Fransız Aile Mersiye Okutuyor

Yazar: beytül ahzan Tarih: 30 Kasım 2010 Hikaye ve Kıssa Yorum Yok



Şeyh Muhammed Hasan Mevlevî Kandaharî şöyle anlatır:

Elli yıl önce Muharrem ayının on dördüncü gününde, Meşhed İmam Rıza Türbesi sorumlusu Zabıt Bey’in evinde yapılan mersiye merasiminde merhum Şeyh Muhammed Bakır, şöyle bir olay anlattı:

Bir Muharrem ayında Paris’te ikamet eden bir grup İranlı, İmam Hüseyin’e mersiye okumam için beni davet etmiş, ben de kabul etmiştim.

Birinci akşam Fransalı bir mücevher satıcısı, ailesiyle birlikte bu meclise katılmıştı. Meclis sona erdiğinde yanıma gelerek “Efendim, bizim bir nezrimiz var. Eğer uygun görürseniz on gece boyunca şu adrese gelip mersiye okumanızı istiyoruz!” dedi. Meclis bittiği için orada hazır bulunan izin alarak ayrıldılar. Bazıları beni oradan alarak Fransalıların evine götürdüler. Orada da yaklaşık bir saat mersiye okudum. Farsça bilen İranlılar ağlıyorlardı. Fransız aile de üzgün bir edayla anlattıklarımı dinliyor, Farsça bilmemelerine rağmen tercüme edilmesini istemiyorlardı. Bu durum Tasuâ akşamına kadar devam etti.

Aşura akşamı o geceye ait ameller ve dualar nedeniyle programımız uzun sürdü ve bu yüzden Fransız ailenin evine gidemedik. Ertesi gün Fransız aile yanımıza gelerek şikayetlerini bildirdiler. Aşura akşamına has amelleri yapmakla meşgul olduğumuzu söyleyince kabul ettiler. Ama nezirlerini yerine getirmek için onuncu ve on birinci gece de evlerine gitmemizi istediler.

Kısacası, mersiye sona erdikten sonra bana yüz altın lira verdiler. “Bu nezirin nedenini bana söylemediğiniz sürece parayı almam!” dedim. Bunun üzerine Fransız koca, şöyle anlattı:

<<Geçen yıl Muharrem ayında Bombay’da idik. Bütün servetimin içinde olduğu mücevher sandığı çalınmıştı Üzüntüden kahroluyor, ktiz geçireceğimden korkuyordum. Bulunduğumuz evin karşısında geniş bir cadde vardı. Zülcenah Müslümanları yalınayak ve üstsüz bir şekilde caddede sine dövüyor, mersiye okuyorlardı. Bir çırpıda merdivenlerden aşağı inerek ben de bu törene katıldım. Onların arasında tıpkı onlar gibi davranıyordum. Bu törenin sahibine kendi içimden, “Eğer çalınan mücevherlerimi geri gönderecek olursan, önümüzdeki yıl nerede olursam olayım senin için mersiye okutacak ve mersiye okuyan kimseye yüz altın vereceğim!” dedim.

Birkaç adım yürüdükten sonra hiç tanımadığım rengi kaçık ve nefes nefese kalmış birinin yanıma gelerek sandığı elime tutuşturup kaçtığını gördüm. Çok sevinmiştim. Öylece yoluma devam ettim. Daha sonra eve giderek sandığı açıp mücevherlerimi saymaya başladım. Bütün mücevherlerim yerindeydi ve hırsız birini dahi almamıştı. Annem-babam sana feda olsunlar Ey Hüseyin (as)!>>

…..Nerde görülmüş dostlarını mahrum bıraktığın?

Sen, düşmanına dahi lütufla baktın……

İmam Hüseyin’e (as) tevessül ederek sıkıntılarını gideren ve muratlarına eren birçok gayri Müslim’in olduğunu daha önce de belirtmiştik. Hatırlayacağınız üzere Hindistan’da, yıllık kazançlarına İmam Hüseyin’i ortak eden ve gelirlerinin bir bölümünü Muharrem ve Sefer aylarında matem meclislerine harcayan ve bu harcamaları işlerinin bereket kaynağı sayan bazı Hinduların varlığından söz etmiştik.

Evet, İmam Hüseyin’den (as) iman, mağfiret, rahmet, şefaat, berzah ve kıyamet için kurtuluş, saadet ve cennet dileyen herkes nasıl istediğine kavışacaksa, O’na tevessül eden bir kimse de dünyevî hacetlerini muhakkak elde edecektir. (Bi-iznillah)

Nitekim İmam’ın ziyaretnamesinde şöyle yazılıdır:

“Kim senin lütuf eteğine tutunmuşsa mahrum olmamıştır ve kim sana sığınmışsa güvende kalmıştır.”

—————–

Ayetullah Destgayb’ın “Gizemli Öyküler” kitabından alıntıdır.

Öykü:136   Sayfa:316

Yorum Bırak