Gece Namazında Okuduğu Dua

Yazar: beytül ahzan Tarih: 22 Ocak 2010 Sahife-i Seccadiye Yorum Yok



Allah’ım! Ey hükümranlığı ebedî ve sürekli olan! Ey ordusuz ve yardımcısız güçlü ve yenilmez olan! Ey günlerin, ayların, yılların ve asırların geçmesine rağmen izzeti baki olan! Saltanatın o kadar güçlü ve sarsılmaz ki, ne başladığı bir evveli var, ne de biteceği bir sonu. Hükümranlığın o kadar yüce ki, kimse onun sonuna ulaşamaz ve niteleyenler, onun en aşağı mertebesini bile niteleyemezler.

Sıfatlar, sende kaybolmuştur. Nitelikler, yüceliğine dayanamayıp dağılmıştır. Çok ince düşünen akıllar dahi, büyüklüğünün karşısında hayran kalmıştır. Sen, ilkliğinde ilk olan Allah’sın. Bununla birlikte zevali olmayan daimî de sensin. Ben ise ameli az, emeli çok, güçsüz bir kulum. Rahmetinle koruduğun hariç, tüm bağlantı vesileleri elimden çıkmıştır. Affına olan ümidimin dışında, hiçbir ümidim kalmamıştır. Sana itaat olarak sayabileceğim amelim pek az, isyan olarak itiraf edeceğim şeyler ise pek çoktur. Ancak, ne kadar kötü de olsa, kulunu affetmek, sana güç değildir. O hâlde, beni affet. Allah’ım! İşlerin gizliliklerini ilminle kuşatmışsın. Bilginin yanında her gizli açıktır. En ince, en zarif işler; en gizli sırlar, sana gizli değildir. Ben, helâk edici küçük günahlardan ve yok edici büyük işlerden sana kaçmış, sana sığınmış iken, beni aldatmak için senden mühlet isteyip de mühlet verdiğin, beni saptırmak için kıyamete kadar bekletilmesini isteyip de beklettiğin düşmanın (Şeytan) bana musallat olmuş ve beni yere yıkmıştır.

Sana karşı gelip kötü çabamla gazabını hak ettikten sonra da aldatma perdesini kaldırıp beni ve işimi yadırgayarak bana sırt çevirmiş, benden kaçmış ve beni gazabının sahrasında yalnız bırakmış, intikamının avlusuna atmıştır. Ne katında bana şefaat edebilecek bir şefaatçi, ne sana karşı bana güvence verebilecek bir güç sahibi, ne beni senden koruyabilecek bir kale, ne de senden kaçarken sığınabileceğim bir sığınak var. Sana sığınıp suçunu itiraf edenin durumu, bu. O hâlde, fazlın beni kapsamalı; affın hâlime şamil olmalı; tövbe eden kullarının en nasipsizi, ümitle kapına gelenlerin en ümitsizi olmamalıyım. Beni bağışla.

Hiç kuşkusuz, sen, bağışlayanların en iyisisin. Allah’ım! Sen emrettin, ben terk ettim. Sen sakındırdın, ben işledim. Kötü düşünce, yanlışı bana süsledi; içine düştüm. Orucuma tanık tutabileceğim bir gündüz, teheccüt ile geçirdiğimden dolayı medet umabileceğim bir gece yok. Yerine getirmeyenin helâkine sebep olacak farzlarının dışında, ihya ettiğim için övülebileceğim bir sünnet bilmiyorum. Benim için fazilet sayılabilecek müstehap bir amelim bulunmamakla birlikte, farzlarının birçoğundan da gaflet etmişim; belirlediğin sınırlara riayet etmeyerek yasaklarının birçoğunu çiğnemiş, birtakım büyük günahları irtikâp etmişim. Ama bununla birlikte sen, lütfunla beni rüsva etmemiş, çirkinliklerimi örtmüşsün.

Benim durumum, kendinden yana senden utanan, kendine kızgın, senden hoşnut olan, tam bir teslimiyet ve tevazu ile sana gelen, günahların ağırlığından beli bükülen, sana ümidi olduğu hâlde senden korkan, ümit edilmeye en lâyık ve yasaklarından sakınılması en gerekli olan kimse olarak seni gören birinin durumudur. O hâlde, ey Tanrım, ümit ettiğimi bana ver; korktuğumu başıma getirme ve rahmetinin getirilerini bana ihsan eyle. Hiç kuşkusuz, sen, umulanların en cömerdisin. Allah’ım! Şu fena evinde, denklerimin huzurunda, affınla kötülüklerimi örttüğün, lütfunla beni rüsva etmediğin gibi, beka evinde de, mukarrep melekler, mükerrem resuller, şahitler/şehitler ve salihlerden oluşan tanıkların durdukları yerlerde, kötülüklerimi gizlemeye çalıştığım komşuların, gizlide yaptıklarımı bilmelerinden şiddetle kaçındığım akrabaların huzurunda beni rüsva etme. Tanrım! Onların kötülüklerimi örteceğine güvenmedim; fakat senin bağışlayacağına güvendim. Çünkü güvenilmeye en lâyık olan, kendisinden bir şey istenilenlerin en eli açık olanı, merhameti umulanların en şefkatlisi, sensin. O hâlde, bana merhamet eyle.

Allah’ım! Sen, beni hakir bir su olarak, kemikleri birbirine girmiş, yolları dar bir omurgadan, perdelerle kapladığın dar bir rahme indirdin. Orada beni hâlden hâle evirip çevirdin; benim için birtakım uzuvlar öngördün; nihayet son şeklimi aldım. Bu evreleri sen, Kitabında; nutfe, sonra kan pıhtısı, sonra et parçası, sonra kemik, sonra kemiğe et giydirme, sonra da dilediğin gibi bambaşka bir yaratık meydana getirme olarak nitelendirmişsin. (Mü’minun, 14) Rızkına muhtaç olup ihsanının imdada yetişmesine kesin gereksinim duyduğum zaman da, beni karnına yerleştirip rahmine koyduğun cariyenin yiyecek ve içeceğinin fazlasından benim için azık oluşturdun.

Tanrım! Eğer o hâllerde beni kendi gücümle baş başa bırakıp kendi kuvvetimle yetinmeye mecbur kılsaydın, güç benden ayrılır, kuvvet benden uzaklaşırdı. Lütfunla şefkatli, bilgili ve iyi bir besleyici olarak beni besledin ve bunu kereminle bugüne kadar hep yaptın. İhsanının kesildiği, lütfunun azaldığı bir dönem bilmiyorum. Bununla birlikte bir türlü güvenimi sağlamlaştırıp da kendimi, benim için katında daha hayırlı olan işe (ibadete) veremiyorum.

Çünkü Şeytan, dizginimi eline almış; (rızk konusunda) güvensizliğe, inançsızlığa sürüklemiştir beni. Onun, bana kötü komşuluğunu, nefsimin ona itaat edişini sana şikâyet ediyor, bana musallat olmasından sana sığınıyor ve hilesini benden geri çevirmeni niyaz ediyorum. Senden, rızkımı kolay bir yoldan vermeni istiyorum. Çünkü sen, ben istemeden önce, bana büyük nimetler vermiş, bunların karşısında şükretmeyi bana ilham etmiş, böylece tüm övgüleri kendine özgü kılmışsın. O hâlde Muhammed ve Âline salât eyle ve rızkımı elde etmeyi bana kolaylaştır. Beni, kendisine mukadder edilene yetinen, kendisine ayrılan paya razı olanlardan kıl. Cismimin ve ömrümün geçip giden bölümünü sana itaatte geçmiş kabul et.

Hiç kuşku yok, sen, rızk verenlerin en iyisisin. Allah’ım! Sana isyan edene karşı katılığının göstergesi olan ve hoşnutluğundan yüz çevireni kendisiyle tehdit ettiğin, aydınlığı karanlık, kolayı acıklı ve uzağı yakın olan ateşten sana sığınırım. (Allah’ım!) Bir kısmı bir kısmını yutan, bir kısmı bir kısmına saldıran ateşten; kemikleri çürüten, ehline kaynar su içiren, kendisine yalvarana acımayan, kendisinden şefkat dileyene merhamet etmeyen, kendisine boyun eğip teslim olana azabını hafifletmeye gücü yetmeyen, oturanlarını sahip olduğu acıklı ve şiddetli azabının en yakıcısıyla karşılayan ateşten sana sığınırım.

Onun, ağızları açık akreplerinden, azı dişleriyle sokmaya hazır yılanlarından, oturanlarının bağırsakları ve yüreklerini parçalayan, kalplerini kazıyan içeceğinden sana sığınırım. Senden, beni ondan uzaklaştıracak, ondan alıkoyacak olan şeye hidayet etmeni istiyorum. Allah’ım! Muhammed ve Âline salât eyle ve bol rahmetinle beni ondan koru; güzel affınla sürçmelerimi bağışla ve beni hor kılma; ey güven verenlerin en iyisi! Allah’ım! Hiç şüphe yok, sen, hoşlanılmayandan korur, hoşlanılanı verir ve dilediğini yaparsın.

Sen, her şeye kadirsin. Allah’ım! İyiler anıldığı zaman Muhammed ve Âline salât eyle. Gece gündüz birbirini kovaladığı sürece Muhammed ve Âline salât eyle; bir salât ki, ardı arkası kesilmesin, sayıya sığmasın; havayı, yeri, göğü doldursun. Razı olana kadar Allah ona salât etsin; razı olduktan sonra da Allah ona salât etsin; bir salât ki, sınırı ve bitimi olmasın. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi!

Yorum Bırak