Eşimin Bir Melek Olmasını İstiyorum!

Yazar: beytül ahzan Tarih: 19 Şubat 2011 4.3K kez okundu Evlilik ve Aile Yorum Yok

Eşim çok iyi bir insan.

Ah! Şu huyu da olmasa bir melek; ama o huyu beni deli ediyor” diye sızlanır kimi eşler.

Eşleri­nin bütün güzel hasletlerini o tek huyun arkasına hapseder­ler.

Beyaz sayfaya değil, üzerindeki siyah noktaya dikkat ke­silirler. Dikeni görür, arasındaki gülü görmezler.

Bülbülün sesine kulak tıkar, karganın “gak gak”larına bayılırlar. El­maslarla süslenmiş elbise giyen eşinin elbisesini takdir edip Ne kadar güzel, sana da çok yakışmış” demek yerine “Neden bunun bir taşı eksik?”derler.

Tıpkı bir efendinin, minarenin merdivenlerinden tâ başına kadar çıkarıp her basamakta bir hediye takdim ettiği adamın, son basamağa geldiğinde teşekkür etmek yerine, “Bu minare neden diğer mina­re gibi yüksek değil?” diyerek nankörlük etmesi gibi “Neden benim eşim filan gibi değil?” diye sızlanırlar.

Eşinin dokuz güzel ahlakı varken kötü bir huyundan dolayı şikâyet et­mek; dokuz masum bir cani yüzünden gemiyi batırmak, evi harap etmek gibidir. Şayet eşlerden birinin hoş olmayan bir huyu varsa diğer eş, onun o huyunu, baskıyla ve eşi aşağıla­yarak değil, hoşgörüyle değiştirmeye çalışmalıdır.

Fena bir adama; “iyisin iyisin” desen iyileşmesi ve iyi bir adama “fenasın fenasın” desen fenalaşması herkesçe bilinen bir gerçektir. Güzellikleri takdir etmek, kötülükleri hoşgö­rüyle gizlemek erdemli insanların kârıdır.

Peygamber Efendimiz hayvan leşinin yanından geçerken “aman ne fena kokuyor” diyenlere “Ne kadar güzel dişleri var” diyerek fenalık içerisinde bile bir güzellik bulunacağı dersini vermiştir.

Adamın biri güneş gözlüğünü gece bile gözünden çıkarmıyormuş. Gündüzleri her yeri sisli, geceyse zifirî karanlık görüyormuş.

Sürekli eşine “Neden her yer karanlık?” diye sorduğunda eşi, “Her yer aydınlık; ama senin gözündeki kara gözlükler etrafı karanlık gösteriyor. O gözlüğü çıkar, bak; etrafın be­yazlığını göreceksin” dediği halde adam, inat edip çıkarmıyormuş.

En sonunda bir gün düşüp kafasını kırmış. Tabii bu arada gözlükler de parçalanmış. O zaman “Oh be dünya varmş. Gerçekten her şey ne kadar güzel. Güneş pırıl pırıl, Çayır çimen yemyeşil. Çiçekler, rengârenk” diye haykırarak ifasının acısını bile unutmuş…

Bu adam gibi bedbin olanlar, hayatı ve eşlerini hep siyah camlar arkasından seyrederler. O zaman da eşlerinin güzel ahlakını bile kötü görürler ta ki başlarını duvara çarptıkları zaman akılları başlarına gelerek “Meğer hayatta neler var­mış; ben, ne kadar basit şeylere takılıyormuşum!” deyiverir­ler.

İsterseniz düşüp kafamızı kırmadan gözümüzdeki kara gözlükleri çıkaralım. Unutmayalım ki “Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır.”

Kötü hadiselerin bile güzel yönünü görebilen, o hadiseye sebebiyet veren eşi hakkında iyi düşünür. İyi düşündüğün­de kendi de eşi de mutlu olur.

Gülay Atasoy

Yorum Bırak