Darlıkta Veremeyen Varlıkta Niye Veremez?

Yazar: beytül ahzan Tarih: 5 Ekim 2009 1.5K kez okundu Yazı ve Makale Yorum Yok
Darlıkta Veremeyen Varlıkta Niye Veremez?
Bu yazıyı değerlendirin

1.
Darlık diye tarif ettiğimiz hal, verecek bir şeyimiz olmadığını düşündüğümüz haldir. “Verecek bir şeyim yok” demek, “Hiçbir şeyim verilecek nitelikte değil” demektir. Oysa, vermeyi “yarım hurma”ya kadar indiren Resul-u Ekrem (saa),  bir hurması olanın bile, verilebilecek nitelikte bir şeyi olduğuna işaret eder. Sahip olduklarını az olduğu için “verilmez” diye nitelendiren, çok olduğunda da bu nitelendirmeyi değiştirebilir mi? “Verilemez”ini “verilebilir” diye görmeye ne zaman başlar? Azları çoğalsa bile, verilmez sandıklarının verilebilir hale geldiğine karar vereceği bir sınır yoktur.Kıtlığı bolluğa dönüşse bile, vazgeçilmez diye bildiklerinin vazgeçilebilir olduğu eşiği fark edemez.Çünkü sorun eşyanın miktarında değil, eşyaya bakışındadır.Eşyayı başından vazgeçilmez bilen sonuna kadar vazgeçilmez bilir. Servetini verilmez diye tanımlayan her şartta verilmez bir servetin sahibidir.Dolayısıyla, darlıkta verilmez olan varlıkta da verilmez olacaktır.Böylece, farkına varmadan, varlığı da verecek bir şeyimiz olmadığını düşündüğümüz darlık diye tanımlamaya başlarız.Hiç veremeyiz.

2.
Darlık diye tanımladığımız durum, bizden bir şeyin eksilmesine razı olmadığımız haldir.Oysa vazgeçilmez bildiklerimizden vazgeçmeyi ancak darlıkta öğrenebiliriz.Sahip olduklarımızın vazgeçilebilir olduğuna, nefsimizi, canımızı yakarak, bir tarafımızı yıkarak ancak ikna ederiz.Darlıkta canımız yanar diye vermekten kaçınıyorsak, bollukta da canımızı yakmaktan kaçınırız.Canımızı yakacak her verişi darlık diye tarif ederiz.Üstelik, darlıkta az olan malımızın azını vererek terbiye edebiliriz nefsimizi.Nefsimizi terbiyenin bedeli daha düşük olur.Daha az bedelle nefsimize infak etmeyi öğretmekten kaçınmışsak, varlık halinde daha büyük bedel ödemekten zaten kaçarız. Darlığımız geçse bile, vermekle darlanmaya devam ederiz. Sandığımızın aksine, bollukta daha da daralırız.Daha da daralınca, infakı hepten bırakırız.

3.
İnfak için varlık zamanını beklemek, namaza başlamak için geniş zamanları beklemeye benzer.Dar sandığımız zamanlarda kılmaktan kaçındığımız namazlar için zaman artıracağımız o geniş zamanlar bir türlü gelmez. Koskoca ömrün içinde bir vakit namaz kılacak zaman olmaz. Çünkü zamanın darlığına ya da genişliğine bir karar veririz; zamanın kendisi daralmaz.Yolunu gözlediğimiz o geniş zamanlara ulaştığımızda, hiç de zamanın genişlemediğini, aksine meşguliyetlerin arttığını görürüz. Dar zamanda bulamadığımız fırsatı, geniş zamanlarda hiç bulamayız.Kendimizce hayal ettiğimiz o geniş zamanlar hiç gelmez gibidir.Tanımımız keyfi olduğu için, keyfimiz zamanı bir türlü “geniş” görmez, bir türlü namaz kılacak bollukta bulmaz. Geçimin darlığı ve genişliği de böylesi bir keyfi tanımlamadır. Geçim darlığı geçse bile, meşguliyetlerimiz, borçlarımız, yeni ihtiyaçlarımız bekleyen projelerimiz, yarım kalmış işlerimiz, daha büyük yatırımlarımız yüzünden geçimimizin genişlediğine bir türlü kanaat getiremeyiz.
Darlıkta esirgediklerimizi, bollukta daha da şiddetle esirgeriz. Hiç veremeyiz.

4.
Darlık diye tarif ettiğimiz durumda, sahibi olduğumuz servetin her birimini çok daha yoğun severiz.Birim başına sevgimiz öyle yoğundur ki, her birimini etimiz tırnağımız biliriz. Eksilirken, canımız çekilir sanki. Öyle yoğundur ki sevgimiz, her parçasını vazgeçilmez, elden çıkarılmaz biliriz. Varlık halinde ise,  vazgeçeceğimiz, elden çıkarmayı  göze alabileceğimiz ilave servetimiz olacağını hayal ederiz.Daha çok mala sahip olduğumuzda, her birim başına daha az sevgimiz olacağını umarız. Gerçek şu ki sevgimiz bir türlü azalmaz; belki daha da artar.Kendimizden koparacağımız, elimizden çıkarınca canımızı yakmayacak o ilave servete bir türlü sahip olamayız.Sahip olsak bile , tıpkı darlıktaki gibi etimiz tırnağımız biliriz. Servetin hiçbir kısmını infak edilecek, elden çıkarılacak, nitelikte göremeyiz.Gönlümüzü odakladığımız eşya, vermeye köreltir gönlümüzü. Başka muhtaçlara körleştirir bizi. Darlık, elimizdekileri, daha çok sevdirerek, her birini vazgeçilmez kılıyorsa, daha da çok sevdiğimiz şeyler elimizde çoğaldıkça , servetimizle birlikte darlığımızı da artırırız.Ne kadar çok olursa olsun, hiçbir parçasını verilebilir göremeyiz. Vermeyi göze alamadığımız için, bizden istenince daha da darlanırız. Böylece bollukta veremez hale geliriz.

5.
Darlıkta, vazgeçilmez  ve terk edilmez görecek kadar çok sevdiğimiz çok az şeyimiz vardır.Az miktarda ama çok sevdiği şeyleri olan biri, az da olsa verdiğinde çok sevdiğinden verir.İnfak sevdiğinden vermektir. “Sevdiklerimizden vermedikçe, hayra erişemeyiz” değil mi? İnfakın, infak olabilmesi için sevdiğimizden olması gerek.İnfakı az ya da çok yapan, verdiğimizin miktarı değil, verdiğimizi sevme miktarıdır. Çok sevdiğimizden az da versek, çok veririz. Az sevdiğimizden çok da versek, az veririz. Öyleyse, darlıkta  verdiğimiz az şeyle hayra erişebiliriz.Çünkü darlıkta az şeyimiz vardır ve onu çok severiz. Hayra erişme bedelimiz düşer darlıkta. Varlık diye tarif ettiğimiz durum, elimizden çıkarmayı göze alacak kadar az seveceğimiz çok şeyin sahibi olmaksa, niyetimiz sevdiğimiz şeylerden vermek değil demektir.Az olduğu için çok sevdiği şeyi veremeyen, çok olunca az sevdiği şeyi vermeye niyetlidir demektir. Çok sevdiği  için vermeyen, vermek için az sevmeyi bekliyorsa, hiç sevmediğini vermeye niyetlidir demektir. Sevmediğini  vermek ise vermek değildir. Verse bile, sevdiğinden vermediği için hayra erişemez. Verse de verdiği infak sayılmaz.

Senai Demirci

———-

Senai Demirci’nin “Canla Bağışla” adlı kitabından alıntıdır.

Sayfa:133



Yorum Bırak