Cenaze Hükümleri

Yazar: beytül ahzan Tarih: 10 Nisan 2010 7.7K kez okundu Ahkam 1 Yorum

CENAZELERLE İLGİLİ HÜKÜMLER

542- İmamiye Şiası öldüğünde onu yıkamak, kefenlemek ve üzerine namaz kılıp bir kabre gömmek, her mükellef için bir farzdır; ancak bazıları yaparsa, bu görev diğerlerinin üzerinden kalkmış olur. Hiç kimse bu görevi yapmazsa, bütün herkes günah işlemiş olur. Farz ihtiyat gereği İmamiye Şiası olmayan Müslüman da aynı hükmü taşır.

543- Ölünün işleriyle ilgilenen biri olursa, diğerlerinin teşebbüs etmeleri farz olmaz. Ancak o, yarıda bırakırsa, diğerlerinin mezkur işleri tamamlaması gerekir.

544- İnsan, başka birisinin cenaze işleriyle ilgilendiğinden emin olursa, cenaze işleriyle ilgilenmesi gerekmez. Ancak bu konuda şüphesi veya zannı olursa, ilgilenmesi gerekir.

545- Cenazenin yıkanma, kefenlenme, namaz veya defin işlerinin batıl olarak yapıldığını bilen kimse, mezkur işleri yeniden yapmalıdır. Ama batıl olduğuna dair zannı olur veya doğru yapılıp yapılmadığı hususunda şüpheye düşerse, mezkur işleri yapması gerekmez.

546- Cenazeyi yıkamak, kefenlemek, üzerine namaz kılmak ve gömmek için velisinden izin alınmalıdır.

547- Kadının yıkanma, kefenlenme ve gömülme işlerine müdahale edecek velisi, kocasıdır. Daha sonra, ölüden miras alan erkekler, kadınlardan önce gelirler ve miras alma hususunda öncelikli olan kimse, bu işte de önceliklidir.

548- Birisi; “Ben ölünün velisi veya vasisiyim” ya da; “Ölünün velisi tarafından, yıkama, kefenleme ve gömme işleri hakkında izinliyim” der ve bu şeylerle ilgili olarak bir başkasının iddiası olmazsa, mezkur işleri yapmak ona ait olur.

549- Ölü kendisinin yıkanma, kefenlenme, kabre konulma ve namazıyla ilgili olarak velisi dışında bir başkasını [yetkili olarak] belirlerse, farz ihtiyat gereği her ikisinin izin vermeleri gerekir. Elbette, ölünün bu işlerle yetkili olarak belirlediği kimsenin, bu vasiyeti kabul etmesi gerekmez; ama kabul ettiği takdirde, vasiyete uygun hareket etmelidir.

CENAZELERİN YIKANMASI İLE İLGİLİ HÜKÜMLER

550- Cenazeye üçer defa gusül vermek farzdır:

1) Sidr ile karışık suyla.

2) Kâfur ile karışık suyla.

3) Normal su ile.

551- Sidr ve kâfur, suyun muzaf suya dönüşeceğine sebep olacak ölçüde fazla ve yine “sidr ve kâfurla karıştırılmamış sudur” denecek ölçüde az olmamalıdır.

552- Gereken miktarda sidr ve kâfur bulunmazsa, farz ihtiyat gereği bulunan miktarın suya katılması gerekir.

553- Hac için ihrama giren kimse, sa’yı tamamlamadan önce Safa ve Merve arasında ölürse, kâfurlu suyla yıkanmamalıdır ve onun yerine normal suyla yıkanmalıdır ve yine umre ihramındayken saçlarını kısaltmadan önce ölürse, hüküm aynıdır.

554- Sidr ve kâfur veya bunlardan herhangi biri bulunmazsa ya da bulunur ama örneğin gasp olmasından dolayı kullanılması caiz olmazsa, bulunmayanın yerine cenaze normal su ile yıkanmalıdır.

555- Ölüyü yıkayan kimsenin İmamiye Şiası ve akıl sahibi olması ve ölüyü yıkamakla ilgili hükümleri bilmesi gerekir. Farz ihtiyat gereği, bulûğ çağına da ermiş olmalıdır.

556- Ölüyü yıkayan kimse bu işi kurbet kastıyla yapmalıdır yani ölüyü yıkama işini, Âlemlerin Rabbi’nin emrini yerine getirmek için yapmalıdır. Bu niyetini üçüncü yıkamanın sonuna kadar sürdürürse yeterli olur ve niyetini [her yıkamanın başında] yenilemesi gerekmez.

557- Zinadan doğmuş olsa da Müslüman çocuğu yıkamak, farzdır. Kâfiri ve evladını yıkamak, kefenlemek ve gömmek caiz değildir. Çocukluktan deli olup bu durumu üzere bulûğa eren bir kimsenin, baba-annesi veya onlardan herhangi birisi Müslüman olduğu takdirde, yıkanması gerekir; onlardan hiçbirisi Müslüman olmazsa, onu yıkamak caiz değildir.

558- Düşük çocuk dört aylık veya dört aylıktan daha fazla olursa, yıkanmalıdır. Dört aylık olmazsa, bir bez parçasına sarılıp yıkanmadan kabre konulmalıdır.

559- Erkek kadını, kadın da erkeği yıkarsa, bu yıkama batıldır. Ama kadın kocasını ve erkek de kendi eşini yıkayabilir. Fakat müstehap ihtiyat gereği, kadın kocasını ve erkek de eşini yıkamamalıdır.

560- Yaşı üçü geçmeyen bir kız çocuğunu erkek yıkayabildiği gibi, üç yaşını geçmeyen erkek çocuğunu da kadın yıkayabilir.

561- Erkek olan ölüyü yıkamak için erkek bulunmazsa, aralarında akrabalık bağı bulunan ve mahrem olan meselâ, ana, kız kardeş, hala ve teyze gibi veya süt emmek suretiyle mahrem olan kadınlar onu yıkayabilirler. Aynı şekilde kadın olan ölüyü yıkayacak bir kadın bulunmazsa, akrabalık veya süt emmek vasıtasıyla ona mahrem olan erkekler, elbise üzerinden onu yıkayabilirler.

562- Ölü ve onu yıkayan, her ikisi de erkek veya kadın olursa, cenazenin avret dışındaki yerlerinin açık olması caizdir. Ölü ve yıkayıcı mahrem olurlarsa, yine hüküm aynıdır. [Ölü kadını yıkayan kimse mahrem bir kadın da olsa, ancak cenazenin avret dışındaki yerleri açık olabilir.]

563- Ölünün avret yerine bakmak haramdır. Onu yıkayan baktığı takdirde, günah işlemiş olur; ancak verilen gusül, batıl olmaz.

564- Ölünün herhangi bir yeri necis olursa, mezkur yerin guslüne başlamadan önce yıkanmalıdır. Ölünün yıkama işine başlanmadan önce bütün bedeninin temiz olması, müstehap ihtiyattır.

565- Ölüyü yıkama şekli, cenabet guslü gibidir. Farz ihtiyat gereği, tertibî olarak yıkama mümkün olduğu takdirde, irtimasî olarak yıkamamalıdırlar. Tertibî yıkamada bedenin üç kısmını ayrı ayrı suya sokmayıp suyu üzerine dökmek, müstehap ihtiyattır.

566- Âdetli veya cünüp iken ölen bir kimseye, hayız ve cenabet guslü vermek gerekmez; cenaze guslü yeterlidir.

567- Ölüyü yıkamak için ücret almak, caiz değildir. Ancak yıkama öncesi gerekli hazırlıklar için ücret almak, haram değildir.

568- Su bulunmaz veya suyu kullanmanın sakıncası olursa, her yıkama yerine ölüye bir teyemmüm ettirilir.

569- Ölüye teyemmüm ettiren kimse, mümkün olduğu takdirde ölünün elini toprağa vurarak yüzüne ve ellerinin üstüne çekebilir. Bu şekilde mümkün olduğu takdirde, diri insanın eliyle ona teyemmüm ettirmek gerekmez. Ancak her ikisini uygulamak, müstehap ihtiyata uygundur.

CENAZENİN KEFENLENMESİYLE İLGİLİ HÜKÜMLER

570- Müslümanın cenazesini “izar, kamis=gömlek ve lifafe” olmak üzere üç parça bezle kefenlemek gerekir.

571- İzar, bedenin göbekten dize kadar olan kısmını örtmelidir. Göğüsten ayak üzerine kadar uzun olması daha iyidir. Farz ihtiyat gereği, kamis=gömlek omuzdan baldırın yarısına kadar olan kısmı tamamen örtmelidir. Lifafe, baş ve ayak tarafları düğümlenebilecek kadar uzun olmalıdır. Eni ise, bir tarafı diğer tarafının üzerine gelecek kadar olmalıdır.

572- İzarın, göbekten dize kadar örten miktarı, kamisin de omuzdan baldırın yarısına kadar örten miktarı, kefenin farz olan miktarıdır. Önceki hükümde açıklanan fazla miktar, kefenin sünnet miktarıdır.

573- Vârisler baliğ olur ve önceki hükümde açıklanan kefenin farz miktarından daha fazlasının kendi paylarından alınmasına izin verirlerse, sakıncası yoktur. Farz ihtiyat gereği, kefenin farz miktarından fazlası ve yine ihtiyat edilerek alınması gerekli görülen miktar, baliğ olmamış vârisin hissesinden alınmamalıdır.

574- Bir kimse, önceki iki hükümde açıklanan kefenin sünnet miktarını geriye bıraktığı malın üçte birinden alınmasını yahut malının üçte birinin, -ister masraf yerlerini asla belirtmesin, ister sadece bir bölümünü belirlesin- kendi masrafları için harcanmasını vasiyet etmişse, kefenin sünnet miktarı onun malının üçte birinden alınabilir.

575- Kefeninin malının üçte birinden alınmasını vasiyet etmeyen ölünün, normal olarak şanına yakışır şekilde olacak kefen ve defnin farzlarından olan diğer masrafları, malının aslından alınabilir.

576- Kadının kefeni mal sahibi olsa dahi, kocasına aittir. Yine talâk bölümünde açıklanacağı üzere kadına ric’î talâk verilir ve iddeti tamamlanmadan önce ölürse, kefeni kocasına aittir. Eğer kocası bulûğ çağına ermemiş veya deli olursa, kocasının velisi kadının kefenini onun malından vermelidir.

577- Yakınları, ölünün hayatta iken nafakasını vermekle yükümlü olsalar da, öldükten sonra kefenini temin etmek onların üzerine farz olmaz.

578- Farz ihtiyat gereği, kefen için kullanılacak üç bez, altından ölünün bedeni görünecek kadar ince olmamalıdır.

579- Başka bir şey bulunmasa bile, gasp edilmiş bir şeyle ölüyü kefenlemek caiz değildir. Eğer kefen gasp edilmiş olur ve sahibi de razı olmazsa, kabre konulmuş olsa da ölünün üzerinden çıkarılması gerekir. Yine ölüyü laşe hayvanın derisiyle kefenlemek de caiz değildir.

580- Cenazeyi necis bir şeyle ve saf ipekten yapılmış bezle kefenlemek, caiz değildir; ama çaresizlik hâlinde olursa sakıncası yoktur. Farz ihtiyat gereği, zaruret durumu dışında, cenaze altın dokumalı bezle de kefenlenmemelidir.

581- Normal hâlde yani zaruret olmaksızın eti yenmeyen bir hayvanın yününden veya kılından yapılmış olan bezle ölüyü kefenlemek, caiz değildir. Ancak eti yenen hayvanın derisi, elbise denilecek şekilde yapılırsa, onunla cenaze kefenlenebilir. Yine eti yenen hayvanın kılı ve yününden kefen yapılırsa, sakıncası yoktur. Ancak müstehap ihtiyat gereği bu ikisinden kefen yapılmamalıdır.

582- Kefen, ölüye ait olan veya ona ait olmayan necaset vasıtasıyla necis olduğunda, eğer kefen zayi olmayacaksa, necis olan miktarı yıkanmalı veya kesilip çıkarılmalıdır. Ancak kabre konulmuş olursa, kesilmesi daha iyidir. Hatta ölünün bu amaçla dışarı çıkarılması ona karşı saygısızlık sayılırsa, kesilmesi farz olur. Eğer necis olan miktarın yıkanması veya kesilmesi mümkün olmazsa, değiştirilmesi mümkün olduğu takdirde kefeni değiştirilmelidir.

583- Hac veya umre için ihram giymiş bir kimse ölürse, diğerleri gibi kefenlenmesi gerekir; başını ve yüzünü örtmenin sakıncası yoktur.

584- İnsanın, sağlığında kendi kefenini, sidr ve kâfuru-nu hazırlaması, müstehaptır.

HANUT HÜKÜMLERİ

585- Ölüyü yıkadıktan sonra belirli yerlerine hanut konulması farzdır; yani [secde yerleri olan] alnına, ellerinin içine, dizlere, ayak başparmaklarının ucuna, kâfur konulmalıdır. Burnunun ucuna da kâfur sürmek müstehaptır. Kâfurun taze ve ezilmiş olması gerekir. Eski olduğundan dolayı kokusunu yitirmiş olursa, yeterli olmaz.

586- Kâfurun secde yerlerinin sırasına göre konulması gerekmez. Ancak önce alına konulması müstehaptır.

587- Ölüye, kefenlemeden önce hanut konulması daha iyidir. Ancak kefenlerken veya ondan sonra yapılmasının herhangi bir sakıncası yoktur.

588- Hac için ihrama giren kimse, Safa ile Merve arasında sa’y etmeyi (yürümeyi) tamamlamadan önce ölürse, ona hanut koymak caiz değildir. Yine, umre için ihrama giren kimseye, taksir etmeden (saçlarını kısaltmadan) önce ölürse, hanut konulmaz.

589- Kocası ölen ve iddeti bitmemiş olan bir kadının, her ne kadar güzel koku kullanması haram ise de, öldüğü takdirde ona hanut konulması farzdır.

590- Ölüyü amber, misk, ud ve diğer ıtırlarla tütsülemek veya hanut için bunlarla kâfuru karıştırmak mekruhtur.

591- Kâfuru, Şehitlerin Efendisi Hz. İmam Hüseyin’in (Allah’ın selâmı ona olsun) türbetiyle karıştırmak, müste-haptır. Ama bu tür kâfurun saygısızlık sayılacak yerlere değdirilmemesi gerekir ve yine türbetin, karıştırıldığı takdirde “bu kâfur değildir” denecek kadar fazla olmaması gerekir.

592- Eğer kâfur, gusül ve hanuta yetecek ölçüde olmazsa, farz ihtiyat gereği, gusüle öncelik verilmelidir. Eğer yedi uzva yetecek kadar olmazsa, farz ihtiyat gereği önce alına konulmalıdır.

593- İki tane yaş ve taze ağaç dalını cenazeyle beraber kabre koymak müstehaptır.

CENAZELERİN KABİRLERE KONULMASIYLA İLGİLİ HÜKÜMLER

613- Cenazeyi, toprağa kokusu dışarı çıkmayacak ve yırtıcı hayvanların cesedi çıkaramayacakları şekilde gömmek farzdır. Eğer yırtıcı hayvanın onu çıkarması korkusu olmaz ve yine o çevrede kokudan rahatsız olacak bir insan bulunmazsa, sadece “toprağa gömüldü” denilecek şekilde gömülmesinin yeterli oluşu en güçlü görüştür. Ancak kabrin biraz önce açıklanan miktarda derin olması, müstehap ihtiyata uygundur. Yırtıcı hayvanın cesedi çıkarma ihtimali varsa kabrin, tuğla ve benzeri şeyle sağlam yapılması gerekir.

614- Cenazeyi toprağa gömmek mümkün olmazsa, göm-mek yerine bir binaya veya tabuta konulabilir.

615- Cenaze kabirde, ön tarafı kıbleye gelecek şekilde sağ tarafı üzerine yatırılmalıdır.

616- Gemide ölen bir kimse, gemide kalmasının bir sakıncası olmaz ve bekletilmesi ile de bozulmazsa, karaya çıkarılıncaya kadar bekletilmeli ve toprağa gömülmelidir. Aksi takdirde, gemide yıkanır, hanut bırakılır; kefenlenir ve cenaze namazı kılındıktan sonra, ya ayağına ağır bir şey bağlanarak ya da bir fıçıya bırakılıp ağzı kapatılarak denize atılmalıdır. Mümkün olduğu takdirde, hayvanlara çabuk yem olmayacağı bir yerde denize atılmalıdır.

617- Düşmanın, kabri açıp cesedi çıkarmasından ve kulağını, burnunu veya başka organlarını keseceğinden korkulduğunda, mümkün olduğu takdirde önceki hükümde açıklandığı üzere, denize atılmalıdır.

618- Cenazenin denize atılma veya gerekiyorsa mezarının sağlam yapılması gibi masraflar, ölünün geriye bıraktığı malın aslından alınmalıdır.

619- Kâfir bir kadın ölür ve karnında ölü bir çocuk bulunursa, çocuğun babası Müslüman olduğu takdirde, çocuğun kıbleye yönelik olması için kadın sol tarafı üzerine ve arkası kıbleye gelecek şekilde yatırılmalıdır. Hatta farz ihtiyat gereği, çocuğun bedenine ruh girmemiş olsa da, bu hükme göre amel edilmelidir.

620- Müslüman’ın, kâfir mezarlığına ve kâfirin de Müslüman mezarlığına gömülmesi, caiz değildir.

621- Müslüman’ın çöp ve pislik dökülen yerler gibi kendisine saygısızlık sayılacak yerlere gömülmesi, caiz değildir.

622- Cenaze, gasp edilmiş bir yere gömülmemelidir. Cenaze gömülmesi dışında başka amaçlar için vakfedilmiş yere ve yine Müslümanlara zarar verecek veya namazlarına engel olacak ise, camilere cenaze gömülmesi, caiz değildir. Hatta bize göre, camide hiç bir surette ve cami gibi bu iş dışında başka amaçlar için vakfedilen yerlere cenaze defnetmenin caiz olmayışı, en güçlü görüştür.

623- Ölüyü başka bir ölünün kabrine gömmek, kabrin açılmasına sebep olacaksa, caiz değildir.

624- Ölüden ayrılan şeyler kıl, tırnak ve diş bile olsa, onunla birlikte gömülmelidir. Eğer kabrin açılmasını gerektiriyorsa, ayrı olarak gömülmesi ihtiyata uygundur. İnsandan diri iken ayrılan tırnak ve dişin gömülmesi, müstehaptır.

625- Kuyuda ölen birisinin çıkarılması mümkün olmazsa, kuyu kapatılıp ona mezar yapılmalıdır. Kuyu başkasının malı olursa, herhangi bir yolla sahibinin rızası alınmalıdır.

626- Çocuk ana rahminde ölür ve orada kalması anne için tehlikeli olursa, en basit yöntemle dışarı çıkarılmalıdır. Hatta çocuğun parça parça edilmesini gerektirirse, sakıncası yoktur. Ancak bunu, becerebilen kocası veya bir kadın yapmalıdır; mümkün olmazsa, bu işte tecrübesi olan mahrem bir erkek, eğer o da olmazsa, işi becerebilen nâmahrem bir erkek yapmalıdır. Bunların hiç birisi olmazsa, o zaman işin ehli olmayan bir kimse bunu yapabilir.

627- Anne ölür ancak karnındaki çocuk diri olursa, çocuğun sağ kalacağına ümit olmasa bile önceki hükümde açıklanan kimseler vasıtasıyla, çocuk sağ çıkabileceği bir yerden çıkarılmalı ve yeniden dikilmelidir. Ama çocuğun sağlam çıkarılmasında sağ ve sol taraftan çıkarılmasının herhangi bir etkisi olmazsa, farz ihtiyat gereği, sol taraftan çıkarılmalıdır.

CENAZELERİN GÖMÜLMESİYLE İLGİLİ MÜSTEHAPLAR

628- Allah’ın rızasına uygun düşeceği ümit edilerek şu işlerin yapılması iyidir:

1) Kabrin, normal bir adam boyu kadar derin kazılması.

2) Cenazenin, en yakın mezarlığa gömülmesi; ancak uzakta bulunan mezarlık iyi insanların gömülmüş olması veya halkın kabir ehline Fatiha okumak amacıyla oraya daha fazla gitmeleri gibi olumlu yönü olursa o başka.

3) Cenazenin kabre bir kaç arşın kala yere koyulması, üç defada yavaş yavaş kabre yaklaştırılması, her defasında yere bırakılıp kaldırılması ve dördüncü defada kabre konulması.

4) Ölü erkek ise, üçüncü defada baş tarafı mezarın aşağı tarafına gelecek şekilde yere koyulması ve dördüncü defada baş tarafından mezara koyulması; eğer ölü, kadın ise üçüncü defada mezarın kıble tarafına koyulması ve yanlamasına mezara indirilmesi ve kabre indirilirken kabrin üzerine bir perde çekilmesi.

5) Cenazenin, tabuttan yavaşça alınıp mezara koyulması.

6) Definden önce ve defin sırasında emredilen duaların okunması.

7) Cenaze mezara konulduktan sonra kefenin bağlarının çözülmesi.

8 ) Ölünün yüzünün toprağa bırakılması.

9) Ölünün başının altına topraktan bir yastık yapılması.

10) Arkası üzerine dönmemesi için ölünün arkasına pişmemiş toprak veya kesek koyulması.

11) Mezarı toprakla doldurulmadan önce sağ elle cenazenin sağ omzuna vurulması ve sol elle de sol omzundan sıkıca tutulması ve ağzın ölünün kulağına yaklaştırılarak şiddetle hareket ettirilmesi ve üç defa şöyle denilmesi:

“İsme‘’, ifhem ya fulanebne fulan.” Fulan yerine ölünün ve babasının ismi söylenilmelidir. Şöyle ki, eğer ölünün ismi Muhammed ve babasının ismi de Ali ise, üç defa şöyle denilmelidir: “İsme‘’, ifhem ya Muhammed’ebne Ali.”

Daha sonra da şöyle denilmelidir:

“Hel ente ‘elel ‘ehdillezî farektena ‘eleyhi min şehadeti en la ilâhe illellahu vehdehu la şerîke lehu ve enne Muhemmeden sellallahu ‘eleyhi ve alihi ‘ebduhu ve resûluhu ve seyyid’un-nebiyyîne ve hatem’ul-murselîn. Ve enne ‘Eliyyen Emîr’- ul-Mû’minîne ve seyyid’ul-vesiyyîne ve imamun ifterezellahu ta‘etehu ‘elel-‘âlemîn. Ve enne’l-Hesene ve’l-Huseyne ve ‘Eliy-yebnel Huseyni ve Muhemmedebne ‘Eliyyin ve Ce‘’ferebne Mu-hemmedin ve Musebne Ce‘’ferin ve ‘Eliyyebne Musa ve Mu-hemmedebne ‘Eliyyin ve ‘Eliyyebne Muhemmedin ve’l-Hesenebne ‘Eliyyin ve’l-Kâim’el-Huccet’el-Mehdiyye selevatullahi ‘eleyhim eimmet’ul-mû’minîne ve hucecullahi ‘ele’l-helki ‘ecme‘îne ve eimmetuke eimmetu huden ebrarun ya fulanebne fulan”

Cümlelerin sonunda yer alan “fulanebne fulan” yerine ölen insanın ve babasının ismi söylenir. Daha sonra şunlar eklenir:

“İza etake’l-melekan’il-mukerrebani resûleyni min ‘indillahi tebareke ve te‘ala ve seelake ‘en rebbike ve ‘en nebiy-yike ve ‘en dînike ve ‘en kitabike ve ‘en kibletike ve ‘en eimme-tike fela tehef vela tehzen ve kul fî cevabihima: Ellahu rebbî ve Muhemmedun sellellahu ‘eleyhi ve alihi nebiyyî ve’l-İslâmu dînî ve’l-Kur’ânu kitabî ve’l-Ke‘’betu kibletî ve Emîr’ul-Mû’minîne ‘Eliyyubnu Ebîtalibin imamî ve’l-Hesenubnu ‘Eliyyin’il-Mucteba imamî ve’l-Huseynubnu ‘Eliyyin, eş-şehîdu bi-Kerbelâ imamî ve ‘Eliyyun Zeynu’l-‘Abidîne imamî ve Muhemmedun el-Bakiru ima-mî ve Ce‘’ferun es-Sadiku imamî ve Musa el-Kazimu imamî ve ‘Eliyyun er-Riza imamî ve Muhemmedun el-Cevadu imamî ve ‘Eliyyun el-Hadî imamî ve’l-Hesen’ul-‘Eskeriyyu imamî ve’l-Huccet’ul-Muntezeru imamî. Hâulâi selevatullahi ‘eleyhim ‘ec-me‘îne eimmetî ve sadetî ve kâdetî ve şufe‘âî. Bihim etevella ve min e‘’dâihim eteberreu fi’d-dunya ve’l-ahireti, summe‘’lem ya fulanebne fulan.”

Yine cümlelerin sonundaki “fulanebne fulan” yerine ölen insanın ve babasının ismi söylenir ve şöyle devam edilir:

“Ennellahe tebareke ve te‘ala ni‘’me’r-rebbu ve enne Muhemmeden sellellahu ‘eleyhi ve alihi ni‘’me’r-resûlu ve enne ‘Eliyyebne Ebîtalibin ve evladehu’l-me‘’sûmîne el-eimmet’el- isna ‘eşere ni‘’me’l-eimmetu ve enne ma câe bihi Muhemmedun sellellahu ‘eleyhi ve alihi hekkun ve enne’l-mevte hekkun ve suale munkerin ve nekîrin fi’l-kebri hekkun ve’l-be‘’se hekkun ve’n-nuşûre hekkun ve’s-sirate hekkun ve’l-mîzane hekkun ve teta-yur’el-kutubi hekkun ve enne’l-cennete hekkun ve’n-nare hekkun ve enne’s-sa‘ete atiyetun la reybe fîha ve ennellahe yeb’‘esu men fi’l-kubûr.”

Daha sonra, “Efehimte ya fulan” der ve fulan kelimesi ye-rine ölen insanın ismini söyler. Daha sonra da şu duayı ekler:

“Sebbetekellahu bi’l-kevli’s-sabiti ve hedakellahu ila siratin mustekîm. ‘Errefellahu beyneke ve beyne evliyâike fî mustekerrin min rehmetih.”

Son olarak şu duayı da okur:

“Ellahumme cafi’l-erze ‘en cenbeyhi ves’‘ed birû-hihi ileyke ve lekkihi minke burhana. Ellahumme ‘efveke ‘efvek.”

629- Allah’ın rızasını kazanma ümidiyle cenazeyi kabre koyan kimsenin taharetli (abdest veya gusül almış olması), başı açık, yalın ayak olması ve cenazenin ayakları tarafından kabirden çıkması ve ölünün akrabaları dışında orada bulunanların, ellerinin arkasıyla kabre toprak dökmeleri ve “İnna lillahi ve inna ileyhi raci‘ûn” demeleri iyidir. Ölü kadın olursa, mahrem olanların ve eğer mahremi olmazsa akrabalarının onu kabre koymaları gerekir.

630- Allah’ın rızasını kazanma ümidiyle kabrin kare veya dikdörtgen şeklinde yapılması ve topraktan dört parmak kadar yükseltilmesi, yanlışlık olmaması için üzerine bir işaret konulması, kabir üzerine su serpilmesi, su serpildikten sonra orada bulunanların ellerini kabir üzerine koyarak parmaklarını açıp toprağa batırmaları ve yedi defa Kadir suresini okumaları ve ölü için Allah’tan bağış dilemeleri ve şu duayı okumaları iyidir:

“Ellahumme cafil erze ‘en cenbeyhi, ves’‘ed iley-ke rûhehu ve lekkihi minke rizvana. Ve eskin kebrehu min reh-metike ma tuğnîhi bihi ‘en rehmeti men sivak.”

631- Cenazeyi takip edenler gittikten sonra, ölünün velisinin veya velisi tarafından izinli birisinin, emredilen duaları ölüye telkin etmesi, müstehaptır.

632- Definden sonra, ölü sahiplerine başsağlığı dileğinde bulunmak, müstehaptır. Ama üzerinden bir müddet geçer ve başsağlığı dilemek musibetin yenilenmesine ve hatırlatılmasına sebep olacaksa, terk edilmesi daha iyidir. Yine üç güne kadar ölünün ev halkına yemek ikram edilmesi müstehap, onların yanında ve evlerinde yemek yenilmesi, mekruhtur.

633- İnsanın, kendi yakınlarının özellikle çocuğunun ölümünde sabretmesi, ölüyü hatırlarken “İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn” demesi, ölü için Kur’ân okuması, ana ve ba-basının kabri başında Allah’tan istekte bulunması ve çabuk bozulmayacak şekilde kabri sağlam yapması müstehaptır.

634- Birisinin ölümünden dolayı, insanın kendi saçını başını yolması, yüzünü ve vücudunu yaralaması, caiz değildir.

635- Baba ve erkek kardeşin ölümü dışında yaka parçalamak, caiz değildir.

636- Erkek, karısının veya evladının ölümünde yakasını veya elbisesini parçalarsa veya kadın, ölünün mateminde kan gelecek şekilde yüzünü yırtar veya saçlarını yolarsa, ya bir köle azat etmeli, ya on fakiri doyurmalı veya onlara giysi giydirmelidir. Bunları yapamazsa, üç gün oruç tutmalıdır. Kan gelmemiş olsa da farz ihtiyat gereği, bu hükümler uygulanmalıdır.

637- Farz ihtiyat gereği, ölünün yasında yüksek sesle ağlanılmamalıdır.

KABRİ AÇMAK

641- Müslüman’ın kabrini açmak, çocuk veya deli olsa da haramdır. Ancak ölünün cesedi çürür ve toprak kesilirse, sakıncası yoktur.

642- İmam zadelerin, şehitlerin ve salih insanların kabirlerini açmak, üzerinden yıllar geçse de, ziyaret yeri olduğu takdirde haramdır. Hatta ziyaretgâh olmasa da, farz ihtiyat gereği, açılmamalıdır.

643- Bir kaç durumda kabri açmak, haram değildir:

1) Cenaze gasp edilmiş bir yerde gömülür ve yer sahibi de onun orada bulunmasına razı olmaz.

2) Kefen ya da cenazeyle gömülen başka bir şey gasp edilmiş olur ve sahibi onun kabirde kalmasına rıza göstermez. Ölüden vereseye intikal eden bir mal cenazeyle birlikte gömülür ve verese o malın kabirde kalmasına razı olmazsa, yine hüküm aynıdır. Ancak vârislere intikal etmiş ve cenazeyle birlikte gömülen şey, yüzük ve benzeri gibi az bir mal olursa, onun çıkarılması için kabrin açılması özellikle eğer vereseye fazla haksızlık sayılmazsa, sakıncalı ve üzerinde genişçe durulması gereken bir konudur. Eğer dua kitabı, Kur’ân veya yüzük gibi şeylerin kendisiyle gömülmesini vasiyet ederse, vasiyet ettiği şey onun malının üçte birinden fazla olmadığı takdirde, bunları çıkarmak amacıyla kabir açılmaz.

3) Ölü yıkanmadan veya kefenlenmeden gömülür ya da yıkamanın batıl olduğu veya şer’î usûllere göre gömülmediği yahut kabirde kıbleye doğru koyulmadığı anlaşılır.

4) Bir hakkın ispatlanması için ölünün bedeni görülmek istenir.

5) Cenaze, kâfirlerin mezarlığı veya pislik dökülen yerler gibi kendisine saygısızlık sayılan bir yere gömülür.

6) Canlı olduğu hâlde annesiyle birlikte gömülen çocuğun çıkarılması gibi, şer’î açıdan kabri açmaktan daha önemli olan bir konu için açılması gerekli olur.

7) Ölünün bedenini, yırtıcı hayvanların parçalayacağından, sel götüreceğinden veya düşman çıkaracağından korkulur.

8 ) Ölünün vücudunun bir parçası olup ancak kendisiyle gömülmeyen bir parça gömülmek istenir. Ama farz ihtiyat gereği, o parça ölünün bedeni görülmeyecek şekilde kabre konulmalıdır.

İMAM HUMEYNİ


Yorum Bırak

  1. beytül ahzan dedi ki:

    Selamun Aleykum

    Cenaze namazının nasıl kılındığını okumak isteyenler linke tıklasın:
    http://www.ehli-beyt.org/ehlibeyt/cenaze-namazi.html

    Cenaze namazıyla ilgili hükümleri okumak isteyenler linke tıklasın:
    http://www.ehli-beyt.org/ehlibeyt/cenaze-namaziyla-ilgili-hukumler.html