Ehlibeyt (as) Kimlerdir?

Yazar: beytül ahzan Tarih: 24 Eylül 2009 Ehlibeyt Yorum Yok



1. Hz. Muhammed (Allah’ın salat ve selamı ona ve Ehl-i Beyt’ine olsun)
2. Hz. Ali (Allah’ın selâmı ona olsun)
3. Hz. Fatıma (Allah’ın selâmı ona olsun)
4. Hz. Hasan (Allah’ın selâmı ona olsun)
5. Hz. Hüseyin (Allah’ın selâmı ona olsun)
6. Hz. Zeynelabidin (Allah’ın selâmı ona olsun)
7. Hz. Muhammed Bakir (Allah’ın selâmı ona olsun)
8. Hz Cafer Sadik (Allah’ın selâmı ona olsun)
9. Hz. Musa Kazim (Allah’ın selâmı ona olsun)
10. Hz. Ali Er-Rıza (Allah’ın selâmı ona olsun)
11. Hz. Muhammed Taki (Allah’ın selâmı ona olsun)
12 Hz. Ali Naki. (Allah’ın selâmı ona olsun)
13. Hz. Hasan Askeri (Allah’ın selâmı ona olsun)
14. Hz. Mehdi (Allah’ın selâmı ona olsun)

Ehli beytin önemini peygamberimiz( s.a.a) şöyle bildirdi:

(Ehl-i beyti seveni Hak teâlâ sever, buğz edene de buğz eder.)[İbniAsakir](İslam’ın esası, bana ve Ehl-i beytime sevgidir.) [İbni Asakir]
(Her şeyin temeli vardır. Müslümanlığın temeli eshab ve ehl-i beytimi sevmektir.) [İ.Neccar]
(Allah’n kitabı ve Ehl-i beytime uyan, hidayette olur, uymayan sapıtır.) [İ.Hibban]
(Ehl-i beytim, Nuh’un gemisi gibidir. Tutunan kurtulur, tutunmayan, boğulur.) [Taberani]
(Ehl-i beytime buğzeden, yüzüstü Cehenneme atılır.) [İ. Ahmed]
(Ehl-i beytime, Cehennemlikten başkası buğzetmez.) [İ. Ahmed]
(Vallahi Ehl-i beytimi sevmeyenin kalbine iman girmez.) [İ. Ahmed]

Bismillahirrahmanirrahim

KUR’AN VE HADİSLERDE EHL-İ BEYT

Müslümanlar, çeşitli mezheplere mensup olmalarına rağmen Hz. Peygamber (s.a.a)’in Ehl-i Beyt’ini sever ve bu sevginin imanın bir parçası olduğuna inanırlar. Bizce bu sevginin sebebini Kur’an’da ve Resulullah’ın sünnetinde aramak gerekir. Çünkü yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de, onlardan her türlü pisliği uzaklaştırmayı ve onları tertemiz kılmayı irade ettiğini açıklamış ve Resulüne, peygamberliğinin ücreti olarak Müslümanlardan Ehl-i Beyt’ini sev-melerini istemesini emretmiştir. Dolayısıyla Müslümanların Ehl-i Beyt’e karşı özel bir sevgi beslemelerinden daha doğal bir şey olamaz. Ancak bizce bu sevgi sırf dilde ve kalpte kalmamalıdır. Bu sevginin belirtileri Müslümanların amellerinde görülmelidir. Eğer bir Müslüman Ehl-i Beyt’i sevdiğini söylüyorsa, onların Kur’an ve sünnetteki özgün yerlerinden habersiz olmamalıdır. Onların Allah katındaki makamlarını bilmelidir. Onların dostlarıyla dost, düşmanlarıyla düşman olmalıdır. Kur’an ve sünnette onlara tanınan ayrıcalığın hikmeti üzerinde düşünmeli ve bunun sırrına vâkıf olmalıdır.Biz bu kısa önsözde Ehl-i Beyt’in Allah ve Resulü indindeki makamlarını daha iyi tanıyabilmek için Kur’an ve sünnette Ehl-i Beyt’le ilgili ayet ve hadislerden bazı örnekler aktarıp kısa bir açıklama yapmayı uygun gördük. Umarız, değerli okuyucular bu kitapta aktarılan hadislerin nasıl berrak ve zülal bir kaynaktan geldiğini bilip onları daha bir dikkatle okur ve amellerine yansıtırlar.
Önce Kur’an’da Ehl-i Beyt’le ilgili bazı ayetlere bir göz atalım.

KUR’AN’DA EHL-İ BEYT

1- Tathir Ayeti: Ehl-i Beyt’in üstün makamını bildiren ayetlerden biri, Tathir ayetidir. Yüce Allah, bu ayette onların her türlü pislikten (günah ve kötü işlerden) tertemiz olduklarını vurgulayarak insanların onlara yönelmelerini ve her konuda onları kendilerine örnek edinmelerini istemektedir. Ömürlerinin bir bölümünü puta tapmak veya diğer günahlarda sarf etmekle geçiren lekeli insanlar, diğer insanlara önder ve örnek olamazlar. Allah’ın halifesi ve hücceti olacak kişiler, mutlaka lekesiz, tertemiz ve her yönden mükemmel insanlar olmalıdırlar. İşte bu yüzden yüce Allah, halkın, gönül rahatlığıyla Ehl-i Beyt’e uymaları ve her konuda onlara başvurmanın gerekliliğini anlamaları için şu ayet-i kerimeyi nazil buyurmuştur:“Gerçekten ancak Allah, siz Ey Ehl-i Beyt’ten ricsi (günah ve hata pisliğini) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.”[1]
Ehl-i Beyt’ten maksat, Resulullah (s.a.a)’in Ehl-i Beytidir. Onlar da Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüse-yin’dir. Allah’ın selâmı onlara olsun. Eğer Ehl-i Beyt’ten maksat, Hz. Peygamber’in hanımları olmuş olsaydı, ayetteki zamirlerin müzekker olarak değil, müennes olarak zikredilmesi gerekirdi. Yani, “ankum” ve “yutahhirekum” yerine “ankunne” ve “yutahhirekunne” buyrulmalıydı.Ehl-i Beyt’in Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin (aleyhim’us-selâm) olmasıyla ilgili pek çok hadis ve rivayet nakledilmiştir. Örneğin, bir hadiste Resulullah (s.a.a); Hz. Ali, Hz. Fatıma, İmam Hasan ve İmam Hüseyin’e işaret ederek şöyle buyurmuştur:“Allah’ım, bunlar benim Ehl-i Beytimdir; onlardan ricsi (günah ve hata pisliğini) gider ve onları tertemiz kıl.”[2]
Bir rivayette de şöyle geçer:“Resulullah (s.a.a), sabah namazı vakitlerinde Hz. Fatı-ma’nın evinin önüne gelerek şöyle buyuruyordu:“Ey Ehl-i Beyt! Namaz! Şüphesiz Allah ricsi sizden gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.”[3]Birçok rivayette Resulullah (s.a.a)’in 6 ay, bazı rivayetlerde ise 9 ay boyunca Hz. Fatıma (a.s)’ın evinin önüne gelerek; “Ey Ehl-i Beyt! Namaz! Namaz!” diyerek mezkûr ayeti okuduğu nakledilmiştir.Resulullah (s.a.a)’in bu konuya bu kadar önem vermesi ve Ehl-i Beyt’inin kimler olduğunu tanıtmasına rağmen yine de bazı insanların, onca hadis ve rivayetleri görmezlikten gelerek; “Ehl-i Beyt’ten maksat, Resulullah’ın hanımlarıdır.” demelerine şaşırmamak elde değildir. Ama Allah’a çok şükürler olsun ki, artık Ehl-i Beyt dostları kendi yollarını bulmuşlar ve bu gibi sözlere kulak asmak bile istemiyorlar.


2- Meveddet Ayeti: Yüce Allah, Ehl-i Beyt’in ne kadar yüksek bir makama sahip olduğunu halka bildirmek için onları her çeşit günah ve pislikten arındırmanın yanı sıra, onları sevmenin gerekliliği hususunda da Resulullah (s.a.a)’e şöyle buyurmuştur:
“De ki: Ben, buna (tebliğime) karşılık yakınlarıma sevgi dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum.”[4]Resulullah (s.a.a), ayette geçen yakınların kimler olduğunu ve bu ayet gereğince kimlere sevgi duyulması gerektiğini kendi sözlerinde açıklamıştır. Müfessirler, muhaddisler ve siyer yazarları, kendi kitaplarında, bu ayetteki yakınlardan maksadın; Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (aleyhim’us-selâm) olduğunu bildirmişlerdir. Örneğin, Ahmed b. Hanbel, kendi Müsned’inde Said b. Cübeyr’den, o da İbn-i Abbas’tan şöyle nakletmiştir:“Meveddet ayeti nazil olduğunda ashap; “Ya Resulullah! Sevgileri bize farz olan yakınların kimlerdir?” diye sordular. Resulullah (s.a.a); “Ali, Fatıma ve onların oğullarıdır.” buyurdular.”[5]Böylece bu ayet gereğince, Ehl-i Beyt’i sevmek, bütün Müslümanlara farzdır. Fakat daha önce de değindiğimiz gibi, bu sevgi sadece dilde ve kalpte kalmamalı, amele de yansımalıdır. Yüce Allah, bir ayetinde şöyle buyuruyor:“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”[6]Allah’ı sevip de Peygamber’in düşmanlarına uymak düşünülemeyeceği gibi, Peygamber’i ve yakınlarını (Ehl-i Beyt’ini) sevip de onların düşmanlarının peşice gitmek de düşünülemez. Aksi takdirde sevginin gerçek olmadığı ortaya çıkar.


3- Mübahele Ayeti: Mübahele olayını tarihçiler, müfessirler ve muhaddisler genişçe nakletmişlerdir. Olay özetle şöyledir: Necran Hıristiyanlarından bir grup, bazı konularda Resulullah (s.a.a) ile görüşüp konuşmak için Medine’ye geliyorlar. Fakat Resulullah (s.a.a)’in haklı ve delilli sözleri karşısında teslim olmayıp tartışmalarını sürdürünce, Allah Tealâ şu ayeti nazil ediyor:“Artık sana gelen ilimden sonra, onun hakkında seninle çekişip tartışırlarsa, de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lânetleşelim de Allah’ın lânetini yalansöylemekte olanların üstüne kılalım.”[7]Necran Hıristiyanları Resulullah (s.a.a) tarafından müba-heleye (karşılıklı beddua etmeye) davet edilince, düşünüp taşındıktan sonra nihayet mübaheleyi kabul ediyor ve mübahele yapmak için vaatleşiyorlar. Vaat edilen gün ve saat gelip çatınca, Hıristiyanlar, Resulullah (s.a.a)’in Hz. Ali, Hz. Fatıma ve onların iki evladı Hasan ve Hüseyin ile geldiğini görüyorlar. Resulullah (s.a.a)’in kararlılığını ve yanındaki nurlu simaları görünce, korkuya kapılarak müba-heleden vazgeçip sulh anlaşması önerisinde bulunuyorlar. Resulullah (s.a.a), birtakım şartlarla onların önerisini kabul ediyor.Resulullah (s.a.a) bu hususta şöyle buyurmuştur:“Canım elinde olan Allah’a ant olsun ki, Necran ehlinin helâk olması yaklaşmıştı. Eğer mübahele etmiş olsalardı, maymun ve domuz oluvereceklerdi…”Bu olayı birçok müfessir nakletmiştir. Örneğin; Zemahşerî, Tefsir-i Keşşaf’ta; Fahr-i Razî, Tefsir-i Kebir’de ve Allâme Tabatabaî, el-Mizan’da.Ehl-i Beyt’in Allah’ın emriyle Resulullah (s.a.a) ile birlikte mübahele olayına katılması, onlar için çok büyük bir makam ve fazilettir. Eğer onlar, Allah katında çok sevilen ve duaları kabul olan şahsiyetler olmasalardı, Allah Tealâ, kesinlikle Peygamberine onları mübaheleye götürmesini emretmezdi. Böyle bir makama sahip olan Ehl-i Beyt’e sahip çıkmak, onları savunmak, onları halka tanıtmak ve onların sözlerinden yararlanmak her Müslümanın kaçınılmaz bir vazifesidir. Allah Tealâ bizleri, vazifelerini tanıyan ve onları yerine getirmek için gayret gösteren Ehl-i Beyt takipçilerinden kılsın, inşaallah.


4- Salât Ayeti: Salât ayetinde, bütün Müslümanlar, Hz. Peygamber’e ve onun tertemiz Ehl-i Beyt’ine salât etmekle görevli kılınmışlardır. Ayetin meali şöyledir:
“Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygamber’e salât etmekteler. Ey iman edenler, siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm edin.”[8]Tefsir-i Kebir’deki nakle göre; ashap Resulullah’ın yanına gelerek; “Ya Resulallah! Biz sana nasıl salât edelim?” dediklerinde Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor:“Şöyle deyin: Allahumme salli alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed; kema salleyte alâ İbrahime ve alâ âl-i İbrahim ve barik alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed; kemabarekte alâ İbrahime ve âl-i İbrahim; inneke hamîdun mecîd.”[9]Görüldüğü gibi, Hz. Peygamber’e salât etmek isteyenin, onun Âl’ine (Ehl-i Beyt’ine) de salât etmesi gerekir. Şafiî mezhebine göre teşehüdde salâvat getirmek farzdır. Şia mezhebine göre de öyledir. Teşehüdde Hz. Peygamber’e ve onun Ehl-i Beyt’ine salâvat getirmek, namazın bir cüz’üdür.Bir hadiste Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:“Bana kesik salâvat getirmeyin; (bana salâvat getirdiğinizde) Ehl-i Beyt’ime de salâvat getirin. Salâvat getirdiğinizde onları kesip atmayın. Çünkü kıyamet günü bütün neseplerkesilip atılacak, sadece benim nesebim korunacaktır.”[10]Yine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:“Kim bana salât eder de Ehl-i Beyt’ime etmezse, cennet kokusunu koklayamaz.”[11]Cennet kokusunu almaya liyakati olmayan bir kimsenin, cennete girmesi nasıl düşünülebilir? Bu ayet ve hadislerden anlaşıldığına göre, Ehl-i Beyt’in Allah katındaki makamı düşünebildiğimizden çok daha yücedir.Kur’an’da Ehl-i Beyt’in fazileti ile ilgili pek çok ayet vardır. Ancak biz bu kadarıyla yetinerek, şimdi de Ehl-i Beyt’le ilgili önemli bazı hadislere göz atmak istiyoruz.

HADİSLERDE EHL-İ BEYT

1- Sekaleyn Hadisi: Sekaleyn hadisi, Şia ve Ehl-i Sünnet kanalıyla nakledilen çok meşhur ve mütevatir bir hadistir. Bu hadis, çeşitli senet ve lafızlarla nakledilmiştir.Resulullah (s.a.a) bu hadiste şöyle buyuruyor:“Ben sizin aranızda iki değerli emanet bırakıyorum; biri Allah’ın kitabı, diğeri ise öz soyumdan olan Ehl-i Beyt’imdir; onlara sarıldığınız müddetçe, asla sapıklığa düşmezsiniz; onlar havuzun başında bana gelinceye dek birbirinden ayrılmayacaktır.”[12]Görüldüğü gibi, Resulullah (s.a.a) bu hadiste, Kur’an ve Ehl-i Beyt’in kıyamete kadar birlikte devam edeceğini bildirmiştir. Bu hadisten, diğer hadislerde olduğu gibi, yeryüzünün hiçbir zaman hüccetsiz kalmayacağı anlaşılmaktadır. Kur’an var olduğu müddetçe, onun müfesirleri olan Ehl-i Beyt de var olacaktır. Zamanımızın hücceti de, Ehl-i Beyt İmamlarından olan Hz. Mehdi (a.s)’dır. O, birtakım sebeplerden dolayı insanlar arasında gizli bir şekilde yaşamaktadır. Eğer bu ilâhî hüccetler olmasalardı, hadisler tabirince, yeryüzü ehlini yutardı. Şu hadis de, Ehl-i Beyt İmamlarından birisinin her zaman için var olduğunu ispatlamaktadır:
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:“Kim kendi zamanının imamını tanımadan ölürse, cahiliye ölümüyle ölmüştür.”[13]Acaba bu zaman veya gelecek zamanlarda cahiliye ölümüyle ölmemek için Müslümanların kime biat etmesi gerekir. Eğer; “Kendi zamanlarındaki iş başında olan yöneticilere, Ulü’l-Emr olarak biat etmelidirler.” diyecek olursak, o zaman büyük bir hata veya daha doğrusu büyük bir günah işlemiş oluruz. Çünkü onların hemen hepsi İslâm düşmanıdırlar; onlara biat etmeden ölen kimse, cahiliye ölümüyle ölerek cehenneme gitmez; aksine onlara biat ederek ölen kimseler onlarla birlikte cehenneme gitmeyi hak etmiş olurlar. Hadislerde de vurgulandığı gibi Ulü’l- Emr’den maksat, yine Ehl-i Beyt İmamlarıdır. Bunlar, her zaman için vardır, kıyamete kadar Kur’an’la birlikte hayatlarını sürdüreceklerdir. İşte bunlara biat etmeden ölen kimseler, cahiliye ölümüyle ölmüş olurlar.


2- Sefine Hadisi: Resulullah (s.a.a), Sefine hadisinde Ehl-i Beyt’ini Nuh’un gemisine benzetmektedir. Nuh’un gemisi nasıl ona binenleri gark olmaktan kurtardıysa, Ehl-i Beyt de dinî ve dünyevî meselelerde kendilerine uyanları sapıklıktan kurtarırlar.Resulullah (s.a.a) bu hadiste şöyle buyuruyor:“Sizin aranızda benim Ehl-i Beyt’imin durumu, Nuh’un gemisinin durumu gibidir; kim ogemiye bindiyse, kurtuldu; kim de ondan geri kaldıysa, boğuldu.”[14]Buna göre, sapıklık ve cehennem ateşinden kurtulmak isteyen herkes Ehl-i Beyt’e uymak zorundadır. Çünkü Allah ve Resulü, Ehl-i Beyt’in tertemiz olduğunu, hata ve yanlışlığa düşmeyeceklerini bize bildirmişlerdir. Onların yolu ve sözü, Resulullah’ın yolu ve sözüdür. “Kur’an bize yeterlidir.” demek doğru değildir. Çünkü Kur’an’ı hakkıyla anlayıp uygulayacak âlimlerin olması da şarttır. Kur’an’ı Ehl-i Beyt İmamlarından daha iyi anlayıp uygulayacak kim vardır? Öyleyse haddi aşarak onlardan öne geçmek veya akılsızlık ederek onlardan geri kalmak, büyük bir hatadır. Ehl-i Beyt, ilim madenidir; onların ilimlerinden yararlanmak gerekir. İlim peşinde olanlar, onların kapılarını çalmalıdırlar. Nitekim Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır; ilim isteyen o kapıya gelmelidir.”[15]


3- İhtilâftan Kurtulma Hadisi: Resulullah (s.a.a), bu hadiste ümmetinin, ancak Ehl-i Beyt’e sarılarak ihtilâf ve tefrikadan kurtulabileceğini buyurmuştur. Denizde veya çölde olan bir kimse, nasıl yıldızlarla yolunu bulup sapmaktan kurtulabiliyorsa, İslâm ümmeti de Ehl-i Beyt vasıtasıyla, fikrî, amelî ve siyasî meselelerde onların söz ve davranışlarından yararlanarak ihtilâf ve sapmaktan kurtulabilirler. Hadis şudur:“Yıldızlar yeryüzü ehli için boğulmaktan kurtulma vesilesi olduğu gibi, Ehl-i Beyt’im deyeryüzü ehli için (ihtilâftan) kurtulma vesilesidir.”[16]


4- Kisa Hadisi: Tirmizî, kendi Sahih’inde, Ömer bin Ebî Seleme’den şöyle rivayet etmiştir:Tathir ayeti (Ahzab Suresi, 33) Ümmü Seleme’nin (bir rivayete göre de Safiyye’nin) evinde nazil olduğunda, Resulullah (s.a.a) Hasan, Hüseyin ve Fatıma’yı çağırtıp onları önünde oturttu ve Ali’yi de çağırtıp onu da arkasında oturttu. Sonra onları ve kendisini bir kisayla örtüp şöyle buyurdu:“Allah’ım, bunlar benim Ehl-i Beyt’imdir; bunlardan her türlü ricsi (günah ve hata pisliğini) gider ve bunları tertemiz kıl.”[17]Bu hadisi İbn-i Asakir de rivayet etmiştir. Fakat İbn-i Asakir’in nakline göre hadisin sonunda şu ilâve de mevcuttur:“Bunun üzerine Ümmü Seleme; “Ya Resulallah, beni de onlarla birlikte kıl.” dedi. Resulullah (s.a.a); “Sen kendi mevkinde dur, senin sonun hayırdır.” buyurdu.Kisa hadisi, muhtelif tabirlerle birçok senetle rivayet edilmiştir. Bu yüzden bu hadis senet yönünden sahih ve kesindir.Ehl-i Beyt hakkında pek çok hadis vardır ki, biz onlardan bu birkaç tanesiyle yetinerek bu bölüme şu hadisle son veriyoruz:“Hiçbir kimse biz Ehl-i Beyt’le kıyaslanamaz.”[18]
Ehl-i Beyt Şiilerinin VazifesiEhl-i Beyt Şiilerinin önemli vazifelerinden biri, Ehl-i Beyt’in (Allah’ın selamı onların üzerinde olsun) ilmini ve hikmet dolu güzel sözlerini insanlara aktarmaktır. Çünkü eğer Ehl-i Beyt’in hikmet dolu sözleri insanlara iletilirse, insanlar o sözlerdeki güzellikleri görerek Ehl-i Beyt’e uyarlar. Nitekim Abdüsselâm b. Salih el-Herevî şöyle diyor:İmam Rıza (a.s)’dan şöyle buyurduğunu duydum: “Bizim meselemizi ihya edene Allah rahmet etsin!” “Sizin meseleniz nasıl ihya edilir?” dediğimde şöyle buyurdular: “Bizim ilmimizi öğrenip onu halka öğretmekle. Şüphesiz, eğer halk sözlerimizdeki güzellikleri bilmiş olsalar, mutlaka bize uyarlar.”[19]Hadiste de vurgulandığı gibi, Ehl-i Beyt’in sözlerini ilk önce kendimiz iyice okuyup öğrenmeli ve daha sonra onu başkalarına aktarmalıyız. Şunu da hatırlatalım ki, bazı hadisleri anlamak pek kolay olmadığından dolayı, onları fakih ve müçtehit bir kimsenin açıklaması gerekir; yerinden kalkan herkes kendi kafasına göre yorum yapmamalıdır. Çünkü Kur’an’da olduğu gibi, hadislerde de muhkem ve müteşabih hadisler vardır. Hatta birbirleriyle çelişen bazı hadisler de vardır. Bunları ancak büyük âlimler açıklayabilirler. Nitekim İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur:“Bizim hadislerde de, Kur’an’ın muhkem ve müteşabih ayetleri gibi, muhkem ve müteşabih hadisler vardır. O halde müteşabihleri (ehline) bırakın ve muhkemleri (hükmü açık seçik olanları) tutun.”[20]
Bir hadiste de İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:Anladığın bir hadis, (anlamayarak) rivayet ettiğin bin hadisten daha hayırlıdır. Sizden hiç kimse, sözlerimizin mefhumunu anlamadıkça, fakih olamaz. Şüphesiz, sözlerimizden bir kelime, yetmiş şekilde yorumlanabilir; oysa bunların hepsinde bizim için sadece bir çıkış yolu vardır.”[21]Bunları yorumlayabilecek bir güce sahip olmayan kimseler, hadisler arasında bir çelişki olduğunu zannetmiş olabilirler. Ayrıca hadisler arasında birtakım uyduruk hadisler de vardır ki, onların teşhisi çoğu insanların haddini aşmaktadır. Buna göre, anlamadığımız veya yararımıza olmayan bir hadisi görür görmez, hemen; “Bu hadis yalandır.” demeye kalkışmayalım. Zira bu gibi sözlerin büyük bir sorumluluğu vardır.
Vesselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh

———————-

[1]- Ahzab/33
[2]- Şu kaynaklara bakabilirsiniz: Sahih-i Tirmizî, c. 5, s. 31, h. 3258, 3875, 3963; Şevahid’ut- Tenzil (Haskanî), c. 1, s. 124, h. 172 ve c. 2, s. 16, h. 647-649, 604-679, 682-689, 691-693; Menakıb-ı Ali bin Ebî Talib, (İbn-i Meğazilî), s. 302, h. 346-349; Tefsir-i Taberî, c. 22, s. 6-8. Daha fazla kaynak görmek isteyenler, “el-Müracaat” kitabıyla birlikte ek olarak basılan “Sebil’ün- Necat” kitabına başvurabilirler; orada bu konuyla ilgili 300’den fazla kaynak zikredilmiştir.
[3]- Sahih-i Müslim, Sahih-i Buharî ve diğer birçok kitaplarda nakledilmiştir. Zemahşerî de, Tefsir’ul-Keşşaf’da Mübahele ayetinin tefsirinde zikretmiştir.
[4]- Şûra Suresi, 23.
[5]- “Hz. Peygamber’in yakınlarından maksat; Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’dir.” diyen pek çok kitap vardır. Örneğin; Şevahid’ut-Tenzil (Haskanî), c. 2, s. 130, h. 822-828, 832-834 ve 838; Menakıb-ı Ali bin Ebî Talib (İbn-i Meğazilî), s. 307, h. 352; Zehair’ul-Ukba (Taberî), s. 25, h. 138; es-Savaik’ul-Muhrika (İbn-i Hacer), s. 101, 135 ve 136; Metalib’us- Suul (İbn-i Talha), s. 8, Tahran basımı ve c. 2, s. 21, Necef basımı; Kifayet’ut- Talib (Genci-i Şafiî), s. 91-93. “el-Müracaat” kitabında bu sözü nakleden 35 kitabın isimi zikredilmiştir.
[6]- Âl-i İmran Suresi, 31.
[7]- Âl-i İmran Suresi, 61.
[8]- Ahzab Suresi, 56.
[9]- Tefsir-i Kebir, Ahzab Suresi, 56. ayetin tefsiri.
[10]- Vesail’uş- Şia, c. 4, s. 122.
[11]- Mir’at’ul-Ukul, c. 12, s. 96.
[12]- Allâme Firuzabadî, Sekaleyn hadisini nakleden kitaplardan bazılarının isimlerini şöyle nakletmiştir: Müsned-i Ahmed, c. 4, s. 366 ve c. 3, s. 17; Menakıb-ı Ehl-i Beyt (Tirmizî), c. 2, s. 380; Müstedrek’üs- Sahihayn (Hakim), c. 3, s. 109; Sünen-i Beyhakî, c. 2, s. 148; Sünen-i Daremî, c. 2, s. 431; Kenz’ül- Ummal, c. 1, s. 45 ve c. 7, s. 102; Müşkil’ül- Âsar, c. 4, s. 368; Sahih-i Tirmizî, c. 2, s. 308; Üsd’ül- Gabe, c. 2, s. 12 ve Hasais’un- Nesaî, s. 21.
[13]- el-Kâfi, c.1, s. 308, bab: “Men mate ve leyse lehu İmamun”, h. 3 ve c. 2, s. 18, h. 9; Bihar’ul-Envar, c. 23, s.76, bab: “Vücub-u Marifet’il- İmam”, h. 1-3; s. 77, h. 4-6; s. 78, h. 7 ve 9; s. 81, h. 18 ve Kenz’ül- Ummal, c. 1, s. 103, h. 463 ve 464.
[14]- Müstedrek’üs- Sahihayn, c. 2, s. 343; (Bu hadis Müslim’in şartına göre sahihtir.) Kenz’ül- Ummal, c. 6, s. 216; Tarih-i Hatib-i Bağdadî, c. 12, s. 19; Hilyet’ul-Evliya, c. 4, s. 306; Mecma’uz- Zevaid, c. 9, s. 163 ve el-Mu’cem’ul-Kebir, c. 1, s. 125.
[15]- Cami’us- Sağir, c. 1, s. 415, h. 2705.
[16]- Müstedrek’üs- Sahihayn, c. 3, s. 149; es-Savaik’ul-Muhrika (İbn- i Hacer), s. 68 ve Kenz’ül- Ummal, c. 6, s. 217.
[17]- Sahih-i Tirmizî, c. 12, s. 85; Tefsir-i Taberî, c. 22, s. 7; Tefsir-i İbn-i Kesir, c. 3, s. 485; Müşkil’ül- Âsar (Tahavî), c. 1, s. 335 ve el-Fusul’ül- Mühimme Fi Ahval’il- Eimme (İbn- i Sabbağ), s. 25.
[18]- Zehair’ul-Ukba (Taberi), s. 17.
[19]- Uyun-u Ahbar’ir-Rıza, c. 1, bab: 28, h. 64 ve Mean’il-Ahbar (Saduk), s. 180
[20]- Bihar’ul-Envar, c. 2, s. 185, h. 7.
[21]- Bihar’ul-Envar, c. 2, s. 184, h. 5.

**************

Ehl-i Beyt (aleyhisselam)’a Uymayı Farz Kılan Ayet ve Hadisler

Deki;Ben Peygamberliğim karşısında sadece yakınlarımı sevmenizi istiyorum.

Şura 33

Allah-u Teala Maide süresinin 55 ve 56. ayetlerinde şöyle buyuruyor.(1)
“Sizin dostunuz, sahibiniz ancak Allah’tır ve Peygamberidir ve inananlar, namaz kalanlar ve rükü ederler zekat verenlerdir. Ve kim, Allah’tan, Peygamberinden ve inananlardan yüz çevirirse bilsin ki hiç şüphesiz Allaha mensub olanbırdır üst olacak kişiler.”

TEBLİĞ AYETİ DE HZ.ALİ (aleyhisselam)’IN VELAYETİYLE İLGİLİDİR

Allah-u Teâlâ “Maide” suresinin 67. ayetinde şöyle buyuruyor.

“Ey Peygamber, bildir, sana rabbinden indirilen emri ve eğer bu tebliği ifa etmezsen onun elçiliğini yapmamış olursun ve Allah, seni insanlardan korur.”
Ehl-i Beyt (aleyhisselam) Sevgisinin Farz Olduğuna İlişkin hadisler

Ebu Basir’den:

İmam Cafer-i Sadık aleyhisselam babalarından Resululah (sallallahu aleyhi ve âlih) şöyle buyurduğunu nakleder: Yüce Allah herşeyin içinden birşey seçti. Yeryüzünde Mekke’yi seçip üstün kıldı. Mekkede Mescid-ül Harâmi seçti. Mescidde ise Kâbe’nin bulunduğu yeri seçti. Hayvanlardan dişi olanı seçti, dört ayaklılardan ise koçu seçti. Günlerden Cuma’yı seçti. Aylardan ise Ramazan ayını seçti. Gecelerden ise Kadir gecesini seçti, insanlardan da Benî Haşim’i seçti. Benî Haşimden ise benimle Ali’yi seçti. Ben ve Ali’den Hasan ile Hüseyn’i seçti. Ve bunları, Hüseyin’ın evlatlarından olan imamlarla onikiye tamamladı. Onların sonuncusu batın ve zahir olanlarıdır. En üstün olanları ve kıyam edecek olanlar da odur. Kur’anı tahriften koruyan, batıl söz söyleyenlerin ve cahillerin yorumundan koruyan onlardır.

Süleym bin Kays şöyle der:

Sıffinde Muaviye, Hz. Ali (aleyhisselam)’ye yazdığı bir mektubu Ebu Hüreyre ve Ebu Derdâ ile gönderdi. Hz. Ali (aleyhisselam) mektubu aldıktan sonra buyurdu ki: Muaviye’nin bana gönderdiği mektubu getirdiniz. Tıpkı onun sözünü bana ilettiğiniz gibi benim de sözümü dinleyin ve ona iletin.

Dediler ki: Buyur, Hz. Ali (aleyhisselam) uzunca konuştuktan sonra Allahın emriyle Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve âlih) kendisini Gadir-i Hum’da halife seçtiğini hatırlatarak şöyle buyurdu: Şu ayet indiğinde: “Sizin veliniz yalnız Allah, resulü, iman edip namaz kılarak rükü da zekat verenlerdir.”(2) Halk dedi ki: “Ey Resulullah! Bu velayet bazı müminleri mi yoksa hepsini mi kapsamaktadır?” Allah, yüce peygamberine kendisinin emrettiği velisini açıklamasını istedi. Tıpkı onlara, namaz, oruç, zekat ve haclarını açıkladığı gibi. Ali aleyhisselam devam ederek; Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) beni halife tayin ederek şöyle buyurdu: Allah beni öyle bir risâlette gönderdi ki göğsüm bu yüzden daraldı. Ve halkın beni yalanlayacağını sandım. Bana ya bunu tebliğ etmemi ya da beni azaplandıracağını buyurdu. Kalk ey Ali (aleyhisselam)! Diye emrettikten sonra yüksek sesle emrederek cemaat namazı kılınmasını emretti. Öğle namazını kıldıktan sonra buyurdu ki: Ey halk! “Allah benim mevlâmdır. Ve ben, müminlerin mevlâsıyım. Ve ben kendi nefislerine onlardan daha evlâyım. Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır. Allahım onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol.”

Selmân-ı Fârsî ayağa kalkarak dedi ki: “Ey Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih)! Hangi velâyettir bu? Buyurdular ki: Ben her kimin kendi nefsine ondan daha evlâ ve üstün isem, Ali de onun kendi nefsine ondan daha evlâdır. Yüce Allah da şu ayeti nazil etti: “Bugün sizlere dininizi kamil kıldım ve nimetimi sizlere tamamladım ve sizin için islamdan din olarak razı oldum.”(3)

Selman ona şöyle dedi: Ey Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) ! Bu ayetler sadece Ali hakkında mı nazil oldu?

Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) şöyle buyurdu: “Onun ve kıyamete dek onun vasılerinin hakkında nazil olmuştur.

Selman sordu: Ya Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) ! Onların kim olduklarını açıklar mısın?

Ali; kardeşim, vasim ve varisimdir ve ümmetimdeki halifemdir, benden sonra her müminin velisidir. Ve onun evlatlarından onbir imam. Birincileri oğlum Hasan (aleyhisselam)’dır, sonra oğlum Hüseyn (aleyhisselam), sonra Hüseyn (aleyhisselam)’in evlatlarından dokuz imam (aleyhisselam). Onlar Kur’an iledirler ve Kur’an onlar iledir. Havuzda bana ulaşıncaya kadar onlar Kur’andan, Kur’an da onlardan yarılmaz.

Bedir’e katılan oniki kişi ayağa kalkarak şöyle dediler: Biz şahidiz ki Emirülmüminin aleyhisselam eksiksiz ve fazlasız Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve âlih) buyurduklarını aynen buyurmaktadır.

Hz. Ali (aleyhisselam) ile birlikte Sıffin savaşına katılan diğer Bedir’liler de dediler ki: Senin dediklerinin hepsini ezberledik. Ama hepsi aklımızda kalmadı. Bu oniki kişi bizim en efdalimiz ve seçkinlerimizdirler. Ali aleyhisselam buyurdu ki: Doğru söylüyorusunuz. Halkın hepsi ezberleyemez. Bazıları bazılarından üstündür.

O Bedir’li oniki kişiden dördü olan Ebu Haysem, Ebu Eyyüb el Ensâri, Ammar ve Hüzeyme bin Sâbit ayağa kalkarak dediler ki: Biz şehadet ederiz ki Resulullah (sallalahu aleyhi ve alih) o gün buyurduklarını aynen ezberledik. O ayaktaydı ve Hz. Ali (aleyhisselam)’da onun yanında ayaktaydı. Peygamber (sallalahu aleyhi ve alih) şöyle buyurdu: “Ey halk! Allah sizler için bir imam tayin etmemi emretti. O içinizdeki vasim, Ehl-i Beyt’ime ve ümmetime benden sonraki halifem olacaktır. O, Allahın müminlere itaat etmelerini farz kıldığı ve velayetini emrettiği şahıstır. Ben de dedim ki: Ey Rabbim! Nifak ehlinin yalanlamasından ve iftirasından korkarım. Allah da bana ya tebliğ etmemi ya da azap göndereceğini vaadetti. Ey halk! Yüce Allah kitabında sizlere namazı emretti. Ben de sizlere açıkladım ve uyguladım. Zekat ve orucu emretti. Onları da sizlere açıkladım. Ve kitabında sizlere velayet emretti. Ve ben şahidim ki ey halk! Bu velayet sadece buna ve bunun ve benim evlatlarımdan olan vasilerime mahsustur. Onların birincisi oğlum Hasan (aleyhisselam)’dır, sonra Hüseyn (aleyhisselam)’dır. Sonra Hüseyn (aleyhisselam)’ın evlatlarından dokuz kişi; Bana havzun başında ulaşıncaya dek Kur’andan ayrılmazlar.

Ey halk! Benden sonra sığınacağınız kişiyi size bildirdim. Benden sonra imamınız ve veliniz ve hidayet ediciniz kardeşim Ali bin Ebi Talib (aleyhisselam)’dır. Ve o içinizde benim gibidir. Dininizde ona uyun ve bütün işlerinizde ona itaat edin. Yüce Allahın bana öğrettiği bütün herşey onun yanındadır. Ve yüce Allah bunları sadece ona öğretmemi, size de bunların onun yanında olduğunu söylememi istedi. Ona sorun, ondan ve onun vasilerinden öğrenin. Onlara birşey öğretmeye ve onlardan öne geçmeğe kalkışmayın. Onlardan ayrılmayın. Onlar hak iledir hak da onlarladır. Onlar hakkı, hakk da onları zâil etmez.”

Sonra Ali -Allahın selam onun üzerine olsun- ayağa kalkarak Ebu Derdâ, Ebu Hüreyre ve etrafındakilere şöyle buyurdu: Ey halk! Bilmiyor musunuz ki Yüce Allah Kur’anda şu ayeti nazil buyurdu: “Doğrusu Allah siz Ehl-i Beyt’ten her pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.”(4) Resulullah; beni, Fatımâ (selamullah aleyha)’yı, Hasan (aleyhisselam) ve Hüseyn (aleyhisselam)’ı bir abânın altında toplayarak buyurdu ki: “Allahım bunlar benim sevdiklerim, itretim, (ağır emanetim) ve yakınlarım, Ehl-i Beyt’im’dirler.”

Ümm-ü Selema dedi ki: Ben de mi? O hazret (sallallahu aleyhi ve âlih) ona dedi ki: “Sen hayır üzerinesin. Ama bu ayet yalnızca benim, kardeşim Ali (aleyhisselam)’nin, kızım Fatımâ(selmullah aleyha)’nın evlatlarım Hasan (aleyhisselam) ile Hüseyn (aleyhisselam) ve Hüseynin(aleyhisselam) dokuz evladı hakkında nazil olmuştur. Bizden başka kimse bunda yoktur.”

Halkın çoğu ayağa kalkarak dediler ki: Biz şahidiz ki Ümm-ü Seleme bize de böyle demişti. Biz de Resulullah’ah (sallallahu aleyhi ve âlih) sorduk, o da tıpkı Ümm-ü Seleme’nin dediği gibi buyurdu.

Ali aleyhisselam şöyle buyurdu: Yüce Allah’ın Hacc süresinde şöyle buyurduğunu bilmiyor musunuz: “Ey iman edenler! rükü ve secde edin ve rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin ki belki felâha erersiniz. Ve Allah yolunda hak cihad edin. O sizi seçmiştir. Ve o size dinde zorluk göstermemiştir. Babanız İbrahim’in şeriatıdır. Allah önceki kitaplarda ve bu kitapta sizi müslümanlar diye adlandırmıştır. Peygamber sizlere, sizler de halka şahit olasınız diye.” Bu ayet nazil olduğunda Selman (r.a) ayağa kalkarak dedi ki:

Ey Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih)! Senin onlara, onların da halka şahit olduğu ve Allahın seçtiği ve Allahın, babaları İbrahim(aleyhasselam)’ın şeriatında olduğu gibi dinde kendilerine zorluk gösterilmeyen bu insanlar kimleredir?

Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) buyurdu ki: Allah bu ayette onüç insanı belirtmektedir: Ben, kardeşim Ali (aleyhisselam) ve onun evlatlarından onbiri.” Dediler ki: Evet, biz bunu Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih)’tan işittik.

Ali aleyhisselam şöyle buyurdu: Allah aşkına söyleyin! Bilmiyor musunuz Resulullah (sallallahu aleyhi ve âlih) en son hutbesinde ne buyurdu? Ey halk! Sizlere iki emanet bırakıyorum. Eğer onlara sarılırsanız asla sapıtmazsınız; Yüce Allah’ın kitabı ve Ehl-i Beyt (aleyhisselam)’im. Lütuf sahibi ve herşeyden haberdar olan Allah, bu ikisinin havuzun başında bana ulaşıncaya kadar birbirlerinden ayrılmayacaklarını haber verdi ve ahdetti.

Dediler ki: Evet, Allah için biz bunların hepsini Resulullah’tan duyduk. Cemaaten oniki kişi ayağa kalkarak şöyle dediler: Biz şahidiz ki Resulullah öldüğü gün bunarı buyururken Ömer bin Hattab gazaplı bir haldeymiş gibi dedi ki: “Ey Resulullah (sallalahu aleyhi ve alih)! Bunlar bütün Ehl-i Beyt (aleyhisselam)’ini (ev halkını) kapsıyor mu? Buyurdu ki: “Hayır, sadece onlardan vasi olanları kapsıyor; Al (aleyhisselam)’ı i; kardeşim, vezirim, vârisim, ümmetimdeki halifem, benden sonra her müminin velisidir. O, vasilerin birincisi ve en hayırlısıdır. Onun vasisi bu oğlumdur -eliyle Hz. Hasan (aleyhisselam)’ı gösterdi- Sonra onun vasisi bu oğlumdur -Hz.Hüseyin(aleyhisselam)’ı gösterdi- Onun vasisi de benim oğlumdur ve kardeşimin adaşıdır. Onun vasisi benim adaşımdır. Sonra yedi evlat sırasıyla gelir. Sonunda havuzun başında bana ulaşırlar. Allah’ın yeryüzündeki şahitleri ve halka delilleridirler. Her kim onlara itaat ederse Allah’a itaat etmiş, onlara karşı çıkan Allah’a karşı çıkmış olur.” Bedir’e katılan yetmiş kişi ve bir o kadar da muhacir kalkarak dediler ki: Unuttuğumzu bize hatırlattın. Doğrusu biz bunların hepsini Resulullah (sallalahu aleyhi ve alih)’tan işitmiştik.

Sonra Ebu Hureyre ve Ebu Derdâ, Muaviye’nin yanına giderek Ali aleyhisselam’ın bütün buyurduklarını ve onları şahit tuttuğunu halkın da bunu onayladığını bildirdiler.

…Ebus Sâib’den:

İmam Cafer-i Sâdık aleyhisselam şöyle buyurdu: “Gece oniki saattir, gündüz de oniki saattir, aylar da oniki tanedir. İmamlar da oniki imamdır. Nakipler (seçkinler) oniki tanedir. Ve şüphesiz Ali aleyhisselam oniki saatten bir saattir. Ve işte bu yüce Allah’ın şu ayetinin yorumudur: “Onlar saati yalanladılar, biz de saati inkâr eden için ateşi hazırladık.”

Şafii’nin Ehl-i Beyt Sevgisinin Farz Olduğuna İlişkin İtirafı

Alimleriniz bu konuya o kadar çok değinmişlerdir ki, hatta İbn-i Hacer gibi mutaassıp birisi bile “Savaik” adlı kitabının 88. sayfasında, Hafız Cemaluddin Zerendi. “Mi’rac’ul- Vusul”da, Şeyh Abdullah Şebravi “İthaf” kitabının 29. sayfasında, Muhammed bin Ali Sabban -ki Mısırlıdır- “İs’âf’ur- Rağibin”in 119. sayfasında ve daha birçok kimseler, dört mezhep imamlarından biri olan Muhammed bin İdris-i Şafii’nin şöyle dediğini naklediyorlar:

Ey Resulullah (sallalahu aleyhi ve alih)’ın Ehl-i Beyti-Allah’ın selamı üzerlerine olsun-! Sizin sevginizi,

Allah tarafından nazil ettiği Kur’ân’da farz kılmıştır.

Sizin kadrinizin yüceliğine şu yeter ki,

Size salat göndermeyenin namazı kabul olmaz.

Şimdi insafla söyleyin, acaba yalnızca bir tarafın (Sünnilerin) naklettiği hadis, her iki fırkanın (Sünnilerin ve şiaların) sayısızca naklettikleri sahih hadisler karşısında durabilir mi?

Acaba Resulullah (sallalahu aleyhi ve alih)’ın, Allah’ın Kur’ân’da sevgisini farz kıldığı birisini bırakıp onun yerine başkalarına öncelik vermesini akıl kabul eder mi?

Acaba Resulullah (sallalahu aleyhi ve alih)’ın heva ve hevesine uyarak, faziletine (Peygamber’in hanımı ve Ümm’ül- Mü’minin olmaktan başka) hiçbir delil olmayan Aişe’yi, Allah’ın Kur’ân’da sevgisini farz kıldığı, hakkında “Tathir” ayeti nazil olan ve yine Kur’ân’ın hükmüyle “Mübahele” olayına katılma iftiharına erişen Fatıma (selamullahi aleyha)’dan daha çok sevmesi düşünülebilir mi?

Enbiya ve Evliyaların heva ve heveslerine uymadıklarını, Allah’tan başka hiç kimseyi göz önünde bulundurmadıklarını sizler de çok iyi biliyorsunuz. Özellikle Resul-u Ekrem (sallalahu aleyhi ve alih) ancak Allah için sever ve ancak Allah için buğz ederdi. Allah’ın sevmediğini kesinlikle sevmez ve Allah’ın düşmanı olmayana kesinlikle düşman olmazdı.O zaman nasıl olur da Allah’ın, sevgisini farz kıldığı Hz. Fatıma (selamullahi aleyha)’yı bir kenara bırakıp da başkalarını ona tercih eder?

Ya her iki fırkanın kabul ve Kur’ân-ı Kerim’in de teyit ettiği bu sahih hadisleri reddedeceksiniz; ya da çelişkinin ortadan kalkması için söylediğiniz hadislerin uydurma olduğunu kabul edeceksiniz.

“Resulullah (sallalahu aleyhi ve alih) yanında en çok sevilen şahıs Ebu Bekir idi.” hadisi de, büyük ve güvenilir alimleriniz tarafından nakledilen; “Resulullah (sallalahu aleyhi ve alih) yanında en çok sevilen şahıs, Hz. Ali (aleyhisselam) idi.” şeklindeki birçok hadislerle çelişmektedir.

—————

1 – Ebu İshak Ahmet ibn-i Muhammed ibn-i İbrahim en Nişaburi es Sa’lebi vefatı 337 (H.K). Ibn-i Hallekan onunla ilgili yukaarıdaki bilgilere şunu da eklemiştir: “O tefsirde asrında eşsiz di. Doğru hadis nakleden ve hadislerine güvenilen bir zattı:’

2-Maide 55

3-Maide 3

4-Ahzap 33

Yorum Bırak