Ferec Sabahı

Yazar: beytül ahzan Tarih: 27 Temmuz 2009 Genç Kalemler Yorum Yok



Bismillahirrahmanirrahim

“Ağlayan gözler görüyorum.

Talan olan evler görüyorum.

Kana bulanan baharlar görüyorum.

Diğer tarafta ise,

Mazlumların hakkını çalan kirli eller görüyorum…”

Dünya’nın her köşesinde zulüm var. Masum çocuklar oyun çağındayken savaş ortamında yetişmektedir. Nedir bu masum çocukların suçu? Sadece çocukların değil, bu masum insanların suçu nedir ki onlara bu elemleri yaşatıyorlar? Yoksa suçları hakkın yanında olmak mıdır? Tarih sayfalarında olduğu gibi hakkı konuşan dilleri susturmaya çalışmalarından mıdır? Fakat bilmiyorlar hakkı konuşan dilleri susturamazlar. Ölüm anında bile hakkı konuşur o dil büyük bir iman ve vefa ile.

Evlatlarını yitirmiş analar, anasız-babasız kalmış evlatlar… Her yerde zulüm… Bomba sesleri ile uyanıyor gözler. Nalelerle sarsılıyor kâinat. Buna rağmen çoğusu seyirci kalmaktadır, sükûta karışmış sessiz dalgalar gibi. Ürkek bakışlar arasında kaybolan gam zalime karşı bir öfkeyi doğuruyor. Öfke dolu bakışlar alınan masum canların hesabını sormak istemektedir.

Sanmasınlar ki sorulmıyacaktır akan gözyaşların hesabı. Elbet yapılanların hesabı sorulacağı zaman da gelecektir. Tıpkı her şeyin bir zamanı olduğu gibi.

Zulme boğun eğmeyin ey vicdan sahibi!

Tağutların karşısında susmayın! Daima direnin ve onları yıkacak bir mücadele sergileyin. Bu davranışınız onları zayıflatacaktır.

Tağutun korkulu rüyası olun! Ve her defasında tağuta bir darbe indirdiğinizde şu ayeti hatırlayın; “Artık kim tağutu tanımayıp Allah’a inanırsa o sapasağlam bir kulpa yapışmıştır.” (Bakara/ 256)

Bilmelisiniz ki dünyada mustazafların sayısı daha çoktur. Kaimin zaferi, mustazafların zaferidir. Kaimin rehberliği ile kâinatın kudret ve idaresi mustazafların olacaktır. Böylece tağutun kurmuş olduğu hükümet yok edilecektir. Allah Kur’an’da buyuruyor ki; “Biz istiyoruz ki yeryüzünde mustazaf olanlara lütfedelim, onları önderler yapalım, (yeryüzüne) mirasçı kılalım.” (Kasas/5)

Kan rengine boyanan çiçekler… Açmadan solan baharlar… Bir çıkış kapısı arımaktadır adalete susamış nurgüller.

Diller ağıtlar yakmaktan yorularak lal oldu. Herkes berraklığa kavuşacak olan bir seheri beklemektedir. Bu seherin ardından doğacak olan göz kamaştırıcı şavk, kuraklaşan toplakları ıslatarak dünyaya bir nur yayacaktır.

Allah-u Ekber! Beklenen zaman yaklaşmaktadır. Visale bir adım daha…

Ey Muntezer!

Gönlü yaralı çocuklar şefkat dolu bir elin onlara uzanarak gözyaşlarının silmesini beklemektedir. Kuytu köşelerde saklanarak, saklambaç misali zalimin yürek dağlayan mermisinden kaçmak istemiyorlar artık!

Akan gözyaşların dinmesini istiyorlar artık!

Fereci özledi cefa altında tutsak kalan yorgun yürekler. Münevver olmak istiyor gözler ferecin sesiyle.

Her Cuma bir ümidi yüklüyor yürekler. Gelişin için direniyor müminler. Eğer intizar olmasaydı, bugün direniş etmenin bir manası kalmazdı. Adın su serpiyor yüreğimize. Ya Mehdi! Yani “ Ey hidayet eden”, bizi karanlığın tutsağından kurtaracak olan nevbaharımız. Hazan bahçeleri yeşertecek olan Fatıma gülü!

Yazmaktadır gönül kalemimiz… Acı’nın akıttığı zehir bizi yıldıramaz. Ve haykırıyor huzura teşne olan dudaklar...

“Bir duasın sen, elleri semaya kaldıran

Bir salavatsın sen, sonu ve accil ferecehum olan”

Adımlarımızı sağlamlaştıyor heybetin. Gönlümüzün yaktığı münacat, gözlerimizi yaşlara boğdu. Dua, gelişin için tesbih edilen bir zikirdir. Onu besleyen ise sabırdır.

Bekliyoruz şimdi… Zulmün barajı kuruyacaktır elbet.

Allah buyurmuyor mu? “Öyleyse bekleye durun; şüphesiz ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim” (Araf/71)

Dua’nın verdiği şavkla bekliyoruz seni. Gel ey Zamanın sahibi.

Allahumme salli ala Muhammed ve âl-i Muhammed ve accil ferecehum.

Merve Yavnik

Yorum Bırak