Dua’nın Gerekliliği

Yazar: beytül ahzan Tarih: 4 Ağustos 2009 1.7K kez okundu Dua Yorum Yok



İnsan her durumda ilahi lütfün yardımına muhtaçtır ve bu ihtiyacını gidermek için (Çünkü bu İnsanın tekâmüle erme yoludur.) Kadir-i Mutlak’ın huzuruna yöneliyor ki, O’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. “Ey insanlar, siz Allah’a muhtaçsınız, Allah ise zengin ve övgüye layık Olandır.” (Fatır-15)

“Dua ettiği zaman darda kalmışa kim yetişiyor da kötülüğü (onun üzerinden) kaldırıyor?” (Neml-62)

Allah’a ihtiyaç ve hacetin arz edildiği dua, ilahi ibadetlerden biridir.  Allah-u Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de kullarından duanın gölgesinde ihtiyaçlarını kendisinden istemelerini istiyor ve Allah’a ibadet etmekten kaçınan kimselerin cehenneme gireceklerini buyuruyor. “Ey İman Edenler! Sabırla ve namazla (Dua ile) yardım dileyin, gerçekten Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara-153)

“Bana dua edin, dua’nızı kabul edeyim. Bana kulluk yapmaya tenezzül etmeyenler, aşağılık olarak cehenneme gireceklerdir.” (Mümin-60)

Dua yalnızca ihtiyaç ve hacetleri istemek değildir, belki Allah’a iman ve kulluğun gereğidir. İhtiyaçları ve istekleri istemek belki bir şeydir (vasıtadır) fakat bundan daha yüksek olan şey, dua ve yakarışın kendisi ibadet ve en son hedef Allah’ın rızasını kazanmaktır. Bütün her şeyden beri olan Allah’ın velileri, gönül sırlarını kendi Rab’lerine açıyorlar ve bu işten oldukça lezzet alıyorlar. Onlara göre dua bir şeye ulaşmak değildir, belki dua onlar için lezzet vericidir. Bununla kendi kulluklarını aşikâr edip açığa vurmaktadırlar.

“Kullarım, sana benden sorar(lar)sa (söyle): Ben (onlara) yakınım. Dua eden, bana dua ettiği zaman onun duasına karşılık veririm. O halde onlarda bana karşılık versinler (benim çağrıma uysunlar), bana inansınlar ki doğru yolu bulsunlar. (Bakara-186)

Merhum Allame Tabatabai, duanın icabeti için gerekli olan iki şartı beyan ettikten sonra (bunlardan birincisi, gerçekten istemek, ikincisi, duada Allah’a şirk koşmamaktır) zikredilen ayette duanın önemi hakkında geçen yedi mühim noktayı açıklayıp, şöyle sıralandırıyor:

1-Ayette ki zamirler mütekellim (Ben) olarak gelmiştir. Örneğin “ibadi” (benim kullarım), “Enni” (benden),  “Feinni” (o halde ben) vs. şeklinde yedi defa kısa cümlelerde tekrar edilmiştir. Böyle bir beyan Kuran’ın başka hiç bir yerinde yoktur, buda Allah’ın dualara icabet etmesinde ki fazla ihtimam ve teveccühün göstergesidir. Başka bir tabirle şöyle de denilebilir; Allah’u Teâlâ kendisinin dua eden kullarıyla daha yakın ilişki içinde olduğunu belirtmek istemektedir.

2-“Benim kullarım” olarak buyuruyor, insanlar olarak buyurmuyor. Benim kullarım sana beni sorduklarında “ben yakınım” buyuruyor, bütün insanlar değil.

3-Allah, bu ayetinde bir vasıta getirip “gerçekten o yakındır” diye buyurmadı aksine “gerçekten ben onlara yakınım” buyurdu.

4-Kendisinin kullarına olan yakınlığını “gerçekten, şüphesiz” gibi kelimelerle vurguluyor; “Biliniz ki gerçekten ben yakınım.”

5. Kurb’u (yakınlık) fiiliyle zikretmeyip sıfat olarak getirmesi daimi ve ebedi yakınlığı beyan ediyor. Yani Allah daima kullarına yakındır.

6-“İcabet ediyorum” cümlesini fiil ile getirerek duayı daimi, bütün hallerde ve bütün zamanlarda icabet ettiğini gösteriyor.

7- Cevabı beni çağırdığında şartlı beyan ediyor ve bu tekrar ediliyor, çünkü önceden buyrulmuştu ki dua edenlerin duasına karşılık veririm, tekrarlanma budur. Şöyle buyurmak istiyor: “Eğer hakikat üzerine çağrılırsam hiçbir şart olmadan çağrıya icabet ederim, dua icabetle iç içedir. (el-Mizan, c,2, s,30)

Yorum Bırak