Hicab Sorununun Gerçek Yüzü – 1

Yazar: beytül ahzan Tarih: 18 Kasım 2009 3.142 kez okundu Kadın ve Hicab 3 Yorum

Tesettür veya son asırda kullanıldığı gibi hicab konusunda söz konusu edilen asıl şey, kadının toplum içine örtülü olarak mı, yoksa açık saçık olarak mı çıkacağı değildi.Söz konusu edilen şeyin özü, erkeğin yararlanması ve kadının bedava olup olmaması meselesidir. Acaba erkeğin gördüğü her kadından -zina istisna olmak üzere- istediği şekilde zevk almaya hakkı var mıdır, yok mudur? Sorunların özüne bakan İslam cevap veriyor: Hayır! Erkekler sadece aile çevresinde, evlenme kanunu çerçevesinde ve birtakım ağır sözleşmelerle birlikte onların meşru kocaları olarak kadınlardan zevk alabilirler. Ama toplum içinde yabancı kadınlardan istifade etmek kesinlikle yasaktır.

Aynı zamanda kadınların da, aile dairesi dışında, erkeklere kendilerinden faydalanma fırsatı vermeleri, her ne şekil ve sûrette olursa olsun kesinlikle yasaktır. Sorunun görünümü kadının ne yapması gerektiği şeklindedir. Şöyle ki, kapalı olarak mı dışarı çıkmalı, yoksa çıplak olarak mı? Bu sorunda söz konusu edilen şahıs kadındır. Hatta bazı çevrelerde sorun acıklı edayla; “Kadının serbest mi olması daha iyidir, yoksa mahkûm, esir ve hicab içinde mi olması?” şeklinde ele alınıp söz konusu edilmektedir. Fakat sorunun aslı ve özü bunlardan ayrı bir şeydir. Şöyle ki; acaba erkek, kadından cinsel zevk almakta tam bir hürriyete sahip midir? Yani bu konuda kârlı olan erkektir, kadın değil. En azından erkek bu konuda kadından daha karlıdır.

Will Dourant’ın dediği gibi: “Mini etekler, terziler dışında herkes için bir nimettir.” Böylece sorunun özü iki noktada merkezîleşmektedir: Zevk alma, tatmin olma isteği, ya meşrû evlilik ve aile hayatı dairesinde karşılanmalıdır veya serbest bir şekilde toplum içerisinde, İslam, birinci şıkkın taraftarıdır. İslam’a göre, cinsel zevk alma arzusunun meşrû eşler arasında ve aile dairesi içinde sınırlandırılması ruhî açıdan toplumun sıhhatinin korunmasına, ailevî açıdan aile fertleri arasındaki ilişkilerin kuvvetlenmesine ve eşler arasında tam bir samimiyetin kurulmasına, sosyal açıdan ise toplumdaki aktif işgücünün en iyi şekilde kullanılmasına ve korunmasına sebebiyet verir.

Kadının erkek karşısındaki konumu açısından ise bu sınırlama, kadının erkek karşısındaki değerinin yükselmesine neden olur. İslam’daki hicab, ilhamını daha genel ve daha esaslı bir kaynaktan almaktadır. İslam gözle olsun, dokunma veya başka şekillerde olsun alınan cinsel zevklerin aile içinde ve meşrû evlilik dairesinde sınırlandırılmasını, toplum içinde ise iş ve faaliyetle meşgul olunmasını ister. İçinde bulunduğumuz asırda, iş ve faaliyetleri cinsel zevklerle karıştıran Batı’daki sistemin tam aksine olarak İslam, bu iki çevreyi birbirinden tamamen ayırmak ister. Şimdi yukarıda zikrettiğimiz dört meseleyi izah etmeye çalışalım:

1-Ruhsal Rahatlık

Kadınla erkek arasında bir sınır, perde olmaması hali ve serbest ilişki, cinsel heyecanları artırdığı gibi, seks isteğini bir ruhî susamışlık ve doymak bilmeyen arzu haline getirir. Cinsel içgüdü, güçlü, derin ve engin bir melekedir. Ona ne kadar itaat edilirse, o kadar başıboş, kontrolü güç olmaktadır. Aynen yanıcı bir madde verildiğinde daha da alevlenen ateş gibi. Bu konuyu iyice kavramak için iki soruna dikkat etmemiz gerekir: Tarih, servet ve mal ihtirasında bahsettiği gibi cinsel sahadaki hırstan da söz eder.Buna göre, insanoğlu para ve servet toplamada, topladıkça nasıl daha çok ihtirasa kapılmışsa, cinsel konularda ve güzellere sahip olmada da bir sınır tanımamıştır.

Haremlere sahip olanlar, gerçekte güçlerinden, makamlarından istifade edenler devamlı böyle olagelmiştir. “Sasaniler Devrinde İran” adlı kitabın yazarı Christine Sen, kitabının dokuzuncu bölümünde şöyle yazmaktadır: “Husrev Perviz’in av sahnelerini canlandıran Tagbostan taş kabartmasında, Husrev Perviz’in hareminde bulunan üç bin kadından yalnız birkaçını görüyoruz. Bu padişah bu isteğinde hiçbir zaman tatmin olmuyordu. Nerede bir bekâr kız, dul ve evli kadın haberi alsa, onları hemen haremine getirtirdi. Haremini değiştirmeye meylettiği zaman taşradaki komutanlarına mektup yazar, bu mektuplarda istediği kadınların vasıflarını belirtirdi.Komutanları ise mektupta belirtilen vasıflara uygun bir kadını nerede görseler, götürürlerdi.” Böyle olaylara eski tarihte sık sık rastlanır. Günümüzde bu akımlar harem şeklinde değil de, ayrı şekilde yapılmaktadır. Şu farkla; günümüzde birinin Husrev Perviz veya Hârûn Reşîd gibi imkânlara sahip olması gerekmez. Bu zamanda Husrev Perviz ve Hârûn Reşîd’in sahip olduğu imkânların binde birine sahip olan erkek, Batılılaşmanın sonucunda onlar gibi cinsel arzularını yerine getirebilir.

Hiç düşündünüz mü aşık olmanın insanlarda nasıl bir his olduğunu? Dünya edebiyatının önemli bir bölümü aşktan söz eder; edebiyatın bu bölümünde erkek, sevgilisini över, onun huzurunda yalvarır, ihtiyacını iletir, onu yüceltir, kendisini küçümser, kendisini o sevgilinin en küçük iyiliğine muhtaç bilir. Hatta o derecede ki maşukunu (sevgilisini) şöyle över: “Yüz can mülkünü yarım bakışla satın alabilir, öyleyse bu işe niye girişmez durur.” Bu nedir? Niçin insan diğer ihtiyaçları konusunda böyle düşünmüyor? Şimdiye kadar paraya düşkün birinin para için, makama düşkün birinin makam için şiir söylediğini gördünüz mü ? Acaba şimdiye kadar birinin ekmek için şiir yazıp okuduğuna rastladınız mı? Niçin herkes şiir ve güzelden ayrı bir zevk alır? Niçin herkes Hafız’ın divanından bu kadar hoşlanır? Acaba herkesin, vücudu kaplayan derin bir içgüdünün diline uygun görmesinden başka bir anlam mı taşır bu ilgi? Beşeri faaliyetlerde asıl temeli ekonominin oluşturduğunu söyleyenler ne kadar da yanlışlık yapıyorlar! İnsanoğlu, maneviyatı için özel bir müziğe sahip olduğu gibi, kendi cinsel zevkleri için de özel bir müzik yapmıştır.Halbuki su ve ekmek gibi sadece maddî gereksinimleri için müzik yaptığı görülmemiştir. Bütün aşkların cinsel kökenli olduğunu iddia etmiyoruz. Hiçbir zaman Hâfız, Sa’di ve diğer şairlerin sadece cinsel içgüdülerin diliyle konuştuklarını söyleyemeyiz.

Ancak şurası açıktır ki, yazılan, söylenen şiir ve gazellerin büyük bir çoğunluğu erkek tarafından kadın için dile getirilmiştir. Erkeğin kadına olan yönelişinin, ekmek ve suya olan ihtiyaç gibi, karnı doyunca tatmin olacak türden olmadığını bilmemiz gerekir. Tam tersine ya ihtiras ve çeşitçilik şeklindedir veya aşk ve gazel şeklinde; bu içgüdünün hangi durumlarda ihtirasın ve cinsel isteklerin kuvvetlendiği şeklinde ve hangi hallerde aşk ve gazel şeklinde manevî bir renk alarak ortaya çıktığını ileride incelemeye çalışacağız. Her durumda İslam bu ateşli içgüdünün ilginç gücüne tam bir dikkat göstermiştir. Kadına bakmanın ve kadınla yalnız kalmanın tehlikeleri hususunda ve zamanla kadın ve erkeği birbirine yaklaştıran konusunda birçok rivâyet vardır. İslam, bu içgüdüye gem vurmak ve hayırlı yola yöneltmek için tedbirler düşünmüş, bu konuda hem kadınlar, hem de erkekler içi belli görevler koymuştur. Hem kadının hem de erkeğin uymakla görevli oldukları  bu görevler, karşı cinsten olana bakmakla ilgilidir:

“Ey Muhammed! Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem yerlerini korusunlar…” (Nur/30)

“Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, iffetlerini korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünen kısmı müstesna, açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar…”(Nur/31)

İnsan ruhu, ilginç bir şekilde, tahrik olmaya yatkındır. İnsan ruhunun tahrik olma sahasının belirli bir noktaya kadar sınırlı olduğunu ve bundan sonra sakinleşeceğini sanmak doğru değildir. Erkek olsun, kadın olsun  insan servet ve makam konusunda nasıl doymak  bilmiyor, tatmin olmuyorsa, cinsel sahada da böyledir; hiçbir erkek güzellere sahip olmaktan, hiçbir kadın erkeklerin dikkatini çekmekten, onların kalbine sahip olmaktan ve hiçbir gönül hevesten doymaz. Öte yandan sınırsız arzulara ulaşma isteğinin gerçekleşmeyeceği açık olduğu için bu arzulara ulaşamama hissi devamlı olarak insanda ruhî aksaklıklara ve hastalıklara yol açmaktadır. Batı dünyasındaki bütün bu ruhî hastalıklar niçin bu noktaya varmıştır? Nedeni, cinsel ahlakın serbest olması ve gazetelerde, dergilerde, sinemalarda, tiyatrolarda, resmi ve resmi olmayan toplantı çevrelerinde ve hatta sokak ve caddelerde cinsel tahriklerin bolca olmasıdır. İslam’da örtünme emrinin sadece kadınlara yönelik olmasının nedeni, kadınların gösterişe ve süslenmeye düşkün olmasından kaynaklanmaktadır.

Kalplere ve gönüllere sahip olma açısından erkek av, kadınsa avcıdır. Bunun gibi, cisme ve tene sahip olma açısından yine kadın av, erkek ise avcıdır. Kadının kendini süsleme isteği bir çeşit  avcılık hissinden kaynaklanmaktadır. Erkeklerin, bedeni gösteren elbiseler giymelerine ve tahrik edici süslemelere başvurmalarına çok az rastlanır. Fakat kadın kendi yapısına uygun olarak dilberlik yapmak ve erkeği kendine bağlayarak onu aşkının esiri yapmak ister.Böylece süslenme ve çıplaklığa özenme sapması kadınlara özgüdür; örtünme kuralı da onlar için vaz’edilmiştir. Coştukça coşan cinsel içgüdü hakkında Russel ve onun gibilerin iddialarının tam tersine, cinsel içgüdünün, tam bir serbestlik halinde ve özellikle tahrik edici nedenlerin bollaştırılması halinde hiçbir zaman doyamayacağı ve tatmin olamayacağı, hakkında ve bunun gibi, erkeklerin yabancı kadınlara bakmaları ve kadınların bezenerek sapmalara uğramaları üzerinde ileride duracağız.

——–

Murtaza Mutahhari’nin “Hicab” kitabından alıntıdır.

—————-

Yazının devamını okumak için tıklayın: Hicab Sorununun Gerçek Yüzü – 2

Yorum Bırak

  1. […] ilk bölümünü okumak için tıklayın: Hicab Sorununun Gerçek Yüzü – 2 Önceki Yazı: « Hicab Sorununun Gerçek Yüzü […]

  2. ayse dedi ki:

    Erkek olmak ne basitmis ya gerçekten

  3. masume dedi ki:

    kadınlar hicaba dikkat etmiyor etseydi şuandaki durumda olmazdık. bilmiyorlar nasıl giyinsimler aslında sorun bu gençlıkte değil anne ve babalarda gençliklerini yaşasınlar diye çocuklarının her dediklerini kabul ediyorlar ve ortaya böyle dinde uzak hicab nedir bilmeyen gençler çıkıyor. yazınız için teşekküler.