Bedir Savaşı – 1

Yazar: beytül ahzan Tarih: 10 Mayıs 2010 4.023 kez okundu İslam Tarihi Yorum Yok

Bedir Savaşı, İslam’ın belli başlı büyük savaşlarındandır. Bu cephede yer almış kimseler, sonraları Müslümanlar arasında özel bir ayrıcalık kazanmışlardı. Bedir mücahitlerinden bir veya birkaç kişinin katıldığı olayda şahitlik ettikleri bir konuda, “Bedirlilerden birkaç kişi bizimle aynı fikirdedir.” deniliyordu. Hz. Peygamber’in (saa) ashabının biyografilerinin yer aldığı eserlerde, Bedir Savaşı’na katılan kimselere “Bedirli” adı verilmiştir. Bu önem ve ehemmiyetin nedeni, konunun anlatılmasıyla ortaya çıkacaktır.

İkinci yılın cemaziyelevvel ayının ortalarında, Kureyş kervanının, Ebu Süfyan’ın başkanlığında Mekke’den Şam’a gittiği haberi Medine’ye ulaştı. Hz. Peygamber (saa), kervanı takip etmek için “Zatu’l-Aşire” bölgesine kadar gitti ve öteki ayın evvellerine kadar o noktada kaldı; ama kervana da rastlamadı. Kervanın dönüş vakti yaklaşık olarak belliydi; zira sonbaharın başlarında, Kureyş kervanı Şam’dan Mekke’ye dönüyordu.

Bütün savaşlarda düşman hakkında bilgi ve haber edinmek, zaferin ilk adımı sayılır. Ordu komutanının, düşmanın yeteneklerinden, konuşlandığı noktadan, askerlerinin psikolojik durumlarından haberdar olmaması, ilk karşılaşmada yenilgiye uğramasına yetebilirdi.

İlerde ayrıntılarıyla açıklanacağı üzere, düşmanın nerede ve ne derecede hazırlıklı olduğundan haberdar olmak, Hz. Peygamber’in (saa) bütün savaşlarda izlediği övgüye değer taktiklerinden biriydi; hatta bugünkü dünya savaşları ve yöresel savaşlarda dahi, haber elde etmek önemli bir konuma sahiptir. Allame Meclisi’nin naklettiğine göre[1] Allah Resulü (saa), Adiy b. Hatem’i ve “Hz. Muhammed’in Hayatı” adlı kitabın müellifinin tarih kitaplarından naklettiğine göre,

“Talha b. Ubeydullah” ve “Said b. Yazid”i, kervanın yönünden, muhafızların sayısından ve ticaret mallarının cinsinden haberdar olmaları amacıyla gönderdi. Elde edilen haberler aşağıda belirtildiği gibiydi:

1-  Tüm Mekke halkının katıldığı büyük bir kervandır.

2-  Kervanın başkanı, Ebu Süfyan olup, yaklaşık krık görevli muhafız vardır.

3-  Bin deve, ticari malları taşımakta ve bu malların değeri yaklaşık elli bin dinardır.

Medine’ye göç etmiş Müslüman muhacirlerin mallarına Kureyş tarafından el konulduğunu için, Müslümanların, onların ticari mallarına el koymaları çok yerinde olacaktı! Eğer Kureyş, muhacir Müslümanların mallarını geri vermemekte ısrar ederse, Müslümanlar da onların ticari mallarını savaş ganimeti adı altında kendi aralarında paylaşabilirdi. Bu yüzden Allah Resulü (saa) ashabına dönerek şöyle buyurdu:

Ey halk, bu Kureyş’in kervanıdır. Sizler, Kureyş’in mallarını alabilmek için, işlerinizde bir genişleme olur diye Medine’den çıkabilirsiniz.[2]

Bu bakımdan, Hz. Peygamber (saa), hicretin, ikinci yılı ramazan ayının sekizinci gününde, Abdullah b. Ümmü Mektum’u namaz kıldırmak, Ebu Lübabe’yi de siyasî işlerine bakması için, yerine tayin etti. Üç yüz on üç kişiyle birlikte, Kureyş’in ticarî mallarına el koymak amacıyla Medine’den ayrıldı.

Hz. Peygamber (saa) Zefran’a Gidiyor [3]

Gözcülerin haberleri üzerine, Resulullah (saa), hicretin ikinci yılı, ramazan ayının sekizi pazartesi günü, zikredilen hedefe ulaşmak amacıyla, Kureyş kervanının güzergâhı olan Zefran’a gitmek üzere Medine’den ayrıldı. Bir sancak Mu’sab’ın ve diğer bir sancağı da Ali b. Ebu Talib’in eline verdi. Aslında, bu orduyu seksen iki kişi mühacir, yüz yetmiş kişi Hazreçli ve altmış bir kişi Evsli oluşturmuştu. Toplam üç at ve yetmiş deveden başka bir şeyleri de yoktu.

O günün İslam toplumu öylesine şahadet aşkı sarmıştı ki, yetişkin olmayan bazı kimseler de bu sefere katılmışlardı. Ama Allah Resulü (saa) onları Medine’ye geri gönderdi.[4]

Hz. Peygamber’in (saa) sözlerinden, onlara içlerini rahatlatacak bir müjde verdiği anlaşılmaktadır. Bu rahatlığın vesilesi de, Kureyş kervanında bulunan ticarî mallara el konulmasıydı. Bu teşebbüsün sebebi ise, Kureyş’in, muhacirlerin tüm mallarına el koymuş olmaları, Mekke’ye giriş çıkış hakkı tanımamaları ve tüm menkul ve gayrimenkul malları zapt etmeleri idi. Her akıllı insanın, düşmana kendi yöntemi ile karşılık vermesi kadar doğal bir şey olamaz.

Aslında, Müslümanların Kureyş kervanına hücum sebebi, Müslümanların uğramış oldukları zulüm ve haksızlıklardır. Kur’an’da bu konu hatırlatılmakta ve bu yüzden de onlara hücum izni verilmektedir:

Haksızlığa uğratılarak kendilerine savaş açılan kimselerin karşı koyup savaşmasına izin verilmiştir. Allah onlara yardım etmeğe elbette Kadir’dir.[5]

Ebu Süfyan, Şam’a gideceği zaman, Hz. Peygamber’in (saa) kervanı takip ettiğini anlamıştı. Bu yüzden dönerken ihtiyatlıydı ve kervanlara “Acaba Muhammed ticaret yollarını işgal etmiş mi” diye soruyordu. Nihayet ona Hz. Peygamber’in (saa) ashabıyla birlikte, Medine’den çıkıp Kureyş kervanını takibe koyulmuş olduğu ve Bedir’e iki menzil uzaklıkta olan Zefran’da bulunduğu haberi ulaştı.

Ebu Süfyan, ilerlemekten vazgeçti. Kervanın başına geleceklerden ötürü, Kureyş’i haberdar etmekten başka çare bulamadı. Zemzem b. Amr Gaffari adında hızlı deve binicisini kiraladı ve ona şöyle emir verdi: “Mekke’ye git, Kureyş yiğitlerini ve ticarî mal sahiplerini haberdar et. Kervanı Müslümanların hamlesinden kurtarmak için alelâcele Mekke’den çıkıp gelsinler.”

Zemzem, hemen kendisini Mekke’ye yetirdi. Tıpkı Ebu Süfyan’ın emrettiği gibi, devesinin kulaklarını kesti ve burnunu yardı ve devenin kuşamını ters çevirdi. Kendi gömleğini de önden ve arkadan yırttı. Devenin üstünde durarak bağırmaya başladı: Ey millet! Misk kâselerini taşıyan develer tehlikededir. Muhammed ve yârenleri ticaret mallarınızı kuşatmak üzereler. Bundan sonra sizin elinize geçeceğini zannetmiyorum. İmdat, imdat, yetişin! Yardım edin![6]

Kulaklarından ve burnundan kam damlayan devenin içler acısı durumu ve Zemzem’in yürek dağlayan naleleri ve birbiri ardınca çığlıkları, Mekke halkını coşturmuştu. Bu savaşta kendi yerine savaşması için As. b. Hişam’ı dört bin dirheme kiralamış olan Ebu Leheb dışında, bütün yiğitler ve savaşçılar gitmeye hazırlanıyorlardı.

Kureyş büyüklerinden olan Ümeyye b. Halef, bazı nedenlerden dolayı savaşa katılmak istemiyordu. Çünkü ona Hz. Muhammed’den (saa); Ümeyye Müslümanlar tarafından öldürülecek siye nakletmişlerdi. Toplumun önde gelenleri, böyle bir şahsiyetin katılmamasının kesinlikle Kureyş’in zararına olacağını düşündüler. O Mescidu’l-Haram’da bir grupla birlikte oturmuştu. Muhammed (saa) ile savaşmaya gidecek olanlardan iki kişi, bir tepsi ve sürme kutusunu ellerine alarak onun önüne koyduktan sonra, şöyle dediler: “Ümeyye! Memleketinin sınırlarını, mal ve servetini korumaktan, kadınlar gibi kaçınıyorsun. Bir kenara çekilmeyi savaş meydanında çarpışmaya tercih ediyordun. Öyleyse kadınlar gibi sürme çek ve adını yiğitler listesinden çıkar.”

Bu sahne, Ümeyye’yi öylesine tahrik etmişti ki, gayri ihtiyarî olarak yolculuk için gerekli eşyalarını aldı ve Kureyş kafilesiyle, kervanı kurtarmak için yola koyuldu.[7]

Kureyş’in Karşılaştığı Sorun

Hareket etme vakti ilan edildi. Kureyş büyükleri, önlerinde Bekiroğulları kabilesi gibi zorlu bir düşmanın olduğunu fark ettiler. Arkadan onların hamlesiyle karşı karşıya kalmaları muhtemeldi. Bekiroğulları’nın Kureyş ile düşmanlıklarının sebebi, kan davasıydı. İbn Hişam bunun ayrıntılarına kendi siresinde yer vermiştir.[8] Bu sırada, Bekiroğulları’nın kollarından olan Kinaneoğulları’nın şereflilerinden Suraka b. Malik, onlara kesinlikle böyle bir olay olmayacağına ve Kureyş’in gönül raharlığıyla Mekke’den çıkabileceklerine dair güvence verdi.

Hz. Peygamber (saa), Kureyş’in ticaret kervanıyla karşılaşabilmek için, Medine’den hareket etti ve Zefran adlı bölgeye yerleşti. Kervanın geçmesini bekliyordu. Yeni bir haber geldi ve İslam ordusu komutanlarının fikirlerini değiştirdi. Bu onların yaşamında yeni bir sayfa açmıştı.  Mekke halkının kervanı savunmak amacıyla Mekke’den çıktıkları, yakın bir yerde karargâh oluşturdukları ve bu orduya çeşitli taifelerin de katıldığı haberi Peygamber’e (saa) verildi.

Müslümanların ulu önderi, kendini iki yol ayrımında buldu. Bir yandan o ve yarenleri ticari malları ele geçirmek amacıyla Medine’den ayrılmışlardı ve Mekke’nin büyük ordusuyla çarpışmaya, ne asker sayısı ne de savaş gereçleri bakımından hazırlıkları yoktu. Diğer taraftan, eğer geldikleri bu yoldan geri dönecek olurlarsa, askeri arayış ve manevralar ile elde etmiş oldukları kazanımları kaybedeceklerdi.

Nitekim düşman ilerlemeğe devam ederek, İslam’iı merkezi olan Medine’ye hamle edebilirdi. Bununla beraber, Hz. Peygamber (saa) geri çekilmemeyi ve sahip olduğu kuvvetle sonuna kadar savaşmayı uygun gördü.

Göz önünde bulundurulması gereken bir husus söz konusu idi; askerlerin çoğunluğu ensar gençleri oluşturuyordu, onlardan sadece seksen iki kişi muhacirlerdendi. Ensar’ın Akabe’de Hz. Peygamber (saa) ile yapmış oldukları biat ise, savaş için değil sadece savunma üzerine gerçekleşmişti. Yani onlar Medine’de Hz. Peygamber’i (saa) kendi adamlarından biri gibi koruyacaklarına dair biat etmişlerdi; ama Medine’nin dışında onunla birlikte düşmanla savaşmaya dair bir anlaşma yapılmamıştı. Şimdi ordu komutanı ne yapmalıydı? Çareyi askerî bir şûra teşkil edip, umumun fikrini almakta buldu. Böylece sorun çözülecekti.

Askerî Şûra

Hz. Peygamber (saa) ayağa kalktı ve şöyle buyurdu: “Bu konudaki görüşünüz nedir?” İlk önce Ebu Bekir kalktı ve dedi ki:

Kureyş’in büyükleri ve yiğit savaşçıları bu orduya katılmışlardır. Kureyş kesinlikle bir dine iman etmemiş ve izzetin doruğundan, zilletli bir alçaklığa da düşmemiştir. Diğer yandan, biz Medine’den tam bir hazırlıkla çıkıp gelmedik.[9] (Yani maslahat icabı savaşmayalım ve Medine’ye geri dönelim.)

Hz. Peygamber (saa) ona oturmasını buyurdu. Sonra Ömer kalktı ve aynı sözleri tekrar etti. Allah Resulü (saa) ona da oturmasını emretti.

Ondan sonra Mikdat kalkarak şunları söyledi:

Ey Allah’ın Resulü, kalplerimiz seninledir. Allah’ın sana emrettiği neyse ona uy. Allah’a andolsun ki, asla biz sana, İsrailoğulları’nın Musa’ya (as) söylediği sözü söylemeyeceğiz. Hz. Musa (as) onları cihada davet ettiğinde, İsrailoğulları, Kelimullah’a şöyle dediler: Ey Musa! Sen ve rabbin gidin ve cihat edin, bizlerde burada oturacağız.”Fakat biz, bunların tam tersini saba diyoruz: Rabbi’nin himayesi altında cihat et ve biz de senin yanında savaşalım.

Hz. Peygamber (saa) Mikdad’ın sözlerini duyunca sevindi ve ona dua etti.

Sunulan görüşler genellikle kişisel yöndeydi. Fakat bir askerî şûra teşkil edilmesinin en büyük hedefi, ensarın görüş ve düşüncesini öğrenmekti. Onlar bu konuda kesin bir karar almadan, en ufak bir adım atmaya imkân yoktu. O ana kadar görüşünü bildirenlerin hepsi Mekkeliydi; bu yüzden Hz. Peygamber (saa) ensarın görüşünü öğrenmek için sözlerini tekrar etti ve görüşlerini bildirmelerini istedi.

Sa’d b. Muaz Ensarî, ayağa kalktı ve dedi ki: “Siz bizi mi kastediyorsunuz?” Allah Resulü (saa) buyurdu ki: “Evet” O da sözüne şöyle devam etti:

Ey Allah’ın resulü, biz sana iman ettik, dininin hak olduğuna dair seni tasdik ettik. Bu konuda biatler ve misaklar düzenledik. Siz neye karar verirseniz biz size tabi olacağız. Seni risalete seçen Allah’a andolsun ki, eğer şu denize de dalsanız (Kızıl denize işaret ederek), biz de sizin pişinizden dalarız ve içimizden bir kişi bile size tabi olmaktan kaçınmaz. Biz asla düşmanla yüz yüze gelmekten korkmuyoruz, gözlerimiz aydınlık olsun diye, biz bu yolda hizmet ve fedakârlıklarımızı göstermeye hazırız. Bizi Allah’ın emri ile nereyi salâh bilirsen oraya götür.

Sa’d’ın sözleri Hz. Peygamber’i (saa) büyük bir sevince boğdu. Umutsuzluk ve yeisin karanlık gölgeleri, ümidin hayat saçan parıltıları ve hedef yolunda ki istikamet ve kararlılıkla ortadan kayboldu.

Bu kahraman komutanın sözleri, öylesine tahrik edici ve heyecan vericiydi ki, Hz. Peygamber (saa) hemen hareket emrini verdi ve şöyle buyurdu:

Hareket edin. Müjdeler olsun sizlere, ya kervanla karşılaşıp onların mallarını ele geçireceksiniz ya da kervanı kurtarmak amacıyla yola koyulmuş olan yardım kuvvetleriyle karşılaşıp savaşacaksınız. Ben, Kureyş’in ağır kayıp aldığını ve ölüm yerini görüyorum. [10]

İslam birlikleri, Hz. Peygamber’in (saa) emri ile yola koyuldular ve Bedir suları yakınlarında abdest aldılar. [11]

Düşmanın Durumu Hakkında İstihbarat Alma

Günümüzün askerî usuller ve savaş tekniklerinin geçmişe göre çok gelişmesine rağmen, düşmanın durumundan haberdar olma, askerî sırlarını, savaş tekniklerinin ne olduğunu ve savaş meydanına gelecek güçlerinin ne durumda olduklarını bilmenin gerekliliği hala gerekliliğini korumaktadır. Günümüzde de bu mesela savaşların ve zaferlerin vazgeçilmez esasıdır. Elbette bu konu, günümüzde başlı başına bir eğitim sistemi haline gelmiş ve ihtisaslaşmıştır. Casusluk yöntemlerini öğretmek amacıyla merkezler açılmıştır. Bu gün doğu ve batı bloklarının önde gelenleri, başarılarının önemli bir bölümünü, savaştan önce düşmanın savaş planlarından haberdar olan ve o planları suya düşüren casusluk kurumlarının çalışmalarına borçludurlar.

Bu yüzden, İslam’ın özel bir birlik harekatı, tamamen gizlilik kurallarına uygun, kamufle bir noktada karar kılmış ve onların sırlarını açmaya sebebiyet verecek her hareketin önü alınmıştı. Değişik gruplar, Kureyş kervanı hakkında bilgi toplamaya çalıştılar. Çeşitli yollarla elde edilen bilgiler şu şekilde idi:

a) İlk önce Hz. Peygamber (saa), cesur bir askerle birlikte bir yöne doğru yola koyuldular, bir kabilenin reisiyle görüşüp ona şöyle sordular:

“Kureyş’ten, Muhammed ve yarenlerinden ne kadar haberiniz var?”

O da şöyle cevap verdi: Bana verdikleri habere göre, Muhammed ve yarenleri şu günde Medine’den hareket etmişler. Haberi getiren doğru söylüyorsa, şimdi o ve yarenleri şu noktadadırlar. (İslam birliklerinin konuşlandıkları noktayı işaret etmişti.) Aynı şekilde bana verilen haber göre, Kureyş şu günde Mekke’den hareket etmiştir. Eğer elimizdeki bilgiler doğruysa, onlarında şu noktada olmaları gerekir. (Kureyş’in tam bulunduğu yeri işaret ediyordu.)

b) Aralarında Zübeyr b. Avam ve Sa’d b. Ebi Vakkas’ın da bulunduğu bir grup da Hz. Ali’nin (as) komutasında daha fazla haber elde etmek için, Bedir suları kenarına gittiler. Bu nokta, genelde haberlerin elden ele dolaştığı bir yerdi. Adı geçen grup, su kenarında, Kureyş’e  ait iki köle ve sı taşıyan bir deveyle karşılaştılar. Onların ikisini de tutuklayarak Hz. Peygamber’in (saa) huzuruna getirdiler. Soruşturmadan sonra, iki köleden birinin Haccacoğulları’nın ve diğerinin ise Asoğulları’nın köleleri oldukları ve Kureyş’e su götürmek üzere geldikleri anlaşıldı.

Hz. Peygamber (saa), onlara Kureyş’in nerede olduğunu sordu. Onlar da dağın arkasındaki vadinin yukarısında olduklarını söylediler. Sonra onların kaç kişi olduklarını sordu. Onlar şöyle cevap verdiler: “Tam olarak bilmiyoruz.” Hz. Peygamber (saa): “Günde kaç deve kesiyorlar?” diye sordu. Onlar da “Bir gün on ve bir gün dokuz deve.” dediler. Hazret şöyle buyurdu: “Onların sayısı dokuz yüz ile bin kişi arasındadır.” Daha sonra onların önderlerinin Utbe b. Rabia, Şeybe b. Rabia, Ebu’l-Buhterî b. Hişam, Ebu Cehil b. Hişam, Hekim b. Hizam ve Ümeyye b. Halef olduklarını söylediler. Allah Resulü (saa) bu sırada ashabına dönerek şöyle buyurdu:

Mekke şehri, ciğer parelerini göndermiştir.”[12] Sonra araştırmanın devamı için, bu iki kişinin gözaltında tutulmasını emretti.

c) İki kişi Bedir köyüne gidip, kervandan haber almakla görevlendirildiler. Suya yakın bir yükseklikte durdular.  Susuz olduklarını ve su içmek istedikleri görüntüsü vererek orada biraz oyalandılar.  Tam o sırada kuyunun yanında iki kadın birlikte sohbet ediyor, biri diğerine şöyle diyordu: “İhtiyacım olduğunu bildiğin halde neden borcunu ödemiyorsun?” Diğeri ona “Yarın veya öbür gün kervan gelecek, ben o kervan için çalışacak, sonra sana olan borcumu öderim.” dedi. Bu iki kadının yakınında bulunan Mecdiy b. Amr, borçlunun söylediklerini tasdik ederek o iki kadını birbirinden ayırdı.

İkisi de bu haberi duyduklarına sevinmiş bir halde, gizlilik kurallarına uygun olarak, kendilerini İslam ordu komutanına ulaştırdılar ve Peygamber’i (saa) öğrendikleri bilgilerden haberdar ettiler. Şimdi Hz. Peygamber (saa) elde ettiği bu bilgiler sayesinde, kervanın gelişinden Kureyş’in durumundan tamamen haberdar olduğundan, artık ön hazırlıklara başlama gerekiyordu.

———————

1-Biharu’l-Envar, 19/217

2-Vakidi, Meğazi, 1/20

3-Zafran çölü, Bedir’e iki menzil uzaklıkta Kureyş kervanının yolu üzerindeydi. İbn Hişam, kendi siresinde, Resul-i Ekrem’in (saa), Kureyş kervanının o bölgede olduğuna dair haber aldıktan sonra, Medine’den Zafran’a ve oradan da Bedir yakınlarına kadar olan menzilleri isimleriyle zikretmiştir. Bedir, Mekke-Medine ve Suriye yol ayrımında Arapların Pazar kurdukları mekânlardan biriydi. Araplar her yıl ticaret, alışveriş ve deyişme amacıyla burada toplanırlardı. bk. Sire-i İbn Hişam, 1/613-3/616

4-Emtaul-Esma, 62-63. s.

5-Hac Suresi, 39

6-el-Kâmil Tarihi, 2/81

7-Taberî Tarihi, 2/138; el-Kâmil Tarihi, 2/82

8-Sire-i İbn Hişam, 2/ 248-249

9-Vakidi, Meğazi, 1/48

10-Enfal Suresi, 7

11- Vakidi, Meğazi, 1/48; Sire-i İbn Hişam, 1/615

12-Sire-i İbn Hişam, 1/617

———————-

Hz. Muhammed’in (saa) Hayatı / Allame Cafer Süphani


Yorum Bırak