Ey Aşkına Aşık Olduğum Canan!

Yazar: beytül ahzan Tarih: 30 Temmuz 2010 4.5K kez okundu Yazı ve Makale 1 Yorum


Bismillahirrahmanirrahim

Ey aşkına aşık olduğum canan!

Yanık bir yüreğim ve yanan bir canana sesleniyorum…

Elimde duran bu kalem aslında ağlıyor sana mürekkep mürekkep… Hicran sayfamın başrolü oldu şimdi bekleyişlerim ve kaybettiğim umudum… Bir yok oluşun ahu zarları, bir sessizliğin çığlıkları, bir çaresizliğin girdapları var sadece avuçlarımda…

Ve sen ey sancaktar-ı Resul  sen ey evladı fatıma…

Ucundasın merdivenlerimin ama benim o merdivenleri kat edecek dahi bir gücüm yok. Sırtıma konulan bu kalleş dünyanın altında bir eziğim şimdi. Yüreğim sana meftun sana kilitli… Ellerim senin adınla semada… Nereye baksam karanlık, birde bu karanlığın kör siyahına senin yokluğun eklenince, bu güvercin yürekli acizin kanatları kırılıyor işte… Sensizliğin hain rüzgarı savuruyor beni isteği her yöne. Kırık ve solgunum şimdi sensiz sokaklarda. Caddelerimin adı sana hasret artık…  ben sana aşık ve yanık. Ben sana maşuk ve sessiz…  Nakış nakış günahla işlenmiş olsada bu yürek, senin yarana kanlar bağlıyor.

Yanık bir yüreğim ve yanan bir canana sesleniyorum…

Satır satır seni yazarken sayfalarıma ellerimde bir titreme yüreğimde bir heyecan var aslında… Sana gelecek olan sayfam içime doğan bir umut belkide. Yalnızlığıma ve çıkmazlığıma doğan bir güneş…

Korkuyorum, gecelerim bir daha güne bakamayacak diye,

Korkuyorum, dolunayım güneş olmayacak diye,

Korkuyorum, bir Cuma daha çıkamayacağım ve seni bekleme umudum ebediyet bulacak diye… çünkü seni beklemek korkularıma ulaşan son durağım benim…

Gönlümün hicranı sen beni bulduğunda bitecek biliyorum. Sabretmek bu yalnızlığa ve zulme çok zor.  Ellerimin arasında kayıp giden sensiz zamana bakıyorum her saniye. Sırtımdan vuruldum, ezildim ve artık yaş değil akan bu gözlerden, yerini izleri geçmeyecek bir kana bıraktı. Damla damla bir volkan oluşturdum ben acıyan yüreğimde. Beni en çok kahreden de sana böyle acı dolu bir yürekte yer vermek. Acı evet, isterdim ki sen gönlümün en yeşilinde en berrağında ve en huzurunda olasın. isterdim ki sevinç gözyaşlarımı silesin yanaklarımdan, gam ve keder değil… isterdim ki.. Evet ben seninle çok şey isterdim…  Ama bu zalimler bedenimin bütün azalarını katlettiler. Direndim, sustum ama onlar susmadılar ve susmayacaklar. Kimseyi koymadım yanına koymadım içim el vermedi buna. Sen ve sadece sen varsın hicranımda. Umudum olarak bir sen kaldın yanımda… Gecelerime doğan tek gündüzüm, ümidime açılan tek yelkenim, yanık bağrıma tek merhem sensin mehdim…

O gece;

Senin heybetli duruşun, sırtına aldığın aban ve elinde tuttuğum fatıma mushafı… Yaşlarımın ağıtları arasında bir sen vardın benimle ağlayan… Yavaşça yanına yanaştım , ama öylesine bir nida vardı ki dilinde öylesine yalvarıyordun ki yaradanına mecali kesildi soluğumun adeta. Seni hissetmiştim yan secdemde. Sanki mührümün üzerindeydi alnının izi. Dokunmak istedim ama kirli ellerimi sana uzatamazdım…

O gece;

Seni hissettim, damla damla dökülen gözyaşlarını gördüm. Ey adına bin canım olsa binlercesini her seferinde feda edeceğim mehdim ! usulca yanaştım yanına, içine çektiğin nefesini hissettim. Ceddim Resulullah diyen hıçkırıklarını gördüm. Tam arkandaydım dönüp bir lahza olsun bakman için canımı oracıkta vermeye hazırdım. Evet tek bir an için…  Nedeni neydi bu hıçkırıkların sana bu eziyeti çektiren kimlerdi? Bu soruları dahi sorarken bacaklarımda takat kalmamıştı. Canı çekilmişti adeta içimin.  Kanı kesilmişti… Çünkü cevabına giden o yolu biliyordun ne yazıkki…Ve sen ey heybetine yandığım!

Sen ümmet için, vurdum duymaz şiarlın için yalvarıyordun rabbine!  Bense hemen arkanda senin nur cemalini bir an görmek için… Sel olup gitmişti yaşlar bir sen ağlıyordun bir ben…

Evet o gece;

Gecem ilk kez aydındı, ,ilk kez nurlu ve ilk kez mutluydu… Karanlık olması karanlığın dahi umurunda değildi. Parçalanmış yap bozum şimdi kaybolmuş parçalarına kavuşmuştu. Nasıl bir hasrettir ki nasıl bir sensizliktir ki, sana sadece bir nefes kadar uzak olduğum o saniyelerin bitmemesi için yalvardım yüce rabbime. ..

Yanık bir yüreğim ve yanan bir canana sesleniyorum…

Mehdi’m! Bitmesin sana ait olan zamanlarım. Çünkü seninle paylaşmak istediğim o kadar çok hüznüm acılarım, darbelerim var ki…  Dudaklarımdan dökülen sayfalar sana öylesine susamış ki… Bir sen varsın asrımda yaşayan imam, bir sen varsın benim derdime yanacak olan.  İki kelimeyi belki bir araya getirip anlatamayacağım derdimi sana ama gözlerime baktığında anlayacaksın suskunluklarımın nedenlerini,  içime dolan bağırışlarımı… çığlıklarımı… “kurtar beni bu zalimlerden neolur” diye atan günahkar kalbimi… Sana mutluluklarımı sevinçlerimi de anlatmak isterdim. Ama sensiz bu dünya mutluluklara ve sevinçlere serap misali bir sahra. Gerçeği sen adımını attığında ve küfrün kökünü kazıdığında yaşayacağım. O zaman güne gerçek adını vereceğim. Yapılan haksızlıkların ve zulmün hak ettiği yerlerini bulduklarında güleceğim.  Ben seninle mutluyum, seninle gülüyorum, sana vurgunum, sana hasret, sana yangınım….

Ve O gece;

Sana bir nefes kadar uzaktaydım belkide. Yürüyüşünü gördüm  nasılda benziyordu deden Muhammed Mustafa (saa) ya…

“Gitme” diye seslendim. Sesimin buğulu sancısı sardı her yanı. Büyük bir çabayla ve utançla “gitme ey Âlinin oğlu” dedim.  Hıçkırıklarımın rengi solmuştu. Boğazıma düğümlenen o mızraklara rağmen seslendim sana. Ama gittin. Nurdan çehreni göremeden gittin. Bütün benliğinle bizlere dua ederek gittin. Gecelerimin adına mehdi koyduğum mehdim o gece gittin. Yarınlarına ulaşıp ulaşamayacağımı bilmediğim cananım o  gece gittin.

Sen  gittin ve zifiri karanlığa büründü bütün doğacak günlerim. Mevsimlerimin çizgisi artık bahar değil benim. Bu yüz kızartıcı halim ebediyetim olacaktı artık benim. Halbuki sana bir adım kadar uzaktım canımın içi…

Umudum tükendi artık, bir eski kilim misali yerdeydim, secdeler hanem olmuştu. Bahar kokulum, güneş yürekli mehdim adım adım gidiyordu…

Yanık bir yüreğim ve yanan bir canana sesleniyorum…

Ellerimi semaya, alnımı mühre koyup sadece ve sadece Mehdi zikrettim binlerce kez. Senin  derdinle dertlendim o gece. Ümmet dedim mehdi Şiaları dedim…  Yüreğime volkanlar düştü, küllerim yeniden alevlendi o an. Ey özüne hasret kaldığım ! Ey gönül sahrana hayran olduğum… Bir damla hissettim baş ucumda ama başımı kaldırmaya ne bir yüzüm vardı ne de cesaretim.  Ama damlalar çoğaldıkça hıçkırarak ağlayan bir nefes sardı odayı. İliklerime kadar hissettiğim bir can vardı yanımda.  Bana sadece “Geldim” dedi. Acizane başımı kaldırıp yüzüne baktığımda canımı teslim ettim sandım. Yüreğimdeki mehdi arşım titredi.  Azalarım adeta benliğini kaybetmiş avareler olmuşlardı. Ben “gitme” dedikçe sen “geldim” dedin. Ben “eccilli veliyyikel ferec “ dedikçe sen “Şialarım “ dedin….

O gece, ;

Gördüm senin nuru ala nur olan simanı. Bana bir mesajdın aslında. Umudunu hiçbir şey için yitirme dedin adeta. Ben gel dedim bütün benliğimle ve tövbemle. Ben Mehdi dedim kızaran yüzümle, ben canan dedim kanayan ellerimle ve kırılan yüreğimle. Merhem oldun sen  benim koparılan kanatlarıma.  Arkamı her döndüğümde arkamdan her seferinde vurulan yaralarıma sen can oldun… Sen geldin benim  karanlığıma. Kayboluşluğumun arasında buldun beni, çıkarıp bir varoluş sebebi kıldın kendini bana.

Mehdi can! Sen benim sana olan nidalarıma cevap verdin. Umut yelkenlerimi, tekrar  yola koydun. Acıyan acıtılan bu bedene bir nazar eyledin. Yaralarıma sabır oldun.  Ve beni kendime getirdin.  Şimdi sadece senin varlığında kaybolmak sana yanmak tek çabam ve uğraşım… Ey aşkına aşık olduğum… Ey yoluna can koyduğum , ey adına kurban olduğum Mehdi’m…

Yanık bir yüreğim ve yanan bir canana sesleniyorum…

Ve sen ey nuruna yandığım, kör kuyularımı ve zifiri gecelerimi açan anahtar sensin.  Yoluna her şeyimi gözümü tek bir an dahi kırpmadan feda edeceğim sensin.  Sen aşksın, sen sevdaya verilen en güzel adsın. Hicranla yoğrulan bu gönüllerin, umutla bekleyen bu ellerin, damla damla uçuşan bu hasretlerin, ağlayan annelerin yürekleri kanayan bu babaların ve benim tek çarem  sensin…

Esselamu aleyke ya eyyuhel gaimul muntazarul mehdi yebne resulullah….

Esselamu aleyk

Esselamu aleyk…  Sanadır selamlarımın en güzeli kabul buyur bu nankör dilden dökülen selamlarımı.  Ve bir cevap yolla bana yanından canından ne olursun huzurum…

Yanık bir yüreğim ve yanan bir canana sesleniyorum

Elimde duran bu kalem aslında ağlıyor sana mürekkep mürekkep…

Ve  ağlayan her mürekkep anlatıyor sana derdimi hasret hasret…

Zehranur Erdoğan

Yorum Bırak

  1. ESAT KIRTAY dedi ki:

    KALBİNİZDE SEVGİ YÜZÜNÜZDEN TEBESSÜM EKSİK OLMASIN KARANLIKLARDAN BİRİ DAĞLI ESATTAN KUCAK DOLUSU SEVGİLER SAYGILAR HER ŞEY GÖNLÜNÜZCE OLSUN ŞEN VE ESEN KALIN vesselam vel ikram