Haset (Kıskançlık) Hakkında Birkaç Hadis

Yazar: beytül ahzan Tarih: 28 Temmuz 2009 36.1K kez okundu Hadis 2 Yorum

HASET

1-Davud, Hz. Sadık’ın şöyle buyurduğunu naklediyor: Resulullah buyurdu ki: “Allah (azze ve celle) Musa b. İmran’a şöyle dedi: Ey İmranoğlu, kendi fazlımdan insanlara verdiğim şey sebebiyle onlara haset etme, gözünü ona dikme ve nefsini onun ardı sıra gönderme. Zira haset eden kimse aslında benim nimetlerime gazaplanır ve kullarım arasında yaptığım taksimden razı olmaz da yüz çevirir. Böyle olan bir kimse benden değildir ve ben de ondan değilim…”

2-Hz. Bakır (as), Muhammed b. Müslim’in sahihinde şöyle buyuruyor: “Kul hangi sürçme ile gazap sebebiyle fiilî veya dilinden sadır olan- gelirse gelsin bağışlanır. (Ama) haset, ateşin odunu yediği gibi o da imanı yer bitirir.”

3-Resulullah (sav) bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: “Cennet ehli cennette ve cehennem ehli de cehennemde kendi niyetleri vasıtasıyla ebedî olarak kalacaklardır. Rezil ahlakın bir neticesi olan fasit niyet, menşe ve kaynağı zail olmadığı müddetçe asla zail olmaz.”

4-Allah Teâlâ buyuruyor ki: “Hasut (kıskanç), kullar arasında yaptığım taksimden razı değildir ve nimetlerim için de gazaplanmıştır. Kalp, fıtratı gereği adilane taksimat karşısında huzu etmekte ve zulüm ile sitemden, fıtratı gereği kaçmakta uzaklaşmaktadır. Beşerin zatının derinliklerinde yoğrulmuş olan ilahî fıtrat, adalet sevgisi ve adalet karşısında huzu etmek, zulümden nefret etmek ve önünde teslim olmamaktır. Eğer bunun hilafına bir şey görecek olursa mukaddime ve başlangıçta bir noksanlığın olduğunu bilmelidir. Eğer nimetlere gazaplı ve kısmetlerden razı olmayan bir kimse haline gelecek olursa bu O’nu adil kabul etmediğindendir. Belki de neuzu billâh, zalimce bir taksim olduğunu düşünüyor, kısmeti adilane bildiği halde yüz çeviren ve programı en kâmil nizam ve tam maslahatların mutabıkı olarak bildiği halde gazaplanan bir kimse değildir. Eyvahlar olsun ki, imanımız nakıstır ve aklî-bürhanî meseleler, akıl ve idrak merhalesinden kalp merhalesine ulaşmamıştır. Söylemek, işitmek, okumak, bahis ve kil-u kal ile iman söz konusu değildir. Burada niyetin halis olması gerekiyor. Allah’ı arayan Allah’ı mutlaka bulacaktır. Marifetleri talep eden de mutlaka Ona ulaşacaktır. “Burada kör olan ahirette de kördür ve yolunu da tam sapılmıştır, şaşırmış gitmiştir.” Allah’ın kendisine nur vermediği kimsenin artık hiç bir nuru olamaz.

5-İmam Sadık (as) şöyle buyuruyor: “Şu üç şeyden, Nebi de dâhil hiç kimse kurtulmamıştır. Yaratılışta vesveseye kapılmak, Uğursuzluğa inanmak, haset; ama mümin hasedini kullanmaz.

6-İmam Sadık (a.s): “Hasut, mahdusa (kıskandığı) zarar vermeden önce kendisine zarar verir, tıpkı İblis ki hasediyle kendisi için nefret ve ilahi gazabı Âdem için de seçkinlik makamını satın aldı.[Tuheful Ukul, s.216]

7-İmam Sadık (a.s): “Şeytan ordusuna şöyle hitap etti: “İnsanlar arasın hasedi ve zulmü yayın, çünkü bu iki özellik Allah katında şirke denktir.”[ Usulü Kâfi, c.2, s.327]

8-Lokman Hekim oğluna şöyle buyurdu: “Hasudun üç belirtisi vardır: İnsanların arkasında gıybet eder, Yüzlerine karşı yağcılık ve dalkavukluk eder, başkalarının sıkıntılara düşmesinden mutlu olur.” [Hisal c.2, s.113]

9-İmam Sadık (a.s): “Hasedin kökü ve kaynağı kalbin körelmesi ve ilahi fazilet ve lütfün inkârıdır ki kalp körelmesi ve ilahi fazlı inkâr etmek küfrün iki kanadıdır. O halde haset, küfranı nimetle ancak hâsıl olur.”[ Misbahu’ş-Şeria, s.322]

10-İmam Cafer Sadık (a.s): “Mümin gıpta eder, haset etmez ancak münafık haset eder gıpta etmez.” [Usulü Kâfi, c.3, s.418]

11-Resul-i Ekrem (s.a.a): “Çok yakında benim ümmetim diğer ümmetlerin yakalandığı hastalık ve derde yakalanacaktır. “Ey Allah’ın Resulü! Ümmetlerin büyük hastalığı nedir?” diye sorduklarında hazret şöyle buyurdu: heves peşinde koşma, ayyaşlık, dünya malı biriktirme sevdası ve dünyaperestlikte yarışma, ihtilaf, nifak, haset, sonra zulüm ve sitem sonra da darmadağınıklı ve kargaşaya duçar olurlar.” [ El-Meheccetul Beyza, c.5, s.327]

Hasedin Bazı Sebepleri

Hasedin birçok sebebi vardır, ama başlıca sebeplerinden biri, insanın kendi nefsini zelil, hor ve aşağılık görmesidir. Nitekim kibirde, halin farklılığı hasebiyle bunun aksi söz konusuydu. İnsan kendisinin bir kemali olduğunu ve başkalarının da bu kemalden yoksun olduğunu görünce nefsinde bir nevi üstünlük ve yücelik duygusu uyanır ve tekebbürde bulunur. Başkalarını kâmil gördüğünde ise bir nevi aşağılık kompleksine kapılır, dış amiller ile nefsanî maslahatlar olmadığı takdirde bu onda hasedin meydana gelmesine sebep olur.

Bazen de bu zebunluğunu başkalarının kendisiyle eşitliğinde düşünür. O zaman da kemal ve nimet sahibi kimse kendisi gibi veya kendisinin ardından gelen kimselere karşı hasette bulunur. Dolayısıyla da denebilir ki haset, etkisi başkalarından nimet ve kemalin zeval bulmasını istemek olan nefsin zebunluk ve aşağılık kompleksine kapılmasıdır. Allame Meclisi (r.a) gibi bazıları da hasedin sebeplerinin yedi şey olduğunu söylemişlerdir:

1-Adavet: Düşmanlık

2-Taazzuz: Haset edilen kimsenin sahip olduğu nimet ve kemal sebebiyle kendisine tekebbür ettiğini görünce buna dayanamayıp bu nimetin ondan zevalini arzu etmek.

3-Kibir: Haset eden kimsenin, nimet ve kemal sahibi kimseye karşı tekebbürde bulunmayı istemesi ve bunun da sadece o nimetin zevaliyle mümkün olması.

4-Taaccub: Bu büyük nimetin herhangi bir şahsa verildiğini görünce taaccüp edip şaşkınlığa düşmek Nitekim Allah Teâlâ önceki ümmetlerin şöyle dediklerini haber veriyor: “Sizler de bizim gibi beşersiniz ancak.” Aynı şekilde, “bizim gibi beşer olan bu ikisine mi iman edeceğiz.” diyorlardı. Kendileri gibi olan kimsenin risalet ve vahiy sahibi olmasına taaccüp ediyor ve dolayısıyla da hasette bulunuyorlardı.

5-Havf (korku): Nimet sahibi kimsenin, sahip olduğu kemal ve nimet sebebiyle kendisinin mahbup bulduğu maksatla hususunda rahatsızlık çıkarmasından korktuğu için o nimetin zevalini ister.

6-Riyaset sevgisi: Şahsın riyasette bulunması sadece başkalarının nimette kendisiyle eşit ve ortak olmamasına bağlıysa böyle bir şahıs kendisi dışında hiç kimsenin mezkûr nimete sahip olmasını istemez.

7-Yaratılış habisliği: Hiç kimseyi nimet içinde görmek istemez.
Ama bu satırların yazarının inancına göre bu sebeplerin çoğu, belki de hepsi aslında insanın aşağılık kompleksine düşmesi ve kendisini zebun olduğunu tasavvur etmesine dönmektedir. Hasedin direkt sebebi, meşhurun hasede getirdiği tarif üzere bundan ibarettir.

Hasetten Kurtulmanın Üç Yolu

İnsan bir nimete eriştiğinde üç şeyi yapması gerekli ve takdire şayan bir davranıştır:

1-Gizlemek: İnsan elde ettiği maddi veya manevi şeyi kalplerinde hastalık olanlardan ve kıskançlardan gizlerse onların tehlikesinden güvende kalır. Sırrı özellikle de günümüz dünyasında durum bu kadar vahimken ev, aile, maddi ve manevi programları kıskanç ve hasta ruhlu insanlardan gizlemek kurtuluş yoludur. Çünkü gizlilik, tedavi ve telafiden daha keskin bir çözümdür. Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmaktadır:

“İşlerinizde gizlilikten yardım alınız, çünkü her nimet sahibi kıskanılır.” Başkalarının hayatımıza ateş vurmasına izin vermeyelim. Çünkü bunun zahmeti o ateşin kıvılcımlarını söndürme zahmetinden daha azdır:

“Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Onun başında gayet katı, şiddetli, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildikleri şeyi yapan melekler vardır.” [Tahrim-6]

Programlarınızı, isteklerinizi ve aldığınız kararları dar görüşlü, kıskanç ve şom ağızlı insanlara bildirmeyin. İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Sıkıntılarını ve çaresizliğini insanlara açmaktan sakın! Çünkü bunun ilk neticesi şudur; sen onların nazarında yenilgiye uğramış biri olursun, onların gözünde küçük ve naçiz bir şahsiyet olursun.”

Kararları insanlara açmak işte başarıya ulaşma yüzdesini azaltır. Unutmayalım ki her zaferi ve başarının yanında içten bir gurur ve dıştan bir kıskançlık insanı tehdit etmektedir. O halde her zaman ihtiyatlı olmak tedbirli davranmak akıl sahiplerinin işidir.

2-İnsanın varlığının, kararlarının ve sahip olduğu sırların hasta kalpli ve kıskanç insanlar tarafından zarara uğradıysa o durumda Allah’a sığınmaktan başka bir çare yoktur. Nitekim Felak Suresinin 5. ayetinde de Rabbimiz  “Ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden Allah’a sığınıyorum”. buyuruyor.

3-İyilik ve Bahşiş: Emirülmümin Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “Sizi kıskananları onlara ihsan ve iyilik ederek cezalandır.” Çünkü Hz. Ali (a.s) “Kıskanç için bir tedavi yoktur.” Buyuruyor. Hatta iyileşmesi için de bir ümit yoktur ve hasudun hastalığı ancak kıskandığı şahıs tüm varlığını kaybettikten sonra iyileşir. “Hasudu (kıskancı), nimetin zail olması tedavi eder.”

Allah hepimizi bu hastalıktan korusun!


Yorum Bırak

  1. Emre dedi ki:

    Aşşağıda ki paragrafın kaynağı nedir ? (Allah’ın CC) biz gariban kullara hitap ettiği dil yalın ve sadedir. Burada ki üslup beşer üslubu gibi geldi bana tabi hepsi olmayabilir ama eklenmeler var kaynak verebilirmisiz ?

    “Hasut (kıskanç), kullar arasında yaptığım taksimden razı değildir ve nimetlerim için de gazaplanmıştır. Kalp, fıtratı gereği adilane taksimat karşısında huzu etmekte ve zulüm ile sitemden, fıtratı gereği kaçmakta uzaklaşmaktadır. Beşerin zatının derinliklerinde yoğrulmuş olan ilahî fıtrat, adalet sevgisi ve adalet karşısında huzu etmek, zulümden nefret etmek ve önünde teslim olmamaktır. Eğer bunun hilafına bir şey görecek olursa mukaddime ve başlangıçta bir noksanlığın olduğunu bilmelidir. Eğer nimetlere gazaplı ve kısmetlerden razı olmayan bir kimse haline gelecek olursa bu O’nu adil kabul etmediğindendir. Belki de neuzu billâh, zalimce bir taksim olduğunu düşünüyor, kısmeti adilane bildiği halde yüz çeviren ve programı en kâmil nizam ve tam maslahatların mutabıkı olarak bildiği halde gazaplanan bir kimse değildir. Eyvahlar olsun ki, imanımız nakıstır ve aklî-bürhanî meseleler, akıl ve idrak merhalesinden kalp merhalesine ulaşmamıştır. Söylemek, işitmek, okumak, bahis ve kil-u kal ile iman söz konusu değildir. Burada niyetin halis olması gerekiyor. Allah’ı arayan Allah’ı mutlaka bulacaktır. Marifetleri talep eden de mutlaka Ona ulaşacaktır. “Burada kör olan ahirette de kördür ve yolunu da tam sapılmıştır, şaşırmış gitmiştir.” Allah’ın kendisine nur vermediği kimsenin artık hiç bir nuru olamaz.

  2. hayrunnisa dedi ki:

    Allah’u Teala hepimizi haset etmekten ve hasetçilerden korusun(AMİN)