Bir Soykırım Girişimi Olarak Kerbela

Yazar: beytül ahzan Tarih: 19 Aralık 2010 2K kez okundu Yazı ve Makale Yorum Yok

İnsan ırkına karşı işlenebilecek en büyük suçlardan biri olan soykırım veya orijinal yazılışıyla genocide/genosit kelimesi, Yunanca “genos” (aile, kabile, topluluk) ve Latince “cide” (öldürmek, katletmek, yok etmek) kelimelerinin birleşiminden türetilmiş bir sözcüktür.

Kısaca etkin veya etnik bir grup ya da milletin tümünü yok etmeye yönelik sistemli çalışmaların adı olan soykırım sözcüğü, kavram olarak 1940’lı yılların ilk yarısından sonra kullanılmaya başlanmışsa da sistemli olarak uygulanış tarihi oldukça eskilere dayanır.

Onca mazisine rağmen ancak 20. asrın ikinci yarısında, soykırıma uğramış veya soykırım uygulamış uluslara mensup bilim insanlarının ilgi alanına girebilmiştir.

Bilim insanları zaman zaman hem ampirizm sosuna batırılmış pozitivizm akımının rüzgârını, hem de uluslararası lobilerin ve diasporaların desteğini arkalarına alarak soykırım kavramını lehlerine çekmek için incelemişlerdir.  Ancak, bilim insanları meseleyi içinden çıkılamayacak bir giriftliğe sokmak için onca uğraşmalarına rağmen başaramamışlardır. Nitekim bir kavram olarak soykırım sözcüğü, hâlâ bir çocuğun bile anlayabileceği yalınlığını korumaktadır. Hatta –abartısız- en doğru tanımını çocukların bildiği bir kavram olduğu söylenebilir!

İnsanlığın en büyük ayıbı olan bu davranış biçiminin Türkçeye soykırım olarak girmesi, “soy” kelimesinin Türkçede “ulus” kelimesiyle eşanlamlı olmasından kaynaklanır. Oysa “soy” kelimesi, tüm bireylerinin aynı dominant genleri taşıması mümkün olmayan “ulus” veya “millet” kelimelerinin yerine konması doğru değildir. Çünkü “ulus” veya “millet” kelimelerinin “soy” kelimesinin yerini doldurabilmesi imkânsızdır.

İsterseniz soykırım (genosit) kavramını ilk ortaya atan Polonyalı bir hukukçu olan Raphael Lemkin’i dinleyelim. Lemkin soykırım hakkında şöyle der: Soykırım, direk olarak kişileri hedef almaz, kişinin dâhil olduğu grubu hedef alır. Kişi de bu gruba dâhil olduğu için saldırıya uğrar.

Gelelim soykırım kavramı hakkında yapılmış en objektif tanımlamaya:

Claude Lanzmann aynı isimle sinemaya da uyarlanmış “Shoah”  isimli kitabında soykırımı şöyle açıklar: Bir aileyi veya topluluğu yok etmeye yönelik sistemli çalışmanın soykırım olarak adlandırılabilmesi için olmazsa olmaz 5 koşulun gerçekleşmesi gerekir:

1- Siyasi iktidarın bir klanı yok etmek için temel aldığı bir ideolojisinin olması. (Örneğin: Saltanat)

2- Yönetimin ırkçı olması. (Örneğin: Beni Süfyan)

3- Halkın ırkçı olması. (Örneğin: Beni Süfyanizm)

4- Yok etme operasyonunun sistematik ve planlı olması. (Örneğin: İmam Ali’den başlayıp on yıllarca devam eden bir katliam.)

5- Yok etme operasyonunun o ırkın yaşadığı toprakların bütününde uygulanması. (Örneğin: Mekke, Medine, Basra, Kûfe, Şam, Kerbela, v.s.)

Gelelim Kerbela’ya;

Eğer “soykırım” kavramındaki “soy” kelimesini “ulus” anlamında kullanacak olursak orta yere biri fail, biri mef’ul olan ayrı milletlere mensup iki aktör yerleştirmemiz gerekecektir. Bu durumda literatüre göre Kerbela katliamına “soykırım” diyemeyeceğiz, çünkü Kerbela katliamında iki ayrı millet söz konusu değildir. Bu önerme yanlıştır. Ama sadece Kerbela’da kılıçtan geçirilenleri tanımayan insanların savunduğu yanlıştır.

Zira Kerbela çölünde kılıçtan geçirilen aile (Ehl-i Beyt) sadece Araplar tarafından katledilmiş bir başka Arap aile değil, başlı başına bir millettir! Dolayısıyla işlenen suç bir millete, hem de yeryüzünün gördüğü, göreceği en pak, en yüce millete karşı işlenmiştir. Ve kelimenin tam anlamıyla bir soykırımdır!

Eğer soykırım kavramındaki “soy” kelimesini asalet anlamında kullanacak olursak, bu gün yaşasa mahalle kahvesine bile sokulmayacak kadar soysuz olan, ama o gün babası tarafından Emirül Mü’minin payesi verilip adına biat toplanan Yezid’in ve onun avânesinin yaptığı tam anlamıyla “asil bir soyun” kırımıdır. Zira Fırat’a nispet yaparcasına kendisinin ve Ehl-i Beytinin kanından bir ırmak oluşturulan İmam Hüseyn, yeryüzünün gördüğü en yüce zatın torunudur. Yeryüzünün en asil ailesine mensuptur. Soykırım kavramı tam yerindedir.

Yezid’e soysuz dedik. Az bile! Çünkü Claude Lanzmann’ın ırkçı diye nitelendirdiği tanıma birebir uyan Emevi hanedanı aynı zamanda faşisttir de. Zira kendinden olmayana, zulmüne göz yummayana hayat hakkı tanımadığı için soykırım faşizmin en baskın belirtisidir zaten.

Bir başka açıdan;

Soykırım kavramını ilk olarak hukukçular irdelemişse de, konuyla ilgilenmiş veya ilgilenme görevi verilmiş tüm bilim insanlarının (sosyolog, psikolog, antropolog, etnograf, siyasal bilimci ve tarihçiler) soykırıma yaklaşımı farklıdır. Zira tüm bilim insanları hislerini ve/veya görevlerini göz önünde bulundurarak ayrı tanımlar yapma ihtiyacı duymuşlardır.

Buna rağmen;

Tüm dürüst ve samimi bilim insanları Kerbela’da bir soykırım girişimi yaşandığı konusunda hemfikirdir. Zira bilim insanları Kerbela katliamında teorik bir planlama kısmı olduğunu ve eylemlerin bu plana bağlı olduğunu tereddütsüz kabul ederler.

Çünkü Kerbela çölünde İmam Hüseyn’in henüz 6 aylık bebek olan oğlu Ali Asker’in hedef gözetip, nişan alınarak vahşice katledilmesinin başka bir açıklaması yoktur. Tek suçu (!) babası ve atalarıyla aynı kanı, aynı ruhu taşımasıdır!

Hülasa Kerbela başarısızlıkla sonuçlanmış bir soykırım girişimidir. Başarısız bir girişim olduğunu kolaylıkla söyleyebiliyoruz. Çünkü orada kana bulanan değerlerin ışığı hâlâ isteyenin yolunu aydınlatmaktadır.

Allahumme salli ala Muhammed ve Ehl-i Muhammed ve accil farecehu…

Mehmet Yavuz Arıtürk


Yorum Bırak