Hilali Görmek mi Bu?

Yazar: beytül ahzan Tarih: 10 Eylül 2010 2.071 kez okundu Ramazan Ayı Yorum Yok

Bismillahi Teala

Her yıl Ramazan ayının başlangıcının ve bitişinin tesbiti İslam dünyasının bir numaralı gündem konusu oluyor. Hilalin görünmesi etrafında yaşanan tartışmalar her geçen yıl yeni boyutlar kazanarak genişlemekte kimi zaman sürtüşmelere bile sebep olmaktadır. Bu tartışmaların dindar topluluğa zarar verdiği kesindir. Çünkü konu doğru zeminde tartışılmadığı gibi konu hakkında hiçbir bilgiye sahip olmayanların da müdahil olmasıyla tartışmalar sürtüşmelere dönüşüyor. İçinden çıkılmaz sorun gibi görünen istihlal konusu ve fıkhi meseleleri, doğru biçimde anlatılırsa dini vazifesini yaşamak isteyen birey bu bilinçle hareket eder ve sorunlar asgariye indirilmiş olur.

Konunun önemli boyutlarının doğru anlaşılması için kesin doğruları öncelikle tespit etmeliyiz, sonra şüpheli konuları ona bina ederek açıklamalıyız.

1. Birey/mükellef bazen bir konunun hükmünü bilmeyebilir. Mesela balık kanının necis olup olmadığını bilmeyebilir. Bu tür şüphelere “hükümde şüphe” adı verilir. Bazen de hükmü biliyor ama hükmün tatbikinde şüphe ediyor, mesela mükellef balık kanının temiz, tavuk kanının necis olduğunu biliyor. Bu mükellef tavuk kesmiş, ayrıca balık temizlemiş ve bu işlemden sonra elbisesine kan bulaştığını fark etmiş ancak bu kanın tavuk kanı mı yoksa balık kanı mı olduğunu bilmiyor. Bu tür şüphelere “mevzu/konum ve tatbikte şüphe” adı verilir. Birinci şüphede yani hükümde şüphede mükellefin vazifesi direkt taklit merciine sormalı ve ondan alacağı cevapla amel etmelidir. İkinci tür şüphelerde birey kendisi teşhis etmeli, artık elbisesini alıp müçtehidin kapısına dayanmamalıdır. O kanın neye ait olduğuna kendisi kanaat edip vazifesini yapmalıdır.

2. Ramazan ayı nasıl başlar ve nasıl biter? Kameri aylar hilalin gözükmesiyle başlar, kimi zaman 29 gün, kimi zaman 30 gün sürer. Acaba ictima hali (ay, güneş ve yer kürenin aynı çizgide olması) ayın başlangıcını gösterir mi? Bu soru birinci türdendir ve birey bunu taklit ettiği merciden sorup, öğrenmeli ve ona göre amel etmelidir. Bu konuda Şii fakihler hilalin gözle görülmesini her hangi bir sebepten dolayı görülmediyse önceki aydan 30 günün geçmesini şart biliyorlar. Bu fetva etrafındaki detaylarda yani teleskopla görmek vs. konularda her mükellef kendi taklit ettiği müçtehidin fetvasına bakmalı ve ona göre amel etmelidir.

3. Birey/mükellef kendi ibadi vazifelerini takip etmelidir. Namazı kılmak için nasıl vakti bekliyor ve sonra namazını kılıyorsa, oruç tutmak da bir ibadi vazifedir. Ne zaman başlaması ve bitmesi gerektiğini mükellef bizzat takip etmelidir. Yani ramazan ayı hilalin görülmesiyle başlıyorsa mükellef hilali görmeye çıkmalı ve araştırmalıdır. Mükellef öncelikle kendisi hilali görmek için çaba harcamalıdır. Çünkü bu olay (elbisedeki kan örneği gibidir)bireyin kendisini ilgilendiren konudur. Ancak hava şartlarından veya herhangi bir mazeretten dolayı istihlal vazifesini yapamamışsa o zaman araştırma yapmalı ve sonuca varmalıdır ki ibadetini doğru yapabilsin.

4. Hilali görebilmek hele büyük şehirlerde (hava kirliliği ve şehrin ışıklarından dolayı) neredeyse imkansız gibidir. Çünkü hilal ilk doğuşunda çok ince olmakla birlikte gökyüzünde çok az kalıyor. Bundan dolayı profesyonel astronomlar/gökbilimciler bile bu konuda çok ihtiyatlı davranıyorlar. Dolayısıyla “hilali gördüm” diyen vatandaşların çoğu yanılıyor olabilirler.

5. Bütün bunlara rağmen birisi “ben hilali gördüm” diyorsa onun için yeni ay başlamış olur ve bunu başkalarına söylemesi vacip değildir. Yani hilali gören başkalarına bunu bildirmek zorunda değildir. Ayın bittiğine yakin etmeyen birisi oruca devam etmelidir. Nitekim iletişimin çok zor olduğu dönemlerde hava şartlarından dolayı hilali göremeyen şehirler ramazan ayını 30 güne tamamlıyorlardı. Gerçekte ramazan 29 çekmiş olsa bile. Kısacası hiçbir müçtehit bayram gününün teşhisinde taklit gereklidir demediği gibi, bireyin tespit bilgisini başkalarına söylemesinin de vacip olduğuna fetva vermemiştir.

6. Hilalin görüldüğüne her bireyin kendisi yakin etmelidir. Örneğin mükellef bir grup astronomun yada  birkaç adil kişinin sözüyle hilalin görüldüğüne yakin ettiyse bu yakinine amel etmelidir. Ancak astronomların ve bilimsel verilerin “hilalin görülmesi mümkün değil” demesine rağmen bir grubun “biz gördük” demesi kuşkusuz yakin oluşturmaz.

7. Görüldüğü gibi konu, bireyin vazifesine amel etmek için hilali tespit etmesine bağlı bir konudur. Bireyin yakini makul yollardan oluşmalı ve kendi kriterleriyle çekişmemelidir. Yani;

a)     Hilalin görüldüğü bireyde yakin derecesine ulaşmalıdır, görülebilirliği değil.

b)    Hilalin teleskopla görülmesinin geçerliliğine taklit edilen müçtehit izin vermiş olmalı.

c)     Ufuk konusunu anlayarak taklit edilen  müçtehidin fetvası gereği hilalin görüldüğü esas alınmalı.

d)    Mükellefin yakini makul yoldan oluşmalı, yakinine amel etmeli ve başkalarına bildirmesi de gerekli değildir.

8. Hilalin tespitindeki bunca zorluklardan ve yakin oluşturma yollarındaki şüphelerden dolayı asırlardan beri istihlal konusunda (taklidi olmamakla beraber) Ehlibeyt dünyasının gözü kulağı hep müçtehitlerde olmuştur. Çünkü bu toplumda en güvenilir ve yakinaver kurumu içtihat kurumudur. Müçtehitlerin hilal tespiti ilanları toplumu aydınlatıcı ve yardımcı olma özelliği taşımaktadır. Bunca kargaşa ve ihtilaf içinde doğruya olaşmanın en kısa yolu da buradan geçer.Eğer ehlibeyt dostları gelenekleri gereği ictihad kapısında çözüm arasaydı bunca ihtilafa düşülmezdi.Bayram gününü birilerinin ilanı üzere yapacaksak eğer bu, neden İslam aleminin tanıdığı ve güvendiği taklit mercileri / müçtehidler olmasın ki?Ayrıca en makul yakin de onlar yoluyla oluşur çünkü velayetin günümüze uzanan hüccetleridirler. Allah bizleri hüccetsiz bırakmasın.

Tüm İslam aleminin fıtır bayramı hayırlara, zaferlere ve vahdete vesile olsun.

Ramazan 2010 /Arife günü

KADİR AKARAS

Yorum Bırak