Gaybet Döneminde Müminlerin Vazifeleri – 2

Yazar: beytül ahzan Tarih: 31 Ağustos 2009 2.6K kez okundu Ehlibeyt 2 Yorum

16. VAZİFE

Müminin bir diğer vazifesi de dünya ve ahiret saadeti için gerekli olan şeyler konusunda dua etmesidir. Allah’tan sabır, doğruluk, akıl, hikmet ve ilim gibi gerekli olan şeyleri isteme-lidir.
Gaybet döneminde sıkıntılara göğüs germek ve sabretmek müminlerin bir vazifesi olarak sayılmıştır, diğer bir vazife de Allah’tan sabır dilemektir. İmam Mehdi’nin (a.f) hukukunu yerine getirmek bir vazife sayıldığı gibi diğer taraftan bu önemli vecibe için de dua etmesi de ayrı bir vazife olarak sayılmıştır. Yani her önemli iş, her hayırlı işin tahsili ve her makama erişmek için dua edip onu Allah’tan istemek gerekir.
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmaktadır:
“Karşınıza çıkan hacetlerinizi Allah’tan (a.c) isteyin; hatta bir ayakkabı bağına ihtiyacınız olsa bile. Çünkü eğer Allah onu kolaylaştırmazsa kolaylaşmayacaktır.”


17. VAZİFE

Müminin bir başka vazifesi; yüce ahlaki kerametler, güzel sıfatları kazanmak, ömrünü ve yeteneğini bu yönde kullanmaktır. İmam Mehdi (a.f) Şiasının sahip olması gereken ahlaki kerametler ve güzel sıfatlar oldukça fazladır. Bunlara örnek olarak sükût, dili kontrol etmek, ilim tahsili, insanlarla iyi geçinmek, işlerde orta halli ve denge üzerinde olmak ve güzel ahlakı vb… gösterebiliriz.
Cabir, İmam Bakır’a (a.s) “Ey Allah Resulü’nün (s.a.a) oğlu, gaybet döneminde bir müminin yapması gereken en üstün amel nedir?” diye sordu. Bu soru üzerine İmam Bakır (a.s):
“Dilini koruması ve (yapıcı yönde) evinde oturması” diye buyurdu.”
Hadiste geçen “dili korumak” ifadesinden maksat, sükût ve takiyye inancını gözetmektir. “Evde oturmaktan” maksat ise fesat işlerden, günahlardan, dünyadan ve nefsanî isteklerden uzak durmaktır.
Ravi der ki; İmam Cafer Sadık (a.s) bana şöyle buyurdu:
“Selamımı bana itaat eden ve sözümü dinleyen Şialarıma ilet! Sizlere ilahi (a.c) takvayı edinmeye, dininizde vera sahibi olmaya, Allah yolunda cihat etmeye, doğruluğa, emaneti yerine iletmenize, uzun secdeye kapanmaya ve komşularınızla iyi geçinmeye tavsiye ediyorum. Bunları Muhammed (s.a.a) getirmiştir. İster iyi, ister günahkâr olsun sizi emin bilip emanetini emanet edenin emanetini sahibine verin. Şüphesiz ki Allah Resulü (s.a.a) iğne ipliğini dahi sahibine vermenizi emrediyordu.”
Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:
“Kuşkusuz ki biz (Ehlibeyt İmamları) akıllı, sezgili, fakih, halim, şefkatli, sabırlı, doğru sözlü ve vefalı kimseleri seviyoruz. Şüphesiz ki Allah (a.c) peygamberleri ahlaki kerametlere mahsus kılmıştır; o halde bu ahlaki kerametler kimde olursa Allah’a (a.c) hamd etsin. Kim bu sıfatlara sahip olmazsa yalvararak Allah’tan bunları istemelidir.”

Ravi der ki; imama “canım size feda olsun ahlaki kerametler nelerdir” diye sordum. İmam Cafer Sadık (a.s);Vera, kanaat, sabır, şükür, hilim, hayâ, cömertlik, cesaret, gayret, iyilik, doğru sözlülük ve emanetleri sahiplerine ulaştırmak diye buyurdu.”

18. VAZİFE (17. VAZİFEYE BİNAEN)

Müminin bir başka vazifesi ise Allah’tan belirtilen ahlaki kerametleri kendisine ihsan etmesi için dua etmektir. Böylece davranış ve ahlak olarak daha çok kendisini imama benzetebilir ve onun sevgisini kazanabilir.
Bu zeminde dua kitaplarında nakledilen “Mekarimu’l Ahlak” duasını okumak çok güzel bir ameldir. Bu duayı, duaların icabet olacağı saatlerde okumak tavsiye edilmiştir. Dua, “Allah’ım Muhammed ve Al-i Muhammed’e salâvat gönder ve imanımı en kâmil… Diye başlıyor.
Bu tür duaları okumak en fazla şu açıdan önemlidir; ahlaki kerametleri elde etmek Allah’ın (a.c) elinde olduğu gibi insanın kudretinin dışındadır. Bu yönde insanın elinden gelen tek şey çaba göstermesi ve özgür iradesini kullanmasıdır; yani istikametinin yönünü, hedefini belirlemek ve hedefine ulaşma yönünde çaba sarf etmektir. Hedeflerinin hâsıl olması ve gerçekleşmesi Allah’ın iradesine bağlıdır. Sözgelimi “ahlaki kerametleri elde etmek için insanın irade ve çabasından ziyade Allah’ın iradesi ve isteğine ihtiyaç vardır.

19. VAZİFE

Bir başka teklif ise Hz. Mehdi’nin (a.f) hukukuna eşdeğer olan müminlerin hukukunu yerine getirmektir.
Bu haklar çok fazla olduğu gibi onları yerine getirmekte en büyük vecibelerdendir. Müminin bazı haklarına şunları örnek gösterebiliriz; onların hacetlerini gidermek, ikramda bulunmak ve onlara yardım etmek. Hadis ve ahlak kitaplarında bu hakların tamamı açıklanmıştır.
Hz. İmam Musa Kazım (a.s) şöyle buyurmaktadır:
“Dostlarımızdan birinin hacetini gideren kimse bizim hacetlerimizin tamamını gidermiş gibidir.”
Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) müminin hakkının neler olduğunu soran kişiye 70 hak diye buyurdu.
Hz. Ebul Hasan (a.s) şöyle buyurdu:
“Bir kimse haceti için mümin kardeşinin yanına gelirse (aslında) bu Allah’ın ona gönderdiği bir rahmettir. O halde eğer onu kabul ederse (hacetini gidermek için çaba gösterirse) bizim velayetimize katılmış olur, bizim velayetimiz ise Allah’ın velayetine bağlıdır. Eğer haceti gidermeye gücü yettiği halde geri çevirirse Allah ona ateşten bir yılan musallat eder ve bu yılan kıyamete kadar kabrinde onu sokar. Bu kimse ister bağışlanmış kimselerden olsun, isterse azapla cezalandırılmışlardan olsun. (yani başka günahı olsa da olmasa da), hacet talep eden kişi onu mazur kılsa dahi durumu bundan daha da kötü olacaktır.”
Bu ve buna benzer rivayetlerden anlıyoruz ki müminlerin haklarını eda etmek ve onlara ikramda bulunmak Allah’a ve İmam Mehdi’ye (a.f) yaklaşmak için en iyi yollar ve vesilelerdir.

20. VAZİFE

Müminin bir diğer vazifesi de Hz. Mehdi’nin (a.f) geçmişteki, gelecekteki ve şimdiki düşmanlarına düşman olmaktır. Bu anlam, Allah’ın düşmanlarına düşman olma kavramının manalarından biridir. Füru-u dinde “Teberri” olarak adlandırıldığı gibi insanın Allah’a olan imanının doğruluk belirtilerinden sayılır. Gerçek bir manada seven bir kişi sevgisinin hakikatini ve doğruluğunu sadece sevdiği kişinin düşmanlarına düşman kesilerek gösterebilir.
Hz. Mehdi’nin (a.f) değişik grup ve kitlelerden düşmanları vardır. Bu grupları detaylı olarak açıklamak bu yazının konusu değildir. Bu konuyla ilgili bilgi edinmek isteyenler ilgili kaynak kitaplara müracaat edebilirler.
Ancak kısaca özetlemek gerekirse imamın düşmanlarını kâfirler, münafıklar, mülhidler, inatçılar gibi başlıklar altında sıralayabiliriz. Şunu da belirtmeliyiz ki belirtilen gruplar batıl inançlarında ayak direttikleri ve bu inançlarından vazgeçmedikleri sürece bu başlıkların kapsamına girerler.
İmam Mehdi’nin (a.f) düşmanları düşmanlıklarında değişik merhalelere sahip oldukları gibi imamın düşmanlarına düşman olmanın da çeşitli merhaleleri vardır. Bu merhaleleri gözetmek gerekir. İmamın düşmanlarına düşman olmanın en düşük mertebesi ilk etapta onlardan kalben yüz çevirmek, sonra kalbi yüz çevirmeyle birlikte ameli olarak yüz çevirmektir. Sözgelimi onlarla konuşulmamalı, muamele edilmemeli, ortak iş yapılmamalı, onlarla kaynaşılmamalıdır…
Aynı şekilde düşmanlara karşı bu tutum uygulanırken iyiliğe emretme ve kötülükten sakındırmanın şartları dikkatlice gözetilmeli ve bu yönde en küçük gevşekliğe mahal verilmemelidir.
İmam Mehdi’nin (a.f) düşmanlarından biri de melun İblis’tir. Mümin kimse, tüm varlığıyla İblis’e düşman kesilmelidir. Müminin İblis’e ve yardımcılarına düşman olmasının en güzel şekli onlara muhalefet ve itaat etmemektir. Başka bir deyimle Allah’a, dinine ve zamanın hüccetine itaat etmek, nefsi günahlardan arındırmak İblis ve yardımcılarına karşı yapılan en büyük düşmanlıktır.
İmamı Zaman’ın (a.f) bir başka düşmanı da insanları kültürel olarak olumsuz yönde etkileyen sapık kimselerdir. Bu grupla şiddetle mücadele edilmeli ve toplumu zehirleyen sapık görüşleri yok edilmelidir. Bu düşmanlar saptırıcı kitaplar, fesat merkezleri, faiz gibi yanlış ekonomik kuruluşlar tesis ederek toplumu büyük bir yıkıma itmeye çalışırılar. Bu yüzden bu azılı düşmanlarla ister kültürel olsun, ister değişik zeminlerde olsun her alanda mücadele edilmeli ve onların yıkıcı görüşleri, zehirleyici eserleri yok edilmeli ve Allah’ın rızası doğrultusunda hareket edilmelidir.
Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) Şianın vasfında şöyle buyurmaktadır:
“Düşmanımızı sevmez, bizi sevene de düşman kesilmez.”
Yine Hz. İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurmaktadır:
“Al-i Muhammed’e düşman olana düşman ol; çok oruç tutup namaz kılsa da.”
Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:
“Andolsun ki Allah, kimseye bizden başkasına itaat etmesine izin vermemiştir. Şüphesiz ki bize uyan kimse düşmanlarımıza muhalefet etmiştir ve bir fiilde ya da bir sözde düşmanlarımıza uyan bizden değildir, bizde ondan değiliz.”

21. VAZİFE (20. VAZİFEYE BİNAEN)

Müminlerin bir teklifi ise İmam Mehdi’nin (a.f) düşmanlarına lanet okumaktır. Zira bu amel onun düşmanlarına düşmanlık etmenin yollarından biridir. Mümin kimse imamın düşmanlarını zikrederek onlara lanet etmeli ve Allah’tan onların azabını artırmasını dilemelidir. Kuşkusuz ki din düşmanlarına lanet etmek mümin için hasenat sayıldığı gibi marufun dallarından sayılır. Bu davranışın manevi olarak büyük bir yararı olacak, Müslümanlara düşmanla mücadele etme ilkesini ve hakikat taraftarı olma düşüncesini çoğaltacaktır.


Hz. Mehdi’nin (a.f) düşmanlarının başında Ümeyye oğulları ve Abbas oğulları gibi düşmanlıkları eski bir geçmişe dayanan düşmanlar gelmektedir. Her mümin, bu azılı düşmanlara lanet etmeli, dili ve kalbiyle onlardan yüz çevirmelidir. İmamın düşmanlarına özellikle de Ümeyye ve Abbas oğullarına lanet okumak bir müminin yapması gereken “ameli olarak yüz çevirmenin” en düşük derecesidir.
Hz. İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurmaktadır:
“Vacip bir namaz kıldıktan sonra Ümeyye oğullarına lanet okumadan yerinden ayrılma.”

Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmaktadır:“Biz Ehlibeyt’e yardım etmeye gücü olmayan bir kimse, yalnız kaldığı zamanlar düşmanlarımıza lanet ederse Allah onun sesini yeryüzündeki ve arştaki bütün meleklere işittirir. Bu kimse ne zaman düşmanlarımıza bir lanet gönderirse, melekler ona yardım ederler, lanet eden kimseyle beraber onlarda lanet ederler, sonrada yeniden lanet okumaya başlarlar ve şöyle derler: Allah’ım! Gücünün yettiğini esirgemeyen şu kuluna salâvat gönder, eğer bundan fazlasına gücü yetseydi kesinlikle yapardı. Sonra Allah’tan şöyle bir nida gelir; kuşkusuz ki dualarınızı icabet ettim, sesinizi işittim, ruhların arasından onların ruhuna salâvat gönderdim, onu kendi dergâhımda seçilmiş ve beğenilmiş kullarımdan kıldım.”

22. VAZİFE

Müminlerin bir diğer vazifesi de geçinimsiz ve liyakatsiz kişilerden uzak durmalarıdır; yani Hz. Mehdi’nin (a.f) yolunu takip etmeyen, davranışlarıyla ondan uzak olan, iyi kimselerin grubunda yer almayan ve onu daha az anan kimselerden kaçınmak gerekir.
Hz. Mehdi’yi (a.f) seven kimselerin yukarıda belirtilen kişilerden uzak durmaları onların en önemli vazifelerinden biridir. Bir insan Müslüman ve Şia olabilir, namaz kılan, oruç tutan ve zekât veren kimse de olabilir ancak bununla birlikte insanlarla iyi geçinmeyen uyumsuz biri de olabilir. Böyle kimseler zamanlarının genelini dünya işleri, heves ve şehevi uğraşlarla geçirir, manevi ve ahiret makamlarına daha az ilgi gösterirler. Bu kimseler hayatın sıkıntılarından ve ahirete giden inişli çıkışlı yolların zorluğundan kaçarak her yönden rahatlığı tercih etmişlerdir. Namaz kılmaları, oruç tutmaları sadece maddi çıkar sağlamak, yaşadıkları toplumda iyi bir yer edinmek ve her yönden güvende kalmaları içindir. Namaz ve orucu maddi çıkarlarını temin etmek, daha fazla insanları kandırmak böylece de daha çabuk dünyevi aruzlarına ulaşmak için siper olarak kullanırlar. Sağlam burhanlar karşısında hakkı kabullenmez, zihinlerinde arzuladıkları maddi isteklerden vazgeçmezler. Bu tür kimseler Hz. Mehdi’nin (a.f) düşmanı olmasalar da dostu da değillerdir.
Hz. Mehdi’nin (a.f) dostları bu zihniyetteki kimselerden ve onların yaptığı fiillerden kaçınmalıdırlar. Onlarla dostluğu, kaynaşmayı, alışverişi, her türlü ortaklığı ve onlarla gidip gelmeyi kesmelidirler. Mecburluk ve zaruret dışında hangi alanda olursa olsun kesinlikle bu kimselerden uzak durmalıdırlar. Ancak onları ıslah ve doğru yola sevk etmek amacıyla ellerinden tutmak netice verme olasılığı söz konusu olursa onlarla irtibatta olmanın bir sakıncası olmadığı gibi aksine vacip olur.
Arkadaşlığı, irtibatı, birlikteliği, sohbeti ve sevgisi imamı anmayı unutturan kimse dış görünümü iyi olsa da ibadet ehli olduğu izlenimi verse bile uyumsuz ve liyakatsiz kişi sayılır. Bu kimse imamın düşmanı olmasa onun ümmetinden sayılır. Aynı şekilde imama yaklaştırma ve manevi yönde ilerlemesine yardımcı ve destek olmazsa da yine uyumsuz ve liyakatsiz kişi sayılır. Ancak imama yaklaşma noktasında seninle birlikte aynı hedefleri taşıyan, bu yönde sana yardım eden, seninle aynı doğrultuda hareket eden, imamın zuhurunu bekleyen ve onu görmeye müştak olan kimse uyumlu ve iyi bir dost sayılır.
Elbette şunu da belirtmek gerekir ki yukarıda bahsedilen kimselerin haklarına saygı duyulmalı ve din kardeşlerinin birbirleri üzerindeki haklarını gözetmeleri gerekir. Bu tür kimselerden uzak durmak akrabalık bağını kesmek anlamına da gelmez.


23. VAZİFE

Mümin kimsenin bir diğer vazifesi de Hz. Mehdi’ye (a.s) yardım etmek için ve kutlu zuhurunu bekleme yolunda silah tedarik etmektir. Bu bir nevi murabıtadır. Bu konu hakkında daha sonra bilgi verilecektir.
Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:
“Hz. Mehdi’nin (a.f) zuhuru için ok da olsa bir silah hazırlayın. Umulur ki Allah böyle bir niyeti olan kimseye uzun ömür verir.”
Hz. İmam Muhammed Bâkır (a.s) hadisi rivayet eden kimseye; “ne kadar süreliğine sınır muhafızlığı yapıyorsunuz diye sordu. Ravi; kırk gün diye cevap verdi. Bunun üzerine İmam Bakır (a.s) şöyle buyurdu;
Ancak bizim sınır bekçiliğimiz ömür boyu sürer. Kim bizim yolumuzda sınır bekçiliği için bir at hazırlarsa at yanında kaldığı sürece atın iki kat ağırlığı kadar mükâfat alır ve kim yolumuzda sınır gözeticiliği için bir silah hazırlarsa silahın ağırlığı kadar mükâfat kazanır.”
Hadiste geçen silah kelimesinden maksat ok, keman, mızrak, gürz, hançer, kılıç, tüfek gibi soğuk ve sıcak savaşlarda kullanılan savaş aracıdır. Ancak genel anlamıyla silahtan maksat şer’i delillerden ve rivayetlerden de anlaşıldığı üzere kılıçtır. Bazı silahları bulundurmanın ve taşımanın yasal yönden yasak olduğu dikkate alınırsa imamın “ömür boyu bekçilik” buyruğundan üçüncü kısım anlaşılıyor. Bu kısım bir sonraki vazifede açıklanacaktır.

24. VAZİFE

Zamanın imamı Hz. Mehdi’yle (a.f) “Murabata” içinde olmak müminlerin bir başka vazifesidir. Murabata üç kısımdır. Murabata “Rabt” kökünden olup “kapatmak” manasına gelir. Mastarı ise “Ribat” olup düşman sınırlarını gözetmek ve oradan gelecek tehlikelere dikkat etmektir. Yine genel anlamıyla “gözetmek ve dikkatli olmak” anlamına gelir. Ama Allah’ın kitabında ve sünnette; murabıta için zikredilen her üç mana şunlardan ibarettir;
1-İmamı Zaman’ın (a.f) zuhurunu bekleme yolunda silah, at vb… gibi savaş araç ve gereçleri temin etmek ve zuhur gerçekleştiğinde bunları imamın lehine kullanmayı ümit etmek
Bu tür murabıta bundan önce de açıklandığı gibi dinimizce müstehab bir ameldir.
2-Fakihlerin cihat kitaplarında zikrettiklerine göre “Murabata’dan maksat, düşmanların İslam beldesine yönelik olası saldırılarını önlemek ya da yapılan bir saldırıya karşılık vermek ve tehlikeyi geçiştirmek amacıyla sınır boylarında bekçilik yapmaktır. Sınır boylarını korumanın en az süresi üç, en fazlası ise kırk gündür. Eğer sınır korumalığının süresi kırk günü geçerse bekçinin mükâfatı Allah yolunda cihat eden mücahitlerin sevabına eşit olur. Murabata’nın bu türü de hem gaybet hem de zuhur döneminde müstehabtır.
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyuruyor:
“Allah yolunda bir gece sınır bekçiliği yapmak bir ay oruç tutmaktan ve gece ibadet etmekten daha hayırlıdır. Eğer ölürse yaptığı amelin (sevabı) ve rızkı arkasıca devam eder ve kabir meleğinin sorgusundan güvende kalır.”
Yine başka bir hadiste Allah Resulü (s.a.a) buyuruyor ki:
“Allah yolunda sınır bekçiliği yapan kişinin dışında her ölünün amel defteri kapanır. Şüphesiz ki bekçinin ameli kıyamete kadar çoğalır ve kabir meleğinin sorgusundan güvende kalır.”
3-Murabata’dan maksat, insanın kendi zamanının imamıyla irtibatta olmasıdır. Yani; imamın velayet ipine sıkıca sarılmalı ve ona her türlü yardımda bulunmayı ve ona uymayı ahdetmelidir. Bu tür murabata her mümine vacip olan ayn-i vaciplerdendir.  Murabata’nın bu manası ikinci manasının aksine vekâlet ve niyabet kabul etmez ve bu iş için bir kimse naip olarak seçilemez. Bu tür murabata imanın rükünlerinden olduğu gibi bu amel olmadan Allah hiçbir ameli kabul etmez.
Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) buyuruyor ki:
“Musibetlerde sabırlı olun, farizaları yapmakta sabırla birbirinizle yarışın ve imamlarla irtibat halinde olun.”
Hz. İmam Muhammed Bâkır’dan (a.s), Allah’ın
“Ey inananlar, sabredin, direnin. Savaşa hazırlıklı, uyanık bulunun… ” ayeti hakkında şöyle buyurduğu rivayet edilir; yani vacip amelleri yapmak konusunda sabırlı olun, sebat gösterin, düşmanlar karşısında direnin ve beklenen imamınızla irtibatta olun.
Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) ayetin bu bölümü hakkında şöyle buyuruyor:
“Yani imamınızla birlikte kalın (ve direnin).”

Yazının İlk bölümünü okumak için tıklayın



Yorum Bırak

  1. velayet.com dedi ki:

    Değerli kardeşim, emeğinden ötürü Allah razı olsun yalnız alıntı yaptığınız sitenin adresini de yazsaydınız iyi olurdu. Allah razı olsun tekrar.

  2. […] Devamını okumak için tıklayın […]