Hadisler Işığında Resulullah’ın Şemaili – 4

Yazar: beytül ahzan Tarih: 5 Mayıs 2011 4.7K kez okundu Hz. Muhammed (saa) Yorum Yok

129- el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Zürare’ye dayandırdığı bir hadiste İmam Muhammed Bâkır’ın (a.s) şöyle dediğini nakleder: “Peygamberimiz (s.a.a) Haşimoğullarının ölülerine başka bir Müslüman’ın ölüsüne yapmadığı bir şey yapardı ki, o da şudur: Haşimîlerden birinin cenaze namazını kıldırdıktan ve mezar toprağına su döktükten sonra elini toprak üzerine koyardı. Öyle ki, mezar toprağında parmaklarının izi çıkardı. Bu yüzden bir yabancı veya Medine halkından bir yolcu mezarlığın önünden geçerken, üzerinde Peygamberimizin (s.a.a) el izi bulunan yeni mezarı görünce, ‘Muhammed’in ailesinden kim öldü?’ diye sorardı.” [Fürû-i Kâfi, c.3, s.168, h:1]

130- Şehid-i Sanî’nin Müsekkin’ul-Fuad adlı eserinde İmam Ali’den (a.s) şöyle rivayet edilir: “Peygamberimiz (s.a.a) insanları teselli ederken, ‘Allah size ecir versin ve rahmet eylesin.’ diye dua ederdi. Onları kutlarken de, ‘Allah sizin için mübarek kılsın ve Allah devamlı size bereket versin.’ derdi.

Peygamberimizin (s.a.a) abdest ve gusül adabı hakkında

131-Kutb, Ayat’ul-Ahkâm adlı eserinde Süleyman b. Bureyde’den, o da babasından şöyle nakleder: “Peygamberimiz (s.a.a) önceleri her namaz için ayrı abdest alıyordu. Fakat Mekke’nin fethedildiği yıl birkaç namazı aynı abdestle kıldı. Bunun üzerine Ömer, ‘Ey Allah’ın Resulü, daha önce yapmadığın bir işi yaptın, (sebebi nedir)?’ diye sordu. Peygamberimiz (s.a.a) de, ‘Bilerek böyle yaptım.’ dedi.”

132- el-Kâfi adlı eserde müellif kendi raivayet zinciriyle Zürare’nin şöyle dediğini nakleder: “Bir defasında İmam Muahmmed Bâkır (a.s) bize, ‘Peygamberin nasıl abdest aldığını size anlatayım mı?’ diye sordu. Bizim, ‘Evet’ dememiz üzerine içinde azıcık suyun bulunduğu bir kap isteyerek önüne koydu. Sonra kollarını sıvadı. Arkasından sağ avcunu suya daldırdı ve ‘Eğer avuç temiz ise böyle yapılır.’ dedi. Sonra bir avuç dolusu su alarak alnına götürdü ve besmele çekerek suyun sakallarının ucuna kadar akmasını sağladı. Sonra elini bir kere yüzü ve alnının görünen bölümü üzerinde yürüttü. Arkasından sol elini suya daldırıp bir avuç dolusu su aldı. Sonra bu suyu sağ dirseğinin üzerine akıttı. Arkasından avucunu sağ kolu üzerinde yürüterek suyun parmak uçlarından akmasını sağladı. Sonra sağ elini suya daldırıp bir avuç dolusu su aldı. Sonra bu suyu sol dirseğinin üzerine akıttı. Arkasından avucunu sol kolu üzerinde yürüterek suyun parmak uçlarından akmasını sağladı. Arkasından sol elinin ıslaklığı ve sağ elinin ıslaklık kalıntısı ile başının ön bölümünü ve ayaklarının üstünü meshetti.”

“Arkasından, ‘Allah tek olduğu için tek olanı sever. Abdest almak için üç avuç su yeterlidir. Bir avucu ile yüz, iki avucu ile de kollar yıkanır. Sağ elin ıslaklığı ile başın ön kısmı meshedilir ve bu ıslaklığın kalıntısı ile sağ ayağın üstü ve sol elin ıslaklığı ile sol ayağın üstü meshedilir.’ dedi.”

“Arkasından sözlerini şöyle bağladı: Adamın biri İmam Ali’ye (a.s) Peygamberimizin (s.a.a) nasıl abdest aldığını sordu. O da ona Peygamberimizin (s.a.a) abdest alma şeklini böyle anlattı.” [Fürû-i Kâfi, c.3, s.25, h:4]

Bu rivayetin içeriği Zürare, Bükeyr ve başkaları aracılığı ile değişik yollardan rivayet edilmiş ve bu rivayet Kuleynî, Saduk, Şeyh Tusî, Ayyâşî, Mufid, Keracekî ve başkaları tarafından nakledilmiştir. Bu konuda Ehlibeyt İmamlarından (hepsine selâm olsun) gelen rivayetler sayıca çok ve tevatür derecesine yakın sağlamlıktadır.

133- Uyûn-u Ahbar’ir-Rıza adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle İmam Rıza’dan (a.s), o da babalarından (hepsine selâm olsun) Peygamberimizin (s.a.a) şöyle dediğini nakleder: “Biz Ehlibeyt’iz. Bize, sadaka almak helâl değildir. Bize, özenerek abdest almamız emredildi.” [c.2, s.28]

134- et-Tehzib adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Abdullah b. Sinan’dan İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder: “(Abdestte) ağza ve buruna su vermek Peygamberimizin (s.a.a) sünnetlerindendir.” [c.1, s.79, h:52]

135- el-Caferiyyat adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle İmam Cafer Sadık’tan babasının (her ikisine selâm olsun) şöyle dediğini naklediyor: “Bir defasında Hasan b. Muhammed, Cabir b. Abdullah’a Peygamberimizin (s.a.a) nasıl guslettiğini sordu. Cabir de, ‘Peygamber (s.a.a) üç kere avucunu su ile doldurarak başından aşağı dökerdi.’ karşılığını verdi. Hasan b. Muhammed, ‘Benim saçlarım, gördüğün gibi gürdür.’ dedi. Cabir de ona, ‘Ey hür adam, bu sözü hiç söyleme. Çünkü Peygamberimizin (s.a.a) saçları seninkilerden daha gür ve daha hoş idi’ diye cevap verdi.” [s.22]

136- Şeyh Saduk’un, el-Hidaye adlı eserinde verilen bilgiye göre İmam Sadık (a.s) şöyle dedi: “Cuma günü guslü, yolculukta ve yolculuk dışında erkek-kadın herkes bir sünnettir. Cuma günü (cuma guslü niyetiyle) gusletmek, hem bir temizlik ve hem de iki cuma arasında işlenen günahlar için bir keffarettir. Cuma guslünün sebebi şudur: Ensar Müslümanları hafta boyunca develerinin ve diğer hayvanlarının işleri ile uğraşırlar ve cuma günü mescide geldiklerinde, insanlar kokudan rahatsız olurlardı. Bu yüzden yüce Allah Peygamberimize (s.a.a) cuma günü gusletmeyi emretti ve ardından bu uygulama sünnet hâline geldi.” [s.23]

Ramazan Bayramında ve diğer bayramlarda gusletmenin yanı sıra daha birçok gusüllerin, Peygamberimizin (s.a.a) sünnetlerinden olduğu hakkında rivayetler vardır.

Peygamberimizin (s.a.a) namaz adabı ve sünnetleri hakkında

137-el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Fudayl b. Yesar, Abdulmelik ve Bükeyr’den şöyle dediklerini nakleder: “İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle dediğini işittik: “Peygamberimiz (s.a.a) farz namazların iki katı kadar müstehap namaz kılar ve farz orucun iki katı kadar müstehap oruç tutardı.” [Fürû-i Kâfi, c.3, s.44, h:3]

138- Yine aynı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Hannan’dan şöyle nakleder: “Ben de yanlarında oturuyorken Amr b. Harîs, İmam Cafer Sadık’a (a.s), ‘Sana feda olayım, bana Peygamberimizin (s.a.a) namazı hakkında bilgi ver.’ dedi. İmam ona şu cevabı verdi: Peygamberimiz (s.a.a) öğleyin (öğle namazından önce) sekiz rekât nafile ve dört rekât farz kılardı. Sonra (ikindi namazından önce) sekiz rekât nafile ve dört rekât farz kılardı. Akşamleyin önce üç rekât farz, daha sonra dört rekât nafile kılardı. Yatsı namazını da dört rekât olarak kılardı. Sekiz rekât da gece namazı ve üç rekât vitir kılardı. Sabah vaktinde iki rekât nafile ve arkasından iki rekât farz kılardı.”[Fürû-i Kâfi, c.3, s.443, h:5]

Bu rivayetten anlaşıldığına göre, yatsı namazından sonra oturarak kılınan iki rekâtlık vüteyre namazı gündelik bu elli rekâta dahil değildir. İki rekât oturarak kılınan bu namaz, bir rekât ayakta kılınan namaza bedeldir ve bir rekât olarak hesaplanır. Dolayısıyla bu namaz ile namazların sayısı elli bir rekâta ulaşmış olur. Ateme adı ile de anılan bu namaz, vitir namazının yerini tutmak üzere sünnet edilmiştir. Şöyle ki, bu namazı kılan kimse eğer vitir namazına kalkmadan önce ölürse, vitir namazını kılmış sayılır. Nitekim Kuleynî, el-Kâfi adlı eserinde kendi rivayet zinciriyle Ebu Basir’den şöyle naklediyor: “İmam Cafer Sadık (a.s), ‘Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse vitir namazı kılmadan uyumasın.’ dedi. Kendisine, ‘Yatsı namazından sonraki iki rekâtı mı kastediyorsun?’ diye sordum. ‘Evet, o iki rekât bir rekât sayılır. Kim bu namazı kılar da ölürse vitir namazı kılmış olarak ölmüş olur. Eğer ölmez ise gecenin sonunda vitir namazını kılar.’ dedi.”

139- Rivayete göre, Peygamberimiz (s.a.a) tanyerinin ağarmasının başlangıcında kıldığı sabah nafilesini kısa tutar ve bu namazdan sonra sabah farzını kılmaya çıkardı.

140- el-Mehasin adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Amr b. Yezid’den İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle dediğini nakleder: “Kim vitir namazında yetmiş kere ‘Estağfirullahe rabbî ve etûbu ileyhi (Rabbim olan Allah’tan af diler, ona tövbe ederim)’ der ve buna bir yıl boyunca devam ederse, Allah onu (Kur’ân’da sözü geçen), ‘Seher vakitlerinde bağışlanma dileyenler’ (Âl-i İmrân, 17) arasına yazar.”

“Peygamberimiz (s.a.a) vitir namazında yetmiş kere istiğfar eder ve yedi kez ‘(Allah’ım!) Bu, cehennem ateşinden sana sığınan kimsenin (perişan) hâlidir.’ derdi…” [s.53, bab:62, h:80]

141- Men La Yahzuruh’ul-Fakih adlı eserde verilen bilgiye göre, Peygamberimiz (s.a.a) vitir namazında şu kunut duasını yapardı: “Allah’ım, beni hidayete erdirdiklerinle birlikte hidayete erdir. Afiyete ka-vuşturduklarınla birlikte bana da afiyet ver. İşlerini üstlendiklerinle birlikte benim de işlerimi üstlen. Verdiklerini benim için bereketli kıl. Kötülüklerden beni koru. Sen hükmedersin, ama hiç kimse sana karşı hükmedemez. Ey Kâbe’nin Rabbi, seni noksanlıklardan tenzih ederim. Senden af dilerim. Sana tövbe ederim. Sana iman ve tevekkül ederim. Ey rahmet edici, güç-kuvvet yalnız sendedir.” [c.1, s.308, h:1]

142- et-Tezhib adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Ebu Hatice’nin İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet ettiğini nakleder: “Peygamberimiz (s.a.a) ramazan ayı geldiğinde müstehap namazlarını arttırırdı. Ben de arttırıyorum. Öyleyse siz de arttırın.” [c.3, s.60, h:7]

İmam bu arttırma ile ramazan ayının nafile namazı olan bin rekâtlık teravih namazını kastediyor. Peygamberimiz (s.a.a) bu namazı elli rekâtlık günlük namazlarının içindeki nafile namazların dışında kılardı. Bu namazın kılınma şekli ve ramazan gecelerine bölüştürülmesi hususunda çok sayıda rivayet vardır. Ehlibeyt İmamlarından (hepsine selâm olsun) gelen rivayetlere göre, Peygamberimiz (s.a.a) bu teravih namazını tek başına kılardı, onun cemaatle kılınmasını yasaklar ve “Nafileler cemaatle kılınmaz.” derdi.

Peygamberimizin (s.a.a) kıldığı başka nafileler de vardır. Bunlar dua kitaplarında nakledilmiştir. Konumuz dışında kaldıkları için burada onlara değinmedik.

143- el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Yezid b. Halife’den şöyle nakleder: “Bir defasında İmam Cafer Sadık’a (a.s) ‘Ömer b. Hanzele, senden yana namaz vakitleri hakkında bize bilgi getirdi’ dedim. İmam, ‘O bize yalan bağlamaz.’ dedi… Dedim ki: ‘Ömer bir de şöyle dedi: ‘Akşam namazının vakti güneşin battığı vakittir. Yalnız Peygamberimiz (s.a.a) yolculukta acele ettiği zamanlarda akşam namazını geriye bırakıp yatsı namazı ile birleştirirdi.’ Doğru mu?’ İmam, ‘Evet, doğru söylemiştir.’ dedi.” [c.3, s.276, h:6]

144- et-Tehzib adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Talha b. Zeyd’den, o da İmam Cafer Sadık’tan, o da babasından (her ikisine selâm olsun) şöyle nakleder:”Peygamberimiz (s.a.a) yağmurlu gecelerde akşam namazını kısa tutar ve yatsı namazını öne alarak iki namazı bir arada kılardı ve ‘Merhamet etmeyene merhamet edilmez.’ derdi.” [c.2, s.32, h:47]

145- Yine aynı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle İbn-i Ebu Ümeyr’den, o da Hammad’dan, o da Halebî’den İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle buyurduğunu nakleder: “Peygamberimiz (s.a.a) yolculuk sırasında ve acele bir işi çıktığı zamanlarda, öğle ile ikindi ve akşam ile yatsı namazlarını birleştirerek kılardı…” [c.3, s.32, h:118]

146- Men La Yahzuruh’ul-Fakih adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Muaviye b. Veheb’den İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle dediğini nakleder: “Sıcak günlerde müezzin öğle namazının ezanını okumaya geldiğinde Peygamber (s.a.a) ona, ‘Ebrid, ebrid.’ derdi.

Şeyh Saduk “ebrid, ebrid” kelimesinin açıklamasıyla ilgili olarak şöyle demiştir: “Bu kelime ‘berîd’ kökünden türemiş ve ‘çabuk ol, çabuk ol’ anlamındadır.” Fakat bana öyle geliyor ki bundan maksat, sıcaklığın şiddetinin kaybolması ve havanın serinlemesi için namazın geriye bırakılmasıdır. Nitekim Alâ’nın kitabında Muhammed b. Müslim’in verdiği şu bilgi bunu gösteriyor. Muhammed b. Müslim diyor ki: “Bir defasında ben Peygamberimizin (s.a.a) Mescidinde namaz kılarken İmam Muhammed Bâkır (a.s) yanımdan geçti. Daha sonra benimle karşılaştığında, ‘O saatte sakın farz namaz kılma. Farz namazını şiddetli sıcakta mı kılıyorsun?’ dedi. Ben de ona, ‘Hayır, ben o zaman nafile kılıyordum.’ cevabını verdim.”

147- İhya’ul-Ulûm adlı eserde şöyle rivayet edilir: “Peygamberimiz (s.a.a) namaz kılarken biri yanına gelip oturduğunda namazını çabuklaştırarak adama döner ve ‘Bir isteğin mi var?’ diye sorardı. Adamın isteğini karşıladıktan sonra tekrar namaza dönerdi.” [c.7, s.113]

148- Yine aynı eserde şöyle yer alır: “Bir başka rivayete göre, Peygamberimiz (s.a.a) namaza durduğu zaman bir yana atılmış, boş bir elbise gibi olurdu.

149- Bihar’ul-Envar adlı eserde verilen bilgiye göre Ayşe şöyle dedi: “Peygamberimiz (s.a.a) ile normalde karşılıklı konuşurduk. Fakat namaz vakti gelince, bize karşı sanki birbirimizi tanımıyormuşuz gibi olurdu.”

150- Müfiduddin Tusî, el-Mecalis adlı eserinde kendi rivayet zinciriyle Hz. Ali’nin (a.s), Muhammed b. Ebu Bekr’i Mısır valiliğine tayin ettiği zaman ona yazdığı mektubun bir yerinde şöyle dediğini rivayet eder: “…Sonra rükûuna ve secdene dikkat et. Çünkü Peygamberimiz (s.a.a) namazı herkesten eksiksiz kılmakla birlikte herkesten daha az zamanda kılardı.

151- el-Caferiyyat adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle İmam Cafer Sadık’tan (a.s), o da babalarından Hz. Ali’nin (a.s) şöyle dediğini nakleder: “Resulullah (s.a.a) namazda esnediği zaman sağ eli ile ağzını kapatırdı.” [s.26]

152- Şeyh Saduk İlel’üş-Şerayi adlı eserde kendi rivayet zinciriyle Hişam b. Hakem’den, İmam Musa Kâzım (a.s) ile arasında geçen uzun konuşmanın bir yerinde şöyle dediğini nakleder: “Niçin rükûda ‘Subhane Rabbiy’el-azîmi ve bihamdihi (Büyük Rabbimi, O’na hamd ederek noksanlıklardan tenzih ederim)’ derken, secdede ‘Subhane Rabbiy’el-a’lâ ve bihamdihi (En yüce Rabbimi, O’na hamd ederek noksanlıklardan tenzih ederim)’ deniyor?’ diye sordum. İmam bana şu cevabı verdi:

“Ey Hişam! Peygamberimiz (s.a.a) miraca çıktıktan sonra namaz kılarken ve gördüğü yüce Allah’ın azametini zihninde tazeleyince, mafsalları titredi ve kendini dizleri üzerine eğilmiş buldu ve ‘Subhane Rabbiy’el-azîmi ve bihamdihi’ demeye başladı. Bir süre sonra rükûdan doğrulup yüce Allah’ı öncekinden daha yüksekte görünce, yüz üstü kapanarak ‘Subhane Rabbiy’el-a’lâ ve bihamdihi’ demeye başladı. Bu sözleri yedi kere tekrarlayınca içini saran korku dindi. İşte bu yüzden bu sözler rükûda ve secdede sünnet oldu.” [c.2, s.332, h:4]

153- Şeyh Verram b. Ebu Firas’ın Tenbih’ul-Havatır adlı eserinde verilen bilgiye göre, Nu’man şöyle dedi: “Peygamberimiz (s.a.a) saflarımızı ok dizer gibi düzgün yapardı, öyle ki artık biz böyle yapmaya alıştık. Bir ara bu düzgünlüğü umursamadığımızı gördü. Bir süre sonra bir gün öne çıkıp namaza durdu. Tam tekbir alacakken, içimizden birinin göğsünün önüne çıktığını görünce, ‘Ey Allah’ın kulları, saflarınızı düzeltin. Yoksa aranızda ayrılık çıkar.’ dedi.” [c.2, s.491]

154- Yine aynı eserde verilen bilgiye göre İbn-i Mesud şöyle dedi: “Peygamberimiz (s.a.a) namaza başladığımızda, eli ile omuzlarımızdan tutarak, ‘Saflarınızı düzgün yapın, eğri-büğrü durmayın. Yoksa kalp-lerinize ayrılık düşer.’ derdi…”

155- el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Halebi’den İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle dediğini nakleder: “(Ramazan ayının) son on gününe girilince, Peygamberimiz (s.a.a) camide itikafa girerdi. Onun için kıl bir çadır kurulur, çarşafı dürülür ve döşeği katlanırdı. Oradakilerden biri, ‘Kadınlarla ilişkiyi keser miydi?’ diye sordu. İmam ‘Hayır, kadınlarla ilişkiyi kesmezdi.’ dedi.” [Fürû-i Kâfi, c.4, s.175, h:1]

Peygamberimizin (s.a.a) oruçla ilgili adap ve sünnetleri

156- Men La Yahzuruh’ul-Fakih adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle Muhammed b. Mervan’dan nakleder ki: İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şöyle dediğini işittim: “Peygamberimiz (s.a.a), ‘Hiç bozmuyor.’ denecek kadar çok oruç tutar, sonra ‘Hiç oruç tutmuyor.’ denecek kadar uzun zaman oruç tutmazdı. Sonra gün aşırı oruç tutmaya başladı. Sonra pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmayı âdet edindi. Sonra bu tutumundan dönerek her ayın üç gününde oruç tuttu. Bu günler ayın ilk perşembesi, ayın ortalarına rastlayan çarşamba günü ve ayın son perşembesi idi. Peygamberimiz bu tarz oruç için, ‘Bu ömür boyu oruç tutmaya bedeldir.’ derdi.”[c.2, s.48]

157- Yine aynı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle abid Anbese’den şöyle nakleder: “Resulullah (s.a.a) şaban ve ramazan ayları ile her ayın üç gününde oruç tutma alışkanlığı olduğu hâlde vefat etti.” [c.4, s.91, h:7]

158- Ahmed b. Muhammed b. İsa’nın, en-Nevadir adlı eserinde Ali b. Nu’man’a, onun da Zar’a’ya dayanarak verdiği bilgiye göre Semaa şöyle dedi: “Bir defasında İmam Cafer Sadık’a (a.s), ‘Peygamberimiz (s.a.a) Şaban ayında oruç tuttu mu?’ diye sordum. ‘Evet, ama hepsini tutmadı’ dedi. Kendisine, ‘Peki kaç gününde oruç tutmadı?’ dedim. ‘Tutmadığı günler oldu.’ diye cevap verdi. Üç kez aynı soruyu sordum, yine aynı cevabı aldım. ‘Tutmadığı günler oldu.’ sözüne yeni bir şey eklemedi. Aynı soruyu ertesi yıl sordum. Aldığım cevap aynı oldu.”

159- Mekarim’ul-Ahlâk adlı eserde Enes’in şöyle dediği rivayet edilir: “Peygamberimizin (s.a.a) oruç tuttuğu günlerdeki yemeği iftarda ve sahurda genellikle tek cinsten bir içecekti. Kimi zaman bu içecek sütten ibaret olurdu, kimi zaman da içine ekmek doğranmış su olurdu…” [s.32]

160- el-Kâfi adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle İbn-i Kaddah’ın İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle naklettiğini rivayet eder: “Peygamberimiz (s.a.a) orucunu taze hurma mevsiminde taze hurma ile ve kuru hurma mevsiminde kuru hurma ile açardı.” [Fürû-i Kâfi, c.4, s.153, h:5]

161- el-Muknia adlı eserde verilen bilgiye göre Âl-i Muhammedden (hepsine selâm olsun) şöyle nakledilir: “Bir içim su ile bile olsa sahura kalkmak müstehaptır.” Yine rivayet edilmiştir ki: “En faziletli sahur yemeği hurma ile kavrulmuş undur. Çünkü Peygamberimiz (s.a.a) sahurda bunları yerdi.” [s.50]

162- Men La Yahzuruh’ul-Fakih adlı eserde şöyle rivayet edilir: “Peygamberimiz (s.a.a) ramazan ayı girdiğinde, elindeki bütün esirleri serbest bırakır ve bütün dilencilere sadaka verirdi.” [c.2, s.61, h:10]

163- Daâim’ul-İslâm adlı eserde İmam Ali’den (a.s) şöyle rivayet edilir: “Ramazanın son on gününde Resulullah (s.a.a) yatağı, döşeği dürer ve kendini ibadete verirdi. Ramazanın yirmi üçüncü gecesi aile fertlerini uyandırır ve uyanmayanların yüzlerine su serperdi. Hz. Fatıma (a.s) da o gece ailesinin hiçbir ferdini uyutmazdı. Uyumasınlar diye o gün onlara az yemek yedirirdi. O geceye gündüzden hazırlanır ve ‘Gerçek mahrum, bu gecenin hayrından mahrum olandır.’ derdi.” [c.1, s.289]

164- el-Mukni’ adlı eserde şöyle yer alır: “Kurban Bayramında namazdan sonra, Ramazan Bayramında ise namazdan önce bir şeyler yemek sünnettir.” [s.46]

Peygamberimizin (s.a.a) Kur’ân ve dua okuma adabı

165-Şeyh Tusi el-Mecalis adlı eserinde kendi rivayet zinciriyle Ebu’d-Dünya’dan İmam Ali’nin (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet eder: “Peygamberimizi (s.a.a) Kur’ân okumaktan alıkoyan tek hâl cünüplük idi.”

167- Mecma’ul-Beyan adlı eserde Ümmü Seleme’den şöyle nekleder: “Peygamberimiz (s.a.a) Kur’ân okurken her ayetin sonunda ara verirdi.” [c.10, s.378]

168- Ebu’l-Futuh Tefsirinde şöyle naklediliyor: “Peygamberimiz (s.a.a) ‘Musebbihat’ diye anılan sureleri okumadan uyumazdı ve ‘Bu surelerde bin ayetten daha faziletli bir ayet var.’ derdi. (İmamdan) ‘Musebbihat sureleri hangi surelerdir?’ diye sormaları üzerine, ‘Bunlar Hadîd, Haşr, Saff, Cuma ve Teğâbun sureleridir.’ karşılığını vermiştir.” [c.11, s.30]

169- Mecma’ul-Beyan adlı eserde şöyle geçer: Hz. Ali’den (a.s) bir hadisinde şöyle rivayet edilmiştir: “Peygamberimiz (s.a.a), ‘A’lâ’ suresini okumayı severdi. İlk defa ‘Subhane Rabbiy’el-A’lâ (yüce Rab-bim noksanlıklardan münezzehtir.)’ diyen kişi Mikâil’dir.” [c.10, s.473]

Peygamberimizin (s.a.a) Kur’ân’a sarılmaya, anlamı üzerinde düşünmeye, gösterdiği yolu izlemeye, onun nuru ile aydınlanmaya teşvik eden birçok konuşmaları ve açıklamaları vardır. Peygamber efendimiz (s.a.a) insanlara telkin ettiği kemâllerin öncüsü ve her hayra doğru koşanların önde geleni idi. Meşhur rivayete göre o, “Hûd suresi saçlarımı ağarttı.”(1) diyen kişidir. Rivayete göred İbn-i Mesud şöyle dedi: “Bir defasında Peygamberimiz (s.a.a) bana Kur’ân’dan birkaç ayet okumamı emretti. Ben de ona Yunus suresinden bir parça okudum. “Orada insanların tümü gerçek mevlâları olan Allah’a döndürülürler…” (Yûnus, 30) ayetine sıra geldiğinde, mübarek gözlerinin yaşlarla dolduğunu gördüm.”

Bu saydıklarımız,(2) Peygamberimizin (s.a.a) sünnetlerinden ve edeplerinden seçmelerdir. Bunların çoğu hakkında Şiî ve Sünnî kaynaklardan gelen çok sayıda rivayet ve her iki mezhebe ait kitaplarda tekrarlanan nakiller vardır. Kur’ân bu sünnetleri ve edepleri teyit etmekte, hiçbirini reddetmemektedir. Hidayet eden Allah’tır.

—————-

(1)- [Resul-i Ekrem (s.a.a) bu sözüyle, yüce Allah’ın Hûd suresindeki şu ayetine işaret etmektedir: “O hâlde… emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Hûd, 112)]

(2)- [Biz bütün bu hadisleri, Peygamberimizin sünnet ve adabı ile ilgili olarak önceleri yazdığımız “Sünen’ün-Nebi” adlı kitabımızdan naklettik.]

————-

Allame Tabatabaî


Yorum Bırak