Harabedeki O Gece

Yazar: beytül ahzan Tarih: 3 Kasım 2009 Yazı ve Makale 1 Yorum




Arş titremiş, melekler feryat etmişti. Güneş utanmıştı parlamaktan. Sema kan rengine bürünmüştü. Orada, Fırat’ın kenarında insanlığın en yücesi, kainatın varlık sebebi, aşağıların en aşağısı tarafından katledilmişti. Fırat’ın suları ağlıyordu, Kerbela’nın kızgın kumları ağlıyordu, çöl ağlıyordu, kainat ağlıyordu.

Esirler kervanı yola koyuldu. Çıplak develerin üzerinde, aç, yorgun, yaralı yol alıyorlardı. Küpelerini almak için yırttıkları kulaklarının acısı, kamçı izlerinin sızısı bile susuzluklarını bastıramıyordu. En acısı ise gözlerinin önünde götürülen mızraklara vurulmuş, babalarının, kardeşlerinin başlarıydı. Buna dayanamıyorlardı işte… Hele Rugeyye… O imam Hüseyin’in üç yaşındaki nazlı kızı… Sürekli babasını çağırıyor, babasını istiyordu.

Esir kervanı, şehir şehir dolaştırılıp, nihayet Şam’a varmıştı. Bir harabede indirdiler onları. Çıplak develere binmenin verdiği acı, açlık ve susuzluk, satılık esirler gibi çarşı pazar dolaştırılmalarının verdiği utanç, kamçı izlerinin sızısı ve kaybettikleri şehitlerinin acısı bitap düşürmüştü onları. Ama Rugeyye’nin feryadı bütün bu acıları bile bastırıyordu. “Baba” diyordu, Rugeyye; “baba neredesin? Baba, bizi dövdüler, halam Zeyneb’i kamçıladılar, abim Seccad’ın boynuna zincir taktılar. Ayaklarımıza dikenler battı baba, diken yerleri acıyor. Bize kamçı ile vurdular, kamçı yerleri sızlıyor. Baba, neredesin, amcam Abbas nerede, abim Ali Ekber nerede? Gel baba, gel!”

Kimse Rugeyye’yi sakinleştiremiyordu. Harabe Rugeyye’nin feryadı ile inliyordu. Düşman da rahatsız oldu bundan. “susturun şunu” diye emretti komutanları. Ona istediğini verin, sussun.” Dedi muzaffer bir edayla.

Harabenin kapısında iri kıyım bir insan müsveddesi göründü. Elinde üstü bezle örtülü bir tepsi vardı. Tepsiyi getirip Rugeyye’nin önüne koydular. Şaşkınlıkla baktı küçük yavru. Ben aç değilim ki.” Dedi. “ Ben babamı istiyorum.” Bir sırtlan gibi sırıttı iri kıyım adam. “Bezi çek de bak” dedi yılan gibi tıslayarak. Önce korktu Rugeyye, sonra minicik ellerini uzattı, örtüyü çekti. Birden bir çığlık yırttı karanlığı, bir feryat titretti arşın temellerini: Baba! Babasının kanlı başını kucakladı Rugeyye, bastı bağrına. “Baba, neden sakalların kana bulanmış, neden yüzün solgun baba.”

Harabe ağlıyordu, yıkık duvarlar ağlıyordu, gece ağlıyordu, Zeyneb ağlıyordu, Rugeyye ağlıyordu ve kesik baş ağlıyordu. Zaman durdu, ay utanarak bir bulutun ardına gizlendi. Gayb aleminde meleklerin feryadı doldurdu arşı.

Rugeyye kucağında babasının kesik başı, uzandı kuru toprakların üzerine yavaşça. Yüzünde babasına kavuşmanın sevinci vardı. Artık unutmuştu yırtılan kulağının acısını, sırtındaki kamçı izlerinin, ayaklarındaki dikenlerin sızısını. Bedeni hafifçe titredi ve ruhu babasına kavuşmak üzere yükseldi göğe. Minicik cansız vücudu topraklar üzerinde kalmış, ne çıkar. O dünyayı da, aşağılık mahlukları da terk edip babasına gidiyordu …

ALİ KIRAN

Yorum Bırak

  1. rüya dedi ki:

    kerbela olayını unutmadık .sen sitende yayınlayarak
    insanlara unutturma insanlar okuyup düşünsünler kerbela olayında neler olmuş yazıların için teşekkürler