
Bismillahirrahmanirrahim
Konuşulmasından en nefret ettiği konu açılmıştı yine… İçinden; Allah’ım yardım et diye yalvarıyordu Fatıma. “Bu konuyu yine neden açtılar” diye düşünürken etrafındakiler Fatıma’nın halinden habersiz konuşmağa devam ediyordu.
Acaba bu konu açıldığında Fatıma’nın neler hissettiğini, yüreğinin nasıl parçalandığını bilseler yine de açar mıydılar bu konuyu?. Hayır asla açmazdılar elbette. Ama onlar bu zamana kadar Fatıma’nın neler hissettiğini anlamamışlardı.. Nasıl anlasınlar ki? Fatıma bu zamana kadar bu konu açıldığında tüm acısına rağmen suskunluğunu korudu ve korumaya devam edecekti…
Babasının ölümü ailesini, annesini o kadar üzmüştü ki bi de Fatımanın babasının ölümünden bu kadar etkilendiğini öğrenerek üzülmelerini istemiyordu. Ailesini özellikle de annesini düşünüyordu. Çünkü babasının ölümü üzerine annesinin ne kadar acı çektiğini, ne kadar üzüldüğünü biliyordu. Bi de Fatıma’nın babasını bu kadar özlediğini, onun adı geldiğinde yüreğinin nasıl sızlandığını, gözyaşlarını tutmak için Allah’a ne kadar yalvardığını ve gözyaşlarını tutmayı başarabilse bile yüreğinin kan ağladığını bilseydi ne kadar üzülürdü ki kimbilir. Bunca acı yetmezmiş gibi annesinin bi de Fatıma için üzülmesine dayanamazdı.
Bunca yıl babasının ölümüne ne kadar çok üzüldüğünü, ne kadar çok içlendiğini, babasının ölümünün onu ne kadar derinden yaraladığını saklaması hep bu yüzdendi. Bu kadar büyük bir acıyı tek başına taşımak çok zordu gerçekten. Nasıl zor olmasın ki ? Fatıma babasını kaybettiğinde daha 4 yaşındaydı. Babasını hiç hatırlamıyordu bile. Ne olurdu onun yüzünü hatırlasaydı. Ona bir kere baba dediğini hatırlasaydı. Baba özlemi çektiği zaman babasıyla geçirdiği zamanları düşünerek biraz olsun özlemini giderseydi. Allah’a o kadar yalvarmıştı ki babasıyla geçirdiği kısacık bir an bile olsa hatırlamak için. Ama hatırlayamıyordu işte…
“Baba” demenin nasıl bir his olduğunu hep merak ederdi… Çünkü “baba” kelimesini kullandığı hiçbir anısı yoktu aklında. “Baba”… Bu kelime ona çok yabancı gelmiştir her zaman…
Babasızlık zordu… Özellikle ilkokul döneminde bunun zorluğunu çok yaşadı… Okulda öğretmen öğrencilere babalarının meslediğini sorduğunda Fatıma ne cevap vereceğini düşünürdü.. Acaba “babam yok” mu desem. “Babam rahmetli oldu” mu desem. Diye kafasında bir sürü cümle kurardı… Babasız olmak ayıpmış gibi utanarak söylerdi babasının olmadığını… Sesi titrerdi bu cevabı verirken… Küçükken en nefret ettiği soru buydu! Ama her yerde karşısına çıkardı işte…
Her gece başını yastığa koyduğunda aklına babası gelirdi. Gün boyu içine attığı kederi, acıyı o küçücük kalbi taşıyamazdı artık. Gözleri yüreğinin yükünü biraz olsun hafifletmek için devreye girerdi. O masum, o gam dolu gözlerinden yaşlar süzülmeye başlardı….
Allah’a yalvarırdı rüyasında babasını görmek için. Bir kerecik olsun rüyasında bile olsa, babasına sarılıp onu ne kadar sevdiğini, onu ne kadar özlediğini söylemek için….Ama bu duası hiç bir zaman kabul olmadı. Bir kere bile babasını rüyasında göremedi …
Çocuğunu seven bir baba gördüğünde “babam yaşasaydı o da beni böyle sever miydi acaba ” diye düşünürdü. Babası olan çocuklara hep imrenerek bakardı.Babası olanlara babanızın kıymetini bilin demek gelirdi içinden. Babasızlığın ne kadar kötü bir şey olduğunu, bu acıyı yaşamayan kimse anlayamazdı çünkü….
Aile içinde bu konu açıldığında çok rahatsız olurdu. Bunun nedeni babasının ölümünü hatırlaması değildi. Çünkü babasızlık hiçbir anında onu yalnız bırakmadı ki babasının ölümünü unutsun… Onu zorlayan ; bu konu konuşulurken acısını saklamaya , göz yaşlarını tutmaya çalışmasıydı…
Her günü böyle geçiyordu. Babasızlığın verdiği acıyla… İşte Fatıma o büyük acıyı o küçücük yüreğinde saklayarak büyüdü. Bu yüzden Fatıma’nın çocukluğu hiç kolay geçmedi. Gözlerinde hep bir hüzün, yüreğinde hep bir acı vardı.
İşte şimdi yine konu babasından açılmıştı. Babasının ölümünün üzerinden 13 yıl geçmişti ama yüreğindeki acı hiç azalmamıştı hatta gittikçe artmıştı. Büyüdükçe daha zor geliyordu babasızlık. Büyüdükçe yokluğunu daha fazla hissetmeye başlamıştı..
Ama bu zamana kadar bir kere bile isyan etmemişti. Her zaman şükretmişti. Çünkü Allah’ın herkesi bir şekilde sınav ettiğini biliyordu. Bu da beni sınavımdır diyordu. Allah’ tan hep sabır istiyordu ki bu sınavdan başarıyla geçsin…
Yaptığı tek şey Allah’a sığınmaktı.
Her ne kadar sabırlı davransa , Allah’a sığınsa da babasızlık onu çok üzüyordu tabi… İsyan etmiyordu evet ama üzüntüsüne de engel olamıyordu..
Fatıma bu acıyı dindirmek için yapacak hiç bir şeyi olmadığını biliyordu. Ne yapabilirdi ki ? Yapabileceği bir şey vardı aslında. Babası için hayırlı evlat olabilmek…. Öyle bir evlat olmalıydı ki hem kendisi babası için hayırlı işler yapmalı hem de iyi bir insan olmalıydı da bu vesileyle görenler babasına rahmet okumalıydı…
Fatıma ölünceğe kadar babası için hayırlı evlat olmaya çalışacaktı… Belki bunun için çalışmak acısını biraz olsun dindirmeğe yarardı…
Artık hep babasının gübahlarının bağışlanması; kendisininde salih amelli olarak ölmesi için dua ediyordu. Çünkü ahirette babasıyla bir arada olmak istiyordu.
Allah’ım bu dünyada babamı görmedim, babasız büyüdüm bizi ahirette bir araya getir diye dua ediyordu hep…..
Rabbim cümlemizin ölenlerine rahmet eylesin…
Rukiye Bat – Mart / 2009