Hicab Sorununun Gerçek Yüzü – 2

Yazar: beytül ahzan Tarih: 18 Kasım 2009 2.5K kez okundu Kadın ve Hicab 2 Yorum

2-Aile Bağlarının Sağlamlaşması

Şüphesiz ailevî bağların kuvvetlenmesine ve eşler arasındaki samimiyetin artmasına neden olan her şey, aile ocağı için çok faydalıdır ve bunun gerçekleşmesi için var güçle çalışmalıdır.Bunun tersine, eşler arasındaki samimiyetin bozulmasına, ilişkilerinin soğumasına neden olan her şey aile hayatı için zararlıdır ve onunla mücadele edilmesi gerekir. Cinsel zevk ve lezzetlerin, aile hayatı ve meşrû evlilik çerçevesi ile sınırlandırılması karı-koca arasındaki bağları kuvvetlendirir ve birbirlerine daha fazla bağlanmalarına neden olur. Örtünme emrinin ve meşrû eşten başkasından cinsel zevk almanın yasak olmasının felsefesi, ailevî açıdan şuradan kaynaklanmaktadır: Meşrû eş, psikolojik açıdan, onu memnun edici şahıs sayılır.

Oysaki cinsel zevk almanın serbest olduğu toplumlarda yasal eş, psikolojik bakımdan kocası için bir rakip ve gardiyan gibidir. Sonuçta aile kurumu düşmanlık ve nefret temeli üzerine varlığını sürdürür. Gençlerin bugün evlenmekten kaçınmalarının nedeni de yine bu serbestlikten  kaynaklanmaktadır. Ne zaman gençlere evlenmeleri teklif edilse, henüz erken olduğunu, daha küçük olduklarını veya başka bahaneler öne sürmekte ve bu teklifin yükü altından sıyrılmaktadırlar.Geçmişte, gençlerin en büyük arzularından biri evlenmekti.Gençler  zifaf gecesini padişah tahtına çıkmaktan daha az kıymetli saymıyorlardı. Oysaki bugünün gençleri Batı medeniyetinin bereketleriyle (!) kadının eşya gibi ucuzlayıp bollaşmasından sonra böyle bir saplantıya kapılmışlardır.

Geçmişte evlenmek, bir bekleme ve arzulama devresinden sonra gerçekleşir ve bundan solayı eşler birbirlerini mutluluk etkeni olarak görürlerdi. Faka günümüzde cinsel arzulara kavuşma ortamı evlilik çerçevesinin dışında bolca bulunmakta ve artık aşk arzusu için bir neden kalmamaktadır. Genç erkek ve kızların serbestçe ve başıboş olarak toplum içinde bir arada bulunmaları, evlenmeyi bir görev ve sınırlama haline getirmiştir.Gençleri evlenmeye özendirmek için ahlakî öğütlerde bulunmalı veya -bir kısım gazetelerin teklif ettiği gibi- onu gençlere zorla kabullendirmelidir. Cinsel ilişkilerin aile çevresinde ve yasal evlilik çerçevesinde sınırlandırılmasını isteyen bir toplum düzeni ile bu konuda serbest ilişkilere izin veren bir toplum düzeni arasındaki fark şudur: Birincisi toplumda evlenmek mahrumiyet ve sınırlılığın başlangıcıdır. Cinsel ilişkilerin serbest olduğu sistemde evlilik anlaşması, evlenen tarafların serbestlik devresine son verir ve onları birbirine vefakâr  olmaya mecbur kılar. İslamî sistemde ise onların mahrumiyet ve bekleyişlerine son verir.

Serbest ilişkilerin olduğu toplumlar, genç erkeklerin mümkün olduğunca evlenmekten ve aile kurmaktan kaçınmalarına ve sadece gençlik güç ve coşkunluğunun zayıflamaya, yok olmaya, yüz tuttuğu anda evlenme girişiminde bulunmalarına, bu durumda ise kadını sadece evlat sahibi olmak ve kendine hizmetçilik yapması için istenmesine neden olur. Ayrıca serbest cinsel ilişkilere izin veren toplumlar, varolan evlilik bağlarının bozulmasına ve eşlerin birbirlerini mutluluklarının nedeni olarak görmeleri, aile kurumunu halis bir aşk ve derin bir sevgi üzerine sağlamlaştırmaları gerekirken, birbirlerini rakip ve özgürlüğü ortadan kaldıran, hapseden biri, diğer bir deyimle gardiyan olarak görmelerine neden olur. Genç kız veya erkek, evlenmiş olduğunu söylerken, aslında kendisine gardiyan  aldığını söylemektedir. Neden bunu demeye ihtiyaç duyuyor? Çünkü evlilikten önce istediği her yere gitmek, istediği herkesle dans etmek, flört etmekte serbestti. Kimse ona “gözünün üstünde kaşın var” diyemezdi.

Fakat evlendikten sonra bu serbestlikler sınırlanmış oldu. Bir gece eve geç gelse, eşi tarafından nerede olduğuna ilişkin soru yağmuruna tutulur. Serbest ilişkilerin olduğu bir sistemde aile bireyleri arasındaki ilişkilerin ne kadar bozuk ve soğuk olacağı açıktır. Bertrant Russel gibi bazıları, serbest ilişkilerin önünün alınmasının, erkeğin kendi neslini korumak eğiliminden kaynaklandığını zannediyorlar ve hamileliği önleyici maddelerden, araçlardan yararlanılmasını teklif ediyorlardı. Oysaki, sorun yalnızca neslin kirlenmesi değildi. Ayrıca önemli bir neden, eşler arasında en temiz ve en samimi şefkat duygularının varolması ve aile ocağı içinde tam bir birlik ve beraberliğin kurulmasıdır. Bu hedefin gerçekleşmesi ise, ancak eşlerin başkalarına göz kapamalarıyla mümkün olabilir; erkeğin başka kadında gözü olmamalı ve kadın da kocasından başkasını tahrik ve celbetmek için uğraşmamalıdır.

Aile çerçevesi dışında cinsel zevkler peşinde koşmak her şekliyle yasaktır ve hatta buna evlenme öncesi dönemde de uyulmalıdır. Bugün Russel ve benzerlerinin izleyicisi olacak kadar ileri giden ve “yeni cinsel ahlak” ekolünün izleyicisi olan bir kadın, yasal bir kocası olmasına rağmen aşkını başka yerlerde ararsa, istediği her erkekle yatıp kalkarsa, böyle bir kadının sadece hoşlanmadığı yasal kocasının hatırı için hamileliğe karşı ilaç kullandığı, aslında gayrı meşrû ilişki kurduğu ve hoşlandığı erkekten hamile kalmak istediği ve bu yasal olmayan çocuğu yasal kocasının üstüne yıkmadığı nereden bilinebilir? Kesinlikle söylenebilir ki böyle bir kadın çocuk sahibi olmak isterse, bu çocuğun, hoşlandığı erkekten olmasını ister; hoşlanmadığı -fakat yasal olarak hamile kalması gereken- yasal kocasından değil. Bunun gibi erkek de doğal olarak sevdiği, hoşlandığı kadından çocuk sahibi olmak ister, kendisine yasa zoruyla bağlanan kadından değil. Batı dünyasında pratikte görülen şudur ki, hamileliğe karşı kullanılan bütün ilaçlara rağmen, yasal olmayan çocukların sayısını gösteren istatistikler korkutucu bir hal almıştır.

3-Toplumun Sağlığı

Cinsel zevklerin aile çevresinden topluma kaydırılması, toplumun iş gücünü zayıflatır. Hicaba karşı olanların, “Hicab toplum bireylerinin yarısının iş gücünün yok olmasına neden olur.” diyerek eleştiri getirmelerinin .tam tersine, hicabsızlık, serbest cinsel ilişkilerin yaygınlaşmasına, sosyal gücün felç olmasına yol açar. Kadının iş gücünün yok olmasına neden olan, onun yeteneklerini gizleyen; kadını kültürel, sosyal ve ekonomik eylemlerden alıkoyarak yoksun bırakan bir hicab türü İslam’da yoktur. İslam, ne kadının evden dışarı çıkmamasını, ne de ilim öğrenmeye hakkı olmadığı söylemektedir. Tam tersine İslam, kadın ve erkeğin her ikisine de ilim öğrenmeyi farz kılmıştır. Kadına herhangi bir ekonomik faaliyeti yasaklamamıştır.İslam hiçbir zaman kadının işsiz oturmasını, boş ve ürünsüz bir varlık olarak tembelliğe itilmesini istemez.

Yüz ve iki el dışında bedenin örtülü olması kültürel, sosyal ve ekonomik eylemlere hiçbir şekilde engel olmaz.Toplumun iş gücünün felç olmasına neden olan şey, iş yerinin şehvânî  arzuları tahrik edici bir duruma getirilmesidir. Acaba erkek ve kız çocuklar ayrı ayrı yerlerde öğrenim görseler veya varsayalım aynı yerde öğrenim görseler; ama kızlar örtünse ve her türlü süslenmeden kaçınsalar mı daha iyi ders okurlar, yoksa her erkek çocuğun, süslenmiş ve dizinden bir karış yukarısına kadar mini etek giymiş bir kızın yanında oturduğu bir yerde mi? acaba cadde ve pazarda, büro ve fabrikada veya başka yerlerde bulunan bir erkek, tahrik edici kıyafetlere bürünmüş, süslenmiş kadınların sürekli olarak dikkatini çektiği çevrelerde mi daha iyi çalışır , yoksa böyle görüntülerle karşılaşmadığı çevrelerde mi?

Eğer inanmıyorsanız bu çevrelerde çalışan kimselere sorun. İşlerin akışının iyi bir şekilde olmasını isteyen işletmeler, şirketler ve bürolar bu tür karışıklıklara karşı önlemler alırlar. Eğer inanmıyorsanız soruşturun. Bugünün Batı toplumunda yaygın bir şekilde yer eden hicabsızlık ahlaksızlığında Batı’dan da öne geçmiş bulunduğumuz bu kötü durum, gerçekte Batı kapitalist toplumunun kirli özelliklerinden olup Batı kapitalistlerinin şehvetperestliği ve maddeperestliğinden meydana gelmiştir. Bu, onların insan topluluklarını uyuşukluğa yöneltmek ve kendi mallarının tüketicisi durumuna getirmek için başvurdukları yöntemlerden biridir aynı zamanda.

4-Kadına Saygı Gösterme ve Değerini Gözetme

Daha önce anlattığımız gibi, bedenî açıdan erkeğin kadına üstünlüğü kesindir. beyin ve düşünce açısından da erkeğin kadına üstünlüğü en azından tartışılabilir. Kadın bu iki alanda erkek karşısında direnecek güce sahip değildir. Fakat kadının kalp ve şefkat yoluyla erkeğe sürekli bir üstünlük kurduğu görülmüştür. Kadının, kendisiyle erkek arasına bir sınır çekmesi, erkek karşısındaki konumunu korumak için yararlandığı esrarengiz bir araçtır. İslam, bu elverişli durumundan yararlanması için kadını özendirmiş, dayanıklılığını, ağırbaşlılığını ve namusunu koruması ve kendini erkeğe görünmek için ortaya koymaması durumunda ona karşı gösterilen saygının da o derece artacağı üzerinde özellikle durmuştur.

Daha sonra Ahzab Sûresi’nin tefsirinde de göreceğimiz gibi, Kur’ân-ı Kerim, kadınlara örtünme öğüdünü yaptıktan sonra şöyle buyuruyor: “…bu, tanınmaları ve incitilmemeleri için daha iyidir.” Yani bu iş, namuslu olarak tanınmaları ve kendilerini erkeklerin isteklerine vermediklerini açıklığa kavuşturduğu için daha iyidir.Ve sonuçta onların görkemi ve uzak duruşları, basit kişilerin onları rahatsız etmesine engel olur.

———

Murtaza Mutahhari’nin “Hicab” kitabından alıntıdır.

———

Yazının ilk bölümünü okumak için tıklayın: Hicab Sorununun Gerçek Yüzü – 2

Yorum Bırak

  1. Aciz Bir Kul dedi ki:

    Daha yeni tesettüre girmiş bir bayanım ve erkek arkadaşım var tesettürü tam tamına yerine getirememekten korkuyorum ve buna alışma sürecinde tam anlamıyla boşlukta gibi hissediyorum kendimi çirkin hissediyorum ve değişik hissediyorum ne yapmamı önerirsiniz?

  2. […] devamını okumak için tıklayın: Hicab Sorununun Gerçek Yüzü – 2 Önceki Yazı: « Fatıma’dır Fatıma’dır Sonraki Yazı:Hicab Sorununun […]