Doğruya Doğru (Nasıl Hidayete Kavuştum) / Muhammed Ticani

Yazar: beytül ahzan Tarih: 11 Aralık 2009 6.109 kez okundu Kitap Tanıtımı 2 Yorum


Kitabın Adı:Doğruya Doğru

Yazarı:Prof. Dr. Muhammed Ticani

Çevirmen:Ataman Koç

Sayfa:283


Selamun Aleykum Ehlibeyt Dostları

“Doğruya Doğru ” diğer adıyla “Nasıl Hidayete Kavuştum” kitabı sonrada şia olan Muhammed Ticani’nin şia olma serüvenini anlatıyor.Tabi sadece hayat öyküsü tarzında değil, delillerle yazılmış bir kitap.

Dili  ağır değil… Araştırmaya, okumaya yeni başlayanlar için birebir…

Kitaptan biraz alıntı yapacağım kitap hakkında fikriniz olsun diye…

Şüphe ve Tereddüt başlığı altındaki yazının bir kısmını alıntıladım:


“ŞÜPHE VE TEREDDÜT

Seyyid Muhammed Bâkır Sadr’ın cevapları açık ve ikna ediciydi; ama onlar benim gibi birisinin kalbine nasıl tesir edebilirdi? Ben ömrümün yirmi beş yılını sahabeleri özellikle Hulefa-i Raşidîn’i takdis etmekle geçirmiştim ve Ebu Bekir Sıddık, Ömer Faruk gibiler başta olmak üzere sahabelerin sünnetine uymayı; Hz. Resulullah’ın emri gereği farz biliyordum.Ama Irak’a geldiğim günden beri bu ikisinin isimlerini asla duymayıp bana tamamen yabancı gelen yeni isimlerle karşılaştım. Mesela 12 İmam’ın isimleriyle.

İddiaya göre Peygamber (s.a.a) vefatından önce Hz. Ali’yi kendi halifesi olarak tayin etmiştir; ama ben bütün bunlara nasıl inanabilirim. Acaba bütün insanlardan üstün olan Sahabe- i Kiram’ın Hz. Ali’nin aleyhine anlaşmaları nasıl mümkün olabilir?
Biz çocukluğumuzdan beri Resulullah’ın (s.a.a) sahabelerinin
Hz. Ali’ye çok hürmet edip ona değer verdiklerini duymuştuk. Onun Hz. Fatıma’nın kocası, Hasan ve Hüseyin’in babası ve ilmin kapısı olduğunu biliyorduk. Nitekim Hz. Ali de Ebu Bekir Sıddık’ın değerini biliyordu. O Ebu Bekir’in İslâm’ı ilk kabul eden kişi olduğunu ve Peygamber’in mağara yoldaşı olduğunu biliyordu; nitekim bu husus Kur’ân’da bile zikredilmiştir. Yine Resulullah (s.a.a) hastalığında onu namazda halka imamlık yapmak için göndermiş ve şöyle buyurmuştur: “Eğer kendime vefalı bir dost seçseydim, Ebu Bekir’i seçerdim.”

Bu nedenle Müslümanlar Ebu Bekir’i halife olarak seçtiler ve aynı şekilde Hz. Ali, Hz. Ömer’in değerini biliyordu. O, Allah’ın Ömer’in vesilesiyle İslâm’a güç kazandırdığını biliyordu. Hakkı ve batılı iyice ayırt ettiği için Peygamber (s.a.a) ona Faruk lakabını vermiştir. Aynı şekilde o, Hz. Osman’ın da değerini biliyordu. O, Allah’ın meleklerinin Osman’dan utandığını ve Resulullah’ın ona Zinnureyn lakabını verdiğini biliyordu.Bizim Şiî kardeşlerimizin bütün bunlardan nasıl haberleri yoktur? Veya onlar bunu bilerek mi inkâr ediyorlar ve bu şahsiyetleri sıradan birileri gibi nefsî isteklerine ve dünya zevklerine uyan, bu yüzden de hakka tâbi olmayan ve Peygamber’in vefatından sonra onun emirlerine karşı gelen kişiler olarak telakki ediyorlar? Oysa bunlar İslâm’ın izzeti ve zaferi için kabilelerine, babalarına ve çocuklarına bile kılıç çeken ve Peygamber’in emirlerini yerine getirmek için birbirleriyle yarışan kişilerdi. Böyle şahıslar nasıl Peygamber’den sonra makama aldanıp onun emirlerini görmezlikten gelebilirler!
Evet, bu nedenle birçok meselede ikna olmama ve Şia’ nın görüşünü kabul etmeme rağmen, Şia’nın tüm sözlerine inanamıyordum. Bu hususlarda şüphe ve tereddüt içindeyim.
Şia hocalarının mantıklı sözleri içimde şüphe yaratmıştı, diğer yandan da sahabelerin bizim gibi normal bir insan seviyesine inmelerine ve risalet nurunun onları temizlememiş olmasına inanmıyordum. Allah’ım, Peygamber’in sahabesinin, Şiîlerin inandıkları seviyede olması mümkün mü?
Ama önemli olan şu ki, geçmişteki inançlarımda şüphe ve tereddüt meydana gelmiş, neticede hakikate varmak için araştırılması gereken perde arkasında gizli kalmış birçok gerçeğin var olduğunu itiraf ediyorum.

Arkadaşım Mun’im geldi, onunla Kerbela’ya gittik. Orada ben de Şiîlerin yaşadıkları gibi Hz. Hüseyin’in çilesini yaşadım.
Orada anladım ki Hz. Hüseyin (a.s)n ölmemiştir. Halk izdiham edip kabrinin dört tarafında pervane gibi dönüyordu. Öyle yanık ve içten ağlıyorlardı ki sanki Hz. Hüseyin yeni şehit olmuştu. Ben şimdiye kadar böyle bir şey görmemiştim. Hatipler acıklı bir sesle Kerbela vakıasını anlatıp halkın duygularının coşturuyorlardı. Bunları dinleyenler elinde olmayarak kendini tutamıyordu ve gözlerinden yaş akmaya başlıyordu.

Ben de kendimi tutamadım ve öteden beri içimde bir acı varmışçasına beni de ağlama tuttu. Bu ağlamanın neticesinde kendimde derin bir rahatlık hissetmeye başladım; önceden böyle bir şeye şahit olmuş değildim.
Sanki şimdiye kadar ben Hz. Hüseyin’in düşmanlarının safında idim de şimdi birden bire O’nun dostlarının ve onun uğrunda canlarını feda edenlerin safına geçtim…… “[Sayfa:85]

Yorum Bırak

  1. Aynur dedi ki:

    Bu kitabı nasıl indirim?

  2. gunay_telek1976@hotmail.com dedi ki:

    ben muhammet ticani hocamızın doğrularla birlikte kitabını okudum ve bir şii olarak çok eksiklik gördüm kendimde allah ondan razı olsun öyle güzel anlatmışki bence bu kitabı herkesin okuması gerekiyor okudukça bir an bile sıkılmadım ayrıca çok sürükleyici bir kita hocamızın ağzına sağlık allah böyle hocalarımızın soyunu çoğaltsın inşallah saygılarımla günay telek