Gel Ey Sevgili

Yazar: beytül ahzan Tarih: 15 Ağustos 2009 1.7K kez okundu Yazı ve Makale Yorum Yok


Bismillah

Karmakarışık bir dünyanın tutsaklarıyız

Duygularımız gri, kalbimiz gri

Beyaza ahdetmişiz ölümüne, ama

Ahdimiz gri

Aydınlık şafaklara hasretiz

Karanlıktan bıktık diyoruz

Bir isyana hazırlıyoruz yüreğimizi, lakin

Karanlık yaşıyoruz

Ey sevgili,

Sana hasret dudaklarımız yarık yarıkken dahi, gri duygularımız engel oluyor sana kavuşmaya… Sen gelmeye hazırsın, biliyoruz… Ama ya biz? Biz hazır mıyız? Her sabah, her akşam, her gece “gel” diye haykıran, gözyaşları döken bizler, her Cuma kararmış bir kalple huzuruna çıkmaktan utanmayarak mı bekliyoruz seni? Her Cuma sana sunulan yüreğimizdeki siyah noktaların, senin o nazenin kalbini nasıl yaraladığını bilerek mi?

Sana hasretiz, hem de ölümüne… Her gün bir parçamızı deliyor kurşunlar, her gün bir organımız parçalanıyor düşmanca kahkahalarla… Her gece kâbuslar bölüyor uykularımızı… Gâh topluca delik deşik edilmiş bedenlerimiz yuvarlanıyor bir çukura, gâh minicik kollarımız kırılıyor taşlarla, gâh bir bomba paramparça ediyor yüreklerimizi…

Gazze’de bir roket parçalarken minicik bedenleri, Ramallah’ta tank paletleri ağıtlar yakarken ezdiği masum canlara ve Lübnan’ın semaları Ebrehe’nin fillerinin homurtuları ile dolarken, biz, O Sevgililer sevgilisinin ümmeti, gri duygularla, kara lekelerle dolu kalplerle bakınıp duruyoruz sadece…

Ve biz, şu gri ahitli bedbahtlar, yine de sağlam kalıp sırasını bekleyen uzuvlarımızla gülüyoruz cellâtlarımıza…

Bizi sahte cennetlerde kör ettiler, kulaklarımıza, dillerimize mühür vurdular. Ve biz, ne zaman bu kilitleri kırmaya ahdetsek, kara bir bulut kaplıyor ak hayallerimizi, grileşiyor yüreğimiz, gevşiyor sıkılan yumruklarımız o zaman…

Ve sen, bu gri halimize bakıp yine gelmiyorsun, layık olamadığımızı bilerek…
Ama biz biliyoruz, sen bizi gerçekten seviyorsun… Sen aydınlığısın şafaklarımızın, sen bu gri halimize kahroluyorsun, ağlıyorsun…

Seni ağlatan yüreğimize yazıklar olsun…

Sen parlak güneşsin, sen seher vaktisin, fecr-i sadıksın, gözlerin ışığı, kalplerin süruru, çaresizlerin sığınağı, kimsesizlerin kimsesi, ezilenlerin umudu, yarasalarınsa kâbususun…

Umut sensin, sevgi sensin, gül güzelliğini senden alır, sabah yeli senin kokunla mest eder alemi…

Kalbimizin siyah noktaları, gözlerimizin önüne öyle bir bulut çekmiş ki, güneşi bulutun ardında zannediyoruz… Hâlbuki o bulut bizim gözlerimizde, bizim kalbimizde, bizim gönlümüzde…

Sevgili,

Dağıt bu kara bulutları yüreğimizden, tut ellerimizden…

Senin ışığın, karanlıklarımızı boğmaya yeter, griliğimizi yıkar, temizler… Sen “vedud” olanın “vedud” kulusun… Bizim bu halimize acı da gel, bu paramparça yüreğimize ağla da gel, bu hazin halimize yan da gel…

Sana layık gözlere zaten ışık oluyorsun, seni bekleyen aydınlık kalplerin aşinasısın, seni çağıran tertemiz dillerin bestesisin sen… Ama ne olur, şu günahkar, şu kirlenmiş gözlerimize, kalplerimize de bir nazar et… Kerim olana yakışan da bu değil mi? Kapının dilencilerini eli boş mu çevireceksin? Gidecek yeri olmayanlara hangi kapıyı göstereceksin? Onlar bilmezler mi senin kapından başka bir kapı olmadığını?

Ey kerem kapısının Kerim sahibi!

Ey Kabe güzeli,

Bizim ahdimiz gri olsa da, sana olan hasretimiz ve senin ikramın bakidir… Kerem eyle…

Gel!

Zehra hakkı için gel!

MUHSİN KÜÇÜKER

Yorum Bırak