Bir Direnişten Öyküler / Muhsin Mutlak

Yazar: beytül ahzan Tarih: 8 Eylül 2010 1.6K kez okundu Kitap Tanıtımı Yorum Yok

Bir Direnişten Öyküler / Muhsin Mutlak

Kitabın Adı: Bir Direnişten Öyküler

Yazar: Muhsin Mutlak

Çevirmen: İsmail Bendiderya

Sayfa:104

Yayınevi: Kevser


Selamun Aleykum Ehlibeyt Dostları

“Bir Direnişten Öyküler”  kitabı  İslam devriminden sonra İran ile Irak savaşında şehit düşen “Şehid Behruz Muradi Kurbanalioğlu”nun şehit  olma sürecini anlatıyor. Hem anlatımın sadeliği ve güzelliği hem de sayfanın azlığı nedeniyle tek solukta okunacak bir kitap. Şehid’lerin hayatını anlatan kitaplar insanı bir başka etkiliyor. Canını, ruhunu Allah’a satmış birinin hayatını okumak insanı nasıl etkilemesin ki? İmkan bulursanız mutlaka okuyun. Dünyanın sıkıcılığından, sıkıntısından bir şehidin aşk dolu dünyasına göç etmek hepinize iyi gelecektir…

Arka kapaktaki tanıtım yazısı:

“Hürremşehir’de, hala bütün şehrin ahalisinin her Cuma akşamı ziyaret ettiği şehitlikteki bir mezarın taşında şöyle yazar:

Şehid Behruz Muradi Kurbanalioğlu

Şehadet tarihi: 4.3.1367/ 1988 Baharı

Ruhu şad olsun!

Ey yolcu! Henüz vakit varken, Ahiretini kurtarabilmek için davran!”

Kitaptan yaptığım iki alıntı:

“-Evet, kaderimizin belli olacağı gece belki de bu… Unutmayın ki yalnız değiliz! Yüce Rabbim bizimledir! O’nun salih kulları ve şühedanın duası bizimledir… Evi barkı elinden alınan gariplerin, babalarını düşmen toplarının aldığı yetimlerin duası bizimledir… Bütün bir İran bizim içim duada… Cemaran’daki o sade köy evinin dut ağacına bakan odasının soluk lambası, tan yeri ağarıp da şafak sökünceye kadar sönmeyecek bu gece… Çağın putlarını kıran ve bizlere, zulme ve zorbalığa eğilmemeyi, Müslümanca yaşayıp Müslümanca ölmeyi öğreten evliyalar varisi o yiğit insanın hayır duası bizimledir bu gece… Son cümleyi söylerken sesi kısıldı, boğazına bir şey düğümleniverdi sanki… Onunla birlikte, bölükteki herkesin gözlerinden ipil ipil gözyaşları süzülmeye başladı…

İmam Humeyni’nin hayır duasını almış olmak, imkansız bir cennetin müjdesi demekti onlar için…

Behruz’un sesi toklaştı:

-Gidişimiz de, dönüşümüz de Yüce Rabbimizin elinde… Bu gidişin dönüşü olmayabilir… Bizi zafer de bekleyebilir, Şehadet de… Ama ben, şehadeti en büyük zafer sayarım! Hangi sebeple olursa olsun gelmekte zerrece tereddüdü olanlar burada kalmalı ve bizimle gelmemelidir. Bu yüzden kimse kınayamaz sizi. Zira, merhum Hafız’ın da dediği gibi:

“Yolumuz “aşk”tır bizim, mest oluruz, yanarız.

Bizden uzak dur kardeş, sen yanarsın yoksa!”

Evet, isteyen kalıp cephe gerisindeki hizmetlere bakar…” [Sayfa:78]

“Şimdi hürriyet ve bağımsızlığın tadını çok daha iyi biliyoruz. Düşmanın başımıza neler getirebileceğini görüyoruz, bizden çok daha değerli insanların neden olmadık belalara uğradıklarını, mesela İmam Hüseyin Efendimizle (as) yarenlerinin yaşadıklarını daha iyi idrak edebiliyoruz şimdi.

Bu cephe gerçekten  muazzam bir okul.

Her gün değiştiriyor bizi.

Her gün hayatın bir yüzünü daha öğretip yepyeni bir insan yaratıyor bizden!

Behruz bir an susup, bölüktekileri tek tek süzdü. Kimseden çıt çıkmıyordu, konuşmasını sakin bir sesle sürdürdü:

-Gün gelecek nice insanlar bugün bizim yerimizde olmadıkları için hayıflanıp gıpta edecekler bize. Bir lahza olsun bizim yerimizde olabilmek için semaya el açıp Yüce Allah’a yakaracaklar!

Behruz sustu.

Okulda her konuşmasının sonunda yaptığı gibi ellerini açıp duaya başladı, bölüktekiler de onunla birlikte tekrar ediyordu:

-Ey Yüce Rabbim! Önce günahlarımızı, sonra canımı al!

-Amin!

Bölükteki gençler daha azimli, daha kararlıydı şimdi. Kendilerini daha hafif ve güçlü hissediyorlardı.

Dünya bütün çekiciliklerine rağmen, ayaklarının altında küçülüvermiş, bütün arzuları vazgeçilebilir olmuştu Yüce Yaratıcının rızasını kazanma aşkı karşısında.

Behruz onların bakışlarındaki şehadet aşkını görebiliyordu şimdi. Hepsi sonuna kadar gitmeye kararlıydı.

Başını dikip var gücüyle haykırdı:

-Bölüüük! Sıraya!

Gençlerin sesi yeri göğü çınlattı:

-Ya Allah! Bismillah! Allahu Ekber!

Bıçak gibi dümdüz, hizada duran bölüğe bakıp haykırdı:

-Hazır ol!

Bölüğün sesi yine her tarafı çınlattı:

-Ne Doğu, ne Batı! Zafer İslam’ın!

Bölüğe hareket emri verdi. Gençler tek sıra halinde ve ses çıkarmamya özen göstererek hızla gecenin karanlığına dalıp gözden kayboldu.

O gece gerçekleştirilen büyük harekatta düşmana çok ağır darbeler indirilecek ve Hürremşehir’in kurtuluşuna bir adım daha yaklaşılmış olacaktı.” [Sayfa:80]


Yorum Bırak