Çocukları Cezalandırmak

Yazar: beytül ahzan Tarih: 5 Şubat 2010 2.2K kez okundu Evlilik ve Aile Yorum Yok
Çocukları Cezalandırmak
Bu yazıyı değerlendirin


Uzmanların yapmış olduğu araştırma sonuçlarına göre; şiddet gören çocukluklar büyüdüklerinde birçok psikolojik sorunla karşılaşmaktadırlar. Özellikle anne-babanın çocuğuna şiddet uygulaması, beynin belli bir yerinin fonksiyonunu kaybederek, çocuğun konuşma ve öğrenim kabiliyetini kötü yönde etkilemektedir.

Hiç şüphesiz çocuklara disiplin verilmelidir, fakat bu konu kimine göre “çocuğa nasıl davranması gerektiğini öğretmek”  ve kimine göreyse  “çocuğu cezalandırmak” tır ve ne yazık ki toplumumuzda en fazla kabul gören onu eğitmek yerine onu cezalandırmaktır. Öyle ki dayak ve cezalandırmanın güzel olduğu hususunda birçok atasözü söylenmektedir. “Dayak cennetten çıkmadır, kızını dövmeyen dizini döver…”

Terbiye etmek denilince pek çok kişinin aklına hemen cezalandırma gelir, oysa terbiye etmek ve cezalandırmak birbirinden çok farklı kavramlardır. Terbiye, çocuğa olumlu davranışların, kendini nasıl kontrol etmesi gerektiğinin öğretildiği ve içinde ödüllendirmenin de yer aldığı bir sistemdir. Cezalandırma ise daha menfi bir anlam taşır; çocuğun yaptığı ya da yapmadığı bir davranışın arkasından gelen bir sonuçtur.

Ceza, olumsuz bir itici uyarıcının, bir davranımın yapılmasından sonra ona bağlı olarak uygulanması olayına verilen teknik bir isimdir. Buna göre ceza, yeni/güzel bir davranışı öğretmez sadece istenmeyen davranışı bastırır, önünü alır ama bir daha yapılmasını asla engellemez.

Fakat daha bebeklik döneminden başlayarak çocuklarımızı cezalandırmak yerine onlara iyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı öğretmemiz gerekmez mi? Çocuğa hangi davranışlarının iyi, hangi davranışları yapmaması gerektiğini öğretmek acaba ebeveynin görevi değil mi? Bunların çocuğa öğretilmesi aslında sanıldığı kadar zor değildir, ancak biraz sabır gerektirir. Özellikle küçük çocukların öğrenmesi zaman aldığından, hatalı bir davranışı değiştirmek genellikle birkaç haftalık bir çalışmayı gerektirir. Dolayısıyla önce eğitim verilmelidir, ceza ise hiçbir zaman gereken eğitimin yerini tutmaz.

Ceza ile bir davranış bastırılmaya çalışılırken, bir başka istenmedik davranış ortaya çıkabilir. Örneğin, çok sevdiğimiz vazoyu kıran çocuğumuzu  cezalandırıyorsak, aslında bu cezayla birlikte çocuğumuza yalan söyleme davranışını da kazandırmış oluyoruz. Bir dahaki sefere çocuk cezadan kaçmak için yalan söyleyecektir.

Öyleyse çocuğumuza,  her zaman her yerde, kendi kendini kontrol edebilme gücünü ve alışkanlığını vermeye çalışmalıyız. Davranışlarını bir başkasını sevindirmek bir başkasının gözüne girmek ya da birinden korktuğu, çekindiği için değil, doğruluğuna, öyle yapılması gerektiğine inandığı için ayarlamalıdır. Çocuğumuzu bu bilince ulaştırmalıyız. Bu bilinçte olan birey her zaman ve her yerde aynı biçimde davranır. Böyle bir insan, davranışlarını ayarlarken daima önce kendisini düşünür, kendi kendine hesap vererek davranışlarına buna göre bir yön ve biçim vermeye çalışır.


Cezalandırma Şekilleri

1-Fiziksel Cezalandırma: Yani dayak atamak, kulağını çekmek, bir yerine vurmak. Bu tür davranışlar ne İslam dinin ve nede uzmanların kabul ettiği davranışlardır.

İmam Sadık (a.s) buyuruyor ki: “Her kim başkasına bir kırbaç vurursa Allah da ona ateşten bir kırbaç vuracaktır.”

Resulullah (s.a.a) ise bu konuda şöyle buyurur: “Terbiye ve öğretimde yumuşaklık gösteriniz ve sıkı tutmayınız, çünkü bilgin öğretmen sıkı tutandan daha iyidir.”

Fiziksel ceza uygulayanlar bir süre sonra çocuğun alıştığını görecektir, bu yüzden de daha şiddetli ceza uygulamaya başlar, yani cezanın etkili olabilmesi için itici uyarıcının şiddeti gün geçtikçe artırılır. Örneğin, sıkça yapılan hatalardan biri şudur: çocuğun belirli bir davranışını kontrol etmek isteyen anne veya baba, dövme, bağırma gibi şiddet dolu itici uyarıcılar kullanırsa, bunlar başlangıçta etkili olmuş olsa bile zamanla çocuğun bu uyarıcılara alıştığı görülür ve ebeveynler dozu artırmak gibi kısır bir döngü içine girerler.

Bu tür bedensel cezalara maruz kalanlar, telafi edilmeyecek rahatsızlıklara yakalanmaktadırlar, örneğin:

1.Dayak yiyen çocuk zorbalık karşısında niye ve neden demeden boyun eğmeye alışır.

2.Dayak yiyen çocuk anne ve babasına karşı kin besler ve genellikle bu kini ömür boyu unutmaz.

3.Çocuğu korkak ve ürkek yetiştirir.

4.Bedensel cezalar genellikle çocuğu terbiye etmeyip onda ıslah olma eğilimini oluşturmamaktadır. Sonuçta çocuğu bu şekilde cezalandırmak onda; saldırganlık, korku, kin, nefret gibi duyguların oluşumuna zemin hazırlar. Dayak atmak, şiddetine bağlı olarak çocukta ciddi fiziksel hasarlara neden olabilir. Sürekli dövülen çocuklarda depresyon, alkol kullanımı, diğer çocuklara saldırganlık daha sık görülür, hatta erişkin olduklarında kendi eş ve çocuklarını dövme ve suç işleme oranları diğer kişilere göre daha fazla olmaktadır. Yapılan çalışmalar, dayak yiyen çocukların, erişkin olduklarında diğer kişileri –onları sevseler bile- daha çok cezalandırma eğiliminde olduklarını ortaya koymuştur.

2- Sözlü Cezalandırma: Bağırmak, söylenmek, üzerine yürüyerek, sinirli bir halde konuşmak, hakaret etmek, suçlamak ve onu utandıracak her türlü sözü söylemek sözlü cezalandırmadır. Ebeveynin bu tür davranışlarının, özellikle gençleri üzerinde hiçbir caydırıcılığı yoktur, aksine anne-babasından nefret etmesine, bir daha onları sevmemesine neden olacaktır.

Sözlü cezalandırmanın, bedensel cezalandırmadan pek bir farkı yoktur, ikisi de sonuçta çocuk üzerinde kalıcı birçok zararlar doğurmaktadır. Bu tür cezalara maruz kalanlar ya aşırı saldırgan ya da aşırı pasif olurlar. Böylece her insanda olması gereken normal bir karaktere sahip olmazlar.

3- Yasaklar Koyma: Aşırı baskı yasaklamalar ve engellemelere dayanan disiplin anlayışı, bunun tamamen tersi aşırı özgülüğe ve hoşgörüye dayanan disiplin anlayışı, çocuğun eğitimi ve kişiliği üzerendi aynı olumsuz etkilerde bulunmaktadır. Bu tip disiplin anlayışlarına göre yetiştirilen çocuklar şaşkın ürkek, çekingen, ne yapacağını bilemeyen güçsüz kişilikli kimseler durumuna gelmektedir. Yapılan incelemeler göre aşırı baskı ve sert disiplin altında yetiştirilen çocuklarda şu davranışlar görülmektedir:

1.Anne babalarından nefret etmek.

2.İnsanlarla iyi geçinememek, kavgacı ve geçimsiz kimseler durumuna gelmek.

3.Sinirlerine hâkim olmakta güçlük çekmek ve alıngan bir kişiliğe sahip olmak.

4. Ne kendilerine ne başkalarına güvenememek.

5.Her türlü otoriteden nefret etmek.

6.Bir takım yersiz korku ve kaygıları olmak.

7.Arkadaşları edinmekte güçlük çekmek.

Demek ki çok fazla yasaklar koymak ve çocuğu sıkmak yanlıştır, ama bu tamamen onu özgür bırakmak anlamına da gelmemektedir, çünkü sınırsız bir özgürlük içinde yetişen bir çocuk da gereken disiplin ve eğitime ulaşamaz. Bu gibi çocuklara; neyin iyi, neyin kötü, neyi yapabilecekleri, neyi yapmamaları gerektiği öğretilmediği için onlar da her canlarının istediğini yapacaklardır. Başkası da yaptıklarının yanlış olduğunu söylediklerinde hemen kırılırlar. Tamamen özgür bırakılarak büyütülen çocuklar, başkalarının hakkına saygı göstermezler, işbirliğine yanaşmazlar, sadece kendilerini düşünen bencil kimselerdir. Bu yüzden de sevilmeyen, istenmeyen insanlar durumuna gelirler.


Peki, Nasıl Cezalandırmalı?

Çocuk güzel, beğenilir ve olumlu bir davranış gösterdiğinde ödüllendirilmelidir. Ödüllendirmekte sadece maddi olmamalı, illa hediye almanız, para vermeniz gerekmez hatta bunları yapmanız çoğu zaman zararlı bile olabilir. Çocuğunuzun güzel işlerini daha çok manevi olarak ödüllendirin. Örneğin; ona sarılın, gurur duyduğunuzu, sevdiğinizi dile getirin, yaptığı işle sizi ne kadar mutlu ettiğini söyleyin. Bu davranışınız kesinlikle onu da mutlu edecektir ve hem o güzel işi tekrarlaması ve hem de yeni güzel işler yapması için yüreklendirecektir.

Fakat bazen her şey yolunda gitmeye bilir, siz iyiyi kötüyü anlatmış, doğruları göstermişsinizdir ve gereken terbiyeyi vermişsinizdir ama yinede çocuğunuz bir takım yanlışları, üstüne basa tekrarlamaktadır. Bu esnada duyarsız yahut hoşgörüyle davranmak asla olmaz, düzelmesi için cezalandırmanız gerekmektedir. Bunun içinde şunları yapmaya çalışın:

1- Çocuk yaptığı işin doğal cezasını çekmeli ve buna katlanmalıdır. Örneğin sütünü bilerek dökmüşse o öğün yeniden ona süt verilmeyecek. Böylece hatalı olduğunu anlayacak ve bir daha kaybetmemek için (hoşuna giden şeyi) tekrarlamayacaktır.

2- Çok sevdiği ve çok istediği şeyi, bir süreliğine kısıtlayarak cezalandırın. Örneğin oyuncaklarını toplamasını söylediniz, ama sizi dinlemede, o zaman sizde, tatlı ve yumuşak bir dille: “Eğer toplamazsan, ben toplarım ama akşama kadar bir daha oynaman için vermem” demelisiniz. Bu şekilde cezalandıracağınızı söylediğinizde mutlaka ciddi ve olun ve gerçekten yapın. Ama küsüp bir köşede oturduysa ve siz gönlünü almak için hemen oyuncakları önüne döktüyseniz, bu yöntem doğaldır ki işlemeyecektir.

3- Bir süreliğine onunla ilgilenmeyip, küsmeyi deneyin. Cezadan sonra çocuğun kabahatini unutun, onun hakkında konuşmayın, görmezlikten gelin ve işi takip etmeyin.

Hadiste şöyle nakledilmektedir: Çocuğum çok yaramazdı, hiç sözümü dinlemiyordu, bir gün yine İmam Kazım’ın (a.s) yanında ondan bahsedip, yakındım. İmam şöyle buyurdu: “Sakın onu döverek cezalandırmaya çalışma, ondan küs ama küsmeyi de fazla uzatma.”

Pejvak Dergisi


Etiketler:

Yorum Bırak