Dünler ve Bizler…

Yazar: beytül ahzan Tarih: 5 Kasım 2009 1.6K kez okundu Yazı ve Makale Yorum Yok
Dünler ve Bizler…
Bu yazıyı değerlendirin



Hamd önde de sonda da Allah’adır(a.c).
Her daim hayrını üzerimizden esirgemeyen o güzel Yaratıcı’ya hamd olsun. O öyle bir yaratıcıdır ki, kulları arasında rızkını ve rahmetini eşit paylaştırır. O Allah’tır ki, nimet olarak insanlığa Ehl-i Beyt’i bağışlamış ve onları her daim yaşamlarımızda bize öncü ve örnek kılmıştır.

“İçinizde öyle kişiler bulunmalı ki, onlar sizi hayra çağırsın, iyiliği emretsin, sizi kötülükten vazgeçirmeye çalışsın. Ve onlardır kurtulan, muratlarına erenler”(Al-i İmran-104)

Fasıl 1

Bugün bizler en büyük eksikliğimiz olan “Ali Şialığı” ile karşınıza çıkmış bulunmaktayız. Yıllarca, araştırmaksızın, sadece kulaktan dolma sözlerle ve sadece büyüklerimiz söylüyor diye, kalplerimizi ve kulaklarımızı hakkaniyete kapattık. Neden mi? Çünkü “Ekseriyetin görüşü ve mantığı şudur; Yaşlılar ve saçı sakalı ağarmış olanlar bu işi daha iyi bilirler. Hem gelenek de böyle gelmiş olduğundan geleneği bozmayalım. Yaşlılar, büyükler ne yapsalar doğrudur, onlar hata etmezler. Bu nedenle biz bu yaşlılara ve toplumun, saçı sakalı ağarmış büyüklerine uymaktayız.”

Oysa üstat Mutahhari(r.a) bu konuda şöyle söylemiştir; “Hâlbuki İslam kuralları gelenekleri de ıslah etmek için inmiştir.
“Ey Ali! Ne mutlu sana ki, sen ve Şiaların cehennem ateşinden uzaksınız”
“Ben ağacım, Fatıma dalları, Ali onun tomurcukları, Hasan ve Huseyin meyveleri ve Şiilerimizde yapraklarıdır.”(Hz. Resulullah s.a.a)

Yıllarca nefislerimizi okşayan ve bizim övünmemize neden olacak hadisler öğrendik ve öğrettik. Ayrıca düşüncelere karşı Şialığımızı öyle bir savunduk ki onların, sanki bizim yıllarca İmam Ali ile yaşamışız gibi bizlerden çekindiklerini gördük.

Fasıl 2

“Ali seven yüreklerin her zaman sefası var
Ey Şia iftihar et, cihanda hangi milletin Ali gibi ağası var”(Anonim – Azeri)
Evet, yıllarımızı Ali’yi anlamayı ve tanımayı bir kenara bırakıp, sadece kendimizi, sanki Ali’nin bizlere ihtiyacı varmış gibi övücülüğe ayrılmış bir dünyanın içerisine kapattık. Övünmek güzeldir ancak kendimizle değil, Ali ile Ali’yi sevdiğimiz için değil, Ali’yi duyduğumuz için(ne yazık ki henüz imamımızı tanıyamadık).
Öncelikle “Ali Şia’sının” yapacağı ilk iş olarak “Şia” kelimesinin anlamını bilmek ki hepimiz bunun anlamını bilmekteyiz.

Sizce Şialık, Peygamberden sonra, Ali’yi sevmek ve onu kabul etmek midir?
Eğer durum böyleyse, nasıl oluyor da hem Ali’yi seviyor aynı zamanda da tanımıyoruz onu. Vallahi şaşılacak şey doğrusu! İnsan tanımadığı bir insanı nasıl sevebilir? Ayrıca üzülerek şunu da belirtmek istiyorum ki, aramızda Şiiliğini ve Ali misyonunu karşıt düşüncelere karşı savunmak için birçok hadis ve ayet ezberleyen kardeşimiz var ki, onlara Ali’nin faziletlerini say denildiğin de, Şah-ı merdan, Haydar-ı kerrar, Ebu Turab gibi lakap ve isimlerini saydıklarını görmekteyiz.

Dr. Ali Şeriati’nin bu konuda çok güzel bir sözü vardır;
“Ali için yapılan her yüceltmeden, yazılan her şiirden ve övgüden, hatta ona yöneltilen her sevgiden önce çağımızın ihtiyacı olan şey, Ali’yi tanımaktır. Bilgisizce bir sevginin değeri yoktur ve tıpkı putperestlik gibidir.”
Suç Ali’yi tanımayan ve anlamayan yeni kuşakta değildir, suç, Ali’yi savaş meydanlarında elinde Zülfikar’la tanıtıp onu yerlere ve göklere sığdıramayan ve ardından Ali’yi mazlumlaştırıp yılın sadece birkaç gününü programlı ağlama kabul ederek gençleri bu toplantılara davet edenlerdedir.

Yıllarımız Ali’ye ağlamakla geçti, belki yıllarımızı Ali’yi anlamakla geçirmiş olsaydık bugün “Şia ve gençliği” bu konumda olmazdı.

Fasıl 3

Peki, böyle bir durumda ne yapabiliriz?
Öncelikle Ali’yi anlamak ve tanımak konusunda ilk görev âlimlerimizindir. Ali’nin faziletlerini, sosyal hayatından siyasi hayatına kadar nasıl birisi olduğunu abartıdan kaçarak yeni nesle anlatmalılardır. Tabi bununla beraber Ehl-i Beyt’in yaşamlarını, nelerle karşılaştıklarını, nelerle mücadele ettiklerini, özellikle onların sosyal ve çevresel ilişkilerini iyice idrak etmek koşuluyla.

İkinci bir görev ise toplumun ileri gelen kişileridir ki, onlar gençlere değer vermeli, onların sorunlarıyla ilgilenmeli ve onları her koşulda ve her konuda dinlemeliler. Bu konuları ileriki yazılarımda sıra ile ele alacağım, sözlerimi tamamlamadan önce;
“İster kâfir olsun, ister Müslüman, insanlar öldükten sonra bizleri yanı başlarında bulacaklardır”(İmam Ali a.s)

Allah’ın kesinleştirdiği hesap gününde bir “Şia” olarak İmam Ali(a.s) karşısında onu tanıyamadıkları ve anlayamadıkları için nesillerimizi ezik durumda bulmak istemiyorsak gençlerimize gerektiği değeri verelim ve onları birer Şia olarak yetiştirelim vesselam…

Fatih KAHRAMANİ



Yorum Bırak