Hadisler Işığında Resulullah’ın Şemaili – 3

Yazar: beytül ahzan Tarih: 4 Mayıs 2011 3.5K kez okundu Hz. Muhammed (saa) Yorum Yok

“Peygamberimiz (s.a.a) bazen sarığı altında ve bazen sarıksız olarak fes giyerdi. Kimi zaman da fesini başından çıkarıp önüne sütre yaparak namaz kılardı. Kimi zaman da sarığı bulunmaz, başına ve alnına bir örtü bağlardı. Peygamberimizin ‘Sehab=bulut’ adında bir sarığı vardı. Onu İmam Ali’ye hediye etmişti. Bu yüzden bazen İmam Ali (a.s) uzaktan bu sarıkla görününce Peygamberimiz, ‘Ali, Sehab (bulut) içinde size geldi’ diye espri yapardı.”

“Peygamberimiz (s.a.a) elbise giyerken sağ tarafından giyinmeye başlar ve ‘Mahrem yerimi örten ve insanlara karşı süsleneceğim bu elbiseyi bana giydiren Allah’a hamdolsun.’ derdi. Elbisesini çıkarırken de sol yanından çıkarmaya başlardı. Yeni bir elbise giyince, eskisini bir yoksula verir ve ‘Kim eskimiş elbisesini Allah rızası için bir yoksula giydirirse, o yoksul bu elbiseyi giydiği sürece, ister ölü olsun, ister hayatta, o kimse Allah’ın güvencesi, koruması ve hayrı altında olur.’ derdi.”

“İçi lif dolu, tabaklanmış deriden bir döşeği vardı. Boyu iki arşın, eni de bir arşından fazla idi. Gittiği yerlerde ikiye katlanıp altına serilmek için bir de abası vardı. Altında başka bir şey olmayan (kuru) bir hasır üzerinde yattığı da olurdu.”

“Binek hayvanlarına, silâhına ve eşyasına isim takma huyu vardı. Sancağının adı Ukab, savaşlarda yanında bulundurduğu kılıcının adı Zülfikâr idi. Bunun dışında Mıhzen, Rusub ve Kadip adlarında kılıçları vardı. Kılıcının sapı gümüş işlemeli idi. Deriden bir kayışı vardı. Bu kayışın üzerinde üç gümüş halka vardı. Okunun adı Ketum ve ok kesesinin adı Kâfur idi. Devesinin adı Adbâ, atının adı Düldül, merkebinin adı Ya’fur ve sütünü içtiği koyunun adı Ayne idi.”

“Seramik bir matarası vardı. Onu abdest almak ve su içmek için kullanırdı. İnsanlar, akılları başlarında küçük çocuklarını Peygamberimize gönderirlerdi. Bu çocuklar hiç kimse tarafından engellenmeden Peygamberimizin (s.a.a) yanına giderlerdi. Eğer matarasında su bulurlarsa içerler, uğur beklentisi ile yüzlerine ve vücutlarına sürerlerdi.” [c.7, s.130]

74- el-Caferiyat adlı eserin İmam Cafer Sadık’a (a.s), onun dedelerine, dedelerinin de İmam Ali’ye (a.s) dayanarak verdiği bilgiye göre, Peygamberimiz (s.a.a) dikişli fes giyerdi… Zat’ul-Fuzul adı ile anılan bir zırhı vardı. Üzerinde üç gümüş halka bulunan bu zırhın bir halkası ön tarafında, iki halkası da arka tarafında idi… [s.184]

75- el-Avalî adlı eserde bir rivayete dayanarak verilen bilgiye göre, Peygamberin (s.a.a) siyah bir sarığı vardı. Onu başına takıp namaz kılardı.

76- el-Hısal adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle İmam Ali’nin (a.s) dört yüz kelimelik hadisinin bir yerinde şöyle dediğini nakleder: “Pamuklu elbise giyin. Çünkü o, Resulullah’ın (s.a.a) elbisesidir. Peygamberimiz (s.a.a) sadece zorunlu durumlarda tüylü ve yünlü elbise giymiştir.” [s.162]

77- Men La Yahzuruh’ul-Fakih adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle İsmail b. Müslim’den, o da İmam Sadık’tan (a.s) babası İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s) şöyle dediğini nakleder: “Peygamberin (s.a.a) alt ucu demirli küçük bir asası vardı. Ona dayanırdı. Ramazan ve Kurban Bayramı namazlarında onu elinde bulundururdu.” [c.1, s.323, h:2]

Bu rivayet el-Caferiyyat adlı eserde de yer almıştır.

78- el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Hişam b. Salim’den İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder: “Peygamberimizin (s.a.a) yüzüğü gümüştendi.” [Fürû-i Kâfi, c.6, s.468, h:1]

79- Yine aynı eserde müellifin kendi rivayet zinciriyle Ebu Hatice’ye dayandırdığı hadiste İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle dediği nakledilir: “Yüzük taşı yuvarlak olmalıdır.” Ardından İmam şöyle buyurdu: “Resulullah’ın (s.a.a) yüzüğü öyle idi.” [Fürû-i Kâfi, c.6, s.468, h:4]

80- el-Hisal adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Abdurrahim b. Ebu Bilad’dan İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle dediğini nakleder: “Peygamberimizin (s.a.a) iki yüzüğü vardı. Birinin üzerinde ‘La ilâhe ilallah, Muhammedun Resulullah, öbürünün üzerinde de ‘Sadakallahu (Allah’ın dediği doğrudur)’ diye yazıyordu.” [s.61]

81- Yine aynı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Hüseyin b. Halid’den, İmam Rıza’nın (a.s) bir hadiste şöyle buyurduğunu nakleder: “Peygamberimiz (s.a.a), Hz. Ali (a.s), İmam Hasan (a.s), İmam Hüseyin (a.s) ve diğer İmamlar sağ ellerine yüzük takarlardı.”

82- Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserde İmam Sadık’tan (a.s), Hz. Ali’nin (a.s) şöyle buyurduğu nakledilir: “Peygamberler gömleklerini şalvarlarından önce giyerlerdi.” [s.101]

Peygamberimizin (s.a.a) evi ve onunla ilgili adabı hakkında

83-İbn-i Fahd’ın et-Tahsin adlı eserinde şöyle deniyor: “Peygamberimiz (s.a.a) tuğla üzerine tuğla koymadan vefat etti.”

84- Lübb’ül-Lübab adlı eserde verilen bilgiye göre, İmam (a.s), “Mescitler peygamberlerin toplantı yerleridir” dedi.

85- el-Kâfi adlı eserde, müellif kendi rivayet zinciriyle Sekûni’den İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder: “Peygamberimiz (s.a.a) yazın evinden çıkarken perşembe günü çıkar, kışın soğuklar nedeniyle evine dönmek isteyince, cuma günü dönerdi.” [Fürû-i Kâfi, c.6, s.532, h:14]

Bu rivayet mürsel olarak el-Hisal adlı eserde [s.391] de yer almıştır.

86- Allâme Hillî’nin kardeşi Şeyh Ali b. Hasan b. Mutahhar (Allah her ikisine de rahmet etsin) tarafından yazılan el-Uded’ül-Kaviyye adlı eserde, Hz. Hatice’den (r.a) şöyle nakledilmiştir: “Resulullah (s.a.a) eve gelince su ister ve namaz için temizlik yapardı. Sonra uzatmadan iki rekât namaz kılar, arkasından yatağına girerdi.”

87- el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Abbad b. Suheyb’in İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet ettiğini nakleder: “Peygamberimiz (s.a.a) hiçbir düşmana gece pususu kurmamıştır.” [Fürû-i Kâfi, c.5, s.28, h:3]

88- Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserde şöyle geçer: “Peygamberimizin (s.a.a) döşeği bir aba idi. Yastığı ise, içine hurma lifi doldurulmuş bir deri idi..” [s.38]

89- Yine aynı eserde verilen bilgiye göre İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle diyor: “Resulullah (s.a.a) uykudan kalkar kalkmaz mutlaka Allah için secdeye kapanırdı.” [s.39]

Peygamberimizin (s.a.a) kadınlar ve evlâtlarla ilgili adabı konusunda

90-Şeyh Murtaza’nın Risalet’ul-Muhkem ve’l-Müteşabih adlı eserinde Tefsir-i Nu’manî’ye dayanılarak verilen bilgiye göre İmam (a.s) Ali şöyle dedi: “Sahabîlerden birkaç kişi eşleri ile yatağa girmeyi, gündüzleri yiyip içmeyi ve geceleri uyumayı kendilerine yasakladılar. Ümmü Seleme bunu Peygamberimize (s.a.a) haber verince, Peygamberimiz (s.a.a) ashabının yanına gitti ve onlara şöyle dedi: Eşlerinizden uzak duruyorsunuz öyle mi? Oysa ben hem eşlerimle yatağa girerim, hem gündüzleri yer içerim ve hem de geceleri uyurum. (Bunlar benim sünnetimdir.) Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir…”

Bu anlamdaki rivayetler birçok kanaldan nakledilmiş olarak hem Sünnî, hem de Şiî kitaplarda yer almıştır.

91- el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle İshak b. Ammar’dan İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle dediğini nakleder: “Kadınları sevmek, peygamberlerin ahlâkındandır.” [Fürû-i Kâfi, c.5, s.320, h:1 ve s.321, h:7]

92- Yine aynı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Bekkar b. Kerdem’in ve birden fazla başka ravilerin İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet ettiklerini nakleder: “Peygamberimiz (s.a.a) şöyle dedi: “Benim göz aydınlığım namazda ve haz kaynağım da kadınlarda karar kılındı.” [Fürû-i Kâfi, c.5, s.320, h:1]

Bu anlamı taşıyan rivayetler başka kanallardan da gelmiştir.

93- Men La Yahzuruh’ul-Fakih adlı eserde verilen bilgiye göre, Peygamberimiz (s.a.a) bir kadınla evlenmek isteyince birini onu görmeye gönderirdi… [c.3, s.245, h:2]

94- Tefsir’ul-Ayyâşî’de Hüseyin b. Bint-i İlyas’a dayanılarak verilen bilgiye göre, İmam Rıza (a.s) şöyle dedi: “Yüce Allah, geceleri ve kadınları sükunet sebebi yaptı. Evliliği geceleyin yapmak ve yemek yedirmek sünnettendir.” [c.1, s.371]

95- el-Hisal adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle İmam Ali’nin (a.s) dört yüz kelimelik hadisinin bir yerinde şöyle dediğini nakleder: “Çocuklarınızı yedinci günlerine girdiklerinde tıraş edin ve saçlarının ağırlığı miktarında bir fakir Müslüman’a sadaka verin. Peygamberimiz (s.a.a) Hasan ve Hüseyin için ve diğer evlâtları için böyle yaptı.” [c.2, s.619]

Peygamberimizin (s.a.a) yeme-içme ve sofra ile ilgili adabı hakkında

96-Kuleynî el-Kâfi adlı eserde kendi rivayet zinciriyle Hişam b. Salim ve başkalarından İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle dediğini nakleder: “Peygamberimizin (s.a.a) en sevdiği şey, devamlı aç ve Allah korkusu hâlinde olmaktı.” [Ravzat’ül-Kâfi, c.8, s129, h:99]

97- Tabersî, el-İhticac adlı eserde kendi rivayet zinciriyle Musa b. Cafer’den o da babalarından Hz. Hüseyin b. Ali’nin (hepsine selâm olsun), İmam Ali’nin (a.s) Şamlı bir Yahudi’nin sorularına verdiği cevapları rivayet ettiği uzun hadisin bir bölümünde şöyle dediğini nakleder: “Yahudi İmam’a, ‘Halk, İsa’nın zahit olduğunu ileri sürüyor bu doğru mu?’ diye sordu. İmam Yahudi’ye şu cevabı verdi: Evet, öyle idi. Muhammed (s.a.a) ise peygamberlerin en zahidi idi Çokeşli olmasına rağmen yemek artığı ile önünden kaldırılan bir sofrası hiç olmadı. Hiç buğday ekmeği yemedi. Arka arkaya üç gece doyasıya arpa ekmeği yediği hiç olmadı.” [c.1, s.335]

98- Şeyh Saduk’un el-Emalî adlı eserinde verilen bilgiye göre Ays b. Kasım şöyle dedi: “İmam Sadık’a (a.s), ‘Peygamberimizin (s.a.a) doyasıya buğday ekmeği hiç yemediğini söylediği yolunda babandan bir hadis rivayet ediliyor, doğru mu?’ diye sordum. Bana şöyle cevap verdi: Hayır, doğru değil. Peygamberimiz (s.a.a) buğday ekmeği hiç yemedi ve doyasıya arpa ekmeği de hiç yemedi.”

99- Kutb’un ed-Daavat adlı eserinde şöyle deniyor: “Rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (s.a.a) hiç yaslanarak yemek yemedi.”

100- el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Zeyd-i Şehham’dan şöyle rivayet eder: “İmam Cafer Sadık (a.s), ‘Peygamberimiz (s.a.a) peygamber olduğu günden vefat ettiği güne kadar hiçbir zaman bir şeye yaslanarak yemek yemedi. Köleler gibi yemek yer ve köleler gibi otururdu.’ buyurdu. Kendisine, ‘Niçin böyle yapıyordu?’ diye sordum. ‘Allah’a karşı alçak gönüllülüğünü göstermek için.’ cevabını verdi.” [Fürû-i Kâfi, c.6, s.27, h:1]

101- Yine aynı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Ebu Hatice’den şöyle nakleder: “Benim de yanlarında olduğum bir sırada Beşir Dehhan, İmam Cafer Sadık’a (a.s), ‘Peygamberimiz (s.a.a) sağına veya soluna yaslanarak yemek yer miydi?’ diye sordu. İmam bu soruya ‘Hayır, Peygamberimiz (s.a.a) sağına veya soluna yaslanarak yemek yemezdi. O köleler gibi oturur, öyle yerdi.’ diye cevap verdi. Ben, ‘Niçin öyle yapıyordu?’ diye sordum. ‘Yüce Allah’a karşı alçak gönüllülüğünü göstermek için.’ cevabını verdi.” [Fürû-i Kâfi, c.6, s.271, h:7]

102- Yine aynı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Cabir’den İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s) şöyle dediğini rivayet eder: “Resulullah (s.a.a) köleler gibi yemek yer, köleler gibi otururdu. Toprak üzerinde yemek yer ve uyurdu.” [Fürû-i Kâfi, c.6, s.271, h:1]

103- İhya’ul-Ulûm adlı eserde verilen bilgiye göre, Peygamberimiz (s.a.a) yemek yerken namazdaki insanın oturuşu gibi dizlerini ve ayaklarını birleştirerek otururdu. Yalnız dizlerinin ve ayaklarının birini öbürü üzerine koyardı ve “Ben bir kulum, köle gibi oturur ve köle gibi yemek yerim.” derdi. [c.7, s.121]

104- Safvanî’nin Kitab’ut-Tarif adlı eserinde verilen bilgiye göre, İmam Ali (a.s) şöyle dedi: “Peygamberimiz (s.a.a) sofraya oturduğunda köleler gibi otururdu.”

105- Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserde İbn-i Abbas’tan şöyle rivayet eder: “Peygamberimiz (s.a.a) yerde oturur, koyunu ayakları arasına alıp sağar ve kölelerin davetlerine icabet ederdi.”

106- el-İhticac adlı eserde Mevalîd’us-Sadıkîn adlı eserden nakledilerek şöyle deniyor: “Peygamberimiz (s.a.a) her çeşit yemeği yerdi. Allah’ın helâl kıldığı yiyecekleri, yemek yedikleri zaman ailesi ve hizmetçileri ile beraber yerdi. Aynı şekilde yemeğe çağırdığı Müslümanlarla birlikte de yerdi. Onlar neyin üzerinde yiyorlardıysa, onun üzerinde ve onların yediğinden [veya onlar yediği sürece] yerdi. Yalnız eğer misafir gelirse, [ailesi ve hizmetçileriyle değil,] misafiri ile birlikte yerdi… En sevdiği yemek, kalabalık topluluk ile birlikte yenen yemekti.

107- el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle İbn-i Kaddah’tan İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder: Resulullah (s.a.a) bir toplulukla birlikte yemeğe oturunca, yemeğe ilk başlayan ve yemekten en son el çeken kişi olurdu. Bunu topluluk yemek yesin diye yapardı. [Fürû-i Kâfi, c.6, s.285, h:2]

108- Aynı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Muhammed b. Müslim’e dayandırdığı bir hadiste İmam Muhammed Bâkır’dan (a.s) Hz. Ali’nin (a.s) şöyle dedini nakleder: “Peygamberler akşam yemeğini akşam namazından sonra yerlerdi. Akşam yemeğini yemeyi ihmal etmeyin. Çünkü akşam yemeği yememek vücudun harap olmasına yol açar.” [Fürû-i Kâfi, c.6, s.288, h:2]

109- Yine aynı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Anbese b. Necad’dan İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle dediğini nakleder: “Peygamberimizin (s.a.a) önüne, içinde hurma bulunan bir sofra geldiğinde yemeye mutlaka hurma ile başlardı.” [Fürû-i Kâfi, c.6, s.345, h:2]

110- el-Kâfi ve Sahifet’ur-Rıza adlı eserlerde, rivayet zinciriyle İmam Rıza’ya (a.s) dayandırılan bir hadiste İmamın, dedelerinden (hepsine selâm olsun) şöyle naklettiği yer alır: “Peygamberimiz (s.a.a) hurma yediğinde, çekirdeğini önce elinin sırtına koyar, sonra koyacağı yere koyardı.”

111- el-Kâfi’de müellifin kendi rivayet zinciriyle Veheb b. Abd-i Rabbih’den şöyle naklettiği yer alır: “Bir defasında İmam Cafer Sadık’ın (a.s) diş aralarını temizlediğini görünce, ona baktım. Bunun üzerine İmam bana, ‘Peygamberimiz (s.a.a) diş aralarını temizlerdi. Böyle yapmak ağzın temiz olmasını sağlar.’ dedi.” [Fürû-i Kâfi, c.6, s.376, h:3]

112- Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserde verilen bilgiye göre, Peygamberimiz (s.a.a) su içerken önce besmele çekerdi… Suyu birden yutmaz (soluk almayarak bir nefeste içmez), yudum yudum içerdi ve “Ciğer ağrısı (siroz), suyu birden yutmaktan olur.” derdi. [s.31]

113- Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserde şöyle rivayet edilmiştir: “Peygamberimiz (s.a.a) su içerken, içtiği tabağa nefes vermez, nefes alıp vermesi gerektiğinde su kabını ağzından uzaklaştırır, öyle nefes alıp verirdi.” [s.31]

114- İhya’ul-Ulûm adlı eserde şöyle nakledilir: “Peygamberimiz (s.a.a) et yerken başını ete doğru eğmez, eti ağzına getirir ve ısırarak yerdi, dişlerine alıp koparırdı… Özellikle et yediği zaman özellikle ellerini iyice yıkar ve arkasından ıslak elleri ile yüzünü ovardı. [c.7, s.126]

115- Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserde verilen bilgiye göre, Peygamberimiz (s.a.a) birçok yemek çeşidini yerdi. [s.26]

Tabersî, Peygamberimizin (s.a.a) yediği bazı yemek çeşitlerini şöyle sıralıyor. Ekmek, et çeşitleri, kavun, karpuz, şeker, üzüm, nar, hurma, süt, keşkek, yağ, sirke, hindiba, horoz ibiği (bir tür çiçek), lahana gibi… Peygamberimizin (s.a.a) hurmayı sevdiği, baldan çok hoşlandığı ve en sevdiği meyvenin nar olduğu da rivayet edilmiştir.

116- Şeyh Tusî el-Emalî adlı eserinde kendi rivayet zinciriyle Ebu Üsame’den İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder: “Peygamberimizin (s.a.a) yemeği, bulduğu kadarı ile arpa ekmeği, tatlısı hurma ve yakacağı, hurma ağacının yaprakları ve dalları idi.”

117- Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserde şöyle şöyle deniyor: “Peygamberimiz (s.a.a) sıcak yemeği soğutur, öyle yerdi ve ‘Allah bize ateş yedirmemiştir. Sıcak yemeğin bereketi yoktur.’ derdi.”

118- Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserde verilen bilgiye göre, Peygamberimiz (s.a.a) Şam’dan getirilen cam maşrapalardan su içerdi. Su içmede ahşap, deri ve seramik maşrapalar kullandığı da olurdu. [s.31]

119- Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserde şöyle rivayet edilir: “Peygamberimiz (s.a.a) avucu ile de su içerdi. Suyu avucuna doldurur ve ‘Elden daha temiz bir su kabı yoktur.’ derdi.” [s.31]

120- el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Abdullah b. Sinan’dan şöyle nakleder: “Peygamberimiz (s.a.a) Kurban Bayramlarında, biri kendi adına ve öbürü kesecek kurban bulamayan fakir Müslümanlar adına olmak üzere iki koç kurban ederdi.” [Usûl-i Kâfi, c.2, s.415, h:1]

Peygamberimizin (s.a.a) helâ adabı hakkında

121-Şehid-i Sanî, Şerh-i Nefliyye adlı eserinde şöyle rivayet eder: “Resullah’ı (s.a.a) küçük veya büyük abdest bozarken hiç kimse görmemiştir.”

122- el-Caferiyyat adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Cafer b. Muhammed’den, o da dedelerinden İmam Ali’nin (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder: “Peygamberimiz (s.a.a) abdest bozmak istediğinde başını örter, arkasından pisliği toprakla örterdi. Tükürmek isteyince de tükürüğü üzerine toprak atardı. Tuvalete gideceği zaman da başını örterdi.” [s.30]

Helâ (tuvalet) yapmak âdeti, Araplarda İslâm’dan sonra ortaya çıktı. Rivayetlerden edindiğimiz bilgilere göre, Araplar İslâm’dan önce boş arazilere çıkarak abdest bozarlardı.

123- el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Hüseyin b. Halid’in şöyle dediğini nakleder: “Bir defasında İmam Rıza’ya (a.s) dedim ki: ‘Bize nakledilen bir hadise göre, Peygamberimiz (s.a.a) (idrar veya büyük abdest) temizliğini yüzüğü parmağındayken yapıyordu. İmam Ali (a.s) de öyle yapıyordu. Oysa Peygamberimizin (s.a.a) yüzüğünün taşında, ‘Muhammedun Resulullah’ yazısı vardı.’ İmam, ‘Ravilerin söyledikleri doğrudur.’ dedi. ‘Biz de böyle yapsak olur mu?’ diye sordum. Bana, ‘Onlar yüzüklerini sağ ellerine takarlardı. Oysa siz yüzüklerinizi sol ellerinize takıyorsunuz.’ karşılığını verdi…” [Fürû-i Kâfi, c.6, s.474, h:8]

Peygamberimizin (s.a.a) musibetler, ölüm ve bunlarla ilgili adap ve ahlâkı hakkında

124-Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserde şöyle deniyor: “Peygamberimiz (s.a.a) vücudunda bir sivilce çıktığını görünce Allah’a sığınır, O’na karşı âcizliğini, güçsüzlüğünü dile getirir, O’na yalvarıyordu. Kendisine, ‘Ey Allah’ın Resulü, bu önemsiz bir şeydir.’ diyenlere de, ‘Allah isteyince küçük bir şeyi büyütür ve büyük bir şeyi de küçültür.’ diye cevap verirdi.” [c.2, s.413]

125- el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Cabir’den İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder: “Tabutu dört köşesinden omuza almak sünnettir. Daha fazla kişinin ona omuz vermesi fazldır.” [Fürû-i Kâfi, c.3, s.168, h:2]

126- Kurb’ul-İsnad adlı eserde Hüseyin b. Tureyf’e, onun Hüseyin b. Ulvan’a, onun İmam Cafer Sadık’a (a.s), onun da babasına dayanarak verdiği bilgiye göre, İmam Ali’nin (a.s) oğlu İmam Hasan (a.s) bir defasında dostları ile birlikte otururken önlerinden bir cenaze geçti. Yanındakilerden bazıları ayağa kalktı, fakat İmam Hasan (a.s) ayağa kalkmadı. Cenaze geçtikten sonra oradakilerden biri, “Allah sana afiyet versin, niye ayağa kalkmadın? Oysa Peygamberimiz (s.a.a) önünden cenaze geçerken ayağa kalkardı.” dedi. İmam ona şu cevabı verdi: “Peygamberimiz (s.a.a) sadece bir kere cenaze önünden geçerken ayağa kalktı. Bir Yahudinin cenazesi geçiyordu ve yol dardı. Peygamberimiz (s.a.a) cenazenin, başından yüksekte olmasını istemediği için ayağa kalktı.” [s.42]

127- Kutb-u Ravendî, ed-Daavat adlı eserinde şöyle rivayet eder: “Peygamberimiz (s.a.a) cenaze arkasında yürürken oldukça üzgün olur, çokça tefekküre dalar ve çok az konuşurdu.”

128- el-Caferiyyat adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle İmam Cafer b. Muhammed’den (a.s), o da dedelerinden Hz. Ali’nin (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder: “Resulullah (s.a.a) ölülerin gömülmesi sırasında mezara üç avuç toprak atardı.”

Allame Tabatabaî


Yorum Bırak