıza’yı (r.a) her yönüyle teşvik etmeye başladı.

MELEKUTÎ RÜYA

Seyyid Rıza (r.a), sadık rüyasını ve babasının istiharesini şöyle naklediyor:
“7–8 yaşlarında bir çocuktum, okula gidiyordum. Okul dönüşü çocuklarla birlikte sokakta ağaç oyunu oynuyorduk. Bir gece rüyamda yine çocuklarla oynuyorduk, biri gelerek bütün çocuklara şeker ve çikolata vererek onları sevindirdi. Sıra bana gelirken buna vermeyin, daha bu çocuk ve oyun oynuyor dedi. Uykudan uyandım, biraz düşündüm ve gördüğüm rüyanın hayra alamet olduğu kanısına vardım. Fakat bu oyunun o hayra engel olduğunun farkına varmıştım. Artık çocuklar gibi sokakta oynamamaya karar verdim ve o günden sonra da bir daha oyun oynamadım. Tüm dünyam derslerim olmuştu ve artık yavaş yavaş o çocukları sevindiren şeker ve oyunların beni etkilemediğini hissettim.
Bir gece babam beni çağırarak benden geleceğim hakkında bir karar vermemi istedi. Bende o dönemlerde el sanatları oldukça popüler olduğu için bu mesleği öğrenmek istediğimi söyledim.
Babam bana bakarak dedi: Okula devam etmekte güzeldir. İster misin Kuran ile istihare edelim? Evet, dedim. Babam abdest aldı, kıbleye yöneldi. Kurân’ı eline alarak istihare etti, sevinçle iyidir, iyi sen okuluna devam et dedi. Bu istihareden sonra kendimde bir rahatlık ve huzur hissetmeye başladım. Bu yolda Merhum Ayetullah Şeyh Ebul Kasım Kummî’nin (r.a) teşvikleri çok etkili oldu.

TÜKENMEYEN HEYACAN

Seyyid Rıza’nın (r.a) derse olan alakası ve Allah’ın da lütfüyle kısa bir zamanda mukaddime ilimlerini tamamlayarak 12 yaşında Kum Havzası kurucusu Ayetullah Şeyh Abdülkerim Hairî’nin (r.a) huzuruna çıktı. Bu sınavından sonra Şeyh ile yakından irtibat kurdu.

Genç bir talebe olan Seyyid Rıza günde yaklaşık 16 saat canla başla ilim tahsil ediyordu. Evi Feyziye Medresesi’ne yakın olmasına rağmen medreseden dışarı çıkmıyordu, hatta annesi oğlunun görmek istediğinde onun istirahat vakitlerinde medreseye giderek onu görüyordu. Seyyid Rıza’nın (r.a) ararlıksız zahmet ve çabaları onu kısa bir zamanda havzanın büyük üstatlarından etti. Arap Edebiyatı, Suyutî, Mutevval, Kavanin, Resail-Mekasib ve Kifaye dersleri tedris etmeye başladı. Bu başarıları onu içtihat ve hariç derslerine götürdü. Hariç derslerinin yanı sıra Nehcü’l-Belağa ve Sahife-i Seccadiye kitaplarını da tedris etti. Onun bu başarısı ve ihlâsı hayatında yeni bir sayfa açmış ve Seyyid Rıza (r.a), Bahauddin olarak meşhur oldu.

ARİFANE NASİHATLAR

-Yüce Allah herkese bir kapasite ve yetenek vermiştir. Önemli olan o istidat ve kabiliyeti keşfedip ortaya çıkarmaktır. Diğer taraftan da de bazı şeylerden mahrum etmiştir. Kendi kavliyle talebenin biri Suyutî kitabını en az 20 defa okudu ve hiçbir şey anlamadı, fakat aynı talebe mimarlık ve mühendislikte adeta bir dahiydi, hatta Feyziye Medresesi’nin bir bölümünün mimarlığını hatasız ve sağlıklı bir şekilde inşa etti.

-İlahî takdirat ve kadere inanmak hayırların zeminini oluşturmaktadır. Etrafımızda vuku bulan olayların tamamı görünüş itibarıyla hayır gibi görünmese de bizim hayır ve maslahatımızadır.

-İşler yapılır, günler geçer bizlere kalan ise niyetlerimizdir. İnsan niyetinin esiridir. Dikkatli olun niyetlerinizde yanlışlık yapmayın.

-Nefsini terbiye etmeyen birinin toplumsal faaliyetlere girişmesi doğru değil. Üstat nezaretinde kendini yetiştirmeli, sabırla üstadından istifade edip onun amel ve direktiflerinden faydalanmalıdır. Eğer kendimizden gafil olursak akıbetimiz hayırla sonuçlanmaz. İlim, nefis tezkiyesiyle meyvesini verir, nefis tezkiyesiyle kudret ve hizmetler değer kazanır.

-Fakirlik talebeyi ıslah eder. İzzet-i nefis ve aydın düşünce talebe için önemli ve gereklidir. Kemal, zorluklardadır, zafere ulaşmak istiyor isen zorluk ve sıkıntı çekmelisin.

-Biz birçok şeyi tecrübeyle edindik. Sıkıntıları aşmayı ve hacetleri onlarla elde ettik. Fakirlere kurban nezretmek, Kisa Hadisi’ni devamlı okumak, sadaka vermek ve salâvat çevirmek tüm sıkıntıları gidermenin anahtarıdır.

Ayetullah Bahauddin (r.a) kadirşinas biriydi. İmam Humeynî’yi (r.a) devamlı methederdi ve çeşitli münasebetlerde sıkça anardı.

Vaktiyle yanında şiir ve şairlerden söz açılınca (r.a) şöyle dedi: “Ehlibeyt (a.s) hakkında, özellikle de İmam Ali (Aleyhisselam) methinde birçok şiir dinledim, fakat hiç biri Şehriyar’ın şiiri kadar beni etkilemedi ve bu şiirinden dolayı ona dua ettim ve Allah’tan onun berzah âleminin sıkıntısını gidermesini talep ettim ve duamın kabul olduğunu gördüm.”

Samimi dostlarıyla bir arada olduğu bir gün şöyle dedi: “Sağlık durumum iyi değildi. Ailem sağlığıma kavuşmam için 70 fatiha hatmetti. Hatim bittiğinde kendimi iyi hissettim ve halim düzeldi.
Biz defalarca tecrübeyle gördük ki Allah’tan başka hiç kimse hiç bir şey yapamaz, hastalığım ve evde oturmam benim hayrımadır. Tedavim için defalarca doktorlar getirdiler, ancak zahmetten başka hiç bir faydasını görmedim, Allah’tan başka hiç kimse bir şey yapamaz.”

Ayetullah Bahauddin (r.a) üstatlarını çok sever ve onları saygıyla anardı. Bazen Merhum Bafî’nin (r.a) maneviyatını ve öğrencilerine olan şefkatini anlatırdı. Yanında Merhum Şeyh Abdülkerim Hairî’nin (r.a) ismi zikredildiğinde onu edeple över ve saygıyla yâd ederdi.
Ayetullah Behcet, Ayetullah Hansarî (r.a) ve Ayetullah Sadr (r.a) gibi ilimler havzasının büyük şahsiyetlerini sıkça anardı ve Ayetullah Hansarî’den (r.a) söz açılınca ondan 25 yaşındayken içtihat izni aldığını söyler ve rahmetle anardı.

AYETULLAH BAHAUDDİN’İN (R.A) İBADET VE MÜNACATI

Büyük arif Ayetullah Bahauddin’in (r.a) maneviyat, ibadet ve münacat dolu bir hayatı vardı. Bu güzel alışkanlıklarını gençlik ve talebeliğinin ilk başlarında adet edinmişti. İbadet ve münacatlarının kendisine çok şeyler kazandırdığını söylerdi. Kendisi bunu şöyle anlatır:

“İlk olarak büyük âlimlerin ruhları bana geldiklerinde oruç tutmanın zorluklarına tahammül ederdim, hatta İmam Humeynî (r.a) gibi büyükler bana oruç tutmamamı tavsiye ederlerdi. Fakat ibadete olan aşkım buna engel oluyordu. Gece ibadetlerine özel bir alaka duyuyordum, öyle ki tatlı uyku onun yanında bana acı gelirdi. Bu aşk öyle bir hadde varmıştı ki yorgun olduğum geceler bile birileri beni gece namazına kaldırıyordu. Hiç unutmadığım bir anım var; 1356 yılında ağır bir hastalığa yakalanmıştım, son derece halsizdim. Bu yüzden iyileşene kadar gece namazını terk etmeye niyetlendim. Aynı gece İmam Humeynî’yi (r.a) rüyamda gördüm, bana şöyle diyordu: Kalk, gece namazı kıl. Bu rüyadan sonra gece uyandım ve namazımı kıldım.”

SIRLAR MAHREMİ

Takva, basiret ve iman, insanı varlıkların esrarına vakıf etmektedir. İnsanı öyle yüce makamlara ulaştırıyor ki artık mahlûkatın zikir ve münacatlarının mahremi olur.
Ayetullah Bahauddini’de (r.a) bu makamlara ulaşmış seçkin ariflerden biriydi. Nefs-i emmaresini ayaklar altına alarak mahlûkatın zikir seslerini duymaktaydı.

Vaktiyle Kum ahalisinden biri Ayetullah Bahauddin’i (r.a) ve çevresinden birkaç kişiyi misafirliğe davet etti. Ev sahibi Ayetullah Bahauddin (r.a) için hazırladığı koyunu önünde kesmek istediğinde koyun elinden kaçtı ve Ayetullah Bahauddin’in (r.a) yanına gelerek ona sığındı. Ayetullah Bahauddin (r.a) ev sahibinden bu koyunu kesmemesini ve onu serbest bırakmasını istedi. Fakat başka bir çaresi olmayan ev sahibi misafirleri ağırlamak için koyunu kesti. Öğle yemeğinde koyunun eti sofraya konulduğunda Ayetullah Bahauddin (r.a) yemeden kalktı. Evine dönerek şöyle dedi: “Bugün çok zor ve kötü bir gün oldu. Çünkü o hayvan bizden yardım istedi, onu kurtarmamızı istedi, fakat elimizden bir şey gelmedi ve onu kurtaramadık.”

O büyük arif yıllarca kunut dualarında Hakkın ayetlerini okudu ve Masumların (a.s) dualarını dilinden düşürmedi. Belirli bir süreden sonra kunut dualarında İmam zaman’a (Aleyhisselam) dua ettiğini duymaya başladık. Ona bunun nedenini sorduğumuzda şöyle dedi: “İmamı Zaman (Aleyhis-selam) kunut dualarında kendisine dua etmemi emretti.

NEFS-İ MUTMAİN

Ayetullah Bahauddin (r.a) karşılaştığı tüm zorluklarda Allah’a sığınırdı. Hiçbir sıkıntı ve musibet onu Allah’ı anmaktan gafil etmezdi. Her vakayı ve musibeti ilahî bir lütuf ve rahmet olarak algılıyordu. Dolayısıyla da samimi bir kalp ile onlara rıza göstererek boyun eğerdi.

O, herkesin bir hesap ve kitabının olduğunu ve bu hesapların üzerinde de ilahi bir hesap ve kitabın olduğuna yakin etmişti. Şöyle anlatıyor: “Yeni evlenmiştim, geçimimi sağlamak için iyi bir plan ve program hazırlamışım. Fakat yüce Allah tüm planlarımı boşa çıkardı. Şimdi hesaplarım ve planlarım tutmadığı ve dilediğim vadilere girmediğim için Allah’a şükrediyorum. Rızkı ve maddi sorunları Allah’a havale ederek hakikate yöneldim.

MÜCAHİTLERE OLAN SEVGİSİ

Ayetullah Bahauddin’in (r.a) mücahitlere özel bir ilgi ve alakası vardı. Özellikle 8 yıllık İran-Irak savaşında cephelerden dönen mücahitlere yaptığı konuşmalara baktığımızda onun mücahitlere ne kadar değer verdiğini anlayabiliriz. Kimi zaman Hüseyniye’sinde ezan okuyan bir mücahit gördüğünde; ezanı samimi kalple okuyor derdi. Bazen cephelerden ziyaretine gelen mücahitlere: Ben, sizinle görüşmek için ziyaret guslü aldım derdi. Bazen cephedeki mücahitlerin sıkıntılı günlerinde; geceleri uyuyamıyorum, çünkü mücahitlerin neler çektiğini görüyorum derdi. Bazen de mücahitlerin hasretine dayanamayıp hasta ve yaşlı haliyle cepheye onların ziyaretine giderdi.

AYETULLAH BAHAUDDİN’İN (R.A) VEFATI

Maneviyat ve ibadetle geçen 89 yıllık ömür artık sonlara doğru yaklaşıyordu. Aşığın maşukla mülakat saatleri hızla yaklaşıyordu. Ayetullah Bahauddin (r.a) Hakkın çağrısına lebbeyk diyerek gözlerini bir daha açmamak üzere ebedî yurduna göç etti.
Mübarek naşı sevenleri ve samimi dostlarının omuzlarında zikir ve tekbirler eşliğinde Hz. Masume’nin (Selamullahi aleyha) türbesine teşyi edilerek o mukaddes mekânda toprağa verildi.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun!

———–

“Şia Alimleri Biyografisi” kitabından alıntıdır.

Hazırlayan: Kerim Uçar

Etiketler:

Yorum Bırak