Bilinmeyen Simasıyla Hz. Ali / Murtaza Mutahhari

Yazar: beytül ahzan Tarih: 15 Aralık 2009 5.991 kez okundu Kitap Tanıtımı 1 Yorum


Kitabın Adı: Bilinmeyen Simasıyla Hz. Ali

Yazarı: Murtaza Mutahhari

Çevirmen:İsmail Bendiderya

Sayfa:156

Yayınevi: Kevser


Selamun Aleykum Ehlibeyt Dostları

Bilinmeyen Simasıyla Hz. Ali kitabı sadece Hz. Ali’ye (as) dair değil hayata dair şeyler de öğretti bana. Bu zamana kadar bakmadığım bir yönle Hz. Ali’ye (as) bakmamı sağladı…

Hz. Ali’yi (as) çekicilik ve iticilik yönleriyle ele almıştır Mutahhari…

Kitap hakkında fikriniz olsun diye kitaptan yaptığım alıntıyı yazayım:

 

” İkili Güç Sahibi İmam Ali (a.s)

İmam Ali (a.s) de ikili güce sahip bir kişiliktir; hem çekicidir hem itici. Cazibe ve iticiliği fevkalade güçlüdür üstelik. Hiçbir asır ve zamanda onunki kadar güçlü çekicilik ve iticiliğe rastlamak mümkün olmamıştır belki de. Çok ilginç dostları vardır, tarihe mal olmuş birer kişiliktir her biri; fedakar mı fedakar. Onun uğruna her an ölüme atılabilen, olmadık sıkıntı ve eziyetlere göğüs geren, onun için ölmeyi iftihar bilip onun sevgi deryasında her şeyi unutan nadide insanlar. İmam Ali’nin (a.s) şahadeti üzerinden asırlar geçtiği halde bugün bile bu cazibe olanca gücüyle iyileri kendisine doğru çekmekte, insanları hayretler içinde bırakmaktadır.

Hayatı boyunca şerefli ve dürüst, dünya malına düşkün olmayan dindar ve yiğit insanlar yetiştirdi; sevgi, adalet ve fedakarlık timsali olan bu insanlar onu ölesiye seviyor, uğrunda can vermeyi şeref addediyordu. Her biri bir tarih olan bu yiğit insanlar, Muaviye ve diğer hunhar Emevi halifeleri döneminde sırf ona olan sevgilerinden dolayı takibata uğradılar, işkenceler gördüler, öldürüldüler. Bütün bunlara rağmen onu sevmekten ve bu sevgiyi dile getirmekten çekinmediler.

Dünyanın diğer siyasi liderlerinin, ölümleriyle birlikte  kişilikleri de toprağın altına gömülmekte; hakikat aşıkları ise öldükten sonra gönüllerde daha bir taht kurmakta, inanç ve fikirleri daha bir parlaklık kazanmaktadır.

Tarih bunun nice örnekleriyle doludur. Ölümünden yıllar, hatta asırlar geçmesine rağmen Ali’nin (a.s) sevenleri, onun düşmanlarının takibatına uğramış, olmadık eziyetlere maruz kalma pahasına onu sevmekten vazgeçmemişlerdir.

Bu tutkunun ilginç örneklerinden biri Meysem-i Temmar’dır. İmam Ali’nin (a.s) şahadetinin üzerinden 20 yıl geçtiği halde, sırf onun taraftarı olduğu için tutuklanmıştı.  İdam sehpasına ilerlerken Ali’nin (a.s) fazilet ve erdemlerini haykırıyordu. Özgürlüklerin sindirildiği, feryatların sinelere gömüldüğü, kimsenin sesini yükseltemediği bir zulüm ve baskı döneminde Meysem mertçe haykırmakta ve “Gelin size Ali’nin (a.s) insani erdem ve faziletlerini birer birer  anlatayım!” demektedir. Müslüman halkın heyecan ve iştiyak ile onu dinlemeye koşması üzerine dehşete kapılan Emevi zorbaları, derhal şehid etmektedir Meysem’i.

Ali (a.s) ve yarenlerinin bu tür inanılmaz örnekleriyle doludur tarih sayfaları.

Bu cazibe ve tutku, şu veya bu çağa münhasır da değildir, her çağda bu cazibenin tecelli ettiği ve fevkalade derin izler bıraktığı bir hakikattir.

Arap edebiyatının pek ünlü isimlerinden olan İbn-i Sıkkit, edebiyatın devlerinden olan Sibeveyh gibi isimlerle birlikte anılır. Abbasi halifesi Mütevekkil döneminde yaşayan bu adam, Ali’nin (a.s) şahadetinden 200 yıla yakın bir zaman geçtiği halde onun Şia’sı olmakla suçlananlardandır. Ne var ki, edebiyat sahasında kendi döneminin nadir isimlerinden biri olduğu için halife, çocuklarına özel öğretmen olarak seçer onu. Bir gün çocukları, babalarının karşısında başarıyla sınavdan geçince, babaları bundan memnun olur ve İbn-i Sıkkit’ten razı olduğunu bildirir. Mütevekkil sevinç  sarhoşluğuyla veya belki de İbn-i Sıkkit’i denemek ve tepkisini ölçmek için küstahça bir soru sorar ve “Sence şu iki çocuk mu daha iyi, yoksa Peygamberin (s.a.a) torunları ve Ali’nin (a.s) oğulları olan Hasan’la Hüseyin mi?!” der.

İbn-i Sıkkit bu kıyaslamadan çok rahatsız olur, damarlarındaki kan donar ve bir an bu mağrur zatın ne derece küstahlaştığını düşünür, çocukların eğitimini almakla hata ettiğini anlar ve kendini suçlar. Bu küstahlığa gereken cevabı vermekten çekinmez. “Ant olsun Allah’a,” der, “Hasan ve Hüseyin bir yana; Ali’nin (a.s) kölesi Kamber bile bunlardan ve babalarından daha iyidir benim nazarımda!”

Peygambere ve  Ehl-i beytine karşı duyduğu kin ve nefretiyle tanınan Mütevekkil, hemen oracıkta bu yiğit insanın öldürülmesini emreder ve İbn-i Sıkkit’in boynu vurulur ve dili ensesinden çıkarılır.

Tarih, Ali (a.s) aşkına ve onun haklılığını haykırarak ölüme atılan yiğitlerle doludur.

Böyle bir kişiliğe tarihte kolayca rastlanamayacağını söylemek abartma olmayacaktır.

Görülmemiş bir cazibe, eşine ender rastlanır bir çekiciliktir bu.

Ali’nin (a.s) çekiciliği kadar, iticiliği de pek güçlüdür. Onun adını bile duymaya tahammül edemeyen yeminli düşmanları vardır. Ali (a.s) bir fert değil, bir ekoldür aslında. Bu nedenledir ki kimi insanları kendisine doğru çekmekte, kimi insanları da kendisinden uzaklaştırmaktadır. Evet, hem cazibesi, hem iticiliği güçlü olan nadir bir kişiliktir Ali (a.s).” [Sayfa:27]

Yorum Bırak

  1. […] (a.s) çok sevenlerin yanında ona büyük bir düşmanlık besleyenler de çoktu. “Ali’nin (a.s) çekicilik ve iticiliği” adlı eserimizde, bu gibi şahsiyetlerin hem son derece çekici, hem son derece itici bir […]