Huneyn Savaşı

Yazar: beytül ahzan Tarih: 14 Eylül 2010 3.1K kez okundu İslam Tarihi Yorum Yok
Huneyn Savaşı
Bu yazıyı değerlendirin


HUNEYN SAVAŞI

Peygamber’in bir bölgeyi  fethettiğinde  orada kaldığı süre zarfında  mıntıkasının siyasi  işlerinin  ve halkın dini işlerini  şahsen, bizzat kendisinin ele alması ve oradan ayrıldığında da,  şahsiyet sahibi ve bulunduğu makama layık kimseleri değişik makamlara tayin edip öyle gitmesi, Peygamber’in en önemli  işlevlerinden birisiydi. Zira  eski ve yok edilmiş  bir nizamla,  senli – benli olmuş yerli bir halk daha yeni te’sis edilmiş bir nizam   hakkında yeterli  bir bilgiye  sahip değillerdi. Aynı  zamanda, İslam nizamı siyasi, içtimai, ahlaki ve dini bir düzendir. ve duru vahiy kaynağından beslenmektedir. Halka bu usulü tanıtabilmek  ve onu halk arasında icra edebilmek için seçkin ve  terbiye  görmüş kimselerin varlığına ihtiyaç duyurmaktadır ki, halkı bütün bir dirayetle İslam’ın  sahih ve gerçek usulüne aşina  kılsın ve İslam’ın  siyasetini  onların  arasında cari eylesin.

Peygamber, “Hevazin” ve “sakif” boylarını  İslam’a davet etmek maksadıyla yola çıkıp Mekke’yi  terkettiği gün, halkın ta’lim ve irşadı için  bir din muallimi olarak “Muaz b. Cebel”i  tayin etti. Hükumet ve şehrin idari işlerini  ve Mescid’de  imamet görevinde  kifayetli bir şahsiyet olan “Uttab b. Useyd”e bıraktı. Peygamber Mekke’de onbeş gün kaldıktan sonra “Hevazin” Kabilesinin  sükunet etmekte olduğu topraklara  doğru yola koyuldu.[1]

GÖRÜLMEMİŞ ORDU

Peygamber’in o gün, tam 12 bin silahlı askeri  vardı. Bu ordunun 10 bin kişilik silahlı bölümünü  Medine’den beri  Pegamber’in  yanında  bulunan ve Mekke’nin fethine  iştirak eden Müslümanlar; geriye kalan ikibin kişilik silahlı kuvvetler ise son zamanlarda  İslam’a katılmış olan Kureyş’in gençleri  teşkil ediyordu.Ve bu silahlı  kuvvetler ise son zamanlarda  İslam’a katlmış olan Kureyş’in gençleri  teşkil ediyordu.Ve bu silahlı gençlerin komutanlığı Ebu Safyan’ın uhdesine bırakmıştı. Böyle bir ordu o günlerde fazla görülmüş bir şey değildi. Nitekim bu kemmiyet  onların  ilk yenilgisinin  asıl amili durumundaydı. Zira  geçmişin aksine kendi çokluklarıyla övünüp  savaş taktiklerini  bir kenara  bırakıp unuttular.

Ebu Bekr’in efradın çokluğunu  görünce şöyle  dedi: “Biz bu kalabalıkla mağlup olacak değiliz; zira bizim sayımız düşmanın sayısından  kat kat daha fazladır.[2] Ama o, galibiyet sebeplerini sadece kemiyetten ibaret olmadığına tevccüh edemiyordu.Öyle ki, bu sebep, galibiyetin diğer  bazı sebepleri  karşısında hiç bir ehemmiyette bile  sahip değildir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu hakikati zikrederek şöyle buyuruyor:“Allah-u Teala bir çok yerlerde sizlere yardım  etmiştir, özellikle de Huneyn savaşında; sizler sayı çokluğunuzla övünmüşsünüzdür ama bir işe yaramadı, yeryüzü o genşiliğiyle sizlere dar geldi, düşmana sırt dönüp firar ettiniz.” [3]

Haber alma: Mekke fethinden sonra  “Hevazin” ve “sakif” Kabileleri arasında büyük bir çalkalanma vücuda gelmiş boylar arasında özel bir takım temaslar kurulmuştur. Onların ittisal halkası da “Malik b. Avf-i Nasri” adlı genç bir savaşçıydı. Müzakere ve uzun uzadıya yapılan oturumlar sonrası, daha İslam ordusu gelmeden kendilerinin onları karşılamaya gitmelerini  kararlaştırdılar. Daha Müslümanlar saldırıya geçmeden kendilerini özel bir  askeri hileyle Müslümanlara öldürücü bir darbe indireceklerdi. Onlar kendi aralarında otuz yaşındaki kokusuz bir genci komutan olarak seçtiler. Bu savaşta tüm boylar, birleşik bir cephe teşkil etmişlerdi. Kuvvet komutanlığı emri gereğince savaşa katılan herkes kendi kadın ve mallarını da ardısıra  beraberlerinde getiriyorlardı. Kendisinden bu işin sebebi sorulunca o, şöyle cevap verdi:“O zaman bu şahıslar, kendi kadın ve mallarının hıfzı için büyük bir sabır ve mukavemetle savaşacaklardır. Firar ve düşmana sırt dönmeyi akıllarından bile  geçirmiyecekler var güçleriyle  karşı koyacaklardı.” [4]

“Dureyd b. Samme” tecrübeli ve savaşçı bir ihtiyar idi. Çocukların ağlama seslerini ve tadınlarının feryatlarını duyunca “Malik” ile ağız kavgasına kalkışarak bu taktiğin askeri usuller açısından tardedilmiş bir şey olduğunu savundu ve şöyle dedi:” Bu işin  neticesi odur ki, eğer mağlup düşecek olursanız, kendi kadın ve mallarınızı hiç yoktan İslam ordusuna terketmiş  olacaksınız.” Ama “Malik” onun sözlerine  kulak vermeyerek şöyle dedi:“Sen ihtiyarlamışsın tüm askeri malumatlarını elden çıkarmışsın.” Ama gelecek isbat etti ki, Hak bu yaşlı adamın imiş! savaş  sahnelerine  kadın ve çocukların iştirak etmesinin  ibtila ve eli kolu  bağlı  bırakmaktan başka bir faydası  olmadı. Peygamber düşmanın maksad hedef ve seyr hattından sağlıklı bir malumat  elde etmek için “Abdullah Esleme”yi yabancı bir kimse kılığında  onların arasına gönderdi.

O, düşman askerleri arasında gezip dolaştıktan sonra Peygamber’in huzuruna geri döndü. Ve elde ettiği  malumatları  Peygamber’in  bilgilerine arzetti.  Aynı zamanda “Malik”de  Müslümanların arasına sağlıklı bilgiler edinebilmesi için üç tane casus göndermişti. Casusların her üçüde korku ve dehşet dolu bir kalple Malik’in yanına döndüler. Düşman kuvvetlerinin komutanı, sayı azlıklarını ve askerlerinin ruhiye  zayıflığını  askeri bir hile  yolu ve “ğafil avlamak” taktiğiyle  gidermeyi düşünüyordu. Ani bir saldırıyla İslam askerlerini büyük bir herc-u merc’in içine düşürecek birliklerin düzenini bozacak ve komutanlığın almış olduğu tedbirler boşa çıkaracaktı. O, bu hedef doğrultusunda Huneyn mıntıkasına  geçit olan derenin sonuna  indi ve bütün askerlerin kaya arkalarına ve oluklarına  ve vadinin en yüksek noktalarına çıkıp saklanmalarını emretti. İslam ordusu bu uzun ve derin vadiye varid olduklarında ise saklandıkları yerlerden dışarı çıkarak, İslam birliklerini  ok ve taş yağmuruna tutacaklar, sonrada özel bir grup  savaşçı  dağlardan aşağı inerek okçuların desteğiyle  Müslümanları kılıçlardan geçireceklerdi.

MÜSLÜMANLARIN TEÇHİZATI

Peygamber (s.a.v) düşmanın kudret ve inatçılığı hakkında malumat sahibi idi. Peygamber (s.a.v) Mekke’den hareket etmeden önce Sefvan b. Umeyye’yi huzura çağırtarak ondan zemnetli emanet alarak, yüz adet zırh aldı.Bizzat kendisi üstüne iki adet zırh giyip  başına  da  miğferini  geçirdi ve beyaz katırın ki kendisine  hediye  alaraktan  vermişlerdi. Üstüne binerek  İslam Ordusunun  arkasında haraket ederek yola çıktı. İslam ordusu, akşam olunca vadinin kenarında  İstirahate çekildiler. Daha ortalık ağarmadan “Ben-i Salim” Kabilesi, Halid b. Velid” komutasında “Huneyn” geçidine  doğru  harakete geçtiler. İslam  ordusunun çok sayıda askerleri  vadinin aniden, atılan ok sesleri  ve savaşçıları  erkeklerin feryadları “ki, büyük taşların arkasında pusuya kurulmuşlardı”Müslümanların kalbinde büyük bir korku ve vahşet meydana getirdi. Müslümanların başına yağmur gibi ok yağmaktaydı. Bazı savaşçılar bu okların himayesinde İslam askerlerine  saldırıda  bulundular.

Düşmanın aniden saldırısı, Müslümanların büyük bir heyecan ve vahşete düşürmüştü. Müslümanların gayri ihtiyari olarak savaş meydanlarından firara kalkışmaları ordu da meydana gelen bu düzensizlik ve safların bozulması hususunda düşmanlara büyük bir fayda sağladı. İslam ordusu içindeki münafıklar, bu acı hadiselerden dolayı oldukça sevinmişlerdi. Nitekim Ebu Süfyan şöyle diyordu:“ Artık Müslümanlar, deniz kenarına kadar arkalarına bakmadan kaçacaklardır.” Münafıkların bir diğeri ise şöyle  diyordu:“Artık sihir bozuldu” bir başka münafıkta İslam’ın  işini bitirmeye ve o kargaşalık ortamından istifade ederek, Peygamber’i  öldürerek tevhid nurunun ve aydınlık saçan risalet meşalesini  söndürmeye niyetlenmişlerdi.

PEYGAMBER VE FEDAKAR BİR GRUP MÜSLÜMANIN MUKAVEMETİ

Vahşet ve karışıklık sebebiyle firara kalkışan Müslümanların hali Peygamber’i oldukça üzdü. Zira  o, bir an bile  geç kalacak olursa tarih mihverinin değişeceğini, beşer toplumunun yolunu şaşıracağını  ve şirk  ordusunun tevhid ordusuna galip geleceğini çok derinden ihsas ediyordu. Bundan dolayı merkebinin  üzerinden yüksek bir sesle şöyle seslendi: “Ey Allah’ın dostları, Peygamber’in ensarı! ben Allah’ın kulu ve Resulüyüm.” Bu cümleyi söyledikten sonrada atını  mahmuzlayarak savaş meydanlarına doğru “ki, Malik’in askerleri orayı kendilerine cirit yeri kılıp bir grubu öldürmüş diğer bir grubu da öldürüyorlardı.” Harakete geçti. Emir-el Mü’minin, Abbas, Fazl b. Abbas, Usame ve Ebu Süfyan b. Haris’den  ibaret olan fedakar bir grup Müslüman da Peygamber’in ardından haraket ettiler.[5] Öyle ki, savaşın başından beri bir an olsun ondan gaflet etmemişler ve daima onun canını korumaya çalışıyorlardı.

Peygamber, duyurucu ve yüksek bir ses tonuna sahip olan kendi amcası Abbas’a yüksek bir sesle şöyle seslenmesini emretti:“Ey Peygamber’e yardım eden ensar, Rızvan ağacı altında Peygamber’e biat edenler! Nereye gidiyorsunuz? Peygamber buradadır..!” Abbas’ın sesini işittiklerinde onları dini  gayret ve hamiyetleri tahrik etti. Hemen hep bir ağızdan; “Lebbeyk, lebbeyk!” diyerek kahramanca Peygamber’in tarafına geri döndüler. Abbas’ın üst üste yaptığı çağrılar ki, Peygamber’in selamette olduğunu müjdeliyordu, firar eden grupların büyük bir  nedamet ve pişmanlık içerisinde  grup grup Peygamber’in  etrafına geri dönmelerine  ve düşman askerleri karşısında saf tutmalarına  sebep oldu. Müslümanlar, Peygamber’in emri ile firarlarını utanç verici  lekelerini  temizleyebilmek için genel bir saldırıya  geçtiler ve çok kısa  bir zaman içerisinde düşman geri çekilme ve firar etme zorunda kaldı.

Peygamber Müslümanlara cesaret  vermek maksadıyla  şöyle buyurdu:“Ben, Allah’ın  Peygamberi’yim ve hiç bir zaman yalan söylemem; Allah bana zafer vadetmiştir. Bu  askeri taktikler, “sakif” ve “hevazın” Kabilesinin genç ve savaşçı  askerlerinin kadın ve  mallarını da  orda bırakarak  “Evtas” ve  “Nahle” bölgelerine ve  taif kalelerine  doğru firar etmelerine  ve bir kısmınında öldürülmesine sebep oldu. Savaş ganimetleri: “Müslümanların bu savaştaki kayıpları 8 kişiden İbaretti.[6]  Ama düşmanlar altıbin esir, yirmi dört bin koyun ve dört bin vakiyye[7] de  gümüş bırakarak arkalarına  bakmadan firara kalkıştılar.”Peygamber destur vererek bütün ganimet ve  esirlerin “Ceirrane” denilen  bölgeye götürülmesini istedi. Esirleri özel evlerde göz altına  alarak emniyetleri  için de güvenlik nöbetçileri  tayin edildi. Ve bütün  ganimetlerin  el değmeden  öylece bırakılmasını  emretti. Bununla “Evtas” “Nahle” ve “Taif” bölgelerine  doğru kaçan düşmanları takip etmeyi amaçlıyordu.

————————

1-Tabakat-ı Kubra c.2 s.137

2- Tabakat-ı Kubra c.2 s.150

3-Tevbe Suresi / 25

4-Meğaz-i Vakidi c.3 s.897

5- Vakidi kendi “Meğazi”sinde Emir-el Mü’minin Fedakarlıklarının bir kısmını zikretmiştir. (c.3 s.602)

6-İbn-i Hişam kendi siresinde kayıp sayısının dört kişi olduğunu yazmaktadır ama böyle yaygın bir savaşta ölü sayısının fazla olması daha muhtemeldir.

7-Bir Rıtl 2564 gramdır. “Vakiyye” ise Rıtlin on iki de birdir. (1/12) Bundan dolayı “Vakiyye” takriben 213 gramdır. Ve 4.000 vakiyye 852 kg etmektedir.

——————————–

“Allame Cafer Sübhani”nin “Ebediyet Nuru” adlı kitabından alıntıdır.

Sayfa:601


Yorum Bırak