Evliliğin Felsefesi

Yazar: beytül ahzan Tarih: 1 Ocak 2011 3.7K kez okundu Evlilik ve Aile 1 Yorum

Bazıları evliliğin ve ortak bir yaşam kurmanın felsefesini iyi şekilde anlayamamış olabilir ve şöyle diyebilirler: “Bizler şehvet ve cinsel isteklerimizi evlilik dışında başka yollarla giderebiliriz. Bu istek ve eğilimlerimizi başka vesilelerle doyurabiliriz. Evlilik gibi büyük bir sorumluluğun altına girmemizin ne gereği vardır?”

Böyle bir inanç ve sorunun karşısında şöyle söyleyebiliriz: Evlilik sadece cinsel istekleri gidermek, şehvet ve içgüdüsel arzulara cevap vermek demek değildir. Bu sadece evliliğin bir yararıdır. Evlilik, aile kurmanın yoludur. Bunun önem ve ehemmiyeti ise -cinsel istekleri doyurmanın yanında- insanın kemale ulaşması, şahsiyetinin olgunlaşması ve sükûnet bulmasıdır. Evlilik, beraberinde insana bu derece önemli faydaları hediye olarak sunmaktadır. Eş ve aile karşısında sorumluluk kabul etmek, insana şahsiyet ve toplumsal mesuliyeti elde etme hissini kazandırmaktadır. İnsanın içinde saklı olan birçok gizli yetenek ve özellikleri canlandırıp yeşertmektedir.

“Evlilikten sonra insanın şahsiyeti toplumsal şahsiyete dönüşür. İnsan, eşini karşı ailesinin onurunu korumak ve gelecekte olacak çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamak, onları himaye etme konusunda kendisini sorumlu hisseder. Bundan dolayı; bütün aklını, kapasitesini ve istidadını bu yolda kullanır.”[1]

Aile ve yuva kurmanın öyle bir güzel eğitmenliği vardır ki, hiçbir şey onun yerini alamaz. Üstat şehit Murtaza Mutahhari (r.a) bu konu hakkında şöyle diyor:

“Öyle ahlaki özellikler vardır ki insan, aile kurma mektebi dışında hiçbir şeyle onu kazanamaz. Aile kurmak; başkalarının kaderi ile bir çeşit ilgilenmek alakalı olmaktır… bu dönemi geçirmeyen sözde ahlakçılar ve perhizcilerde ömürlerinin sonlarına kadar bir çeşit “hamlık” ve “çocukluk” olmuştur. İslam’da evliliğin kutsal sayılması ve bir çeşit ibadet olarak bilinmesinin nedeni… evliliğin tabii benlikten ve bireysellikten çıkmanın ilk basamağı olması ve insan şahsiyetinin genişlemesidir.”[2]

Aynı şekilde evliliğin terbiyedeki rolü hakkında şöyle buyurmuşlardır:

“… Bir çeşit “olgunluk” vardır ki; insan, evlilik ve aile kurmanın dışında -başka hiçbir şeyle- onu elde edemez. Ne medresede okumakla, ne nefisle cihat etmekle, ne gece namazı kılmakla, ne de iyi ve salih insanlara saygı göstermekle elde edemez. Bu (olgunluk) sadece burada, (evlilik ve aile kurmada) kazanılabilir.”[3]

Birçok insanı görmüşüzdür ki; evlenmeden önce hiçbir ahlaki, dini ve toplumsal usul ve değerlere önem vermeyen, başıboş, laubali ve pervasız biri olmasına rağmen, evlendikten sonra hal ve davranışları değişmiştir. Metin ve vakarlı davranışlara sahip olmuştur. Davranışlarında bir çeşit ağırlık ve metanet oluşmuştur.

————-

[1]- Tefsir-i Numune, c.14, s.465

[2]- İslam’da Talim ve Terbiyet, Sadra yayınları, s.251-252

[3]- İslam’da Talim ve Terbiyet, Sadra yayınları, s.398

————

Gençler ve Eş Seçimi / Ali Ekber Mezahiri


Yorum Bırak

  1. aziz ARAS dedi ki:

    Mümin bir kimse, gençliğinin ilk çağlarında evlenince, melun Şeytan feryat edip şöyle der: “Ne yazık ki o, dininin üçte ikisini benim şerrimden korudu.” Geri kalan üçte biri hakkında ise, Allah’tan korkup -sakınmalıdır”İmam Cafer Sadık (a.s) da bu konuda şöyle buyurmuştur:

    Mümin erkek ile mümin kadın evlendiklerinde gök âleminde bir melek, onların nikâhlarını diğerlerine müjdeler ve “Ey melekler topluluğu, yüce Allah, falan kadını, falan erkekle evlendirdi.” diye hitap eder

    Evlilik, ilâhî bir nimettir.

    Evlilik, peygamberlerin sünnetlerindendir.

    Evlilik, insan için huzur ve saadettir.

    Evlilik, anlamak ve inanmak demektir.

    Evlilik, insana bir gönül bağıdır.

    Evlilik, maddî ve manevî bir yakınlıktır.

    Evlilik, bir şehvet ticareti değil, bir can ortaklığıdır.

    Evlilik, sevgiyle örülen bir kalp düğümüdür.

    Evlilik, sevgi yuvasının saadet tılsımıdır.

    Evlilik bir nimet, bekârlık ise bir mihnettir.

    Evlilik, birbirlerinin cazibelerine kapılan, seven ve anlaşan ruhların birliğidir