Bedir Savaşı – 3

Yazar: beytül ahzan Tarih: 17 Mayıs 2010 4.7K kez okundu İslam Tarihi 1 Yorum
Bedir Savaşı – 3
Bu yazıyı değerlendirin

Hakkı Gözetmek

İki grubun hakkını gözetmek gerekiyordu: Biri, Mekke’de Müslümanları himaye eden ve onlara yardımcı olanlardı.  Örneğin, Ebu’l-Buhterî, iktisadi muhasarayı ortadan kaldırabilmek için, Müslümanlara oldukça yardımda bulunmuştu. Diğer bir grup ise, Mekke’den zorla çıkarılan, samimi bir kalp ile Peygamber ve İslam taraftarı olan kimselerdi. Örneğin, Haşimoğulları’nın çoğunluğu, Hz. Peygamber’in (saa) amcası Abbas gibi.

Hz. Peygamber (saa) rahmet peygamberi olduğundan, bu iki grubun kanının dökülmemesi emrini vurguluyordu.

Ümeyye b. Halef Öldürülüyor

Ümeyye b. Halef ve oğlu Abdurrahman b. Avf tarafından yakalanmışlardı. Onunla Abdurrahman arasında köklü bir dostluk bağı bulunduğundan sağ olarak çıkarmak istiyordu.

Bilal-i Habeşî, önceden Ümeyye’nin kölesiydi. Bilal, köleliği döneminde Müslüman olduğundan, Ümeyye’nin işkencelerine maruz kalmıştı. O, Bilal’ı tevhid dininden caydırmak için, kavurucu sıcak günlerde çakıl taşları üzerinde yatırır ve büyük bir taşı da göğsünün üzerine koyardı. O durumda bile Bilal yine, Ehad! Ehad! (Allah birdir) diyordu. Habeşli köle bu vaziyette yaşamını sürdürürken, Müslümanlardan biri onu satın almış ve azat etmişti.

Bedir Savaşı’nda Bilal’ın gözü Ümeyye’ye takılmıştı. Abdurrahman’ın Ümeyye’yi koruduğunu görünce, Müslümanlar arasından feryat ederek bağırdı:

“Ey allah’ınyarenleri! Ümeyye küfrün başlarındandır.[1] Onu sağ bırakmamak gerekir.

Müslümanlar her taraftan onları sararak, onun ve oğlunun hayatına son verdiler.

Hz. Peygamber (saa) iktisadi muhasarada Haşimoğulları’na yardımcı olan Ebu’l-Buhterî’nin öldürülmemesi emrini vermişti.[2] Mucezzer adında biri yakalamıştı ve sağ olarak Hz. Peygamber’in (saa) huzuruna götürmek istiyordu; ama o da öldürüldü.

Hasar Miktarı

Bu savaşta, Müslümanlardan on dört kişi ve Kureyş’ten yetmiş kişi öldürüldü. Aralarında Nazir b. Haris, Ukbe b. Ebi Muayt, Ebu Gurra, Süheyl b. Amr, Abbas ve Ebu’l-As’ın da bulunduğu yetmiş kişi ise esir olmuştu.[3]

Bedir şehitleri, ordugahın bir köşesinde toprağa verildiler. Onların kabirleri hala durmaktadır. Daha sonra Hz. Peygamber (saa), Kureyş ölülerini toplayıp bir kuyuya atılmasını emretti. Ukbe’nin cesedini kuyuya doğru çekerlerken, oğlu Ebu Huzeyfe’nin gözü, babasının bedenine takıldı, rengi kaçtı. Hz. Peygamber (saa) durumu anladı ve buyurdu: “Seni tereddüde düşüren bir şey mi oldu?” O da: “Hayır, lakin ben babamda bilgi, cesaret ve yiğitlik görürdüm. Hep bu özelliklerin onu İslam’a çekeceğini düşünürdüm. Şimdi düşüncelerimde yanıldığımı görüyorum” diye arz etti.

Siz Onlardan Daha İyi Duymuyorsunuz

Bedir Savaşı sona erdi, Kureyş yetmiş ölü ve yetmiş esir vererek geri çekildi. Hz. Peygamber (saa), müşriklerin cenazelerini bir kuyuya atmalarını emretti. Onların cesetleri kuyuya atıldığında Hz. Peygamber (saa) her birini adlarıyla tek tek çağırarak şöyle dedi:

“Utbe, Şeybe, Ümeyye, Ebu Cehil… Rabbinizin size vaat ettiklerinin yerinde ve hak olduğunu gördünüz mü? Ben rabbimin vaad ettiğini hak ve hakikat olarak gördüm.”

O Sırada Müslümanlardan bir grup Peygamber’e (saa), ölmüş kimselerle mi konuşuyorsunuz dediler. Hz. Peygamber (saa) buyurdu ki:

“Sizler onlardan daha iyi duymuyorsunuz, onların sadece cevap vermeye kudretleri yoktur.”

İbn Hişam diyor ki, Hz. Peygamber (saa) o anda bile şöyle diyordu:

“Peygamber’e ne de kötü akrabalardınız. Başkaları beni tasdik ederken, sizler beni yalanladınız. Diğer milletler bana yer verirken, siz beni öz yurdumdan uzaklaştırdınız. Diğerleri bana yardımcı olurken, siz benimle savaşa kalktınız. Şimdi Allah’ın vaat ettiklerinin hak ve hakikat olduğunu anladınız mı?”

Şiir Konuyu Ebedileştirir

Yukarıda bahsi geçen konu, İslam tarihinde ittifakla kabul edilen bir konudur. Şii ve Suni muhaddisleri ve müverrihlerinin tümü bunu nakletmişlerdir. Dipnotta bazı kaynaklarına değineceğiz:

Risalet asrının şairi Hasan b. Sabit, birçok İslami olaylar hakkında şiir yazmıştır. O, şiirler okuyarak, İslam’a ve Müslümanlara yardım ediyordu.  Sevindirici olan da onun divanının basılmış olmasıdır. Onun Bedir Savaşı hakkında bir kasidesi vardır ve o kasidede şu gerçeklere değinmiş ve şöyle demiştir:

Onların hepsini kuyuya attığımızda Hz. Peygamber (saa) onlara şöyle diyordu: “Acaba benim sözlerimin doğruluğunu görmediniz mi ve Allah kalpleri alır, artık onlar söz söyleyemezler. Eğer konuşmaya kudretleri olsaydı senin görüşün hak imiş ve sen doğru söylemişsin diye cevap verirlerdi.”

Hiçbir cümle Hz. Peygamber’in (saa) buyurduğu bu cümleden daha açık ve net olamaz: “Sizler onlardan daha iyi duyuyor değilsiniz, onlar sadece cevap veremiyorlar.” Hiçbir beyan, Hz. Peygamber’in (saa9 onları tek tek kendi adlarıyla çağırması ve onlarla yaşıyormuş gibi konuşmasından daha güzel dile getirilemez. Müslümanın böylesine kesin bir İslam tarihini, yanlış ön yargıları sebebiyle inkâr etmeye ve benim kısa ve materyalist görüşümle uyuşmadığından böyle bir şey doğru değildir demeye hakkı yoktur. biz burada, Hz. Peygamber’in (saa) sözlerinin ne kadar açık ve net olduğunu, Arapçayı iyi bilen kimseler görsün diye söyleşi metninden bir bölümünü naklettik.[4]

Bedir Savaşı’ndan Sonra

İslam tarihi yazarlarının birçoğu, Bedir Savaşı’nda teke tek savaşların ve toplu saldırıların öğlene kadar devam ettiğini, savaş ateşinin Kureyş’in firar etmesi ve onlardan bir grubun esir düşmesiyle zeval vaktinde son bulduğu ve Hz. Peygamber’in (saa) şehitlerin cenazelerinin defninden sonra ikindi namazını orada kıldığı, gün batımından önce de Bedir vadisinden ayrıldığı görüşündedirler.

O sırada Hz. Peygamber (saa) yarenlerinin ilk ihtilafı, ganimeti paylaşmak hususunda ortaya çıktı. Her grup kendini ganimete daha layık görüyordu.

Başkomutanlık kalesinin muhafız askerleri, Hz. Peygamber’in (saa) koruması bize aitti ve hangi eylem bundan daha üstündür? diye söylüyorlardı. Ganimetleri toplayanlar ise, kendilerini diğerlerine göre daha layık görüyorlardı, ama düşmanı son dakikalara kadar takip eden ve ganimetleri toplama imkânı sağlayan grup da kendini herkesten daha layık görüyordu.

Bir ordu için, gruplar arası ihtilaf ve ikilik kadar hiçbir şey tehlikeli olamaz. Hz. Peygamber (saa) maddi eğilimleri yıkmak, bu gürültüyü sona erdirmek ve bu konuya bir çare bulabilmek amacıyla, bütün ganimetleri Abdullah b. Ka’b’a verdi. Bir grubu da ganimetlerin taşınıp nakledilmesi ve korunması hususunda ona yardımcı kıldı.

Adalet ve insaf, tüm ordunun ganimetlerin hak almasını gerektiriyordu; zira savaşta hepsinin bir rolü ve görevi vardı. Gruplardan hiçbiri de diğer grupların çalışmaları olmadan ilerleyemezdi. Bu yüzden Hz. Peygamber (saa) yolun yarısında ganimetleri eşit bir şekilde paylaştırdı ve Müslümanlardan şehit olanların hakkını da geride kalan yakınlarına ödedi.

Hz. Peygamber’in (saa) bu davranışı (ganimetlerin İslam askerleri arasında eşit bir biçimde paylaştırılması) Sa’d b. Vakkas’ı oldukça rahatsız etti. O Peygamber’e (saa) şöyle dedi: “Ben, Zühreoğulları’nın şereflilerinden olduğum halde, beni bu sucu ve bağbanlarla aynı kefeye mi koyuyorsunuz?” Hz. Peygamber (saa), bu sözleri duyduğunda çok rahatsız oldu ve şöyle buyurdu:

“Benim bu savaştan hedefim, zalimlere karşı mazlumları himaye etmekti. Ben bütün ayrıcalıkların ve yersiz üstünlüklerin kökünü kazımak, onların yerine, insanlar arasında hak ve adaleti sağlamak için gönderildim.”

Ganimetlerin beşte biri, humus ayetinde[5] açıklandığı üzere Allah’a ve Resulüne, Resulünün yakınlarına, yetimlere, sefillere ve Ehlibeyt’ten yolda kalmış yolculara aitti. Ancak Hz. Peygamber (saa), onu da ordu arasında bölüştürdü. Belki de o zamana kadar humus ayeti nazil olmamıştı veya Hz. Peygamber’in (saa) yetkisine dayanarak mücahitlerin payları çoğalsın diye humus almaktan kaçınmıştı.

İki Esirin Yolda Öldürülmesi

Menzillerin birinde, esirleri Hz. Peygamber’in (saa) yanından geçirdiler. Safra kanalında, Müslümanların büyük düşmanlarından olan Nazr b. Haris idam edildi. Utbe b. Ebi Muayt de, Hz. Peygamber’in (saa) emri üzerine Irku’z-Zebye denilen yerde öldürüldü.[6]

Şimdi, akla şu soru gelmektedir, İslam’ın savaşta esir olanlar hakkındaki emri, Müslüman ve mücahitlerin kölesi olmaları ve uygun bir fiyata pazarlarda satılabilmeleri olduğu halde, neden Hz. Peygamber (saa) bu iki kişi hakkında farklı karar aldı. Bedir esirleri hakkında Müslümanlara dönüp; “Esirlere iyi davranınız”[7] diye hitap eden Hz. Peygamber (saa), nasıl olur da bu iki kişi hakkında böyle bir karar alır?

Bedir Savaşı’nda, Kureyş’in bayraktarı olan Ebu Aziz diyor ki:

“Hz. Peygamber (saa) esirlere iyi bakılması tavsiyesinde bulunduğu günden beri, bizim, onların yanında saygın bir yerimiz vardı. Onlar bizim karnımız doymadan yemeğe ellerini sürmezlerdi.”

Bütün bunlardan sonra, bu iki esirin öldürülmesi, intikam almak için olamazdı. Ancak, İslam’ın birtakım maslahatları gereğiydi; zira onlar küfrün başta gelenleri ve İslam karşıtı planlar yapan kimselerdi ve kabileleri İslam’a karşı ayaklandırmak da onların elindeydi. Hz. Peygamber (saa), bu iki kişi azat edilirse yine tehlikeli işlerle uğraşacaklarından emindi.

Hz. Peygamber’in (saa) Medine’ye Gönderdiği Müjdeciler

Abdullah b. Revaha ve Zeyd b. Harise, Müslümanlara İslam’ın muzaffer olduğu ve Utbe, Şeybe, Ebu Cehil, Zam’a, Ebulbuhteri, Ümeyye, Nübih ve Münebbeb gibi küfrün önde gelenlerinin öldürüldüğü müjdesini versinler diye Hz. Peygamber (saa) tarafından, bir an önce Medine’ye gitmekle görevlendirildiler. Gönderilen bu kimdeler Medine’ye girdiklerinde, Müslümanlar, Hz. Peygamber’in (saa) kızı, Osman’ın eşinin cenazesini defnetmekten dönüyorlardı. Bu halde zafer sevinci, Hz. Peygamber (saa) kızının vefat gamıyla karışmış oldu. Bu haber müşriklerin, Yahudilerin ve münafıkların vahşete kapılmalarına neden oldu; zira onlar, Müslümanların böyle bir zafer elde edeceklerine kesinlikle inanmazlardı. Bu haberin yalan olduğunu söyletmeye çalışıyorlardı; ama İslam kuvvetlerinin ve Kureyş esirlerinin de gelmesiyle olay kesinleşti. [8]

Mekkeliler, Büyüklerinin Öldürüldüğünü Öğreniyor

Heysuman-ı Huzaî, Mekke’ye giren ilk kişi oldu, halka kanlı olayların ve Kureyş büyüklerinin öldürüldüğü haberini verdi. O günlerde Abbas’ın kölesi, sonraları Hz. Peygamber’in (saa) ve Müminlerin Emiri Ali’nin (as) yarenlerinden olan Ebu Rafi diyor ki: “O günlerde Abbas’ın evini İslam nuru aydınlatmıştı. Abbas, eşi Ümmülfazl ve ben İslam’ı kabul etmiştik; ama muhitin korkusundan imanımızı gizliyorduk. Mekke’de İslam düşmanlarının ölüm haberi yayılınca, biz çok sevindik. Nitekim Kureyş ve taraftarları, oldukça üzülmüş ve rahatsız olmuşlardı. Bu savaşa katılmamış ve birini kendi yerine savaşa göndermiş olan Ebu Leheb, zemzem kuyusunun başında oturmuştu. Ansızın Ebu Süfyan’ı Hars’ın geldiği haberini verdiler. Ebu Leheb, “Ona hemen benimle görüşmesini söyleyin.” dedi. O geldi ve Ebu Leheb’in yanına oturdu, Bedir olayını bütün ayrıntılarıyla anlattı. Korku ve ıstırap, yıldırım misali onun kalbine bir ateş düşürdü. Ateşler içinde kıvrandığından, yedi gün sonra bir tür hastalık sonucu can verdi.”

Hz. Peygamber’in (saa) amcası Abbas’ın Bedir Savaşı’na katılma hikâyesi, tarihin halli müşkül sorunlarından biridir. O, bu savaşta Müslümanlara esir olan kimseler arasındaydı. O, bir yandan bu savaşa katılırken diğer taraftan, Akabe Biati’nde Medine halkını Hz. Peygamber’i (saa) himaye etmeye davet ediyor. En kolay çıkış yolu, onun kölesi olan Ebu Rafi’nin dediği gibidir: O, kardeşi Ebu Talib gibi yeğeninin risaletine ve tevhid dinine kesinlikle iman etmiş kimselerdendi. Lakin maslahat icabı, imanını gizlemesi ve bu vesileyle Peygamber’e (saa) yardımcı olması ve yeğenini Kureyş’in kurmuş olduğu çirkin düşünce ve planlardan haberdar etmesi gerekiyordu. Nitekim Uhud Savaşı’nda da bunu yapmıştır. O, Hz. Peygamber’i (saa) Kureyş’in plan ve hareketinden haberdar eden ilk kişiydi.

Kureyş büyüklerinden yetmiş kişinin ölüm haberinin yayılışı, Mekkeli ailelerin birçoğunun yüreğini yaktı, her türlü sevinç ve mutluluğu aralarından kaldırdı.[9]

Ağıt Yakmak ve Ağlamak Yasaklandı

Ebu Süfyan, Kureyş’i öfke ve nefret halinde, halkı devamlı yiğitlerinin intikamını almaya hazır tutabilmek için, kimsenin ağlayıp yakınmaya ve hiçbir şairin şiir okumaya hakkı olmadığını açıkladı; zira ağlayıp sızlanmak intikam duygusunu azaltır ve düşmanın sevinmesine sebep olur. O, halkı tahrik edebilmek için, öldürülenlerin intikamını Müslümanlardan alıncaya kadar hiçbir kadınla cinsel ilişkide bulunmayacağını açıkladı.

Esved b. Muttalib, bu savaşta üç evladını kaybettiğinden öfke ve gazap ateşiyle kavruluyordu. Ansızın bir kadının nale ve ağlayışını duyduğunda, ölülere ağlama yasağının kalktığını zannederek çok sevindi. Durumu araştırması için birini gönderdi. Getirilen haberde, kadının devesini kaybettiğinden dolayı ağladığı ve kaybolan deveye ağlamanın Ebu süfyan’ın kurallarına göre bir sakıncası olmadığı anlaşıldı. O bu duruma çok üzüldü, ağıtlar yaktı. Biz iki beytin tercümesini sunuyoruz:

“O, kaybolan devesi için gözyaşları döküyor ve onu kaybettiği için geceleri uyuyamıyor demek, hayır, o kaybettiği genç devesine değil de, ölümleriyle şeref, izzet ve azametin kaybolduğu, öldürülenlere ağlasın.”[10]

Esirler Hakkında Son Karar

Bu savaşta, okuma yazma bilen esirlerin, çocuklardan on kişiye okuma yazma öğrettikten sonra azat olacakları ilan edildi. Diğer esirler bin dirhem ile dört bin dirhem arasında bir meblağ ödeyerek, fakir ve düşkün olan esirler de fidye ödemeden azat olacaklardı.

Bu haberin Mekke’de yayılması esir yakınlarının telaşlanmalarına neden oldu. Her esirin yakını, gerekli meblağı ödeyerek esirini azat ediyordu. Süheyl b. Amr fidye ödendikten sonra azat edildiğinde, Hz. Peygamber’in (saa) yarenlerinden biri, Süheyl İslam’a karşı bir söz söylemesin diye, onun ön dişlerini çekmek için izin istedi. Hz. Peygamber (saa) izin vermedi ve şöyle buyurdu: “Bu, İslam’da caiz olmayan bir işkencedir.”

Hz. Peygamber’in (saa) damadı, Zeyneb’in kocası olan Ebu’l-As, Mekke’nin şerefli ve ticarette önde gelen adamlarındandı. O, Hz. Peygamber’in (saa) kızıyla cahiliye döneminde evlenmişti ve bi’setten sonra hanımının aksine, İslam dinini kabul etmemişti. O da Bedir Savaşı’na katılmış ve esir olmuştu. Onun eşi Zeynep de o zamanlar Mekke’de yaşıyordu. Kocasının azat olması için, annesi Hz. Hatice’nin zifaf gecesinde ona hediye ettiği gerdanlığı gönderdi. Ansızın Hz. Peygamber’in (saa) gözü kızı Zeyneb’in gerdanlığına takıldı. Çok fazla ağladı; zira onun annesi Hz. Hatice’nin en zor anlarda ona yapmış olduğu yardımları ve tüm servetini tevhid dininin ilerlemesi için harcadığı fedakârlıkları hatırladı.

Hz. Peygamber (saa), Müslümanların mallarına sygı amacıyla yarenlerine dönerek şöyle buyurdu:

“Bu gerdanlık sizlerindir ve size aittir. Eğer isterseniz onun gerdanlığını geri verin ve Ebu’l-As’ı fidye ödemeksizin azat edin.”

Hz. Peygamber’in (saa) yarenleri, bu öneriyi kabul ettiler. Hz. Peygamber (saa) Ebu’l-As’dan, Zeyneb’i salıverip Medine’ye göndereceği üzerine söz aldı. O da sözünde durdu ve kendisi de İslam’ı kabul etti.[11]

İbn Ebi’l-Hadid’in Sözleri

O diyor ki: Zeyneb’in hikâyesini üstadım Ebu Cafer Basri Alevî’ye okudum. O bunu tasdik etti ve şunu ekledi: “Acaba Hz. Fatıma’nın makamı Zeynep’ten daha üstün değil miydi? Fedek’in Müslümanlara ait olduğunu farz etsek, acaba halifelerin Fedek’i geri vererek Hz. Fatıma’nın gönlünü kazanmaları gerekmez miydi?”

Diyor ben dedim ki: Biz Peygamberler kendimizden miras bırakmayız” rivayetine göre, Fedek Müslümanlra aitti. Nasıl olur da, Müslümanların malını Hz. Peygamber’in (saa) kızına verirler?”

Üstat dedi ki: “Ebu’l-As’ın azat olması için gönderilmiş olan Zeyneb’in gerdanlığı da Müslümanların değil miydi?”

Diyor ben dedim ki: “Hz. Peygamber (saa), şeriat sahibiydi; hükme geçerlilik kazandırma yetkisi onun elindeydi, ama halifelerin böyle bir yetkisi yoktu.”

Üstat şöyle cevap verdi: “Ben halifeler zorla Fedek’i Müslümanlardan alıp, Hz. Fatıma’ya verselerdi demiyorum. Benim demek istediğim, neden zamanın halifesi, Fedek’i ona vermek için Müslümanların rızasını almaya çalışmadı? Neden Hz. Peygamber (saa) gibi, kalkıp ashabına; ey halk! Zehra Peygamberimizin kızıdır. O, tıpkı Hz. Peygamber’in (saa) zamanında olduğu gibi Fedek hurmalıklarının kendisine ait olmasını istiyor, acaba sizler can-ı gönülden Fedek’i ona vermeye hazır mısınız?” demedi.

İbn Ebi’l-Hadid, sonunda şunları yazıyor:

Ben üstadımın bu fasih beyanları karşısında cevapsız kaldım ve sadece onu teyit etmek amacıyla dedim ki: “Ebu’l-Hasan Abdulcebbar da halifelere böyle bir itirazda bulunuyor ve şöyle diyor: “Onların davranışları şeriata dayalı olabilir, ama burada Hz. Zehra’nın ihtiramı ve makamı mülahaza edilmemiştir.”[12]

————————-

1-Sire-i İbn Hişam, 1/632

2-Tabakatu’l-kübra, 2/23

3- Sire-i İbn Hişam, 2/706-708; Vakidi, Meğazi, 1/137-138

4-Hz. Peygamber’in (saa), cesetleri bir kuyuya atılmış olan şirk elebaşları ile konuşması olayı, tarih ve hadis kaynaklarında yer alan bir gerçektir. Bunları nakleden muhaddislerden bazılarını örnek olarak  naklediyoruz: Sahih-i Buhari, Bedir savaşı serüveni, 5/97-98 ve 110; Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Cennet, 4/77; Sünen-i Neseî, 4/89-90;  Müsned-i Ahmed b. Hanbel, 2/131; Sire-i İbn Hişam, 1/639; Vakidi, Meğazi, Bedir Gazvesi, 1.c; Biharu’l-Envar, 19/346

5-Enfal, 41

6-Sire-i İbn Hişam, 2/645

7-Sire-i İbn Hişam, 1/645

8-Konuyla alakalı olarak bk. Yazarın “Kur’an’da ve İslam Tarihinde Münafıklar” adlı eseri. Ayrıca bu konu, yazarın konusal tefsiri olan “Menşur-i Cavid” adlı eserinin dördüncü cildinde de ayrıntılarıyla nakledilmiştir.

9-Fihrist-i Necaşi, 5.s.

10-Sire-i İbn Hişam, 1/648

11- Sire-i İbn Hişam, 1/651-658

12-İbn Ebil Hadid, Nehü’l-Belağa Şerhi, 14/191

——————————-

Hz. Muhammed’in (saa) Hayatı / Allame Cafer Süphani


Yorum Bırak

  1. sakine dedi ki:

    allah razi olsn