Güzel Ahlak

Yazar: beytül ahzan Tarih: 5 Ocak 2011 3.7K kez okundu Ahlak ve İrfan Yorum Yok
Bu yazıyı değerlendirin

Bismillah…

Yıllar önce yazmak zorunda olduğum bir ödev  için, bir papazla röportaj yapmam gerekiyordu. Evimin yakınlarında bulunan  bir kiliseye gittim. Orada bulunan rahibelerden birine sorumlu papaz ile görüşmek istediğimi söyledim. Orta yaşlarındaki rahibe beklememi söyleyerek yanımdan ayrıldı ve bir müddet sonra otuzbeş- kırk yaşlarında kısa boylu biriyle birlikte geri geldi. Sivil ve de oldukça mütevazi giyimli olduğu için başlangıçta tanımamıştım. Sonra Rahibe bu şahsın, kilisenin papazı olduğunu ve sorularımı sorabileceğimi söyledi.

Papazla görüşmemiz bir buçuk- iki saat sürmüştü. Bu süre zarfı içerisinde, bakışlarını bir kere bile yerden kaldırmayarak, o kadar  büyük bir edep ve haya  içerisinde konuştu ki benimle, ben kendimi salih bir müslüman ile konuşuyor gibi hissettim. O zamanlar dünya Avusturya Kardinal`inin sapıklığı ile çalkalanıyordu,  Hristiyan halkının bile içinde bu rahib ve rahibe cemaatine karşı saygı tükenmişken, bu papazın ahlakı beni kendisine saygı duymaya zorlamış ve haddimi aşan soruları sormaktan haya etmiştim.

Zaman zaman papazlarla ilgili ahlak dışı haberler okusam bile yıllar geçmesine rağmen o papazın hayası ve edebini hatırlar, hepsinin aynı olmadığını düşünürüm.

“Ahlak“ en değerli insani ölçüdür. Hz. Resul de (saa)  güzel ahlakı tamamlamak için gönderilmedi mi?

Güzel ahlakla ilgili ayetler yazımıza da göz atınız

Peygamberimiz,”bana en çok benzeyeniniz ahlakı hepinizden daha iyi olanınızdır” [1] demiyor mu?

İbadetlerimizin amacı da, kirlenen ruhumuzu temizleyip, güzel ahlaka ulaşmak yani öze dönmek değil midir. Peki niye ibadetlerimiz ruhumuzu temizlemiyor, neden kemale giden yolda hiç ilerleyemiyoruz?

Dindar insanların sinirli, kibirli, kinci ya da gösteriş düşkünü oluşu, savundukları dinin temelleri ile ne kadar örtüşüyor? Kendimizden daha az dindar ya da daha az bilgili birini bulunca, olanca havamızla ona dinin en ince ayrıntılarını anlatırız, ama kendi nefsimizi terbiye etmede bir adım bile yol almayız. Konuşunca bu mektepte bir zerre ya da hizmetçi olmayı bile onur sayarken, gerçek yaşamda başkalarının bizden daha yetkili olmasına tahammül edemeyiz. Hz. Ali`nin vahdet için katlandıklarını canı gönülden ve övgü ile anlatırken, kendi içimizde onlarca parçalara bölünürüz. Affetmek nedir? Manasını bile idrak etmemişiz. Hele bir de okumuş dindarlarımız yok mu…

İdrak etmek ile  okuyup öğrenmek farklı şeylerdir. Çok bilerek kavak ağacı gibi dünyaya yukarıdan bakmak yerine, idrak ederek yaşamak, başkaları  ile değil kendi nefsi ile uğraşarak, o sevgiliye, o en sevgiliye ulaşmak için mücadele etmelidir. İşte o zaman imanın  tadından, ilahi aşkının  meyvelerinden sadece kendisi değil, bütün salih dostları da lezzet alacaklardır. Şehid Ayetullah Mutaharri’nin “Ahlak Felsefesi”adlı kitabı bize bu konuda yardımcı olabilecek en güzel kitaplardan  biridir.

Hayatta hangi rolü oynarsak oynayalım, tavrımız, ahlakımız temsil ettiğimiz dini, cemaati ya da ideolojiyi  vs  ya  karalayacak  ya da onlar için yüz akı olacaktır. Başörtülü kadınlar, din adamları veya toplumda dindar tanınan insanların, davranış ve haraketleri dine mal olacağından büyük sorumluluk altındadırlar. Bu şahısların kendilerini bireysel, tek olarak değil bir bütünün parçası veya temsilcisi olarak görüp ona göre davranmaları gerekir.

Nefsimizi hasta olarak düşünüp, iman  merceğinin  altına yatıralım, bedeni hastalıklarımızda gösterdiğimiz endişe ve iyileşmek için gösterdiğimiz çabayı kalp hastalıklarımızda da gösterelim. Kanser bütün kalbimizi köreltmeden ve çok geç olmadan.

Masume Aliaskeroğlu

————–

1- [Tuhef ul Ukul, S.56]


Yorum Bırak