Ehlibeyt’in Kendilerine Has Özellikleri

Yazar: beytül ahzan Tarih: 1 Eylül 2010 Ehlibeyt 5 Yorum




Bu özelliklerin en önemlilerini şöyle sıralayabiliriz:

1- Onların Nübüvvet Hanedanından Olmaları:

Risalet soyundan olmaları, bu ağacın has meyveleri olmaları; başka birileri bu özellikte ortak mı acaba? Hz. Ali’den, Hz. Fatıma’dan, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ve diğer eimm-i hüdadan başkalarını tanıyor musunuz? Onlar öyle bir nesildendirler ki hepsi birbirindendir ve Allah’ın onlarda olan bir takım kabiliyetlerden dolayı istifa ettiği (seçtiği) ve bütün insanlığın üzerinde tuttuğu bir nesil. Al-i İmran süresinin 33 ve 34 ayetlerinde: “Gerçekten Allah, Adem’i, Nuh’u ve İbrahim soyunu ve İmran soyunu alemler üzerine seçkin kıldı. Bir zürriyet olarak birbirlerinden gelmiştir. Allah her şeyi işiten ve bilendir.”

Ehlibeyt böyle bir soydandır, böyle bir ağacın meyveleridirler. Bu birinci özellikleri..

2- Risalet Ve Nübüvvetin Özel Talim Ve Terbiyesinden Geçmeleri:
Bu önemli özellik de başka hiç kimsede bu özellik yoktur. Emirü’l-Mu’minin Ali (a. s): Peygamberi Allah eğitti ve en güzel şekilde eğitti. Peygamber de beni eğitti. Ne zamandan beri? Ta beşikten risaletin kudretli ve ilahi ellerinde yetişti. Nehcü’l-Belağa’da Hz. Ali (a. s) buyuruyor: “Ben gece gündüz peygamberi takip ederdim, bir deve yavrusunun anasını takip ettiği gibi. Hatta Hz. Peygamber (s.a.a) Hira mağarasında olduğunda ve ona vahiy indiğinde ben de oradaydım. Bir feryat sesi duydum, arz ettim ya Resulullah bu feryat sesi nedir? Buyurdu: Ya Ali bu Şeytan’ın feryadıdır. Benim peygamberliğe seçildiğimi görünce ümidini kesti, ondandır feryadı. Ardından şöyle buyurdu: Ya Ali sen benim gördüğümü görüyorsun, duyduğumu duyuyorsun; ama sen peygamber değilsin.”

Hz. Ali de Hz. Hasan’ı ve Hz. Hüseyin’i eğitti. Hatta imam Hasan ve imam Hüseyin Peygamber tarafından talim terbiye edilmiş onun omuzlarında büyümüşlerdi. Bu talim ve terbiye nesilden nesile devam etti. Allah neden Hz. Davud’u peygamber seçiyor; ardından oğlu Süleyman’ı. Birileri bize itiraz ediyor, “Siz İslam’daki önderlik olayını saltanata dönüştürmüşsünüz. Hz. Ali oğlu Hz. Hasan’ı, oda kardeşi Hz. Hüseyin’i, ondan sonra oğlunu ve böyle devam ediyor. Bu saltanat değimli?” Biz onlara şöyle deriz: “Siz hiç Kur’an okudunuz mu? Kur’an’da İbrahim, oğlu ishak, oğlu İsmail, İshak’ın oğlu Yakup, Yakup’un oğlu Yusuf, Hz. Zekeriya’nın oğlu Hz. Yahya, hepsi peygamber olarak seçilmişlerdi. Peki, Allah-u Teala saltanat mı talim vermek istiyor Kur’an-ı Kerim’de?!

Bunun üzerinde düşündünüz mü? Şunu arz etmek istiyorum: Onlar öyle büyük mesuliyetleri üstleniyorlar ki böyle bir kifayetli ellerin talim ve terbiyesinden geçmeden o sorumluluğu üstlenmeleri mümkün değil. Hilafet ve imamet İslam’da peygamberi temsil demektir; peygamberin yerine oturmak demektir. Peygamberin yaptıklarını yapmak demektir, vahiy almanın dışında. Vahiy peygamberimizle son bulmuştur. Bunun dışında peygamberin bütün vazifeleri peygamberden sonra kime intikal ediyor? Yerine oturan halifeye, imama intikal ediyor. Bu sorumluluğu üstlenebilmesi için. Kifayetli ilahi ellerle terbiye edilmesi, eğitilmesi gerekiyor. Ondan dolayıdır ki, Emirü’l-Mu’minin Ali (a.s) Resulullah’ın (s.a.a) eliyle Hz. Hasan, Hz. Hüseyin Hz. Ali’nin eliyle, Hz. Zeyn’ül-Abidin Hz. Hüseyin eliyle eğitilmiştir ve sonuna kadar böyle devam etmiştir. Bu özellikte de yine onlara ortak olan kimse yoktur.

3- Nübüvvet Ve Risaletin İlim Ve İrfanının Madeni Ve Varisi Olmaları:

Bu da Ehlibeytin kendilerine has önemli özelliklerinden birisidir. Evet, önceki o iki husus, onlara böyle bir özelliği kazandırmıştır. Yani, risalet neslinden olmayan, risalet’in talim ve terbiyesinden geçmeyen bir kimse, layıkıyla ve bütün yönleri ile risaletin ilim ve irfanına mahzar olmaya layık olamaz. Onun için Ehlibeyt’in önemli özelliklerinden birisi de nübüvvetin ilim ve irfanının mazharı, varisi olmalarıdır.

Büyük Sünni âlimlerden Ehlibeyt hakkında çok güzel sözler çıkmıştır. Bir tanesi de Said Nursi’dir. Maalesef bu âlimler ve yolunda olduğunu iddia eden kardeşlerimiz, söylenen sözlerin manasını tam veremiyorlar, hakkını eda edemiyorlar. Said Nursi, İmam Ali hakkında: “Âl-i Beyt’in mümessili olması hasebiyle nur-i Muhammedi, hakikat-i Muhammediye ve Sırrı Muhammediye onda tecelli etmiştir.” Ardından şöyle demiştir: “Hiç kimse ile kıyaslanamaz. Yani, Ali başkalarıyla kıyaslanamaz.”

Hilafet sıralamasında ve makamda Hz. Ali’yi 4. sıraya koyanlara Said Nursi, o mümessil-i Âli Muhammed olduğu için hakikati Muhammediye, Sırrı Muhammediye onda olduğu için hiç kimse ile kıyaslanamaz. Bu sözü ilk söyleyen Hz. Muhammed’dir (s.a.a). Ne buyurmuştur: “Biz Ehlibeytle hiç kimse kıyaslanamaz”

Ama gerçekten bu söylenen sözleri idrak noktasında ve hakkını eda etme noktasında kaç kişi gösterebilirsiniz? Bu özellik, yani Peygamber’in nübüvvetinin, ilim ve irfanının varisi olmalarında hiç kimse Ehlibeyt’le kıyaslanamaz.

4- Ehlibeyt’in Başkalarının Üstadı Olmaları Ve Onların Kimseye Muhtaç Olmamaları:

Öndeki üç özellik, Ehlibeyt’i diğer kimselerin üstadı konumuna getirmiştir.

Herkes onlardan ilim almış. Onlar kimseden ilim almamıştır. Kendi babaları dışında hiç kimseden ilim almamışlardır. Bakın İslam âlim ve büyüklerinin okudukları medreseler, üstatları, hocaları hepsi bellidir. Siz bir kişiyi gösterin ki mesela İmam Muhammed-ül Bakıra üstatlık yapmış olsun. Zamanının büyük âlim-uleması, mezhep alimleri hepsi İmam Cafer-i Sadık’tan almışlardır. Hiçbir kimse gösteremez ki İmam Muhammed Bakır ve İmam Cafer-i Sadık bunlardan oturup da ders almış olsun!

Ama bunların hepsi ya direk ya da vasıtalı olarak İmam Cafer-i Sadık’tan feyz almışlardır. Bu özellik, Ehlibeyt’ten başka kimsede yoktur. Bu âlemde bir kişi Ehlibeyt imamlarından bir tanesine bir şey öğretmiş olduğunu ispat etsin, böyle biri varsa söylesin.

İmam Ali (a. s) bir söz buyurmuş: “Bana bir kelime öğretenin kölesi olurum.” Bu sözün birçok manası vardır, ama siz bana bir kişiyi gösterin (Hz. Peygamber (s.a.a) dışında) İmam Ali’ye (a.s) bir şey öğretmiş olsun. İmam Ali (a.s): “Ben Hz. Muhammed (s.a.a) kölelerinden bir köleyim” buyurmuştur. Peygamber’in makamı bellidir. Peygamber’den sonra insanlık tarihinde bir insan gösterebilir misiniz ki İmam Ali’ye bir kelime değil, yarım kelime öğretmiş olsun!!!. Öğreten varsa İmam Ali kölesi olurdu. Kim diyebilir ki: “Sorun bana, yerden sorun, gökten sorun; ben göğün yollarını yerden daha iyi tanıyorum!…
Bu sözü söyleyebilecek başka biri var mı? Onun için Ehlibeyt’in dördüncü özelliği, herkesin üstadı olmaları ve herkesin onların talebesi olmalarıdır. Bu, zamanların hepsi için geçerlidir. Ansiklopedileri tarih kitaplarını okuyun; istisnasız şu mezhebin, bu mezhebin kitabı değil, hepsini okuyun. Taberi’yi, İbn-i Esir’i, İbn-i Hişam’ı ve günümüzdeki kitapları okuyun. 12 imamın ismini görün ve İslam âlimleri onlar hakkında neler yazmışlar? Bu durum Ehlibeyt dostları için iftihardır.

5- Ehlibeyt’in Şaibesiz, Pırıl Pırıl, Kur’an’ın Tabiri İle Mutahhar (Tertemiz) Oluşları:

Aslında buna delil bile istemez. bir nebze tarihten haberi ve bilgisi olan bu hakikati idrak eder. Nedir bu özellik? Ehlibeyt’in şaibesiz, pırıl pırıl, Kur’an’ın tabiri ile mutahhar (tertemiz) oluşlarıdır. Hangi Ehlibeyt imamına tarihten bir şaibe gösterilebilir? Ferdi, ailevi, sosyal, siyasal, fikri, ameli herhangi bir konuda en ufak bir şaibelerini hiç kimse gösteremez. Bu Ehlibeytin beşinci önemli özelliğidir. Evet Kur’an’ın tabiriyle mutahhar oluşları, şaibesiz ve pırıl pırıl tertemiz oluşlarıdır. Başka birisi var mı? Hakkında böyle bir şeyi rahatlıkla söyleyebileceğimiz başka birisi var mı? Kur’an’ın üstüne taharet damgasını bastığı, başka birisini gösterebilir misiniz ki hayatının başından sonuna kadar bir tane bile siyah leke bulunmasın?! Tarih bilen, okuyan, araştıranlar, buyursun varsa söylesin. İmam Ali, İmam Hasan, İmam Hüseyn, İmam Zeynü’l-Abidin; bunlar meşhurdurlar ama, biz diyoruz ki Ehlibeyt imamlarının hiç birisi hakkında bir tane bile şaibeli nokta yoktur.

6- Bütün İlahi Ve İrfani Değerlerin Zirvesinde Oluşları:

Aklımıza ilahi, insani değer ve fazilet sayılabilecek ne kadar özellik varsa getirelim ve bu ölçüleri İslam’ın ilk gününden itibaren insanlara tatbik edelim bakalım bu ölçülerde Ehlibeyt nereye oturuyor diğerleri nereye oturuyor!!! Ehlibeyt’e benzemelerini bırakın, karşılaştırmaya bile gelmezler. Said Nursi, İmam Hasan ve İmam Hüseyin (a.s) için hakiki nübüvvet vereseleri demiş. Bu ne demek? Yani Peygamber’in hakiki varisleri demektir. Peygamber’den onlara mal mülk mü kaldı? Hayır, peki Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, peygamberden neyi miras aldılar? Burada bahsedilen mirastan kasıt nedir? Bir de inin tarihimize, hayatımıza, yaşamımıza, ibadetimize, ilmimize tefsirimize, hadisimize bakın; Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’den ne kadar nasibimiz var? Bakalım gerçekten Peygamber’in hakiki varisleri olma unvanı, bu halleriyle onların haline şamil mi, değil mi?

Buhari ve Muslim de dahil bütün Kütüb-i Sitte’nin hepsini karıştırsan, Hz. Hasan’dan 13-14, Hz. Hüseyin’den 7-8 taneden fazla hadis bulamazsınız. Sahih-i Buhari’de bir tane bile Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’den hadis nakledilmediğini biliyor musunuz? Peki, Hz. Peygamber (s.a.a) hakiki vereseleri bunlar ise, niye bunlardan bir şey alınmamış. Nereye gitmiş bu ilim? İbn-i Hecer Mekki , Sevaiku’l-Muhrika isimli kitabında diyor ki:

“Uzun bir zaman, Medine’den başka yerlere giden kervanların yükünü, Cafer-i Sadık’tan alınan ilimler teşkil ediyordu.”

Peki, gelin soralım şimdi: Ey İbn-i Hecer, bu develer, bu kafileler yüklerini, bu ilimleri nereye götürüp döktüler. Bunlardan neden kitaplarda hiçbir eser yoktur? Hakiki verese olmak bu mudur? Yoksa Peygamber (s.a.a) onları gerçek verese-i nübüvvet seçti ama biz onlara sahip mi çıkamadık?

7. Ehlibeyt’in; İslam’ın, Kur’an’ın, İlahi Ve Dini Değerlerin Maslahatını Her Şeyin, Hatta Kendi Canlarının Bile Üstünde Tutmaları:

Evet, Ehlibeyt’in en önemli özelliklerinden birisi budur ki bizce birçok insan, bu hususu kavrayamadığından dolayı bazı olayları da yanlış değerlendirmektedir. Evet, onlar abdullahtılar, Allah’ın kuluydular. İmam Ali Allah’ın abdiydi. Rabbi onun için neyi istese ve emretseydi, onu yapardı. İmam Ali’ye (a.s) Allah savaşacaksın dediğin de savaşırdı, sus dediğinde de susmasını biliyordu. Sordular “Ya Ali, neden meydana çıkarken sadece tek yönlü zırh giyiyorsun? Sırtın açık kalıyor, neden sırtını da kapatacak bir zırh giymiyorsun?” dediklerinde şöyle cevap veriyordu:

“Ben, hiçbir zaman düşmana sırt çevirmiyorum ki, sırtıma da zırh giymeye ihtiyaç duyayım!”

Savaş gerektiğin de meydanlarda Ali böyle kükrüyordu. Bir öksüzün önünde eğilmek onun başını okşamak ve onun yanında küçülmek gerektiğinde Ali elini o öksüzün başına çekiyordu:

“Yavrum bu Ali’yi bağışlayın, Ali’yi affedin, Ali sizden birkaç gün gafil olmuş” diye yalvarırdı o küçüğe!

Ali, susması gereken yerde de İslam’ın maslahatı için, Kur’an’ın maslahatı için susmasını da biliyordu. Ali sadece Zülfikar’ından kan damlayan bir Ali değildi. Birçokları bize Ali’yi böyle tanıtmaya çalışıyor. Sadece Zülfikar’ından 24 saat kan damlayan bir Ali!

Ali ibadet meydanlarının da kahramanıydı. Ali mihrapların da kahramanıydı. Ali insani değerlerin de kahramanıydı. Ali İslam’ın, Kuranında kahramanıydı. Ali secdelerin, rükûların ve gözyaşının da kahramanıydı. Her şeyinde kahramanıydı. Ali buydu. Diyorlar ki, siz peygamberin vefatından sonra şöyle böyle olmuş. Dediğiniz gibi olsaydı o Allah’ın aslanı elinde Zülfikar onların kökünü kazırdı. Siz Ali’yi küçültüyorsunuz korkak duruma düşürüyorsunuz. Ben onlara 1 cümle söylüyorum.

Peygamber mi daha şecaatli idi, yoksa Ali’mi? Hz. Ali Nehcü’l-Belağa da buyuruyor ki, Biz savaşlar da zor durumda kaldığımız da peygambere sığınıyorduk. Bakın Ali Allah’ın aslanı Zülfikar’ın sahibi, “La Feta İlla Ali, La Seyfe İlla Zülfikar” hitabına muhatap olan Ali böyle buyuruyor. Ama bu Peygamber Hudeybiye antlaşmasında müşriklerin karşısında ateşkes imzalamaya razı oluyor. Hatta mübarek ismini Resulullah lakabıyla yazdırmaya yanaşmıyorlar. Resulullah bu anlaşmayı yazan Ali’ye “Olsun ya Ali, sen sil o lakabı, Muhammed yaz” buyuruyor. Peki, haşa Peygamber korkak mıydı ki böyle buyurdu? Peygamber canından mı korkuyordu? Niye ateşkes imzaladı? Bu durumu kabul etmeseydi ve saldırsaydı düşmanlara!

Anlamıyorlar ki Peygamber Allah’ın kuludur. Allah’ın emri orada geri çekilmekti, Allah’ın emri orada İslam’ın ve Kur’an’ın maslahatı için susmaktı. Hz. Ali de Peygamber’den almış dersini. Ali peygamberden ayrımı? Ali, Kur’an’ın tabiriyle Peygamber’in canı, nefsi mesabesinde değil mi?

Bazıları İmam Ali’nin(a.s) hatalarından olarak şunu gösteriyorlar: Baksanıza Peygamber Hudeybiye anlaşmasında Hz. Ali’ye dedi ki, ya Ali, sil benim lakabımı oradan , Hz. Ali de dedi ki yok silmiyorum ya Resulullah!!!

Gerçekten orda İmam Ali (a.s) ne buyurmuş bir bakalım bu davranış Peygamber’e isyan mı hata mı? İtiraz mı? Yoksa ne?

İmam Ali buyurdu ki: Ya Resulullah vallahi elim gitmiyor sizin isminizi silmeye! Senin adını ben nasıl silerim… İşte Ali böyleydi. Allah basiretimizi artırsın.

Ehlibeyt’in en büyük özelliklerinden birisi de buydu işte. İslam’ın, Kuranın maslahatını ön planda tutmak; isterse canına mâl olsun, isterse haysiyetine mâl olsun, isterse korkaklıkla suçlansın. Onun için, Ali savaş meydanlarında sırtını asla düşmana dönmüyor, ama yeri geldiğinde de 25 yıl susmasını biliyor. Onun eğittiği risalet ağacının meyveleri Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve diğer imamlar hepsi böyledir. Bunların hayatlarında ki farklı davranışlarının sırrı da burada yatmaktadır.

Hz. Hasan niye Muaviye ile ateşkes yaptı da Hz. Hüseyin çıktı Muaviye’nin oğlunun karşısında kıyam etti. Diyebilir miyiz ki Hz. Hüseyin, Hz. Hasan’dan daha cesaretliydi? Elbette ki hayır… Hz. Hasan, o gün İslam’ın maslahatını susmada, feragat etmede hatta gözünün önünde babasına lanet edenlere rağmen İslam’ın maslahatını susmada gördüğü için bağrına taş basıp susmasını bilmiştir. Çünkü o zaman İslam’ın maslahatı öyle gerektirmişti.

Hz. Hasan’ın gözünün önünde babasına hakaret ediliyordu. Ama ne yapsın, orada Allah’ın emri susmaktı. Çünkü İslam tehlikedeydi. Emirü’l-Mu’minin Nehcü’l-Belağa’da buyuruyor ki:

“Ben Peygamber’den sonra iki mahzurun arasında kaldım. Ya kesik ellerimle saldırıp hakkımı savunacaktım; o zaman İslam’ın temelden yok olma tehlikesiyle karşı karşıyaydım. Çünkü içten münafıklar, dıştan da Bizans ve Kisra İmparatorluğu sınırlara dayanmış, İslam’ı tehdit ediyorlardı. Ben İslam’ın maslahatı için sustum. Ama boğazım da kemik, gözümde diken kalmış bir kimsenin susması gibi sustum.”

İşte Hz. Hasan’ın susması da böyle bir susmaydı. Ama öbür taraftan Hz. Hüseyin de baktı ki eğer kıyam etmezse, can feda etmese, sahip olduğu her şeyi topyekûn Allah’a kurban vermezse, İslam’ın temelleri tehlikede.

Buyurdu: “İslam Yezit gibi bir öndere, halifeye, zalime müptela olduğunda, o İslam’la vedalaşmak gerekir!”

Hz. Hüseyin baktı ki İslam, temelden sarsılıyor. Bundan dolayı gereğini yaptı ve her şeyini İslam’a feda etti. Muaviye zahirde İslami bir görüntü sergiliyordu. Ama Yezid alçağı açık bir şekilde şarap içiyor, kumar oynuyor, ayyaşlık meclisleri tertip ediyordu; it oynatıyordu, maymun oynatıyordu; zina ediyordu. İmam Hüseyin, baktı ki eğer bu haliyle Yezid’in karşısında sussa, bu onu teyit anlamına gelecek ve İslam’ın fatihası işte o gün okunacaktı.

İmam Hüseyin (a.s) buyurdu ki Mekke’den çıkarken: “Ben yarın hareket ediyorum.” Çünkü Medine’den biat etmeden çıktı geldi Mekke’ye; orada da rahat bırakmadılar. Haber geldi ki ya Hüseyin, eğer burada kalırsan, gizlice Allah’ın evinde, Kâbe’nin kenarında senin kanını dökecekler.” İmam Hüseyin’in gönlü razı olmadı Allah’ın evi kana bulaşsın. Buyurdu:Ben yarın yola çıkıyorum; Irak’a doğru hareket ediyorum. Kim bizim yolumuzda canını feda etmek istiyorsa, “likaullah”a kavuşmak istiyorsa, gelsin, ben gidiyorum.” Geldi Kerbela’ya ve sahip olduğu her şeyi feda etti…

MUSA AYDIN

Yorum Bırak

  1. kamran dedi ki:

    cook guzel yazmisiniz allah sizden razi olsun.

  2. Doğukan dedi ki:

    ALLAH RAZI OLSUN SİZLERDEN….

  3. Hüsamettin dedi ki:

    Diğer hizmetleriniz hoş ve güzel de bir de SAHABE-İ KİRAM’A DİL UZATIP İFTİRA VE SU’İ ZAN’da bulunarak kafaları karıştırmasanız. EBU HUREYRE (R.A)’A YAPTIĞINIZ İFTİRA DA sizleri büyük vebalde bırakmıyor mu.? CAFERİ Kardeşlerimizi biz de seviyoruz. Hele de EHL-İ BEYT VESAYET ile hemhâl olmanız da ayrı bir güzellik. E madem bu kadar yürektensiniz Hz. Osman/Hz. Ömer /Hz. Ebabekr (R.A) lara da dil uzatıp hakaretvari iftiralarla İSLÂM’A MUSALLAT OLAN Nasara’ya fırsat vermeseniz. Ebu Hureyre (R.A)’a yalancı(!!) diyebilecek kadar konuyu ileri götürüyorsunuz. Kıyamet gününde Vebali ağı değil mi.? Ölü ardından da ağır küfür de büyük vebâl değil mi.? Ya yarın Hz. Fatuma Validemiz Hz. Hasan ve Hüseyin Efendilerimize yapılan zulmün sahiplerini “ben affettim” derse, Tabi Hz. Ali (R:A) Efendimiz de affederse sizler ve küfürde beis görmeyenlerin kıyametteki halleri nice olur efendiler.????

  4. ELNARE dedi ki:

    ALLAH RAZI OLSUN SIZDEN VE EHLI`BEYT ASIKLERINDEN, SIZIN VESILENIZLE COK SHEY OGRENDIM BEN BURDAN